| Sırası | Geçtiği Yer | Arapça | Harekesiz | Okunuşu | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|---|---|---|
| 1 | Fatiha 5. Ayet (1:5:2) | نَعْبُدُ | نعبد | na’budu | kulluk ederiz | ع ب د |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Allahım!) Yalnız sana ibadet ederiz ve yalnız senden yardım dileriz. | |||||
| 2 | Bakara 7. Ayet (2:7:6) | سَمْعِهِمْۜ | سمعهم | sem’ihim | kulaklarının | س م ع |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah, onların kalplerini ve kulaklarını mühürlemiştir. Gözleri üzerinde de bir perde vardır. Onlar için büyük bir azap vardır. | |||||
| 3 | Bakara 19. Ayet (2:19:12) | اٰذَانِهِمْ | اذانهم | âżânihim | kulakları | أ ذ ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Yahut onların durumu, gökten yoğun karanlıklar içinde gök gürültüsü ve şimşekle sağanak hâlinde boşanan yağmura tutulmuş kimselerin durumu gibidir. Ölüm korkusuyla, yıldırım seslerinden parmaklarını kulaklarına tıkarlar. Oysa Allah, kâfirleri çepeçevre kuşatmıştır. | |||||
| 4 | Bakara 21. Ayet (2:21:4) | اعْبُدُوا | اعبدوا | ’budû | kulluk edin | ع ب د |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ey insanlar! Sizi ve sizden öncekileri yaratan Rabbinize ibadet edin ki, Allah’a karşı gelmekten sakınasınız. | |||||
| 5 | Bakara 23. Ayet (2:23:8) | عَبْدِنَا | عبدنا | ‘abdinâ | kulumuz (Muhammed) | ع ب د |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Eğer kulumuza (Muhammed’e) indirdiğimiz (Kur’an) hakkında şüphede iseniz, haydin onun benzeri bir sûre getirin ve eğer doğru söyleyenler iseniz, Allah’tan başka şahitlerinizi çağırın (ve bunu ispat edin). | |||||
| 6 | Bakara 44. Ayet (2:44:10) | تَعْقِلُونَ | تعقلون | ta’kilûn(e) | aklınızı kullanmıyor musunuz? | ع ق ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Siz Kitab’ı (Tevrat’ı) okuyup durduğunuz hâlde, kendinizi unutup başkalarına iyiliği mi emrediyorsunuz? (Yaptığınızın çirkinliğini) anlamıyor musunuz? | |||||
| 7 | Bakara 76. Ayet (2:76:18) | لِيُحَٓاجُّوكُمْ | ليحاجوكم | li-yuhâccûkum | sizin aleyhinizde delil olarak kullansınlar | ح ج ج |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlar iman edenlerle karşılaşınca, “İman ettik” derler. Birbirleriyle baş başa kaldıklarında da şöyle derler: “Rabbinizin huzurunda delil olarak kullanıp sizi sustursunlar diye mi, Allah’ın (Tevrat’ta) size bildirdiklerini onlara söylüyorsunuz? (Bu kadarcık şeye) akıl erdiremiyor musunuz?” | |||||
| 8 | Bakara 76. Ayet (2:76:23) | تَعْقِلُونَ | تعقلون | ta’kilûn(e) | Aklınızı kullanmıyor musunuz? | ع ق ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlar iman edenlerle karşılaşınca, “İman ettik” derler. Birbirleriyle baş başa kaldıklarında da şöyle derler: “Rabbinizin huzurunda delil olarak kullanıp sizi sustursunlar diye mi, Allah’ın (Tevrat’ta) size bildirdiklerini onlara söylüyorsunuz? (Bu kadarcık şeye) akıl erdiremiyor musunuz?” | |||||
