| Sırası | Geçtiği Yer | Arapça | Harekesiz | Okunuşu | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|---|---|---|
| 800 | Furkan 7. Ayet (25:7:5) | يَأْكُلُ | يأكل | ye/kulu | yiyor | أ ك ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Dediler ki: “Bu ne biçim peygamber ki yemek yer, çarşıda pazarda dolaşır. Ona bir melek indirilseydi de, bu onunla beraber bir uyarıcı olsaydı ya!” | |||||
| 801 | Furkan 8. Ayet (25:8:9) | يَأْكُلُ | يأكل | ye/kulu | yiyeceği | أ ك ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Yahut kendisine bir hazine verilseydi veya ürününden yiyeceği bir bahçesi olsaydı ya!” Zalimler, (inananlara): “Siz ancak büyülenmiş bir adama uyuyorsunuz” dediler. | |||||
| 802 | Furkan 15. Ayet (25:15:1) | قُلْ | قل | kul | de ki | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | De ki: “Bu mu daha hayırlıdır, yoksa Allah’a karşı gelmekten sakınanlara va’dedilen ebedîlik cenneti mi?” Orası onlar için bir mükâfat ve varılacak bir yerdir. | |||||
| 803 | Furkan 17. Ayet (25:17:8) | فَيَقُولُ | فيقول | fe-yekûlu | der ki | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Rabbinin, onları ve Allah’ı bırakıp da taptıkları şeyleri bir araya getireceği ve (taptıklarına), “Siz mi saptırdınız benim şu kullarımı, yoksa onlar kendileri mi yoldan saptılar” diyeceği günü hatırla. | |||||
| 804 | Furkan 19. Ayet (25:19:4) | تَقُولُونَۙ | تقولون | tekûlûne | dedikleriniz | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (İlâh edindikleriniz) söyledikleriniz konusunda sizi yalancı çıkardılar. Artık kendinizden azabı savmaya gücünüz yetmeyecek ve kendinize yardım da edemeyeceksiniz. Sizden kim de zulüm ve haksızlık ederse, ona büyük bir azap tattırırız. | |||||
| 805 | Furkan 20. Ayet (25:20:8) | لَيَأْكُلُونَ | ليأكلون | leye/kulûne | yerlerdi | أ ك ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Senden önce gönderdiğimiz bütün peygamberler de şüphesiz yemek yerler, çarşıda pazarda gezerlerdi. (Ey insanlar!) Sizi birbiriniz için imtihan aracı kıldık. (Bakalım) sabredecek misiniz? Rabbin, hakkıyla görendir. | |||||
| 806 | Furkan 22. Ayet (25:22:8) | وَيَقُولُونَ | ويقولون | ve yekûlûne | ve onlar derler | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Fakat melekleri görecekleri gün, işte o gün suçlulara hiçbir müjde yoktur. “Eyvah! Biz Allah’ın rahmetinden tamamen uzaklaştırılmışız”[391] diyecekler. | |||||
| 807 | Furkan 27. Ayet (25:27:6) | يَقُولُ | يقول | yekûlu | der | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | O gün zalim kimse, (çaresizlik içinde) ellerini ısırıp şöyle diyecektir: “Ne olurdu ben de peygamberle beraber aynı yolu tutsaydım!” | |||||
| 808 | Furkan 31. Ayet (25:31:3) | لِكُلِّ | لكل | li-kulli | her | ك ل ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Biz, işte böyle, her peygamber için suçlulardan bir düşman yarattık. Yol gösterici ve yardım edici olarak Rabbin yeter. | |||||
| 809 | Furkan 36. Ayet (25:36:1) | فَقُلْنَا | فقلنا | fe-kulnâ | dedik ki | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlara, “Âyetlerimizi yalanlayan topluluğa gidin” dedik. Nihayet o kavmi yerle bir ettik. | |||||
| 810 | Furkan 39. Ayet (25:39:1) | وَكُلًّا | وكلا | ve kullen | hepsine | ك ل ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bunların her birine misaller getirdik, (öğüt almadıkları için) hepsini kırıp geçirdik. | |||||
