| Sırası | Geçtiği Yer | Arapça | Harekesiz | Okunuşu | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|---|---|---|
| 350 | A'raf 38. Ayet (7:38:36) | لِكُلٍّ | لكل | li-kullin | hepsi için vardır | ك ل ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah, şöyle der: “Sizden önce gelip geçmiş cin ve insan toplulukları ile birlikte ateşe girin.” Her topluluk (arkasından gidip sapıklığa düştüğü) yoldaşına lânet eder. Nihayet hepsi orada toplandığı zaman peşlerinden gidenler, kendilerine öncülük edenler için, “Ey Rabbimiz! Şunlar bizi saptırdılar. Onlara bir kat daha ateş azabı ver” derler. Allah, der ki: “Her biriniz için bir kat daha fazla azap vardır. Fakat bilmiyorsunuz.” | |||||
| 351 | A'raf 46. Ayet (7:46:7) | كُلًّا | كلا | kullen | hepsini | ك ل ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İkisi (cennet ve cehennem) arasında bir sur[216], A’râf[217] üzerinde de birtakım adamlar vardır. Cennet ve cehennemliklerin hepsini simalarından tanımaktadırlar. Cennetliklere, “Selâm olsun size!” diye seslenirler. Onlar henüz cennete girmemişlerdir, ama bunu ummaktadırlar. | |||||
| 352 | A'raf 53. Ayet (7:53:8) | يَقُولُ | يقول | yekûlu | derler ki | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlar ise ancak, (“Görelim bakalım!” diyerek) Kur’an’ın bildirdiği sonucu (te’vilini) bekliyorlar. Onun bildirdiği sonuç gelip çattığı gün, önceden onu unutmuş olanlar derler ki: “Gerçekten Rabbimizin peygamberleri hakkı getirmişler. Şimdi bizim için şefaatçılar var mı ki bize şefaat etseler veya (dünyaya) döndürülsek de yaptıklarımızdan başkasını yapsak?” Gerçekten onlar kendilerine yazık etmişlerdir. (İlâh diye) uydurdukları (putlar) da onları yüzüstü bırakarak uzaklaşıp kaybolmuşlardır. | |||||
| 353 | A'raf 57. Ayet (7:57:23) | كُلِّ | كل | kulli | türlü türlü | ك ل ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | O, rüzgârları rahmetinin önünde müjde olarak gönderendir. Nihayet rüzgârlar ağır bulutları yüklendiği vakit, onları ölü bir belde(yi diriltmek) için sevk ederiz de oraya suyu indiririz. Derken onunla türlü türlü meyveleri çıkarırız. İşte ölüleri de öyle çıkaracağız. Ola ki ibretle düşünürsünüz. | |||||
| 354 | A'raf 73. Ayet (7:73:26) | تَأْكُلْ | تأكل | te/kul | yesin (içsin) | أ ك ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Semûd kavmine de kardeşleri Salih’i Peygamber olarak gönderdik. Dedi ki: “Ey kavmim! Allah’a kulluk edin. Sizin için O’ndan başka bir ilâh yoktur. Gerçekten size Rabbinizden (benim peygamber olduğumu gösterecek) açık bir delil geldi. İşte size bir mucize olarak Allah’ın şu devesi.. Bırakın onu da Allah’ın mülkünde yesin, içsin. Sakın ona bir kötülük etmeyin. Yoksa sizi elem dolu bir azap yakalar.” | |||||
| 355 | A'raf 86. Ayet (7:86:3) | بِكُلِّ | بكل | bikulli | her | ك ل ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Bir de, tehdit ederek Allah’ın yolundan O’na iman edenleri çevirmek, Allah’ın yolunu eğri ve çelişkili göstermek üzere her yol üstüne oturmayın. Hatırlayın ki, siz az (ve güçsüz) idiniz de O sizi çoğalttı. Bakın, bozguncuların sonu nasıl oldu!?” | |||||
| 356 | A'raf 89. Ayet (7:89:28) | كُلَّ | كل | kulle | her | ك ل ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Allah, bizi sizin dininizden kurtardıktan sonra eğer ona dönersek mutlaka Allah’a karşı yalan uydurmuş oluruz. Rabbimiz Allah’ın dilemesi olmadıkça, sizin dininize dönmemiz bizim için olacak şey değildir. Rabbimiz her şeyi ilmiyle kuşatmıştır. Biz yalnız Allah’a tevekkül ettik. Ey Rabbimiz! Bizimle kavmimiz arasında gerçekle hükmet. Çünkü sen hükmedenlerin en hayırlısısın.” | |||||