| 9 | Bakara 83. Ayet (2:83:7) | تَعْبُدُونَ | تعبدون | ta’budûne | kulluk etmeyeceksiniz | ع ب د |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Hani, biz İsrailoğulları’ndan, “Allah’tan başkasına ibadet etmeyeceksiniz, anne babaya, yakınlara, yetimlere, yoksullara iyilik edeceksiniz, herkese güzel sözler söyleyeceksiniz, namazı kılacaksınız, zekâtı vereceksiniz” diye söz almıştık. Sonra pek azınız hariç, yüz çevirerek sözünüzden döndünüz. | |||||
| 10 | Bakara 90. Ayet (2:90:20) | عِبَادِه۪ۚ | عباده | ‘ibâdih(i) | kulları- | ع ب د |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Karşılığında nefislerini sattıkları şeyi kıskançlıkları sebebiyle Allah’ın, kullarından dilediğine lütfuyla indirdiği vahyi inkâr etmeleri ne kötüdür! Bu yüzden gazap üstüne gazaba uğradılar. İnkâr edenlere alçaltıcı bir azap vardır. | |||||
| 11 | Bakara 133. Ayet (2:133:12) | تَعْبُدُونَ | تعبدون | ta’budûne | kulluk edeceksiniz | ع ب د |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Yoksa siz Yakub’un, ölüm döşeğinde iken çocuklarına, “Benden sonra kime ibadet edeceksiniz?” dediği, onların da, “Senin ilâhına ve ataların İbrahim, İsmail ve İshak’ın ilâhı olan tek bir ilâha ibadet edeceğiz; bizler O’na boyun eğmiş müslümanlarız.” dedikleri zaman orada hazır mı bulunuyordunuz? | |||||
| 12 | Bakara 133. Ayet (2:133:16) | نَعْبُدُ | نعبد | na’budu | kulluk edeceğiz | ع ب د |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Yoksa siz Yakub’un, ölüm döşeğinde iken çocuklarına, “Benden sonra kime ibadet edeceksiniz?” dediği, onların da, “Senin ilâhına ve ataların İbrahim, İsmail ve İshak’ın ilâhı olan tek bir ilâha ibadet edeceğiz; bizler O’na boyun eğmiş müslümanlarız.” dedikleri zaman orada hazır mı bulunuyordunuz? | |||||
| 13 | Bakara 138. Ayet (2:138:10) | عَابِدُونَ | عابدون | ‘âbidûn(e) | kulluk ederiz | ع ب د |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Biz, Allah’ın boyasıyla boyanmışızdır. Boyası Allah’ınkinden daha güzel olan kimdir? Biz ona ibadet edenleriz” (deyin).[35] | |||||
| 14 | Bakara 147. Ayet (2:147:7) | الْمُمْتَر۪ينَ۟ | الممترين | l-mumterîn(e) | kuşkulananlar- | م ر ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Hak (ancak) Rabbindendir. Artık, sakın şüpheye düşenlerden olma! | |||||
| 15 | Bakara 186. Ayet (2:186:3) | عِبَاد۪ي | عبادي | ‘ibâdî | kullarım | ع ب د |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kullarım, beni senden sorarlarsa, (bilsinler ki), gerçekten ben (onlara çok) yakınım. Bana dua edince, dua edenin duasına cevap veririm. O hâlde, doğru yolu bulmaları için benim davetime uysunlar, bana iman etsinler. | |||||
| 16 | Bakara 207. Ayet (2:207:11) | بِالْعِبَادِ | بالعباد | bil-’ibâd(i) | kullar(ın)a | ع ب د |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İnsanlardan öylesi de vardır ki, Allah’ın rızasını kazanmak için kendini feda eder. Allah, kullarına çok şefkatlidir. | |||||