| 811 | Furkan 39. Ayet (25:39:5) | وَكُلًّا | وكلا | ve kullen | ve hepsini | ك ل ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bunların her birine misaller getirdik, (öğüt almadıkları için) hepsini kırıp geçirdik. | |||||
| 812 | Furkan 51. Ayet (25:51:5) | كُلِّ | كل | kulli | her | ك ل ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Dileseydik her memlekete bir uyarıcı gönderirdik. | |||||
| 813 | Furkan 57. Ayet (25:57:1) | قُلْ | قل | kul | de ki | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | De ki: “Ben buna karşılık sizden dileyen kimsenin, Rabbine giden yolu tutmasından başka herhangi bir ücret istemiyorum.” | |||||
| 814 | Furkan 65. Ayet (25:65:2) | يَقُولُونَ | يقولون | yekûlûne | derler | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlar, şöyle diyenlerdir: “Ey Rabbimiz! Bizden cehennem azabını uzaklaştır, gerçekten onun azabı sürekli bir helâktir!” | |||||
| 815 | Furkan 74. Ayet (25:74:2) | يَقُولُونَ | يقولون | yekûlûne | derler | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlar, “Ey Rabbimiz! Eşlerimizi ve çocuklarımızı bize göz aydınlığı kıl ve bizi Allah’a karşı gelmekten sakınanlara önder eyle” diyenlerdir. | |||||
| 816 | Furkan 77. Ayet (25:77:1) | قُلْ | قل | kul | de ki | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Ey Muhammed!) De ki: “Duanız olmasa, Rabbim size ne diye değer versin! Siz yalanladınız. Öyle ise azap yakanızı bırakmayacak.” | |||||
| 817 | Şu'arâ 7. Ayet (26:7:9) | كُلِّ | كل | kulli | her | ك ل ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Yeryüzüne bakmazlar mı, orada her türden nice güzel ve yararlı bitkiler bitirdik. | |||||
| 818 | Şu'arâ 16. Ayet (26:16:3) | فَقُولَٓا | فقولا | fe-kûlâ | ve deyin ki | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Firavun’a gidin ve deyin: “Şüphesiz biz âlemlerin Rabbinin elçisiyiz”, | |||||
| 819 | Şu'arâ 37. Ayet (26:37:2) | بِكُلِّ | بكل | bikulli | bütün | ك ل ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Sana bütün usta sihirbazları getirsinler.” | |||||
| 820 | Şu'arâ 63. Ayet (26:63:10) | كُلُّ | كل | kullu | her | ك ل ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bunun üzerine Mûsâ’ya, “Asan ile denize vur” diye vahyettik. Deniz derhal yarıldı. Her parçası koca bir dağ gibiydi. | |||||
| 821 | Şu'arâ 128. Ayet (26:128:2) | بِكُلِّ | بكل | bi-kulli | her | ك ل ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Siz her yüksek yere bir alamet bina yapıp boş şeylerle eğleniyor musunuz?” | |||||
| 822 | Şu'arâ 200. Ayet (26:200:4) | قُلُوبِ | قلوب | kulûbi | kalbleri | ق ل ب |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İşte böylece biz onu (Kur’an’ı) suçluların kalbine soktuk.[402] | |||||
| 823 | Şu'arâ 203. Ayet (26:203:1) | فَيَقُولُوا | فيقولوا | fe-yekûlû | derler | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 201,202,203. Onlar, farkında olmadan ansızın kendilerine gelecek olan elem dolu azabı görüp de, “Bize mühlet verilmez mi?” demedikçe, ona inanmazlar. | |||||
| 824 | Şu'arâ 216. Ayet (26:216:3) | فَقُلْ | فقل | fe-kul | de ki | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Eğer sana karşı gelirlerse, “Şüphesiz ben sizin yaptığınız şeylerden uzağım” de. | |||||
| 825 | Şu'arâ 222. Ayet (26:222:3) | كُلِّ | كل | kulli | her | ك ل ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlar, her günahkâr yalancıya inerler. | |||||
| 826 | Şu'arâ 225. Ayet (26:225:5) | كُلِّ | كل | kulli | her | ك ل ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 225,226. Görmez misin ki onlar, her vadide şaşkın şaşkın dolaşırlar ve yapmadıkları şeyleri söylerler.[403] | |||||
