| Sırası | Geçtiği Yer | Arapça | Harekesiz | Okunuşu | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|---|---|---|
| 750 | Mü'minûn 21. Ayet (23:21:15) | تَأْكُلُونَۙ | تأكلون | te/kulûn(e) | yersiniz | أ ك ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Hayvanlarda sizin için elbette bir ibret vardır. Onların içlerindeki sütten size içiririz. Onlarda sizin için daha birçok faydalar da vardır ve onlardan yersiniz de. | |||||
| 751 | Mü'minûn 27. Ayet (23:27:16) | كُلٍّ | كل | kullin | her (cins)- | ك ل ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bunun üzerine Nûh’a, “Bizim gözetimimiz altında ve vahyimize göre o gemiyi yap” diye vahyettik. “Bizim emrimiz gelip de tandır kaynamaya başlayınca, (sular coşup taştığında Nûh’a) dedik ki: “Her cins canlıdan (erkekli dişili) birer çift, bir de kendileri aleyhinde daha önce hüküm verilmiş olanlardan başka aileni gemiye al ve zulmeden kimseler hakkında bana hiç yalvarma! Şüphesiz onlar suda boğulacaklardır.”[384] | |||||
| 752 | Mü'minûn 28. Ayet (23:28:8) | فَقُلِ | فقل | fe-kuli | de ki | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Sen ve beraberindeki kimseler, gemiye bindiğiniz zaman: “Bizi zalim kavmin elinden kurtaran Allah’a hamd olsun” de. | |||||
| 753 | Mü'minûn 29. Ayet (23:29:1) | وَقُلْ | وقل | ve kul | ve de ki | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Yine de ki: “Ey Rabbim! Beni bereketli bir yere kondur. Sen, konuk edenlerin en hayırlısısın.” | |||||
| 754 | Mü'minûn 33. Ayet (23:33:19) | يَأْكُلُ | يأكل | ye/kulu | yiyor | أ ك ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | O peygamberin kavminden, Allah’ı inkâr eden, ahireti yalanlayan ve bizim dünya hayatında kendilerine bol bol nimet verdiğimiz ileri gelenler şöyle dediler: “O da ancak sizin gibi bir insandır. Sizin yediğiniz şeylerden yiyor, içtiğiniz şeylerden içiyor.” | |||||
| 755 | Mü'minûn 33. Ayet (23:33:21) | تَأْكُلُونَ | تأكلون | te/kulûne | sizin yediğiniz- | أ ك ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | O peygamberin kavminden, Allah’ı inkâr eden, ahireti yalanlayan ve bizim dünya hayatında kendilerine bol bol nimet verdiğimiz ileri gelenler şöyle dediler: “O da ancak sizin gibi bir insandır. Sizin yediğiniz şeylerden yiyor, içtiğiniz şeylerden içiyor.” | |||||
| 756 | Mü'minûn 44. Ayet (23:44:5) | كُلَّمَا | كلما | kulle mâ | ne zaman | ك ل ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Sonra arka arkaya peygamberlerimizi gönderdik. Her ümmete kendi peygamberi geldikçe, onu yalanladılar. Biz de onları birbiri ardından helâk ettik ve onları birer ibretli hikâye yaptık. Artık inanmayan bir kavim, Allah’ın rahmetinden uzak olsun! | |||||
| 757 | Mü'minûn 51. Ayet (23:51:4) | كُلُوا | كلوا | kulû | yeyin | أ ك ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ey peygamberler! Temiz şeylerden yiyiniz ve iyi ameller işleyiniz. Doğrusu ben, sizin yaptığınız şeyleri tamamen bilirim. | |||||
| 758 | Mü'minûn 53. Ayet (23:53:5) | كُلُّ | كل | kullu | her | ك ل ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (İnsanlar ise, din) işlerini kendi aralarında parça parça ettiler. Her grup kendinde bulunan ile sevinmektedir. | |||||
| 759 | Mü'minûn 60. Ayet (23:60:5) | وَقُلُوبُهُمْ | وقلوبهم | ve kulûbuhum | kalbleri | ق ل ب |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Rabblerine dönecekleri için verdiklerini kalpleri ürpererek verenler, | |||||