| 17 | Bakara 233. Ayet (2:233:23) | تُضَٓارَّ | تضار | tudârra | zarara sokulmasın | ض ر ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | -Emzirmeyi tamamlamak isteyenler için- anneler çocuklarını i-Emzirmeyi tamamlamak isteyenler için- anneler çocuklarını iki tam yıl emzirirler. Onların (annelerin) yiyeceği, giyeceği, örfe uygun olarak babaya aittir. Hiçbir kimseye gücünün üstünde bir yük ve sorumluluk teklif edilmez. -Hiçbir anne ve hiçbir baba çocuğu sebebiyle zarara uğratılmasın- (Baba ölmüşse) mirasçı da aynı şeyle sorumludur. Eğer (anne ve baba) kendi aralarında danışıp anlaşarak (iki yıl dolmadan) çocuğu sütten kesmek isterlerse onlara günah yoktur. Eğer çocuklarınızı (bir süt anneye) emzirtmek isterseniz örfe uygun olarak vereceğiniz ücreti güzelce ödediğiniz takdirde size bir günah yoktur. Allah’a karşı gelmekten sakının ve bilin ki, Allah yapmakta olduklarınızı hakkıyla görendir. | |||||
| 18 | Bakara 256. Ayet (2:256:17) | بِالْعُرْوَةِ | بالعروة | bil-’urveti | bir kulpa | ع ر و |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Dinde zorlama yoktur. Çünkü doğruluk sapıklıktan iyice ayrılmıştır. O hâlde, kim tâğûtu tanımayıp Allah’a inanırsa, kopmak bilmeyen sapasağlam bir kulpa yapışmıştır. Allah, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.[73] | |||||
| 19 | Bakara 266. Ayet (2:266:28) | فَاحْتَرَقَتْۜ | فاحترقت | fahterakat | yakıp kül etsin | ح ر ق |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Herhangi biriniz ister mi ki, içerisinde her türlü meyveye sahip bulunduğu, içinden ırmaklar akan, hurma ve üzüm ağaçlarından oluşan bir bahçesi olsun; himayeye muhtaç çocukları var iken ihtiyarlık gelip kendisine çatsın; derken bağı ateşli (yıldırımlı) bir kasırga vursun da orası yanıversin? Allah, düşünesiniz diye size âyetlerini böyle açıklıyor.[75] | |||||
| 20 | Bakara 282. Ayet (2:282:96) | تَرْتَابُٓوا | ترتابوا | tertâbû | kuşkulanmamanız için | ر ي ب |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ey iman edenler! Belli bir süre için birbirinize borçlandığınız zaman bunu yazın. Aranızda bir yazıcı adaletle yazsın. Yazıcı, Allah’ın kendisine öğrettiği şekilde yazmaktan kaçınmasın, (her şeyi olduğu gibi dosdoğru) yazsın. Üzerinde hak olan (borçlu) da yazdırsın ve Rabbi olan Allah’tan korkup sakınsın da borçtan hiçbir şeyi eksik etmesin (hepsini tam yazdırsın). Eğer borçlu, aklı ermeyen, veya zayıf bir kimse ise, ya da yazdıramıyorsa, velisi adaletle yazdırsın. (Bu işleme) şahitliklerine güvendiğiniz iki erkeği; eğer iki erkek olmazsa, bir erkek ve iki kadını şahit tutun. Bu, onlardan biri unutacak olursa, diğerinin ona hatırlatması içindir. Şahitler çağırıldıkları zaman (gelmekten) kaçınmasınlar. Az olsun, çok olsun, borcu süresine kadar yazmaktan usanmayın. Bu, Allah katında adalete daha uygun, şahitlik için daha sağlam, şüpheye düşmemeniz için daha elverişlidir. Yalnız, aranızda hemen alıp verdiğiniz peşin ticaret olursa, onu yazmamanızdan ötürü üzerinize bir günah yoktur. Alışveriş yaptığınız zaman da şahit tutun. Yazana da, şahide de bir zarar verilmesin.[79] Eğer aksini yaparsanız, bu sizin için günahkârca bir davranış olur. Allah’a karşı gelmekten sakının. Allah, size öğretiyor. Allah, her şeyi hakkıyla bilendir.[80] | |||||
| 21 | Âl-i İmran 15. Ayet (3:15:24) | بِالْعِبَادِۚ | بالعباد | bil-’ibâd(i) | kullarını | ع ب د |
| Diyanet İşleri (Yeni) | De ki: “Size, onlardan daha hayırlısını haber vereyim mi? Allah’a karşı gelmekten sakınanlar için Rableri katında, içinden ırmaklar akan, içinde ebedî kalacakları cennetler, tertemiz eşler ve Allah’ın rızası vardır.” Allah, kullarını hakkıyla görendir. | |||||
