"kul" Analizi

Arapça Okunuşu ve benzeşen aramasında 1243 sonuç bulundu.
400 - 450 arasındaki sonuçlar gösteriliyor
Sırası Geçtiği Yer Arapça Harekesiz Okunuşu Anlamı Kökü
400 Enfal 70. Ayet (8:70:0) قُلُوبِكُمْ قلوبكم kulûbikum sizin kalblerinizde ق ل ب
Diyanet İşleri (Yeni) Ey Peygamber! Elinizdeki esirlere söyle: Eğer Allah, kalplerinizde (iman, ihlâs, iyi niyet gibi) bir hayır (olduğunu) bilirse, sizden alınan fidyeden daha hayırlısını size verir ve sizi bağışlar. Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.
401 Enfal 75. Ayet (8:75:0) بِكُلِّ بكل bikulli her ك ل ل
Diyanet İşleri (Yeni) Daha sonra iman edip hicret eden ve sizinle birlikte cihad edenlere gelince, işte onlar da sizdendir. Allah’ın kitabınca, kan akrabaları birbirlerine (varis olmaya) daha lâyıktırlar. Şüphesiz Allah hakkıyla bilendir.
402 Tevbe 5. Ayet (9:5:0) كُلَّ كل kulle her ك ل ل
Diyanet İşleri (Yeni) Haram aylar çıkınca bu Allah’a ortak koşanları artık bulduğunuz yerde öldürün, onları yakalayıp hapsedin ve her gözetleme yerine oturup onları gözetleyin. Eğer tövbe ederler, namazı kılıp zekâtı da verirlerse, kendilerini serbest bırakın. Şüphesiz Allah çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir.
403 Tevbe 8. Ayet (9:8:0) قُلُوبُهُمْۚ قلوبهم kulûbuhum kalbleri ق ل ب
Diyanet İşleri (Yeni) Onların bir ahdi nasıl olabilir ki! Eğer onlar size üstün gelselerdi, sizin hakkınızda ne akrabalık (bağlarını), ne de antlaşma (yükümlülüğünü) gözetirlerdi. Ağızlarıyla sizi hoşnut etmeye çalışıyorlar, oysa kalpleri buna karşı çıkıyor. Onların pek çoğu fasık kimselerdir.
404 Tevbe 15. Ayet (9:15:0) قُلُوبِهِمْۜ قلوبهم kulûbihim yüreklerinin ق ل ب
Diyanet İşleri (Yeni) 14,15. Onlarla savaşın ki, Allah onlara sizin ellerinizle azap etsin, onları rezil etsin, onlara karşı size yardım etsin, mü’min topluluğun gönüllerini ferahlatsın ve onların kalplerindeki öfkeyi gidersin. Allah, dilediğinin tövbesini kabul eder. Allah, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.
405 Tevbe 24. Ayet (9:24:0) قُلْ قل kul de ki ق و ل
Diyanet İşleri (Yeni) De ki: “Eğer babalarınız, oğullarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, aşiretiniz, kazandığınız mallar, kesada uğramasından korktuğunuz bir ticaret ve beğendiğiniz meskenler size Allah’tan, peygamberinden ve O’nun yolunda cihattan daha sevgili ise, artık Allah’ın emri gelinceye kadar bekleyin! Allah, fasık topluluğu doğru yola erdirmez.”
406 Tevbe 33. Ayet (9:33:0) كُلِّه۪ۙ كله kullihi bütün ك ل ل
Diyanet İşleri (Yeni) O, Allah’a ortak koşanlar hoşlanmasalar bile dinini, bütün dinlere üstün kılmak için, peygamberini hidayetle ve hak dinle gönderendir.
407 Tevbe 34. Ayet (9:34:0) لَيَأْكُلُونَ ليأكلون le-ye/kulûne yerler أ ك ل
Diyanet İşleri (Yeni) Ey iman edenler! Hahamlardan ve rahiplerden birçoğu, insanların mallarını haksız yollarla yiyorlar ve Allah’ın yolundan alıkoyuyorlar. Altın ve gümüşü biriktirip gizleyerek onları Allah yolunda harcamayanları elem dolu bir azapla müjdele.
