| Sırası | Geçtiği Yer | Arapça | Harekesiz | Okunuşu | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|---|---|---|
| 1 | A'raf 28. Ayet (7:28:17) | اَتَقُولُونَ | اتقولون | e-tekûlûne | mi söylüyorsunuz? | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Çirkin bir iş işledikleri vakit, “Biz atalarımızı bunun üzerinde bulduk, Allah da bize bunu emretti” derler. De ki: “Şüphesiz, Allah çirkin işleri emretmez. Siz bilmediğiniz şeyleri Allah’ın üzerine mi atıyorsunuz?” | |||||
| 2 | Yunus 68. Ayet (10:68:0) | اَتَقُولُونَ | اتقولون | etekûlûne | söylüyor musunuz? | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Allah, bir çocuk edindi” dediler. O, bundan uzaktır. O, her bakımdan sınırsız zengindir. Göklerdeki her şey, yerdeki her şey O’nundur. Bu konuda elinizde hiçbir delil de yoktur. Allah’a karşı bilmediğiniz bir şeyi mi söylüyorsunuz? | |||||
| 3 | Yunus 77. Ayet (10:77:0) | اَتَقُولُونَ | اتقولون | etekûlûne | böyle mi diyorsunuz? | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Mûsâ: “Size hak gelince, onun hakkında böyle mi diyorsunuz? Bu bir sihir midir? Oysa sihirbazlar, iflah olmazlar!” dedi. | |||||
| 4 | Bakara 87. Ayet (2:87:17) | اَفَكُلَّمَا | افكلما | efekullemâ | öyle mi? | ك ل ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Andolsun, Mûsâ’ya Kitab’ı (Tevrat’ı) verdik. Ondan sonra ard arda peygamberler gönderdik. Meryem oğlu İsa’ya mucizeler verdik. Onu Ruhu’l-Kudüs (Cebrail) ile destekledik. Size herhangi bir peygamber, hoşunuza gitmeyen bir şey getirdikçe, kibirlenip (onların) bir kısmını yalanlayıp bir kısmını da öldürmediniz mi? | |||||
| 5 | Bakara 33. Ayet (2:33:11) | اَقُلْ | اقل | ekul | size demiş | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah, şöyle dedi: “Ey Âdem! Onlara bunların isimlerini söyle.” Âdem, meleklere onların isimlerini bildirince Allah, “Size, göklerin ve yerin gaybını şüphesiz ki ben bilirim, yine açığa vurduklarınızı da, gizli tuttuklarınızı da ben bilirim demedim mi?” dedi. | |||||
| 6 | Yusuf 96. Ayet (12:96:12) | اَقُلْ | اقل | ekul | demedim mi? | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Müjdeci gelip gömleği Yakub’un yüzüne koyunca gözleri açılıverdi. Yakub, “Ben size, Allah tarafından, sizin bilemeyeceğiniz şeyleri bilirim demedim mi?” dedi. | |||||
| 7 | Kehf 72. Ayet (18:72:3) | اَقُلْ | اقل | ekul | demedim mi? | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Adam, “Sen benimle beraberliğe asla sabredemezsin, demedim mi?” dedi. | |||||
| 8 | Kehf 75. Ayet (18:75:3) | اَقُلْ | اقل | ekul | dememiş miydim? | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Adam, “Sana, benimle beraberliğe asla sabredemezsin demedim mi?” dedi. | |||||
| 9 | Kalem 28. Ayet (68:28:4) | اَقُلْ | اقل | ekul | ben demedim mi? | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onların en akl-ı selim sahibi olanı, “Ben size ‘Rabbinizi tespih etseydiniz ya! dememiş miydim?” dedi. | |||||