| 22 | Âl-i İmran 20. Ayet (3:20:26) | بِالْعِبَادِ۟ | بالعباد | bil-’ibâd(i) | kulları(nın yaptıkları)nı | ع ب د |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Seninle tartışmaya girişirlerse, de ki: “Ben, bana uyanlarla birlikte kendi özümü Allah’a teslim ettim.” Kendilerine kitap verilenlere ve ümmîlere[86] de ki: “Siz de İslâm’ı kabul ettiniz mi?” Eğer İslâm’a girerlerse hidayete ermiş olurlar. Yok, eğer yüz çevirirlerse sana düşen şey ancak tebliğ etmektir. Allah, kullarını hakkıyla görendir. | |||||
| 23 | Âl-i İmran 30. Ayet (3:30:26) | بِالْعِبَادِ۟ | بالعباد | bil-’ibâd(i) | kullarına | ع ب د |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Herkesin yaptığı iyiliği ve yaptığı kötülüğü hazır bulacağı günde kişi, kötülükleri ile kendi arasında uzak bir mesafe bulunmasını ister. Yine Allah, sizi kendisine karşı dikkatli olmanız hakkında uyarmaktadır. Allah, kullarını çok esirgeyicidir. | |||||
| 24 | Âl-i İmran 51. Ayet (3:51:5) | فَاعْبُدُوهُۜ | فاعبدوه | fa’budûh(u) | O'na kulluk edin | ع ب د |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Şüphesiz Allah, benim de Rabbim, sizin de Rabbinizdir. Öyleyse O’na ibadet edin. İşte bu, doğru yoldur.” | |||||
| 25 | Âl-i İmran 60. Ayet (3:60:7) | الْمُمْتَر۪ينَ | الممترين | l-mumterîn(e) | kuşkulananlar- | م ر ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Hak Rabbindendir. O hâlde, sakın şüphe edenlerden olma. | |||||
| 26 | Âl-i İmran 79. Ayet (3:79:14) | عِبَادًا | عبادا | ‘ibâden | kul(lar) | ع ب د |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah’ın, kendisine Kitab’ı, hükmü (hikmeti) ve peygamberliği verdiği hiçbir insanın, “Allah’ı bırakıp bana kullar olun” demesi düşünülemez. Fakat (şöyle öğüt verir:) “Öğretmekte ve derinlemesine incelemekte olduğunuz Kitap uyarınca rabbânîler (Allah’ın istediği örnek ve dindar kullar) olun.” | |||||
| 27 | Âl-i İmran 79. Ayet (3:79:21) | رَبَّانِيّ۪نَ | ربانين | rabbâniyyîne | Rabbe halis kullar | ر ب ب |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah’ın, kendisine Kitab’ı, hükmü (hikmeti) ve peygamberliği verdiği hiçbir insanın, “Allah’ı bırakıp bana kullar olun” demesi düşünülemez. Fakat (şöyle öğüt verir:) “Öğretmekte ve derinlemesine incelemekte olduğunuz Kitap uyarınca rabbânîler (Allah’ın istediği örnek ve dindar kullar) olun.” | |||||
| 28 | Âl-i İmran 182. Ayet (3:182:9) | لِلْعَب۪يدِۚ | للعبيد | lil-’abîd(i) | kullara | ع ب د |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Bu, kendi ellerinizin (önceden yapıp) gönderdiklerinin karşılığıdır.” Allah, kullara asla zulmedici değildir. | |||||
| 29 | Âl-i İmran 185. Ayet (3:185:14) | وَاُدْخِلَ | وادخل | ve udḣile | ve sokulursa | د خ ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Her canlı ölümü tadacaktır. Ancak kıyamet günü yaptıklarınızın karşılığı size tastamam verilecektir. Kim cehennemden uzaklaştırılıp cennete sokulursa, gerçekten kurtuluşa ermiştir. Dünya hayatı, aldatıcı metadan başka bir şey değildir. | |||||