408 Tevbe 39. Ayet (9:39:0) كُلِّ كل kulli her ك ل ل
Diyanet İşleri (Yeni) Eğer Allah, yolunda sefere çıkmazsanız, sizi elem dolu bir azap ile cezalandırır ve yerinize sizden başka bir toplum getirir. Siz ise O’na hiçbir zarar veremezsiniz. Allah, her şeye hakkıyla gücü yetendir.
409 Tevbe 40. Ayet (9:40:0) يَقُولُ يقول yekûlu diyordu ق و ل
Diyanet İşleri (Yeni) Eğer siz ona (Peygamber’e) yardım etmezseniz, (biliyorsunuz ki) inkâr edenler onu iki kişiden biri olarak (Mekke’den) çıkardıkları zaman, ona bizzat Allah yardım etmişti. Hani onlar mağarada bulunuyorlardı. Hani o arkadaşına, “Üzülme, çünkü Allah bizimle beraber” diyordu. Allah da onun üzerine güven duygusu ve huzur indirmiş, sizin kendilerini görmediğiniz birtakım ordularla onu desteklemiş, böylece inkâr edenlerin sözünü alçaltmıştı. Allah’ın sözü ise en yücedir. Allah, mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.
410 Tevbe 45. Ayet (9:45:0) قُلُوبُهُمْ قلوبهم kulûbuhum kalbleri ق ل ب
Diyanet İşleri (Yeni) Ancak Allah’a ve ahiret gününe inanmayan, kalpleri şüpheye düşüp kendileri de o şüphelerinin içinde bocalayan kimseler senden izin isterler.
411 Tevbe 49. Ayet (9:49:0) يَقُولُ يقول yekûlu derler ق و ل
Diyanet İşleri (Yeni) Onlardan “Bana izin ver, beni fitneye (isyana) sevk etme” diyen de vardır. Bilesiniz ki onlar (böyle diyerek) fitnenin ta içine düştüler. Şüphesiz ki cehennem, kâfirleri elbette kuşatacaktır.
412 Tevbe 50. Ayet (9:50:0) يَقُولُوا يقولوا yekûlû derler ق و ل
Diyanet İşleri (Yeni) Sana bir iyilik gelirse, bu onları üzer. Eğer başına bir musîbet gelirse, “Biz tedbirimizi önceden almıştık” derler ve sevinerek dönüp giderler.
413 Tevbe 51. Ayet (9:51:0) قُلْ قل kul de ki ق و ل
Diyanet İşleri (Yeni) De ki: “Bizim başımıza ancak, Allah’ın bizim için yazdığı şeyler gelir. O, bizim yardımcımızdır. Öyleyse mü’minler, yalnız Allah’a güvensinler.”
414 Tevbe 52. Ayet (9:52:0) قُلْ قل kul de ki ق و ل
Diyanet İşleri (Yeni) De ki: “Bizim için siz, (şehitlik veya zafer olmak üzere) ancak iki güzellikten birini bekleyebilirsiniz. Biz de, Allah’ın kendi katından veya bizim ellerimizle size ulaştıracağı bir azabı bekliyoruz. Haydi bekleyedurun. Şüphesiz biz de sizinle birlikte beklemekteyiz.”
415 Tevbe 53. Ayet (9:53:0) قُلْ قل kul de ki ق و ل
Diyanet İşleri (Yeni) Yine de ki: “İster gönüllü, ister gönülsüz olarak harcayın, sizden asla kabul olunmayacaktır. Çünkü siz fasık bir topluluksunuz.”
416 Tevbe 60. Ayet (9:60:0) قُلُوبُهُمْ قلوبهم kulûbuhum kalbleri ق ل ب
Diyanet İşleri (Yeni) Sadakalar (zekâtlar), Allah’tan bir farz olarak ancak fakirler, düşkünler, zekât toplayan memurlar, kalpleri İslâm’a ısındırılacak olanlarla (özgürlüğüne kavuşturulacak) köleler, borçlular, Allah yolunda cihad edenler ve yolda kalmış yolcular içindir. Allah, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.