| 10 | Mâide 116. Ayet (5:116:23) | اَقُولَ | اقول | ekûle | söylemek | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah, kıyamet günü şöyle diyecek: “Ey Meryem oğlu İsa! Sen mi insanlara, Allah’ı bırakarak beni ve anamı iki ilâh edinin, dedin?” İsa da şöyle diyecek: “Seni bütün eksikliklerden uzak tutarım. Hakkım olmayan bir şeyi söylemem, benim için söz konusu olamaz. Eğer ben onu söylemiş olsaydım, elbette sen bunu bilirdin. Sen benim içimde olanı bilirsin, ama ben sende olanı bilemem. Şüphesiz ki yalnızca sen gaybları hakkıyla bilensin.” | |||||
| 11 | En'am 50. Ayet (6:50:3) | اَقُولُ | اقول | ekûlu | ben demiyorum | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | De ki: “Ben size, ‘Allah’ın hazineleri benim yanımdadır’ demiyorum. Ben gaybı da bilmem. Size ‘Ben bir meleğim’ de demiyorum. Ben sadece, bana gönderilen vahye uyuyorum.” De ki: “Görmeyenle gören bir olur mu? Siz hiç düşünmez misiniz?” | |||||
| 12 | En'am 50. Ayet (6:50:12) | اَقُولُ | اقول | ekûlu | demiyorum | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | De ki: “Ben size, ‘Allah’ın hazineleri benim yanımdadır’ demiyorum. Ben gaybı da bilmem. Size ‘Ben bir meleğim’ de demiyorum. Ben sadece, bana gönderilen vahye uyuyorum.” De ki: “Görmeyenle gören bir olur mu? Siz hiç düşünmez misiniz?” | |||||
| 13 | A'raf 105. Ayet (7:105:5) | اَقُولَ | اقول | ekûle | söylememem | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bana, Allah’a karşı sadece gerçeği söylemem yaraşır. Ben size Rabbinizden açık bir delil (mucize) getirdim. Artık İsrailoğullarını benimle gönder.[223] | |||||
| 14 | Hûd 31. Ayet (11:31:2) | اَقُولُ | اقول | ekûlu | ben demiyorum | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Size ben, “Allah’ın hazineleri yanımdadır”, demiyorum; gaybı da bilmem. “Ben bir meleğim” de demiyorum. Sizin hor gördüğünüz kimseler için, “Allah, onlara asla hiçbir hayır vermez” de diyemem. Allah, onların içlerindekini daha iyi bilir. Böyle bir şey söylersem, o zaman ben gerçekten zâlimlerden olurum. | |||||
| 15 | Hûd 31. Ayet (11:31:11) | اَقُولُ | اقول | ekûlu | demiyorum | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Size ben, “Allah’ın hazineleri yanımdadır”, demiyorum; gaybı da bilmem. “Ben bir meleğim” de demiyorum. Sizin hor gördüğünüz kimseler için, “Allah, onlara asla hiçbir hayır vermez” de diyemem. Allah, onların içlerindekini daha iyi bilir. Böyle bir şey söylersem, o zaman ben gerçekten zâlimlerden olurum. | |||||
| 16 | Hûd 31. Ayet (11:31:15) | اَقُولُ | اقول | ekûlu | diyemem | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Size ben, “Allah’ın hazineleri yanımdadır”, demiyorum; gaybı da bilmem. “Ben bir meleğim” de demiyorum. Sizin hor gördüğünüz kimseler için, “Allah, onlara asla hiçbir hayır vermez” de diyemem. Allah, onların içlerindekini daha iyi bilir. Böyle bir şey söylersem, o zaman ben gerçekten zâlimlerden olurum. | |||||
| 17 | Sâd 84. Ayet (38:84:4) | اَقُولُۚ | اقول | ekûl(u) | ben diyorum ki | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah, şöyle dedi: “İşte bu gerçektir. Ben de gerçeği söylüyorum:” | |||||
| 18 | Mü'min 44. Ayet (40:44:3) | اَقُولُ | اقول | ekûlu | söylediysem | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Size söylediklerimi hatırlayacaksınız. Ben işimi Allah’a havale ediyorum. Şüphesiz Allah, kullarını hakkıyla görendir.” | |||||