| 760 | Mü'minûn 63. Ayet (23:63:2) | قُلُوبُهُمْ | قلوبهم | kulûbuhum | onların kalbleri | ق ل ب |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ancak kâfirlerin kalbleri bu Kur’an’a karşı bir gaflet içindedir. Onların bundan başka yapageldikleri birtakım (kötü) işleri de vardır. | |||||
| 761 | Mü'minûn 70. Ayet (23:70:2) | يَقُولُونَ | يقولون | yekûlûne | (-mı) diyorlar? | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Yoksa “O cinnet getirmiş” mi diyorlar? Hayır o, onlara hakkı getirdi. Hâlbuki onların pek çoğu haktan hoşlanmamaktadırlar. | |||||
| 762 | Mü'minûn 84. Ayet (23:84:1) | قُلْ | قل | kul | de ki | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | De ki: “Eğer biliyorsanız söyleyin: Yer ve yerde bulunanlar kime aittir?” | |||||
| 763 | Mü'minûn 85. Ayet (23:85:1) | سَيَقُولُونَ | سيقولون | se-yekûlûne | diyecekler | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Allah’ındır” diyecekler. “Öyle ise siz hiç düşünüp öğüt almaz mısınız?” de. | |||||
| 764 | Mü'minûn 85. Ayet (23:85:3) | قُلْ | قل | kul | de ki | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Allah’ındır” diyecekler. “Öyle ise siz hiç düşünüp öğüt almaz mısınız?” de. | |||||
| 765 | Mü'minûn 86. Ayet (23:86:1) | قُلْ | قل | kul | de ki | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | De ki: “Yedi kat göklerin Rabbi, büyük Arş’ın Rabbi kimdir?” | |||||
| 766 | Mü'minûn 87. Ayet (23:87:1) | سَيَقُولُونَ | سيقولون | se-yekûlûne | diyecekler | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Allah’ındır” diyecekler. “Öyle ise O’na karşı gelmekten sakınmaz mısınız?” de. | |||||
| 767 | Mü'minûn 87. Ayet (23:87:3) | قُلْ | قل | kul | de ki | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Allah’ındır” diyecekler. “Öyle ise O’na karşı gelmekten sakınmaz mısınız?” de. | |||||
| 768 | Mü'minûn 88. Ayet (23:88:1) | قُلْ | قل | kul | de ki | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | De ki: “Eğer biliyorsanız söyleyin: Her şeyin hükümranlığı elinde olan, kendisi koruyan, kendisine karşı korunulamaz olan kimdir?” | |||||
| 769 | Mü'minûn 88. Ayet (23:88:5) | كُلِّ | كل | kulli | her | ك ل ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | De ki: “Eğer biliyorsanız söyleyin: Her şeyin hükümranlığı elinde olan, kendisi koruyan, kendisine karşı korunulamaz olan kimdir?” | |||||
| 770 | Mü'minûn 89. Ayet (23:89:1) | سَيَقُولُونَ | سيقولون | se-yekûlûne | diyecekler | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Allah’ındır” diyecekler. “Öyle ise nasıl aldanıyorsunuz?” de. | |||||
| 771 | Mü'minûn 89. Ayet (23:89:3) | قُلْ | قل | kul | de ki | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Allah’ındır” diyecekler. “Öyle ise nasıl aldanıyorsunuz?” de. | |||||
| 772 | Mü'minûn 91. Ayet (23:91:13) | كُلُّ | كل | kullu | her | ك ل ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 91,92. Allah, hiçbir çocuk edinmemiştir. O’nunla birlikte başka hiçbir ilâh yoktur. Öyle olsaydı, her ilâh kendi yarattığını alır götürür ve mutlaka birbirlerine üstün gelmeye çalışırlardı. Gaybı da, görülen âlemi de bilen Allah, onların yakıştırdığı nitelemelerden uzaktır. Onların koştukları ortaklardan çok yücedir. | |||||
| 773 | Mü'minûn 93. Ayet (23:93:1) | قُلْ | قل | kul | de ki | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 93,94. De ki: “Ey Rabbim! Onlara yöneltilen tehditleri bana mutlaka göstereceksen, beni o zalim milletin içinde bulundurma.” | |||||
| 774 | Mü'minûn 97. Ayet (23:97:1) | وَقُلْ | وقل | ve kul | ve de ki | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | De ki: “Ey Rabbim! Şeytanların vesveselerinden sana sığınırım.” | |||||