| 357 | A'raf 100. Ayet (7:100:16) | قُلُوبِهِمْ | قلوبهم | kulûbihim | kalblerinin | ق ل ب |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Önceki sahiplerinden sonra yeryüzüne varis olanlara şu gerçek apaçık belli olmadı mı ki, biz dileseydik onları da (öncekiler gibi) günahları yüzünden cezalandırırdık. Biz onların kalplerini mühürleriz de onlar hakkı işitmezler. | |||||
| 358 | A'raf 101. Ayet (7:101:22) | قُلُوبِ | قلوب | kulûbi | kalbleri | ق ل ب |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İşte memleketler! Onların haberlerinden bir kısmını sana anlatıyoruz. Andolsun, peygamberleri onlara apaçık deliller getirmişti. Fakat onlar daha önce yalanladıklarına inanacak değillerdi. Allah, kâfirlerin kalplerini işte böyle mühürler. | |||||
| 359 | A'raf 105. Ayet (7:105:5) | اَقُولَ | اقول | ekûle | söylememem | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bana, Allah’a karşı sadece gerçeği söylemem yaraşır. Ben size Rabbinizden açık bir delil (mucize) getirdim. Artık İsrailoğullarını benimle gönder.[223] | |||||
| 360 | A'raf 112. Ayet (7:112:2) | بِكُلِّ | بكل | bi-kulli | bütün | ك ل ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Bütün usta sihirbazları (toplayıp) sana getirsinler.” | |||||
| 361 | A'raf 145. Ayet (7:145:6) | كُلِّ | كل | kulli | her | ك ل ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Mûsâ için, Tevrat levhalarında her şeye dair bir öğüt ve her şeyin bir açıklamasını yazdık ve ona şöyle dedik: “Şimdi onları kuvvetle tut, kavmine de emret. Onları en güzeliyle alsınlar (uygulasınlar). Yakında size fasıkların yurdunu göstereceğim.” | |||||
| 362 | A'raf 145. Ayet (7:145:10) | لِكُلِّ | لكل | li-kulli | her | ك ل ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Mûsâ için, Tevrat levhalarında her şeye dair bir öğüt ve her şeyin bir açıklamasını yazdık ve ona şöyle dedik: “Şimdi onları kuvvetle tut, kavmine de emret. Onları en güzeliyle alsınlar (uygulasınlar). Yakında size fasıkların yurdunu göstereceğim.” | |||||
| 363 | A'raf 146. Ayet (7:146:12) | كُلَّ | كل | kulle | her | ك ل ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Yeryüzünde haksız yere büyüklük taslayanları âyetlerimden uzaklaştıracağım. (Onlar) her âyeti görseler de ona iman etmezler. Doğru yolu görseler onu yol edinmezler. Ama sapıklık yolunu görseler onu (hemen) yol edinirler. Bu, onların, âyetlerimizi yalanlamaları ve onlardan hep gafil olmaları sebebiyledir. | |||||
| 364 | A'raf 156. Ayet (7:156:0) | كُلَّ | كل | kulle | her | ك ل ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Bizim için bu dünyada da bir iyilik yaz, ahirette de. Çünkü biz sana varan doğru yola yöneldik.” Allah, şöyle dedi: “Azabım var ya, dilediğim kimseyi ona uğratırım. Rahmetim ise her şeyi kapsamıştır. Onu, bana karşı gelmekten sakınanlara, zekâtı verenlere ve âyetlerimize inananlara yazacağım.” | |||||
| 365 | A'raf 158. Ayet (7:158:0) | قُلْ | قل | kul | de ki | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Ey Muhammed!) De ki: “Ey insanlar! Şüphesiz ben, yer ve göklerin hükümranlığı kendisine ait olan Allah’ın hepinize gönderdiği peygamberiyim. O’ndan başka hiçbir ilâh yoktur. O, diriltir ve öldürür. O hâlde, Allah’a ve O’nun sözlerine inanan Resûlüne, o ümmî peygambere iman edin ve ona uyun ki doğru yolu bulasınız.” | |||||