| 19 | Sebe' 16. Ayet (34:16:10) | اُكُلٍ | اكل | ukulin | yemişli | أ ك ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Fakat onlar yüz çevirdiler. Biz de üzerlerine Arim[444] selini gönderdik. Onların bahçelerini ekşi meyveli ağaçlar, acı ılgın ve biraz da sedir ağacı bulunan iki bahçeye çevirdik. | |||||
| 20 | En'am 141. Ayet (6:141:11) | اُكُلُهُ | اكله | ukuluhu | ürünleri | أ ك ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | O, çardaklı-çardaksız olarak bahçeleri, ürünleri, çeşit çeşit hurmalıkları ve ekinleri, zeytini ve narı (her biri) birbirine benzer ve (her biri) birbirinden farklı biçimde yaratandır.[196] Bunlar meyve verince meyvelerinden yiyin. Hasat günü de hakkını (öşürünü)[197] verin, fakat israf etmeyin. Çünkü O, israf edenleri sevmez. | |||||
| 21 | Bakara 265. Ayet (2:265:17) | اُكُلَهَا | اكلها | ukulehâ | ürününü | أ ك ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah’ın rızasını kazanmak arzusuyla ve kalben mutmain olarak mallarını Allah yolunda harcayanların durumu, yüksekçe bir yerdeki güzel bir bahçenin durumu gibidir ki, bol yağmur alınca iki kat ürün verir. Bol yağmur almasa bile ona çiseleme yeter. Allah, yaptıklarınızı hakkıyla görendir. | |||||
| 22 | Ra'd 35. Ayet (13:35:10) | اُكُلُهَا | اكلها | ukuluhâ | meyvesi | أ ك ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah’a karşı gelmekten sakınanlara va’dolunan cennetin durumu şudur: Onun içinden ırmaklar akar, yemişleri ve gölgeleri devamlıdır. İşte bu, Allah’a karşı gelmekten sakınanların sonudur. İnkâr edenlerin sonu ise ateştir. | |||||
| 23 | İbrahim 25. Ayet (14:25:2) | اُكُلَهَا | اكلها | ukulehâ | meyvesini | أ ك ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bu ağaç, Rabbinin izniyle her zaman meyvesini verir. Öğüt alsınlar diye Allah insanlara misaller getirir. | |||||
| 24 | Kehf 33. Ayet (18:33:4) | اُكُلَهَا | اكلها | ukulehâ | yemişini | أ ك ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Her iki bağ da meyvelerini vermiş ve ürünlerinden hiçbir şeyi eksik bırakmamıştı. Bu iki bağın arasından bir de nehir fışkırtmıştık. | |||||
| 25 | Ra'd 4. Ayet (13:4:21) | الْاُكُلِۜ | الاكل | l-ukul(i) | ürünlerinde | أ ك ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Yeryüzünde birbirine komşu kara parçaları, üzüm bağları, ekinler; bir kökten çıkan çok gövdeli ve tek gövdeli hurma ağaçları vardır ki hepsi aynı su ile sulanır. Ama biz ürünleri konusunda bir kısmını bir kısmına üstün kılıyoruz. Şüphesiz bunda aklını kullanan bir kavim için (Allah’ın varlığını gösteren) deliller vardır. | |||||
| 26 | Ra'd 28. Ayet (13:28:11) | الْقُلُوبُۜ | القلوب | l-kulûb(u) | gönüller | ق ل ب |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlar, inananlar ve kalpleri Allah’ı anmakla huzura kavuşanlardır. Biliniz ki, kalpler ancak Allah’ı anmakla huzur bulur. | |||||
| 27 | Hacc 32. Ayet (22:32:9) | الْقُلُوبِ | القلوب | l-kulûb(i) | kalblerin | ق ل ب |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bu böyle. Her kim de Allah’ın nişanelerini (kurbanlıklarını) yüceltirse, şüphesiz ki bu kalplerin takvasından (Allah’a karşı gelmekten sakınmasından)dır. | |||||