| 775 | Mü'minûn 102. Ayet (23:102:2) | ثَقُلَتْ | ثقلت | śekulet | ağır gelirse | ث ق ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Artık kimin tartıları ağır gelirse, işte onlar kurtuluşa erenlerin ta kendileridir. | |||||
| 776 | Mü'minûn 109. Ayet (23:109:6) | يَقُولُونَ | يقولون | yekûlûne | diyorlar | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kullarımdan, “Ey Rabbimiz! Biz inandık, bizi bağışla, bize merhamet et, sen merhamet edenlerin en hayırlısısın” diyen bir grup var idi. | |||||
| 777 | Mü'minûn 118. Ayet (23:118:1) | وَقُلْ | وقل | ve kul | ve de ki | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | De ki: “Rabbim! Bağışla, merhamet et. Çünkü sen merhamet edenlerin en hayırlısısın!” | |||||
| 778 | Nûr 2. Ayet (24:2:4) | كُلَّ | كل | kulle | her | ك ل ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Zina eden kadın ve zina eden erkekten her birine yüzer değnek vurun. Allah’a ve ahiret gününe inanıyorsanız, Allah’ın dini(nin koymuş olduğu hükmü uygulama) konusunda onlara acıyacağınız tutmasın. Mü’minlerden bir topluluk da onların cezalandırılmasına şahit olsun. | |||||
| 779 | Nûr 11. Ayet (24:11:15) | لِكُلِّ | لكل | li-kulli | her (karşılığını görecektir) | ك ل ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | O ağır iftirayı uyduranlar, sizin içinizden bir güruhtur. Bu iftirayı kendiniz için kötü bir şey sanmayın. Aksine o sizin için bir hayırdır. Onlardan her biri için, işledikleri günahın cezası vardır. İçlerinden (elebaşılık ederek) o günahın büyüğünü üstlenen için ise ağır bir azap vardır.[385] | |||||
| 780 | Nûr 15. Ayet (24:15:4) | وَتَقُولُونَ | وتقولون | ve tekûlûne | ve söylüyorsunuz | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Hani o iftirayı dilden dile dolaştırıyor; hakkında hiçbir bilginiz olmayan şeyleri ağzınıza alıp söylüyor ve bunu önemsiz bir iş sanıyordunuz. Hâlbuki bu, Allah katında büyük bir günahtır. | |||||
| 781 | Nûr 16. Ayet (24:16:4) | قُلْتُمْ | قلتم | kultum | demeniz | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bu iftirayı işittiğiniz vakit, “Böyle sözleri ağzımıza almamız bize yaraşmaz. Seni eksikliklerden uzak tutarız Allah’ım! Bu, çok büyük bir iftiradır” deseydiniz ya! | |||||
| 782 | Nûr 26. Ayet (24:26:12) | يَقُولُونَۜ | يقولون | yekûlûn(e) | onların söyledikleri | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kötü kadınlar, kötü erkeklere; kötü erkekler de kötü kadınlara; temiz kadınlar temiz erkeklere, temiz erkekler de temiz kadınlara lâyıktır.[386] O temiz olanlar, iftiracıların söyledikleri şeylerden uzaktırlar. Onlar için bir bağışlanma ve bolca verilmiş iyi bir rızık vardır. | |||||
| 783 | Nûr 30. Ayet (24:30:1) | قُلْ | قل | kul | söyle | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Mü’min erkeklere söyle, gözlerini haramdan sakınsınlar, ırzlarını korusunlar. Bu davranış onlar için daha nezihtir. Şüphe yok ki, Allah onların yaptıklarından hakkıyla haberdardır. | |||||
| 784 | Nûr 31. Ayet (24:31:1) | وَقُلْ | وقل | ve kul | ve söyle | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Mü’min kadınlara da söyle, gözlerini haramdan sakınsınlar, ırzlarını korusunlar. (Yüz ve el gibi) görünen kısımlar müstesna, zînet (yer)lerini göstermesinler. Başörtülerini ta yakalarının üzerine kadar salsınlar. Zinetlerini, kocalarından, yahut babalarından, yahut kocalarının babalarından, yahut oğullarından, yahut üvey oğullarından, yahut erkek kardeşlerinden, yahut erkek kardeşlerinin oğullarından, yahut kız kardeşlerinin oğullarından, yahut müslüman kadınlardan, yahut sahip oldukları kölelerden, yahut erkekliği kalmamış hizmetçilerden, yahut da henüz kadınların mahrem yerlerine vakıf olmayan erkek çocuklardan başkalarına göstermesinler. Gizledikleri zinetler bilinsin diye ayaklarını yere vurmasınlar. Ey mü’minler, hep birlikte tövbe ediniz ki kurtuluşa eresiniz! | |||||