| 827 | Şu'arâ 226. Ayet (26:226:2) | يَقُولُونَ | يقولون | yekûlûne | söylerler | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 225,226. Görmez misin ki onlar, her vadide şaşkın şaşkın dolaşırlar ve yapmadıkları şeyleri söylerler.[403] | |||||
| 828 | Neml 16. Ayet (27:16:13) | كُلِّ | كل | kulli | her | ك ل ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Süleyman, Dâvûd’a varis oldu ve, “Ey insanlar, bize kuş dili öğretildi ve bize her şey verildi. Şüphesiz bu, apaçık bir lütuftur” dedi. | |||||
| 829 | Neml 23. Ayet (27:23:7) | كُلِّ | كل | kulli | her | ك ل ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Ben, onlara (Sebe halkına) hükümdarlık eden, kendisine her şeyden bolca verilmiş ve büyük bir tahtı olan bir kadın gördüm.” | |||||
| 830 | Neml 49. Ayet (27:49:7) | لَنَقُولَنَّ | لنقولن | le-nekûlenne | diyelim | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Aralarında Allah adına and içerek şöyle dediler: “Mutlaka onu ve ailesini geceleyin öldüreceğiz, sonra da velisine; ‘Biz onun ailesinin öldürülüşüne şahit olmadık. Biz kesinlikle doğru söyleyenleriz’, diyeceğiz.” | |||||
| 831 | Neml 59. Ayet (27:59:1) | قُلِ | قل | kuli | de ki | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Ey Muhammed!) De ki: “Hamd Allah’a mahsustur. Selâm onun seçtiği kullarına.” Allah mı daha hayırlıdır, yoksa onların ortak koştukları mı? | |||||
| 832 | Neml 64. Ayet (27:64:14) | قُلْ | قل | kul | de ki | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Yoksa, başlangıçta yaratmayı yapan, sonra onu tekrarlayan ve sizi gökten ve yerden rızıklandıran mı? Allah ile birlikte başka bir ilâh mı var!? De ki, “Eğer doğru söyleyenler iseniz kesin delilinizi getirin.” | |||||
| 833 | Neml 65. Ayet (27:65:1) | قُلْ | قل | kul | de ki | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | De ki: “Göktekiler ve yerdekiler gaybı bilemezler, ancak Allah bilir. Onlar öldükten sonra ne zaman diriltileceklerinin de farkında değildirler.” | |||||
| 834 | Neml 69. Ayet (27:69:1) | قُلْ | قل | kul | de ki | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | De ki: “Yeryüzünde dolaşın da suçluların sonunun nasıl olduğuna bir bakın.” | |||||
| 835 | Neml 71. Ayet (27:71:1) | وَيَقُولُونَ | ويقولون | ve yekûlûne | ve diyorlar | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlar, “Eğer doğru söyleyenler iseniz, bu tehdit ne zaman gerçekleşecek?” diyorlar. | |||||
| 836 | Neml 72. Ayet (27:72:1) | قُلْ | قل | kul | de ki | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | De ki: “Belki de acele gelmesini istediğiniz şeyin bir kısmı size çok yaklaşmıştır.” | |||||
| 837 | Neml 83. Ayet (27:83:4) | كُلِّ | كل | kulli | her | ك ل ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Her ümmetten âyetlerimizi yalanlayanlarından bir grubu toplayacağımız ve bunların (topluca hesap yerine) sevk edilecekleri günü hatırla.[411] | |||||
| 838 | Neml 87. Ayet (27:87:16) | وَكُلٌّ | وكل | ve kullun | ve hepsi | ك ل ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Sûr’a üfürüleceği ve Allah’ın dilediği kimselerden başka göklerdeki herkesin, yerdeki herkesin korkuya kapılacağı günü hatırla. Hepsi de boyunlarını bükerek O’na gelirler. | |||||
| 839 | Neml 88. Ayet (27:88:13) | كُلَّ | كل | kulle | her | ك ل ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Dağları görürsün, onları hareketsiz sanırsın. Hâlbuki onlar bulutların geçişi gibi hareket ederler. Bunu, her şeyi sağlam ve yerli yerince yapan Allah yapmıştır. Şüphesiz O, yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır. | |||||