| 28 | Hacc 46. Ayet (22:46:20) | الْقُلُوبُ | القلوب | l-kulûbu | kalbler | ق ل ب |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Yeryüzünde gezip dolaşmadılar mı ki, düşünecek kalpleri, işitecek kulakları olsun? (Dolaştılar, ama ibret almadılar). Çünkü gerçekte gözler değil, göğüslerdeki kalpler (kalp gözleri) kör olur. | |||||
| 29 | Nûr 37. Ayet (24:37:18) | الْقُلُوبُ | القلوب | l-kulûbu | yüreklerin | ق ل ب |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 36,37. Allah’ın, yüceltilmesine ve içlerinde adının anılmasına izin verdiği evlerde hiçbir ticaretin ve hiçbir alışverişin kendilerini, Allah’ı anmaktan, namazı kılmaktan, zekâtı vermekten alıkoymadığı birtakım adamlar, buralarda sabah akşam O’nu tesbih ederler. Onlar, kalplerin ve gözlerin dikilip kalacağı bir günden korkarlar. | |||||
| 30 | Ahzab 10. Ayet (33:10:12) | الْقُلُوبُ | القلوب | l-kulûbu | yürekler | ق ل ب |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Hani onlar size hem üst tarafınızdan hem alt tarafınızdan gelmişlerdi. Hani gözler kaymış ve yürekler ağızlara gelmişti. Siz de Allah’a karşı çeşitli zanlarda bulunuyordunuz. | |||||
| 31 | Mü'min 18. Ayet (40:18:5) | الْقُلُوبُ | القلوب | l-kulûbu | yürekler | ق ل ب |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Yaklaşmakta olan gün konusunda onları uyar. O gün yürekler gam ve tasa ile dolu, (sanki) gırtlaklara dayanmıştır. Zalimlerin ne sıcak bir dostu, ne de sözü dinlenir bir şefaatçisi vardır. | |||||
| 32 | Bakara 100. Ayet (2:100:1) | اَوَكُلَّمَا | اوكلما | eve-kullemâ | ne zaman | ك ل ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlar ne zaman bir antlaşma yaptılarsa, içlerinden birtakımı o antlaşmayı bozmadı mı? Zaten onların çoğu iman etmez. | |||||
| 33 | Bakara 29. Ayet (2:29:17) | بِكُلِّ | بكل | bikulli | her | ك ل ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | O, yeryüzünde olanların hepsini sizin için yaratan, sonra göğe yönelip onları yedi gök hâlinde düzenleyendir. O, her şeyi hakkıyla bilendir. | |||||
| 34 | Bakara 145. Ayet (2:145:6) | بِكُلِّ | بكل | bi-kulli | her türlü | ك ل ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Andolsun, sen kendilerine kitap verilenlere her türlü mucizeyi getirsen de, onlar yine senin kıblene uymazlar. Sen de onların kıblesine uyacak değilsin. Onlar birbirlerinin kıblesine de uymazlar. Andolsun, eğer sana gelen bunca ilimden sonra onların arzu ve keyiflerine uyacak olursan, o takdirde sen de mutlaka zalimlerden olursun. | |||||
| 35 | Bakara 231. Ayet (2:231:43) | بِكُلِّ | بكل | bi-kulli | her | ك ل ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kadınları boşadığınız ve onlar da bekleme sürelerini bitirdikleri zaman, ya onları iyilikle tutun yahut iyilikle bırakın. Haklarına tecavüz edip zarar vermek için onları tutmayın. Bunu kim yaparsa kendine zulmetmiş olur. Sakın Allah’ın âyetlerini eğlenceye almayın. Allah’ın üzerinizdeki nimetini, size öğüt vermek için indirdiği Kitab’ı ve hikmeti hatırlayın. Allah’a karşı gelmekten sakının ve bilin ki Allah her şeyi hakkıyla bilendir. | |||||