| 366 | A'raf 160. Ayet (7:160:0) | كُلُّ | كل | kullu | her | ك ل ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Biz onları on iki kabile hâlinde topluluklara ayırdık. (Tîh sahrasında susuzluktan sıkılan) kavmi Mûsâ’dan su istediğinde biz ona, “Asânı taşa vur” diye vahyettik. (Vurunca) taştan on iki pınar fışkırdı. Herkes (kendi) su içeceği yeri bildi. Üzerlerine bulutu da gölgelik yaptık ve onlara kudret helvası ve bıldırcın indirdik. “Size rızık olarak verdiğimiz şeylerin iyi ve temiz olanlarından yiyin” (dedik). Onlar bize zulmetmediler, fakat kendi nefislerine zulmediyorlardı. | |||||
| 367 | A'raf 160. Ayet (7:160:0) | كُلُوا | كلوا | kulû | yeyin | أ ك ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Biz onları on iki kabile hâlinde topluluklara ayırdık. (Tîh sahrasında susuzluktan sıkılan) kavmi Mûsâ’dan su istediğinde biz ona, “Asânı taşa vur” diye vahyettik. (Vurunca) taştan on iki pınar fışkırdı. Herkes (kendi) su içeceği yeri bildi. Üzerlerine bulutu da gölgelik yaptık ve onlara kudret helvası ve bıldırcın indirdik. “Size rızık olarak verdiğimiz şeylerin iyi ve temiz olanlarından yiyin” (dedik). Onlar bize zulmetmediler, fakat kendi nefislerine zulmediyorlardı. | |||||
| 368 | A'raf 161. Ayet (7:161:0) | وَكُلُوا | وكلوا | ve kulû | ve yeyin | أ ك ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | O zaman onlara denilmişti ki: “Şu memlekete[231] yerleşin. Orada dilediğiniz gibi yiyin ve ‘Hıtta (Ya Rabbi, bizi affet)’ deyin. Kentin kapısından eğilerek tevazu ile girin ki biz de sizin hatalarınızı bağışlayalım. İyilik edenlere daha da fazlasını vereceğiz.” | |||||
| 369 | A'raf 161. Ayet (7:161:0) | وَقُولُوا | وقولوا | ve kûlû | ve deyin | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | O zaman onlara denilmişti ki: “Şu memlekete[231] yerleşin. Orada dilediğiniz gibi yiyin ve ‘Hıtta (Ya Rabbi, bizi affet)’ deyin. Kentin kapısından eğilerek tevazu ile girin ki biz de sizin hatalarınızı bağışlayalım. İyilik edenlere daha da fazlasını vereceğiz.” | |||||
| 370 | A'raf 166. Ayet (7:166:0) | قُلْنَا | قلنا | kulnâ | dedik | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Yasaklandıkları şeylerden vazgeçmeye yanaşmayınca da onlara “aşağılık maymunlar olun” dedik. | |||||
| 371 | A'raf 169. Ayet (7:169:0) | وَيَقُولُونَ | ويقولون | ve yekûlûne | ve diyorlar ki | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Derken, onların ardından yerlerine Kitab’a (Tevrat’a) varis olan (kötü) bir nesil geldi. Şu geçici dünyanın değersiz malını alır ve “(nasıl olsa) biz bağışlanacağız” derlerdi. Kendilerine benzeri bir mal gelse onu da alırlar. Allah hakkında, gerçek dışında bir şey söylemeyeceklerine dair onlardan Kitap’ta söz alınmamış mıydı? Onun içindekileri okumamışlar mıydı? Hâlbuki, Allah’a karşı gelmekten sakınanlar için ahiret yurdu daha hayırlıdır. Hiç düşünmüyor musunuz? | |||||
| 372 | A'raf 169. Ayet (7:169:0) | يَقُولُوا | يقولوا | yekûlû | söylemeyecekler | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Derken, onların ardından yerlerine Kitab’a (Tevrat’a) varis olan (kötü) bir nesil geldi. Şu geçici dünyanın değersiz malını alır ve “(nasıl olsa) biz bağışlanacağız” derlerdi. Kendilerine benzeri bir mal gelse onu da alırlar. Allah hakkında, gerçek dışında bir şey söylemeyeceklerine dair onlardan Kitap’ta söz alınmamış mıydı? Onun içindekileri okumamışlar mıydı? Hâlbuki, Allah’a karşı gelmekten sakınanlar için ahiret yurdu daha hayırlıdır. Hiç düşünmüyor musunuz? | |||||