417 Tevbe 61. Ayet (9:61:0) وَيَقُولُونَ ويقولون ve yekûlûne ve derler ق و ل
Diyanet İşleri (Yeni) Yine onlardan peygamberi inciten ve “O (her söyleneni dinleyen) bir kulaktır” diyen kimseler de vardır. De ki: “O, sizin için bir hayır kulağıdır ki Allah’a inanır, mü’minlere inanır (güvenir). İçinizden inanan kimseler için bir rahmettir. Allah’ın Resûlünü incitenler için ise elem dolu bir azap vardır.”
418 Tevbe 61. Ayet (9:61:0) قُلْ قل kul de ki ق و ل
Diyanet İşleri (Yeni) Yine onlardan peygamberi inciten ve “O (her söyleneni dinleyen) bir kulaktır” diyen kimseler de vardır. De ki: “O, sizin için bir hayır kulağıdır ki Allah’a inanır, mü’minlere inanır (güvenir). İçinizden inanan kimseler için bir rahmettir. Allah’ın Resûlünü incitenler için ise elem dolu bir azap vardır.”
419 Tevbe 64. Ayet (9:64:0) قُلُوبِهِمْۜ قلوبهم kulûbihim kalbleri ق ل ب
Diyanet İşleri (Yeni) Münafıklar, kalplerinde olan şeyleri, yüzlerine karşı açıkça haber verecek bir sûrenin üzerlerine indirilmesinden çekinirler. De ki: “Siz alay ede durun! Allah, çekindiğiniz o şeyi ortaya çıkaracaktır.”
420 Tevbe 64. Ayet (9:64:0) قُلِ قل kuli de ki ق و ل
Diyanet İşleri (Yeni) Münafıklar, kalplerinde olan şeyleri, yüzlerine karşı açıkça haber verecek bir sûrenin üzerlerine indirilmesinden çekinirler. De ki: “Siz alay ede durun! Allah, çekindiğiniz o şeyi ortaya çıkaracaktır.”
421 Tevbe 65. Ayet (9:65:0) لَيَقُولُنَّ ليقولن leyekûlunne derler ki ق و ل
Diyanet İşleri (Yeni) Şâyet kendilerine (niçin alay ettiklerini) sorsan, “Biz sadece lâfa dalmıştık ve aramızda eğleniyorduk”, derler. De ki: “Allah’la, O’nun âyetleriyle ve peygamberiyle mi eğleniyordunuz?”
422 Tevbe 65. Ayet (9:65:0) قُلْ قل kul de ki ق و ل
Diyanet İşleri (Yeni) Şâyet kendilerine (niçin alay ettiklerini) sorsan, “Biz sadece lâfa dalmıştık ve aramızda eğleniyorduk”, derler. De ki: “Allah’la, O’nun âyetleriyle ve peygamberiyle mi eğleniyordunuz?”
423 Tevbe 77. Ayet (9:77:0) قُلُوبِهِمْ قلوبهم kulûbihim onların kalblerine ق ل ب
Diyanet İşleri (Yeni) Allah’a verdikleri sözü tutmadıkları ve yalan söyledikleri için O da kalplerine, kendisiyle karşılaşacakları güne kadar (sürecek) bir nifak soktu.
424 Tevbe 81. Ayet (9:81:0) قُلْ قل kul de ki ق و ل
Diyanet İşleri (Yeni) Allah’ın Resûlüne karşı gelerek (sefere çıkmayıp) geri bırakılanlar, oturup kalmalarına sevindiler. Allah yolunda mallarıyla canlarıyla cihad etmek hoşlarına gitmedi ve “Bu sıcakta sefere çıkmayın” dediler. De ki: “Cehennemin ateşi daha sıcaktır.” Keşke anlasalardı.