| 36 | Bakara 282. Ayet (2:282:127) | بِكُلِّ | بكل | bi-kulli | her | ك ل ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ey iman edenler! Belli bir süre için birbirinize borçlandığınız zaman bunu yazın. Aranızda bir yazıcı adaletle yazsın. Yazıcı, Allah’ın kendisine öğrettiği şekilde yazmaktan kaçınmasın, (her şeyi olduğu gibi dosdoğru) yazsın. Üzerinde hak olan (borçlu) da yazdırsın ve Rabbi olan Allah’tan korkup sakınsın da borçtan hiçbir şeyi eksik etmesin (hepsini tam yazdırsın). Eğer borçlu, aklı ermeyen, veya zayıf bir kimse ise, ya da yazdıramıyorsa, velisi adaletle yazdırsın. (Bu işleme) şahitliklerine güvendiğiniz iki erkeği; eğer iki erkek olmazsa, bir erkek ve iki kadını şahit tutun. Bu, onlardan biri unutacak olursa, diğerinin ona hatırlatması içindir. Şahitler çağırıldıkları zaman (gelmekten) kaçınmasınlar. Az olsun, çok olsun, borcu süresine kadar yazmaktan usanmayın. Bu, Allah katında adalete daha uygun, şahitlik için daha sağlam, şüpheye düşmemeniz için daha elverişlidir. Yalnız, aranızda hemen alıp verdiğiniz peşin ticaret olursa, onu yazmamanızdan ötürü üzerinize bir günah yoktur. Alışveriş yaptığınız zaman da şahit tutun. Yazana da, şahide de bir zarar verilmesin.[79] Eğer aksini yaparsanız, bu sizin için günahkârca bir davranış olur. Allah’a karşı gelmekten sakının. Allah, size öğretiyor. Allah, her şeyi hakkıyla bilendir.[80] | |||||
| 37 | Nisâ 32. Ayet (4:32:25) | بِكُلِّ | بكل | bi-kulli | her | ك ل ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah’ın, kiminizi kiminize üstün kılmaya vesile yaptığı şeyleri (haset ederek) arzu edip durmayın. Erkeklere kazandıklarından bir pay vardır. Kadınlara da kazandıklarından bir pay vardır. Allah’tan, O’nun lütfunu isteyin. Şüphesiz Allah, her şeyi hakkıyla bilendir. | |||||
| 38 | Nisâ 126. Ayet (4:126:10) | بِكُلِّ | بكل | bikulli | her | ك ل ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Göklerdeki her şey, yerdeki her şey Allah’ındır. Allah, her şeyi kuşatıcıdır. | |||||
| 39 | Nisâ 176. Ayet (4:176:48) | بِكُلِّ | بكل | bikulli | he | ك ل ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Senden fetva istiyorlar. De ki: “Allah, size “kelâle” (babasız ve çocuksuz kimse)nin mirası hakkında hükmünü açıklıyor: Çocuğu olmayan bir kişi ölür de kız kardeşi bulunursa, bıraktığı malın yarısı onundur. Eğer kız kardeşi ölür ve çocuğu da bulunmazsa, erkek kardeş ona varis olur. Eğer kız kardeşler iki iseler, (erkek kardeşin) bıraktığının üçte ikisi onlarındır. Eğer kardeşler erkekli kızlı iseler, o zaman (bir) erkeğe, iki kızın hissesi kadar (pay) vardır. Sapmayasınız diye Allah size (hükmünü) açıklıyor. Allah, her şeyi hakkıyla bilendir. | |||||
| 40 | Mâide 97. Ayet (5:97:25) | بِكُلِّ | بكل | bikulli | her | ك ل ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah; Ka’be’yi, o saygıdeğer evi, haram ayı[159], hac kurbanını ve (bu kurbanlara takılı) gerdanlıkları insanlar(ın din ve dünyaları) için ayakta kalma (ve canlanma) sebebi kıldı. Bunlar, göklerde ve yerde ne varsa hepsini Allah’ın bildiğini ve Allah’ın (zaten) her şeyi hakkıyla bilmekte olduğunu bilmeniz içindir.[160] | |||||