| 30 | Nisâ 34. Ayet (4:34:26) | وَاهْجُرُوهُنَّ | واهجروهن | vehcurûhunne | onlara sokulmayın | ه ج ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Erkekler, kadınların koruyup kollayıcılarıdırlar.[115] Çünkü Allah, insanların kimini kiminden üstün kılmıştır. Bir de erkekler kendi mallarından harcamakta (ve ailenin geçimini sağlamakta)dırlar. İyi kadınlar, itaatkârdırlar. Allah’ın (kendilerini) koruması sayesinde onlar da “gayb”ı[116] korurlar. (Evlilik yükümlülüklerini reddederek) başkaldırdıklarını gördüğünüz kadınlara öğüt verin, onları yataklarında yalnız bırakın. (Bunlar fayda vermez de mecbur kalırsanız) onları (hafifçe) dövün.[117] Eğer itaat ederlerse, artık onların aleyhine başka bir yol aramayın. Şüphesiz Allah, çok yücedir, çok büyüktür. | |||||
| 31 | Nisâ 36. Ayet (4:36:1) | وَاعْبُدُوا | واعبدوا | va’budû | ve kulluk edin | ع ب د |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah’a ibadet edin ve ona hiçbir şeyi ortak koşmayın. Ana babaya, akrabaya, yetimlere, yoksullara, yakın komşuya, uzak komşuya, yanınızdaki arkadaşa, yolcuya, elinizin altındakilere iyilik edin. Şüphesiz Allah, kibirlenen ve övünen kimseleri sevmez. | |||||
| 32 | Nisâ 118. Ayet (4:118:6) | عِبَادِكَ | عبادك | ‘ibâdike | senin kulların- | ع ب د |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah, o şeytana lânet etti ve o da, “Andolsun ki senin kullarından elbette belirli bir pay alacağım” dedi. | |||||
| 33 | Nisâ 119. Ayet (4:119:5) | اٰذَانَ | اذان | âżâne | kulaklarını | أ ذ ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Onları mutlaka saptıracağım, mutlaka onları kuruntulara sokacağım ve onlara emredeceğim de (putlara adak için) hayvanların kulaklarını yaracaklar. Yine onlara emredeceğim de Allah’ın yarattığını değiştirecekler.”[132] Kim Allah’ı bırakıp da şeytanı dost edinirse, şüphesiz o apaçık bir hüsrana düşmüştür. | |||||
| 34 | Nisâ 172. Ayet (4:172:6) | عَبْدًا | عبدا | ‘abden | kul | ع ب د |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Mesih de, Allah’a yakın melekler de, Allah’a kul olmaktan asla çekinmezler. Kim Allah’a kulluk etmekten çekinir ve büyüklük taslarsa, bilsin ki, O, onların hepsini huzuruna toplayacaktır. | |||||
| 35 | Nisâ 172. Ayet (4:172:14) | عِبَادَتِه۪ | عبادته | ‘ibâdetihi | O'na kulluktan | ع ب د |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Mesih de, Allah’a yakın melekler de, Allah’a kul olmaktan asla çekinmezler. Kim Allah’a kulluk etmekten çekinir ve büyüklük taslarsa, bilsin ki, O, onların hepsini huzuruna toplayacaktır. | |||||
| 36 | Mâide 41. Ayet (5:41:21) | سَمَّاعُونَ | سماعون | semmâ’ûne | kulak verirler | س م ع |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ey Peygamber! Kalpten inanmadıkları hâlde, ağızlarıyla “İnandık” diyenler (münafıklar) ile Yahudilerden küfürde yarışanlar seni üzmesin. Onlar (Yahudiler) yalan uydurmak için (seni) dinlerler[150], sana gelmeyen bir topluluk hesabına dinlerler. Kelimelerin (ifade içindeki) yerlerini bildikten sonra yerlerini değiştirir ve şöyle derler: “Eğer size şu hüküm verilirse, onu tutun. O verilmezse sakının.” Allah, kimin azaba uğramasını istemişse artık sen onun için asla Allah’a karşı hiçbir şey yapamazsın. Onlar, Allah’ın kalplerini temizlemeyi istemediği kimselerdir.[151] Onlara dünyada bir rüsvaylık, ahirette ise yine onlara büyük bir azap vardır. | |||||