425 Tevbe 83. Ayet (9:83:0) فَقُلْ فقل fe-kul de ki ق و ل
Diyanet İşleri (Yeni) Eğer (bundan böyle) Allah seni onlardan bir zümrenin yanına döndürür de, onlar (sefere) çıkmak için senden izin isterlerse, de ki: “Artık siz benimle birlikte ebediyyen çıkmayacak ve benimle birlikte hiçbir düşmanla asla savaşmayacaksınız. Çünkü siz baştan yerinizde oturup kalmaya razı oldunuz. Şimdi de geri kalan (kadın ve çocuk)larla birlikte oturun.”
426 Tevbe 87. Ayet (9:87:0) قُلُوبِهِمْ قلوبهم kulûbihim kalbleri ق ل ب
Diyanet İşleri (Yeni) Onlar geride kalan (kadın ve çocuk)larla birlikte olmaya razı oldular ve kalpleri mühürlendi. Artık onlar anlamazlar.
427 Tevbe 92. Ayet (9:92:0) قُلْتَ قلت kulte sen deyince ق و ل
Diyanet İşleri (Yeni) Kendilerini bindirip (cepheye) sevk edesin diye sana geldikleri zaman, senin, “Sizi bindirebileceğim bir şey bulamıyorum” dediğin; bu uğurda harcayacakları bir şey bulamadıklarından dolayı üzüntüden gözleri yaş döke döke geri dönen kimselere de bir sorumluluk yoktur.
428 Tevbe 93. Ayet (9:93:0) قُلُوبِهِمْ قلوبهم kulûbihim onların kalbleri ق ل ب
Diyanet İşleri (Yeni) Sorumluluk ancak, zengin oldukları hâlde senden izin isteyenleredir. Bunlar, geride kalan (kadın ve çocuk)larla birlikte olmaya razı oldular. Allah da kalplerini mühürledi. Artık onlar bilmezler.
429 Tevbe 94. Ayet (9:94:0) قُلْ قل kul de ki ق و ل
Diyanet İşleri (Yeni) Onlara döndüğünüzde, size mazeret beyan edeceklerdir. De ki: “Mazeret beyan etmeyin. Size kesinlikle inanmayız. Çünkü Allah bize sizin durumunuzu bildirdi. Bundan böyle davranışlarınızı Allah da Resûlü de görecek. Sonra hepiniz, gaybı da görülen âlemi de bilene döndürüleceksiniz de yapmakta olduğunuz şeyleri size haber verecek.”
430 Tevbe 105. Ayet (9:105:0) وَقُلِ وقل ve kuli ve de ki ق و ل
Diyanet İşleri (Yeni) De ki: “Çalışın, yapın. Yaptıklarınızı Allah da, Resûlü de, mü’minler de göreceklerdir. Sonra gaybı da, görülen âlemi de bilen Allah’ın huzuruna döndürüleceksiniz. O da size bütün yapmakta olduğunuz şeyleri haber verecektir.”
431 Tevbe 110. Ayet (9:110:0) قُلُوبِهِمْ قلوبهم kulûbihim yüreklerinde ق ل ب
Diyanet İşleri (Yeni) Kurmuş oldukları binaları, (ölüp de) kalpleri paramparça olmadıkça yüreklerinde sürekli bir kuşku olarak kalmaya devam edecektir. Allah, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.
432 Tevbe 110. Ayet (9:110:0) قُلُوبُهُمْۜ قلوبهم kulûbuhum kalbleri ق ل ب
Diyanet İşleri (Yeni) Kurmuş oldukları binaları, (ölüp de) kalpleri paramparça olmadıkça yüreklerinde sürekli bir kuşku olarak kalmaya devam edecektir. Allah, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.
433 Tevbe 115. Ayet (9:115:0) بِكُلِّ بكل bi-kulli her ك ل ل
Diyanet İşleri (Yeni) Doğru yola ilettikten sonra, sakınacakları şeyleri kendilerine apaçık bildirmedikçe, Allah bir toplumu saptıracak değildir. Şüphesiz Allah, her şeyi hakkıyla bilendir.