| 41 | En'am 101. Ayet (6:101:16) | بِكُلِّ | بكل | bikulli | her | ك ل ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | O, gökleri ve yeri örnekleri yokken yaratandır. O’nun bir eşi olmadığı hâlde, nasıl bir çocuğu olabilir? Hâlbuki her şeyi O yarattı. O, her şeyi hakkıyla bilendir. | |||||
| 42 | A'raf 86. Ayet (7:86:3) | بِكُلِّ | بكل | bikulli | her | ك ل ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Bir de, tehdit ederek Allah’ın yolundan O’na iman edenleri çevirmek, Allah’ın yolunu eğri ve çelişkili göstermek üzere her yol üstüne oturmayın. Hatırlayın ki, siz az (ve güçsüz) idiniz de O sizi çoğalttı. Bakın, bozguncuların sonu nasıl oldu!?” | |||||
| 43 | A'raf 112. Ayet (7:112:2) | بِكُلِّ | بكل | bi-kulli | bütün | ك ل ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Bütün usta sihirbazları (toplayıp) sana getirsinler.” | |||||
| 44 | Enfal 75. Ayet (8:75:0) | بِكُلِّ | بكل | bikulli | her | ك ل ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Daha sonra iman edip hicret eden ve sizinle birlikte cihad edenlere gelince, işte onlar da sizdendir. Allah’ın kitabınca, kan akrabaları birbirlerine (varis olmaya) daha lâyıktırlar. Şüphesiz Allah hakkıyla bilendir. | |||||
| 45 | Tevbe 115. Ayet (9:115:0) | بِكُلِّ | بكل | bi-kulli | her | ك ل ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Doğru yola ilettikten sonra, sakınacakları şeyleri kendilerine apaçık bildirmedikçe, Allah bir toplumu saptıracak değildir. Şüphesiz Allah, her şeyi hakkıyla bilendir. | |||||
| 46 | Yunus 79. Ayet (10:79:0) | بِكُلِّ | بكل | bi-kulli | bütün | ك ل ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Firavun, “Bütün usta sihirbazları bana getirin” dedi.[270] | |||||
| 47 | Enbiyâ 81. Ayet (21:81:12) | بِكُلِّ | بكل | bi-kulli | her | ك ل ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Süleyman’ın hizmetine de güçlü esen rüzgârı verdik. Rüzgâr, onun emriyle içinde bereketler yarattığımız yere eser giderdi. Biz, her şeyi hakkıyla bileniz. | |||||
| 48 | Nûr 35. Ayet (24:35:46) | بِكُلِّ | بكل | bi-kulli | her | ك ل ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah, göklerin ve yerin nurudur. O’nun nurunun temsili şudur: Duvarda bir hücre; içinde bir kandil, kandil de bir cam fânûs içinde. Fânûs sanki inci gibi parlayan bir yıldız. Mübarek bir ağaçtan, ne doğuya, ne de batıya ait olan zeytin ağacından tutuşturulur. Bu ağacın yağı, ateş dokunmasa bile neredeyse aydınlatacak (kadar berrak)tır. Nur üstüne nur. Allah, dilediği kimseyi nuruna iletir. Allah, insanlar için misaller verir. Allah, her şeyi hakkıyla bilendir.[388] | |||||
| 49 | Nûr 64. Ayet (24:64:20) | بِكُلِّ | بكل | bi-kulli | her | ك ل ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bilmiş olun ki şüphesiz göklerdeki her şey, yerdeki her şey Allah’ındır. O, içinde bulunduğunuz durumu gerçekten bilir. Allah’a döndürülecekleri ve yaptıklarını Allah’ın onlara haber vereceği günü hatırla. Allah, her şeyi hakkıyla bilendir. | |||||
| 50 | Şu'arâ 37. Ayet (26:37:2) | بِكُلِّ | بكل | bikulli | bütün | ك ل ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Sana bütün usta sihirbazları getirsinler.” | |||||