| 37 | Mâide 41. Ayet (5:41:23) | سَمَّاعُونَ | سماعون | semmâ’ûne | kulak verirler | س م ع |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ey Peygamber! Kalpten inanmadıkları hâlde, ağızlarıyla “İnandık” diyenler (münafıklar) ile Yahudilerden küfürde yarışanlar seni üzmesin. Onlar (Yahudiler) yalan uydurmak için (seni) dinlerler[150], sana gelmeyen bir topluluk hesabına dinlerler. Kelimelerin (ifade içindeki) yerlerini bildikten sonra yerlerini değiştirir ve şöyle derler: “Eğer size şu hüküm verilirse, onu tutun. O verilmezse sakının.” Allah, kimin azaba uğramasını istemişse artık sen onun için asla Allah’a karşı hiçbir şey yapamazsın. Onlar, Allah’ın kalplerini temizlemeyi istemediği kimselerdir.[151] Onlara dünyada bir rüsvaylık, ahirette ise yine onlara büyük bir azap vardır. | |||||
| 38 | Mâide 42. Ayet (5:42:1) | سَمَّاعُونَ | سماعون | semmâ’ûne | kulak verirler | س م ع |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlar, yalanı çok dinleyen, haramı çok yiyenlerdir. Eğer sana gelirlerse, ister aralarında hüküm ver, ister onlardan yüz çevir. Onlardan yüz çevirecek olursan, sana asla hiçbir zarar veremezler. Eğer hükmedecek olursan, aralarında adaletle hükmet. Çünkü Allah, âdil davrananları sever. | |||||
| 39 | Mâide 45. Ayet (5:45:11) | وَالْاُذُنَ | والاذن | vel-użune | ve kulağa | أ ذ ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onda (Tevrat’ta) üzerlerine şunu da yazdık: Cana can, göze göz, buruna burun, kulağa kulak, dişe diş kısas edilir. Yaralar da kısasa tabidir. Kim de bu hakkını bağışlar, sadakasına sayarsa o, kendisi için keffaret olur. Allah’ın indirdiği ile hükmetmeyenler, zalimlerin ta kendileridir. | |||||
| 40 | Mâide 45. Ayet (5:45:12) | بِالْاُذُنِ | بالاذن | bil-użuni | kulak | أ ذ ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onda (Tevrat’ta) üzerlerine şunu da yazdık: Cana can, göze göz, buruna burun, kulağa kulak, dişe diş kısas edilir. Yaralar da kısasa tabidir. Kim de bu hakkını bağışlar, sadakasına sayarsa o, kendisi için keffaret olur. Allah’ın indirdiği ile hükmetmeyenler, zalimlerin ta kendileridir. | |||||
| 41 | Mâide 72. Ayet (5:72:16) | اعْبُدُوا | اعبدوا | ’budû | kulluk edin | ع ب د |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Andolsun, “Allah, Meryem oğlu Mesih’tir” diyenler kesinlikle kâfir oldu.[154] Oysa Mesih şöyle demişti: “Ey İsrailoğulları! Yalnız, benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allah’a kulluk edin. Kim Allah’a ortak koşarsa, artık, Allah ona cenneti muhakkak haram kılmıştır. Onun barınağı da ateştir. Zalimler için hiçbir yardımcı yoktur.” | |||||