434 Tevbe 117. Ayet (9:117:0) قُلُوبُ قلوب kulûbu kalbleri ق ل ب
Diyanet İşleri (Yeni) Andolsun Allah; Peygamber ile içlerinden bir kısmının kalpleri eğrilmeğe yüz tuttuktan sonra, sıkıntılı bir zamanda ona uyan muhacirlerle ensarın tövbelerini kabul etmiştir. Evet, onların tövbelerini kabul etmiştir. Şüphesiz O, onlara çok şefkatli ve çok merhametlidir.
435 Tevbe 122. Ayet (9:122:0) كُلِّ كل kulli her ك ل ل
Diyanet İşleri (Yeni) (Ne var ki) mü’minlerin hepsi toptan seferber olacak değillerdir. Öyleyse onların her kesiminden bir grup da, din konusunda köklü ve derin bilgi sahibi olmak ve döndükleri zaman kavimlerini uyarmak için geri kalsa ya! Umulur ki sakınırlar.[265]
436 Tevbe 124. Ayet (9:124:0) يَقُولُ يقول yekûlu der ق و ل
Diyanet İşleri (Yeni) Herhangi bir sûre indirildiğinde, içlerinden, (alaylı bir şekilde) “Bu hanginizin imanını artırdı?” diyenler olur. İman etmiş olanlara gelince, inen sûre onların imanını artırmıştır. Onlar bunu birbirlerine müjdelerler.
437 Tevbe 125. Ayet (9:125:0) قُلُوبِهِمْ قلوبهم kulûbihim yüreklerinde ق ل ب
Diyanet İşleri (Yeni) Kalplerinde hastalık olanların ise, pisliklerine pislik katmış (küfürlerini artırmış), böylece kâfir olarak ölüp gitmişlerdir.
438 Tevbe 126. Ayet (9:126:0) كُلِّ كل kulli her ك ل ل
Diyanet İşleri (Yeni) Görmüyorlar mı ki, onlar her yıl bir veya iki kere belâya çarptırılıp imtihan ediliyorlar. Sonra ne tövbe ederler, ne de ibret alırlar.
439 Tevbe 127. Ayet (9:127:0) قُلُوبَهُمْ قلوبهم kulûbehum onların kalblerini ق ل ب
Diyanet İşleri (Yeni) Bir sûre indirildi mi, “Sizi bir kimse görüyor mu?” diye birbirlerine göz ederler, sonra da sıvışıp giderler. Anlamayan bir toplum olmalarından dolayı, Allah onların kalplerini çevirmiştir.
440 Tevbe 129. Ayet (9:129:0) فَقُلْ فقل fe-kul de ki ق و ل
Diyanet İşleri (Yeni) Eğer yüz çevirirlerse de ki: “Bana Allah yeter. O’ndan başka hiçbir ilâh yoktur. Ben ancak O’na tevekkül ettim. O, yüce Arş’ın sahibidir.”
441 Yunus 15. Ayet (10:15:0) قُلْ قل kul de ki ق و ل
Diyanet İşleri (Yeni) Âyetlerimiz kendilerine apaçık birer delil olarak okunduğunda, (öldükten sonra) bize kavuşmayı ummayanlar, “Ya (bize) bundan başka bir Kur’an getir veya onu değiştir” dediler. De ki: “Onu kendiliğimden değiştirmem benim için olacak şey değildir. Ben ancak bana vahyolunana uyarım. Eğer Rabbime isyan edecek olursam, elbette büyük bir günün azabından korkarım.”
442 Yunus 16. Ayet (10:16:0) قُلْ قل kul de ki ق و ل
Diyanet İşleri (Yeni) De ki: “Eğer Allah dileseydi, ben size onu okumazdım, Allah da size onu bildirmezdi. Ben sizin aranızda bundan (Kur’an’ın inişinden) önce (kırk yıllık) bir ömür yaşadım. Hiç düşünmüyor musunuz?”