| 373 | A'raf 172. Ayet (7:172:0) | تَقُولُوا | تقولوا | tekûlû | demeyesiniz | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Hani Rabbin (ezelde) Âdemoğullarının sulplerinden zürriyetlerini almış, onları kendilerine karşı şahit tutarak, “Ben sizin Rabbiniz değil miyim?” demişti. Onlar da, “Evet, şahit olduk (ki Rabbimizsin)” demişlerdi. Böyle yapmamız kıyamet günü, “Biz bundan habersizdik” dememeniz içindir. | |||||
| 374 | A'raf 173. Ayet (7:173:0) | تَقُولُٓوا | تقولوا | tekûlû | demeyesiniz | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Yahut, “Bizden önce babalarımız Allah’a ortak koşmuşlar. Biz onlardan sonra gelen bir nesiliz. Şimdi batılcıların işlediği yüzünden bizi helâk mı edeceksin?” dememeniz içindir. | |||||
| 375 | A'raf 179. Ayet (7:179:0) | قُلُوبٌ | قلوب | kulûbun | kalbleri | ق ل ب |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Andolsun biz, cinler ve insanlardan, kalpleri olup da bunlarla anlamayan, gözleri olup da bunlarla görmeyen, kulakları olup da bunlarla işitmeyen birçoklarını cehennem için var ettik. İşte bunlar hayvanlar gibi, hatta daha da aşağıdadırlar. İşte bunlar gafillerin ta kendileridir.[235] | |||||
| 376 | A'raf 187. Ayet (7:187:0) | قُلْ | قل | kul | de ki | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Sana kıyametin ne zaman kopacağını soruyorlar. De ki: “Onun bilgisi ancak Rabbimin katındadır. Onu vaktinde ancak O (Allah) ortaya çıkaracaktır. O göklere de, yere de ağır basmıştır. O, size ancak ansızın gelecektir.” Sanki senin ondan haberin varmış gibi sana soruyorlar. De ki: “Onun bilgisi sadece Allah katındadır. Fakat insanların çoğu bilmiyorlar.” | |||||
| 377 | A'raf 187. Ayet (7:187:0) | ثَقُلَتْ | ثقلت | śekulet | O ağır gelmiştir | ث ق ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Sana kıyametin ne zaman kopacağını soruyorlar. De ki: “Onun bilgisi ancak Rabbimin katındadır. Onu vaktinde ancak O (Allah) ortaya çıkaracaktır. O göklere de, yere de ağır basmıştır. O, size ancak ansızın gelecektir.” Sanki senin ondan haberin varmış gibi sana soruyorlar. De ki: “Onun bilgisi sadece Allah katındadır. Fakat insanların çoğu bilmiyorlar.” | |||||
| 378 | A'raf 187. Ayet (7:187:0) | قُلْ | قل | kul | de ki | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Sana kıyametin ne zaman kopacağını soruyorlar. De ki: “Onun bilgisi ancak Rabbimin katındadır. Onu vaktinde ancak O (Allah) ortaya çıkaracaktır. O göklere de, yere de ağır basmıştır. O, size ancak ansızın gelecektir.” Sanki senin ondan haberin varmış gibi sana soruyorlar. De ki: “Onun bilgisi sadece Allah katındadır. Fakat insanların çoğu bilmiyorlar.” | |||||
| 379 | A'raf 188. Ayet (7:188:0) | قُلْ | قل | kul | de ki | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | De ki: “Allah dilemedikçe ben kendime bir zarar verme ve bir fayda sağlama gücüne sahip değilim. Eğer ben gaybı biliyor olsaydım, daha çok hayır elde etmek isterdim ve bana kötülük dokunmazdı. Ben inanan bir kavim için sadece bir uyarıcı ve bir müjdeciyim.” | |||||
| 380 | A'raf 195. Ayet (7:195:0) | قُلِ | قل | kuli | de ki | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onların yürüyecek ayakları mı var? Yahut tutacak elleri mi var? Veya görecek gözleri mi var, ya da işitecek kulakları mı var? De ki: “Haydi, çağırın ortaklarınızı, sonra bana tuzak kurun da bana göz açtırmayın bakalım!” | |||||