| 840 | Neml 91. Ayet (27:91:11) | كُلُّ | كل | kullu | her | ك ل ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 91,92. De ki: “Bana ancak, bu beldenin (Mekke’nin); onu mukaddes kılan ve her şey kendisine ait olan Rabbine kulluk yapmam emredildi. Yine bana, müslümanlardan olmam ve Kur’an’ı okumam emredildi.” Artık kim doğru yola girerse yalnız kendisi için girer. Kim de doğru yoldan saparsa, de ki: “Ben ancak uyarıcılardanım.” | |||||
| 841 | Neml 92. Ayet (27:92:11) | فَقُلْ | فقل | fekul | de ki | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 91,92. De ki: “Bana ancak, bu beldenin (Mekke’nin); onu mukaddes kılan ve her şey kendisine ait olan Rabbine kulluk yapmam emredildi. Yine bana, müslümanlardan olmam ve Kur’an’ı okumam emredildi.” Artık kim doğru yola girerse yalnız kendisi için girer. Kim de doğru yoldan saparsa, de ki: “Ben ancak uyarıcılardanım.” | |||||
| 842 | Neml 93. Ayet (27:93:1) | وَقُلِ | وقل | ve kuli | ve de ki | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | De ki: “Hamd Allah’a mahsustur. O, âyetlerini size gösterecek ve siz de onları tanıyacaksınız. Rabbin, yaptıklarınızdan habersiz değildir.” | |||||
| 843 | Kasas 28. Ayet (28:28:14) | نَقُولُ | نقول | nekûlu | dediğimiz | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Mûsâ, şöyle dedi: “Bu, seninle benim aramda bir iş. İki süreden hangisini tamamlarsam bana bir husûmet yok. Allah, söylediklerimize vekildir.” | |||||
| 844 | Kasas 47. Ayet (28:47:8) | فَيَقُولُوا | فيقولوا | feyekûlû | diyecekler | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kendi yaptıkları sebebiyle başlarına bir musibet gelip de, “Ey Rabbimiz! Bize bir Peygamber gönderseydin de âyetlerine uysaydık ve mü’minlerden olsaydık” diyecek olmasalardı, seni peygamber olarak göndermezdik. | |||||
| 845 | Kasas 48. Ayet (28:48:25) | بِكُلٍّ | بكل | bi-kullin | hepsini | ك ل ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlara katımızdan gerçek gelince, “Mûsâ’ya verilen (mucize)lerin benzeri niçin buna da verilmedi” dediler. Onlar daha önce Mûsâ’ya verilen (mucize)leri inkâr etmemişler miydi? Onlar, “İki sihirbaz birbirlerine destek oluyor” dediler. “Biz hepsini inkâr ediyoruz” dediler. | |||||
| 846 | Kasas 49. Ayet (28:49:1) | قُلْ | قل | kul | de ki | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | De ki: “Eğer doğru söyleyenler iseniz, Allah katından, doğruya bu ikisinden (Tevrat ve Kur’an’dan) daha çok ulaştıran bir kitap getirin de, ben ona uyayım.” | |||||
| 847 | Kasas 57. Ayet (28:57:17) | كُلِّ | كل | kulli | her | ك ل ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlar, “Sizinle beraber doğru yolu tutarsak, kendi yurdumuzdan koparılıp çıkarılırız” dediler. Biz onları tarafımızdan bir rızık olarak, her türlü meyve ve mahsullerin kendisinde toplandığı, saygın ve güvenlikli bir yere yerleştirmedik mi? Fakat onların çoğu bilmezler. | |||||
| 848 | Kasas 62. Ayet (28:62:3) | فَيَقُولُ | فيقول | fe-yekûlu | der ki | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah’ın onlara seslenerek, “Hani benim, var olduğunu iddia ettiğiniz ortaklarım?” diyeceği günü hatırla! | |||||
| 849 | Kasas 65. Ayet (28:65:3) | فَيَقُولُ | فيقول | fe-yekûlu | der ki | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah’ın onlara seslenerek, “Peygamberlere ne cevap verdiniz? diyeceği günü hatırla.” | |||||