| 42 | Mâide 106. Ayet (5:106:36) | ارْتَبْتُمْ | ارتبتم | rtebtum | kuşkulanırsanız | ر ي ب |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ey iman edenler! Birinizin ölümü yaklaştığı zaman, vasiyet sırasında aranızda şahitlik (edecek olanlar) sizden adaletli iki kişidir. Yahut; seferde olup da başınıza ölüm musibeti gelirse, sizin dışınızdan başka iki kişi şahitlik eder. Eğer şüphe ederseniz, onları namazdan sonra alıkorsunuz da Allah adına, “Akraba da olsa, şahitliğimizi hiçbir karşılığa değişmeyiz. Allah için yaptığımız şahitliği gizlemeyiz. Gizlediğimiz takdirde, şüphesiz günahkârlardan oluruz” diye yemin ederler. | |||||
| 43 | Mâide 117. Ayet (5:117:9) | اعْبُدُوا | اعبدوا | ’budû | kulluk edin | ع ب د |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Ben onlara, sadece bana emrettiğin şeyi söyledim: Benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allah’a kulluk edin (dedim.) Aralarında bulunduğum sürece onlara şahit (ve örnek) idim. Ama beni içlerinden aldığında, artık üzerlerine gözetleyici yalnız sen oldun. Sen, her şeye hakkıyla şahitsin.” | |||||
| 44 | Mâide 118. Ayet (5:118:4) | عِبَادُكَۚ | عبادك | ‘ibâduk(e) | senin kullarındır | ع ب د |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Eğer onlara azap edersen, şüphe yok ki onlar senin kullarındır. Eğer onları bağışlarsan, yine şüphe yok ki sen mutlak güç sahibisin, hüküm ve hikmet sahibisin. | |||||
| 45 | En'am 2. Ayet (6:2:14) | تَمْتَرُونَ | تمترون | temterûn(e) | kuşkulanıyorsunuz | م ر ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | O öyle bir Rab’dır ki, sizi çamurdan yaratmış, sonra (her birinize) bir ecel tayin etmiştir. (Kıyametin kopması için) belirlenmiş bir ecel de O’nun katındadır. Siz ise hâlâ şüphe ediyorsunuz. | |||||
| 46 | En'am 18. Ayet (6:18:4) | عِبَادِه۪ۜ | عباده | ‘ibâdihi | kullarının | ع ب د |
| Diyanet İşleri (Yeni) | O, kullarının üstünde mutlak hâkimiyet sahibidir. O, hüküm ve hikmet sahibidir, (her şeyden) hakkıyla haberdardır. | |||||
| 47 | En'am 25. Ayet (6:25:12) | اٰذَانِهِمْ | اذانهم | âżânihim | kulaklarının | أ ذ ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İçlerinden, (Kur’an okurken) seni dinleyenler de var. Onu anlamamaları için kalpleri üzerine perdeler (gereriz), kulaklarına ağırlık koyarız.[173] Her türlü mucizeyi görseler de onlara inanmazlar. Hatta tartışmak üzere sana geldiklerinde inkâr edenler, “Bu (Kur’an) evvelkilerin masallarından başka bir şey değil” derler. | |||||
| 48 | En'am 61. Ayet (6:61:4) | عِبَادِه۪ | عباده | ‘ibâdih(i) | kulların | ع ب د |
| Diyanet İşleri (Yeni) | O, kullarının üstünde mutlak hâkimiyet sahibidir. Üzerinize de koruyucu melekler gönderir.[178] Nihayet birinize ölüm geldiği vakit (görevli) elçilerimiz onun canını alır ve onlar görevlerinde asla kusur etmezler. | |||||
| 49 | En'am 88. Ayet (6:88:9) | عِبَادِه۪ۜ | عباده | ‘ibâdih(i) | kulları- | ع ب د |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İşte bu, Allah’ın hidayetidir ki, kullarından dilediğini buna iletip yöneltir. Eğer onlar da Allah’a ortak koşsalardı, bütün yaptıkları boşa gitmişti. | |||||
| 50 | En'am 102. Ayet (6:102:11) | فَاعْبُدُوهُۚ | فاعبدوه | fa’budûh(u) | O'na kulluk edin | ع ب د |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İşte sizin Rabbiniz Allah. O’ndan başka hiçbir ilâh yoktur. O, her şeyin yaratıcısıdır. Öyle ise O’na kulluk edin. O, her şeye vekil (her şeyi yöneten, görüp gözeten)dir. | |||||