| 785 | Nûr 35. Ayet (24:35:46) | بِكُلِّ | بكل | bi-kulli | her | ك ل ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah, göklerin ve yerin nurudur. O’nun nurunun temsili şudur: Duvarda bir hücre; içinde bir kandil, kandil de bir cam fânûs içinde. Fânûs sanki inci gibi parlayan bir yıldız. Mübarek bir ağaçtan, ne doğuya, ne de batıya ait olan zeytin ağacından tutuşturulur. Bu ağacın yağı, ateş dokunmasa bile neredeyse aydınlatacak (kadar berrak)tır. Nur üstüne nur. Allah, dilediği kimseyi nuruna iletir. Allah, insanlar için misaller verir. Allah, her şeyi hakkıyla bilendir.[388] | |||||
| 786 | Nûr 37. Ayet (24:37:18) | الْقُلُوبُ | القلوب | l-kulûbu | yüreklerin | ق ل ب |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 36,37. Allah’ın, yüceltilmesine ve içlerinde adının anılmasına izin verdiği evlerde hiçbir ticaretin ve hiçbir alışverişin kendilerini, Allah’ı anmaktan, namazı kılmaktan, zekâtı vermekten alıkoymadığı birtakım adamlar, buralarda sabah akşam O’nu tesbih ederler. Onlar, kalplerin ve gözlerin dikilip kalacağı bir günden korkarlar. | |||||
| 787 | Nûr 41. Ayet (24:41:13) | كُلٌّ | كل | kullun | her biri | ك ل ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Göklerde ve yeryüzünde bulunan kimselerle, sıra sıra (kanat çırparak uçan) kuşların Allah’ı tespih ettiğini görmez misin? Her biri duasını ve tesbihini kesin olarak bilmektedir. Allah, onların yapmakta olduğu şeyleri hakkıyla bilendir. | |||||
| 788 | Nûr 45. Ayet (24:45:3) | كُلَّ | كل | kulle | her | ك ل ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah, bütün canlıları sudan yarattı. İşte bunlardan bir kısmı karnı üzerinde sürünür, kimi iki ayak üzerinde yürür, kimisi dört ayak üzerinde yürür. Allah, dilediğini yaratır. Çünkü Allah, her şeye hakkıyla gücü yetendir. | |||||
| 789 | Nûr 45. Ayet (24:45:29) | كُلِّ | كل | kulli | her | ك ل ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah, bütün canlıları sudan yarattı. İşte bunlardan bir kısmı karnı üzerinde sürünür, kimi iki ayak üzerinde yürür, kimisi dört ayak üzerinde yürür. Allah, dilediğini yaratır. Çünkü Allah, her şeye hakkıyla gücü yetendir. | |||||
| 790 | Nûr 47. Ayet (24:47:1) | وَيَقُولُونَ | ويقولون | ve yekûlûne | ve diyorlar | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Münâfıklar), “Allah’a ve peygambere inandık ve itaat ettik” derler. Sonra da onların bir kısmı bunun ardından yüz çevirirler. Hâlbuki onlar inanmış değillerdir. | |||||
| 791 | Nûr 50. Ayet (24:50:2) | قُلُوبِهِمْ | قلوبهم | kulûbihim | kalblerinde | ق ل ب |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kalplerinde bir hastalık mı var, yoksa şüphe ve tereddüde mi düştüler? Yoksa Allah ve Resûlünün kendilerine karşı zulüm ve haksızlık edeceğinden mi korkuyorlar? Hayır, işte onlar asıl zalimlerdir. | |||||
| 792 | Nûr 51. Ayet (24:51:13) | يَقُولُوا | يقولوا | yekûlû | demeleridir | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Aralarında hüküm vermek için Allah’a (Kur’an’a) ve Resûlüne davet edildiklerinde, mü’minlerin söyleyeceği söz ancak, “işittik ve iman ettik” demeleridir. İşte onlar kurtuluşa erenlerin ta kendileridir. | |||||