443 Yunus 18. Ayet (10:18:0) وَيَقُولُونَ ويقولون ve yekûlûne ve diyorlar ki ق و ل
Diyanet İşleri (Yeni) Allah’ı bırakıp, kendilerine ne zarar, ne de fayda verebilecek şeylere tapıyorlar ve “İşte bunlar Allah katında bizim şefaatçılarımızdır” diyorlar. De ki: “Siz, Allah’a göklerde ve yerde O’nun bilmediği bir şeyi mi haber veriyorsunuz!? O, onların ortak koştukları şeylerden uzaktır, yücedir.”.
444 Yunus 18. Ayet (10:18:0) قُلْ قل kul de ki ق و ل
Diyanet İşleri (Yeni) Allah’ı bırakıp, kendilerine ne zarar, ne de fayda verebilecek şeylere tapıyorlar ve “İşte bunlar Allah katında bizim şefaatçılarımızdır” diyorlar. De ki: “Siz, Allah’a göklerde ve yerde O’nun bilmediği bir şeyi mi haber veriyorsunuz!? O, onların ortak koştukları şeylerden uzaktır, yücedir.”.
445 Yunus 20. Ayet (10:20:0) وَيَقُولُونَ ويقولون ve yekûlûne ve diyorlar ق و ل
Diyanet İşleri (Yeni) “Ona (peygambere) Rabbinden bir mucize indirilse ya!” diyorlar. De ki: “Gayb ancak Allah’ındır. Bekleyin, şüphesiz ben de sizinle birlikte bekleyenlerdenim!”
446 Yunus 20. Ayet (10:20:0) فَقُلْ فقل fe-kul de ki ق و ل
Diyanet İşleri (Yeni) “Ona (peygambere) Rabbinden bir mucize indirilse ya!” diyorlar. De ki: “Gayb ancak Allah’ındır. Bekleyin, şüphesiz ben de sizinle birlikte bekleyenlerdenim!”
447 Yunus 21. Ayet (10:21:0) قُلِ قل kuli de ki ق و ل
Diyanet İşleri (Yeni) Kendilerine dokunan bir sıkıntıdan sonra, insanlara bir rahmet (ferahlık ve mutluluk) tattırdığımız zaman, bir de bakarsın ki âyetlerimiz hakkında onların bir tuzakları (birtakım tertipleri ve asılsız iddiaları) vardır. De ki: “Allah, daha çabuk tuzak kurar.” Şüphesiz elçilerimiz (melekler) kurmakta olduğunuz tuzakları yazıyorlar.[268]
448 Yunus 22. Ayet (10:22:0) كُلِّ كل kulli her ك ل ل
Diyanet İşleri (Yeni) O, sizi karada ve denizde gezdirip dolaştırandır. Öyle ki gemilerle denize açıldığınız ve gemilerinizin içindekilerle birlikte uygun bir rüzgârla seyrettiği, yolcuların da bununla sevindikleri bir sırada ona şiddetli bir fırtına gelip çatar ve her taraftan dalgalar onlara hücum eder de çepeçevre kuşatıldıklarını (batıp boğulacaklarını) anlayınca dini Allah’a has kılarak “Andolsun, eğer bizi bundan kurtarırsan, mutlaka şükredenlerden olacağız” diye Allah’a yalvarırlar.
449 Yunus 24. Ayet (10:24:0) يَأْكُلُ يأكل ye/kulu yer أ ك ل
Diyanet İşleri (Yeni) Dünya hayatının hâli, ancak gökten indirdiğimiz bir yağmurun hâli gibidir ki, insanların ve hayvanların yedikleri yeryüzü bitkileri onunla yetişip birbirine karışmıştır. Nihayet yeryüzü (o bitkilerle) bütün zinet ve güzelliklerini alıp süslendiği ve sahipleri de onun üzerine (her türlü tasarrufa) kadir olduklarını sandıkları bir sırada, geceleyin veya güpegündüz ansızın ona emrimiz (afetimiz) geliverir de, bunları, sanki dün yerinde hiç yokmuş gibi, kökünden yolunmuş bir hâle getiririz. İşte düşünen bir toplum için, âyetleri böyle ayrı ayrı açıklıyoruz.