| 381 | A'raf 203. Ayet (7:203:0) | قُلْ | قل | kul | de ki | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Ey Muhammed!) Onlara (istedikleri) bir âyet getirmediğin zaman (alay ederek) derler ki: “Onu (da) bir yerlerden derleyip toplasaydın ya.” De ki: “Ben ancak Rabbimden bana vahyedilene uymaktayım. Bu (Kur’an âyetleri), Rabbinizden gelen basiretlerdir (Gönül gözlerini aydınlatan nurlardır). İman edecek bir topluluk için bir hidayet kaynağı ve bir rahmettir.” | |||||
| 382 | Enfal 1. Ayet (8:1:0) | قُلِ | قل | kuli | de ki | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Ey Muhammed!) Sana ganimetler hakkında soruyorlar. De ki: “Ganimetler, Allah’a ve Resûlüne aittir. O hâlde, eğer mü’minler iseniz Allah’a karşı gelmekten sakının, aranızı düzeltin, Allah ve Rasûlüne itaat edin.” | |||||
| 383 | Enfal 2. Ayet (8:2:0) | قُلُوبُهُمْ | قلوبهم | kulûbuhum | yürekleri | ق ل ب |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Mü’minler ancak o kimselerdir ki; Allah anıldığı zaman kalpleri ürperir. O’nun âyetleri kendilerine okunduğu zaman (bu) onların imanlarını artırır. Onlar sadece Rablerine tevekkül ederler.[241] | |||||
| 384 | Enfal 10. Ayet (8:10:0) | قُلُوبُكُمْۚ | قلوبكم | kulûbukum | kalbiniz | ق ل ب |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah bunu, sadece bir müjde olsun ve onunla kalpleriniz yatışsın diye yapmıştı. Yoksa yardım ancak Allah katındandır. Şüphesiz Allah, mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir. | |||||
| 385 | Enfal 11. Ayet (8:11:0) | قُلُوبِكُمْ | قلوبكم | kulûbikum | kalblerinizin | ق ل ب |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Hani (Allah) kendi tarafından bir güvenlik olarak sizi hafif bir uykuya daldırıyor; sizi temizlemek, sizden şeytanın vesvesesini gidermek, kalplerinizi pekiştirmek ve ayaklarınızı sağlam bastırmak için üzerinize gökten yağmur yağdırıyordu. | |||||
| 386 | Enfal 12. Ayet (8:12:0) | قُلُوبِ | قلوب | kulûbi | yüreklerine | ق ل ب |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Hani Rabbin meleklere, “Ben sizinle beraberim. İman edenlere sebat verin. Ben kâfirlerin kalplerine korku salacağım. Şimdi vurun boyunlarının üstüne. Vurun, onların bütün parmaklarına” diye vahyediyordu. | |||||
| 387 | Enfal 12. Ayet (8:12:0) | كُلَّ | كل | kulle | her | ك ل ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Hani Rabbin meleklere, “Ben sizinle beraberim. İman edenlere sebat verin. Ben kâfirlerin kalplerine korku salacağım. Şimdi vurun boyunlarının üstüne. Vurun, onların bütün parmaklarına” diye vahyediyordu. | |||||
| 388 | Enfal 31. Ayet (8:31:0) | لَقُلْنَا | لقلنا | lekulnâ | biz de söyleriz | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlara karşı âyetlerimiz okunduğu zaman, “Duyduk, istesek biz de bunun benzerini elbette söyleriz. Bu, eskilerin masallarından başka bir şey değildir” dediler. | |||||
| 389 | Enfal 38. Ayet (8:38:0) | قُلْ | قل | kul | söyle | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ey Muhammed! İnkâr edenlere söyle: Eğer (iman edip, düşmanlık ve savaştan) vazgeçerlerse, geçmiş günahları bağışlanır. Eğer (düşmanlık ve savaşa) dönerlerse, öncekilere uygulanan ilâhî kanun devam etmiş olacaktır.[250] | |||||
| 390 | Enfal 39. Ayet (8:39:0) | كُلُّهُ | كله | kulluhu | tamamen | ك ل ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Baskı ve şiddet kalmayıncaya ve din tamamen Allah’ın oluncaya kadar onlarla savaşın. Eğer (küfürden) vazgeçerlerse, şüphesiz ki Allah onların yaptıklarını hakkıyla görendir. | |||||