| 793 | Nûr 53. Ayet (24:53:8) | قُلْ | قل | kul | de ki | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Münâfıklar, sen kendilerine emrettiğin takdirde mutlaka savaşa çıkacaklarına dair en ağır bir şekilde Allah’a yemin ettiler. De ki: “Yemin etmeyin. Sizden istenen güzelce itaat etmektir. Şüphesiz Allah, yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır.” | |||||
| 794 | Nûr 54. Ayet (24:54:1) | قُلْ | قل | kul | de ki | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Allah’a itaat edin, peygambere itaat edin” de. Eğer yüz çevirirseniz bilin ki ona yüklenen sorumluluğu ancak ona ait; size yüklenen görevin sorumluluğu da yalnızca size aittir. Eğer ona itaat ederseniz doğru yola erersiniz. Peygambere düşen ancak apaçık bir tebliğdir. | |||||
| 795 | Nûr 61. Ayet (24:61:17) | تَأْكُلُوا | تأكلوا | te/kulû | yemenizde | أ ك ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Köre güçlük yoktur, topala güçlük yoktur, hastaya da güçlük yoktur.[390] Kendi evlerinizde veya babalarınızın evlerinde veya annelerinizin evlerinde veya erkek kardeşlerinizin evlerinde veya kız kardeşlerinizin evlerinde veya amcalarınızın evlerinde veya halalarınızın evlerinde veya dayılarınızın evlerinde veya teyzelerinizin evlerinde veya anahtarlarına sahip olduğunuz evlerde ya da dostlarınızın evlerinde yemek yemenizde de bir sakınca yoktur. Bir arada veya ayrı ayrı olarak yemek yemenizde de bir sakınca yoktur. Evlere girdiğiniz zaman birbirinize, Allah katından mübarek ve hoş bir esenlik dileği olarak, selâm verin. İşte Allah, düşünesiniz diye âyetleri size böyle açıklar. | |||||
| 796 | Nûr 61. Ayet (24:61:54) | تَأْكُلُوا | تأكلوا | te/kulû | yemenizde | أ ك ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Köre güçlük yoktur, topala güçlük yoktur, hastaya da güçlük yoktur.[390] Kendi evlerinizde veya babalarınızın evlerinde veya annelerinizin evlerinde veya erkek kardeşlerinizin evlerinde veya kız kardeşlerinizin evlerinde veya amcalarınızın evlerinde veya halalarınızın evlerinde veya dayılarınızın evlerinde veya teyzelerinizin evlerinde veya anahtarlarına sahip olduğunuz evlerde ya da dostlarınızın evlerinde yemek yemenizde de bir sakınca yoktur. Bir arada veya ayrı ayrı olarak yemek yemenizde de bir sakınca yoktur. Evlere girdiğiniz zaman birbirinize, Allah katından mübarek ve hoş bir esenlik dileği olarak, selâm verin. İşte Allah, düşünesiniz diye âyetleri size böyle açıklar. | |||||
| 797 | Nûr 64. Ayet (24:64:20) | بِكُلِّ | بكل | bi-kulli | her | ك ل ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bilmiş olun ki şüphesiz göklerdeki her şey, yerdeki her şey Allah’ındır. O, içinde bulunduğunuz durumu gerçekten bilir. Allah’a döndürülecekleri ve yaptıklarını Allah’ın onlara haber vereceği günü hatırla. Allah, her şeyi hakkıyla bilendir. | |||||
| 798 | Furkan 2. Ayet (25:2:16) | كُلَّ | كل | kulle | her | ك ل ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | O, göklerin ve yeryüzünün mülkü (hükümranlığı) kendisine ait olandır. Çocuk edinmemiştir. Mülkünde hiçbir ortağı da yoktur. O, her şeyi yaratmış ve yarattığı o şeyleri bir ölçüye göre takdir etmiştir. | |||||
| 799 | Furkan 6. Ayet (25:6:1) | قُلْ | قل | kul | de ki | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Ey Muhammed!) De ki: “O kitabı göklerin ve yerin sırrını bilen indirmiştir. Şüphesiz O, bağışlayandır, çok merhamet edendir.” | |||||