| 391 | Enfal 41. Ayet (8:41:0) | كُلِّ | كل | kulli | her | ك ل ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bilin ki, ganimet olarak aldığınız herhangi bir şeyin beşte biri mutlaka Allah’a, Peygamber’e, onun yakınlarına, yetimlere, yoksullara ve yolculara aittir. Eğer Allah’a; hak ile batılın birbirinden ayrıldığı gün, (yani) iki ordunun (Bedir’de) karşılaştığı gün kulumuza indirdiklerimize[251] inandıysanız (bunu böyle bilin). Allah, her şeye hakkıyla gücü yetendir. | |||||
| 392 | Enfal 49. Ayet (8:49:0) | يَقُولُ | يقول | yekûlu | diyorlardı | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Hani münafıklar ve kalplerinde hastalık bulunan kimseler, “Bunları dinleri aldatmış” diyorlardı. Hâlbuki kim Allah’a tevekkül ederse, hiç şüphesiz Allah mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir. | |||||
| 393 | Enfal 49. Ayet (8:49:0) | قُلُوبِهِمْ | قلوبهم | kulûbihim | kalblerinde | ق ل ب |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Hani münafıklar ve kalplerinde hastalık bulunan kimseler, “Bunları dinleri aldatmış” diyorlardı. Hâlbuki kim Allah’a tevekkül ederse, hiç şüphesiz Allah mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir. | |||||
| 394 | Enfal 54. Ayet (8:54:0) | وَكُلٌّ | وكل | ve kullun | ve hepsi de | ك ل ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bunların durumu, tıpkı Firavun ailesi ve onlardan öncekilerin durumu gibidir. Onlar Rablerinin âyetlerini yalanlamışlar, biz de onları günahları sebebiyle helâk etmiştik ve Firavun ailesini de suda boğmuştuk. Hepsi de zalim kimselerdi. | |||||
| 395 | Enfal 56. Ayet (8:56:0) | كُلِّ | كل | kulli | her | ك ل ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlar, kendileriyle antlaşma yaptığın, sonra da her defasında antlaşmalarını hiç çekinmeden bozan kimselerdir. | |||||
| 396 | Enfal 63. Ayet (8:63:0) | قُلُوبِهِمْۜ | قلوبهم | kulûbihim | onların kalblerinin | ق ل ب |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 62,63. Eğer seni aldatmak isterlerse bilmiş ol ki sana yetecek Allah’tır. O, seni bizzat kendi yardımıyla ve mü’minlerle destekleyen ve onların kalplerini uzlaştırandır. Şayet yeryüzündeki şeyleri tümüyle harcasaydın, sen onların kalplerini uzlaştıramazdın. Fakat, Allah onların arasını uzlaştırdı. Şüphesiz O, mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir. | |||||
| 397 | Enfal 63. Ayet (8:63:0) | قُلُوبِهِمْ | قلوبهم | kulûbihim | onların kalblerinin | ق ل ب |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 62,63. Eğer seni aldatmak isterlerse bilmiş ol ki sana yetecek Allah’tır. O, seni bizzat kendi yardımıyla ve mü’minlerle destekleyen ve onların kalplerini uzlaştırandır. Şayet yeryüzündeki şeyleri tümüyle harcasaydın, sen onların kalplerini uzlaştıramazdın. Fakat, Allah onların arasını uzlaştırdı. Şüphesiz O, mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir. | |||||
| 398 | Enfal 69. Ayet (8:69:0) | فَكُلُوا | فكلوا | fe-kulû | artık yeyin | أ ك ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Artık elde ettiğiniz ganimetten helâl ve temiz olarak yiyin. Allah’a karşı gelmekten sakının. Şüphesiz Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir. | |||||
| 399 | Enfal 70. Ayet (8:70:0) | قُلْ | قل | kul | söyle | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ey Peygamber! Elinizdeki esirlere söyle: Eğer Allah, kalplerinizde (iman, ihlâs, iyi niyet gibi) bir hayır (olduğunu) bilirse, sizden alınan fidyeden daha hayırlısını size verir ve sizi bağışlar. Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir. | |||||