| Sırası | Geçtiği Yer | Arapça | Harekesiz | Okunuşu | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|---|---|---|
| 1 | Bakara 143. Ayet (2:143:17) | كُنْتَ | كنت | kunte | olduğunuzu | ك و ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Böylece, sizler insanlara birer şahit (ve örnek) olasınız ve Peygamber de size bir şahit (ve örnek) olsun diye sizi orta bir ümmet[36] yaptık. Her ne kadar Allah’ın doğru yolu gösterdiği kimselerden başkasına ağır gelse de biz, yönelmekte olduğun ciheti ancak; Resûl’e tabi olanlarla, gerisingeriye dönecekleri ayırd edelim diye kıble yaptık. Allah, imanınızı boşa çıkaracak değildir. Şüphesiz Allah, insanlara çok şefkatli ve çok merhametlidir.[37] | |||||
| 2 | Âl-i İmran 44. Ayet (3:44:8) | كُنْتَ | كنت | kunte | sen değildin | ك و ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Ey Muhammed!) Bunlar sana vahyettiğimiz gayb haberlerindendir. Meryem’i kim himayesine alıp koruyacak diye kalemlerini (kur’a için) atarlarken sen yanlarında değildin. (Bu konuda) tartışırlarken de yanlarında değildin. | |||||
| 3 | Âl-i İmran 44. Ayet (3:44:17) | كُنْتَ | كنت | kunte | sen değildin | ك و ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Ey Muhammed!) Bunlar sana vahyettiğimiz gayb haberlerindendir. Meryem’i kim himayesine alıp koruyacak diye kalemlerini (kur’a için) atarlarken sen yanlarında değildin. (Bu konuda) tartışırlarken de yanlarında değildin. | |||||
| 4 | Âl-i İmran 159. Ayet (3:159:8) | كُنْتَ | كنت | kunte | olsaydın | ك و ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah’ın rahmeti sayesinde sen onlara karşı yumuşak davrandın. Eğer kaba, katı yürekli olsaydın, onlar senin etrafından dağılıp giderlerdi. Artık sen onları affet. Onlar için Allah’tan bağışlama dile. İş konusunda onlarla müşavere et. Bir kere de karar verip azmettin mi, artık Allah’a tevekkül et, (ona dayanıp güven). Şüphesiz Allah, tevekkül edenleri sever. | |||||
| 5 | Nisâ 102. Ayet (4:102:2) | كُنْتَ | كنت | kunte | sen | ك و ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Ey Muhammed!) Cephede sen de onların (mü’minlerin) arasında bulunup da onlara namaz kıldırdığın vakit, içlerinden bir kısmı seninle beraber namaza dursun. Silâhlarını da yanlarına alsınlar. Bunlar secdeye vardıklarında (bir rekât kıldıklarında) arkanıza (düşman karşısına) geçsinler. Sonra o namaz kılmamış olan diğer kısım gelsin, seninle beraber kılsınlar ve ihtiyatlı bulunsunlar, silâhlarını yanlarına alsınlar. İnkâr edenler arzu ederler ki, silâhlarınızdan ve eşyanızdan bir gafil olsanız da size ani bir baskın yapsalar. Yağmurdan zahmet çekerseniz, ya da hasta olursanız, silâhlarınızı bırakmanızda size bir beis yoktur. Bununla birlikte ihtiyatlı olun (tedbirinizi alın). Şüphesiz Allah, inkârcılara alçaltıcı bir azap hazırlamıştır.[130] | |||||
| 6 | Mâide 117. Ayet (5:117:21) | كُنْتَ | كنت | kunte | sen oldun | ك و ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Ben onlara, sadece bana emrettiğin şeyi söyledim: Benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allah’a kulluk edin (dedim.) Aralarında bulunduğum sürece onlara şahit (ve örnek) idim. Ama beni içlerinden aldığında, artık üzerlerine gözetleyici yalnız sen oldun. Sen, her şeye hakkıyla şahitsin.” | |||||
| 7 | A'raf 70. Ayet (7:70:15) | كُنْتَ | كنت | kunte | isen | ك و ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlar, “Sen bize tek Allah’a ibadet edelim, atalarımızın ibadet edegeldiklerini bırakalım diye mi geldin? Eğer doğru söyleyenlerden isen, haydi bizi tehdit ettiğin azabı bize getir” dediler. | |||||
| 8 | A'raf 77. Ayet (7:77:14) | كُنْتَ | كنت | kunte | isen | ك و ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Nihayet deveyi kestiler, Rablerinin emrine karşı geldiler ve “Ey Salih! Sen eğer (dediğin gibi) peygamberlerden isen, haydi bizi tehdit ettiğin azabı getir” dediler. | |||||
| 9 | A'raf 106. Ayet (7:106:3) | كُنْتَ | كنت | kunte | isen | ك و ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Firavun, “Eğer açık bir delil getirdiysen haydi göster onu bakalım, şayet doğru söyleyenlerden isen” dedi. | |||||
| 10 | A'raf 106. Ayet (7:106:9) | كُنْتَ | كنت | kunte | isen | ك و ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Firavun, “Eğer açık bir delil getirdiysen haydi göster onu bakalım, şayet doğru söyleyenlerden isen” dedi. | |||||
| 11 | Yunus 91. Ayet (10:91:0) | وَكُنْتَ | وكنت | ve kunte | ve olmuştun | ك و ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Şimdi mi?! Oysa daha önce isyan etmiş ve bozgunculardan olmuştun. | |||||
| 12 | Yunus 94. Ayet (10:94:0) | كُنْتَ | كنت | kunte | isen | ك و ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Eğer sana indirdiğimiz şeyden şüphe içinde isen, senden önce Kitab’ı (Tevrat’ı) okuyanlara sor. Andolsun ki, sana Rabbinden hak gelmiştir. O hâlde, sakın şüphe edenlerden olma! | |||||
| 13 | Hûd 32. Ayet (11:32:12) | كُنْتَ | كنت | kunte | isen | ك و ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Dediler ki: “Ey Nûh! Bizimle tartıştın ve tartışmayı uzattın. Eğer doğru söyleyenlerden isen, haydi kendisiyle bizi tehdit ettiğin azabı getir.” | |||||
| 14 | Hûd 49. Ayet (11:49:8) | كُنْتَ | كنت | kunte | sen | ك و ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İşte bunlar, sana vahyettiğimiz gayb haberlerindendir. Bundan önce onları ne sen biliyordun, ne de kavmin. O hâlde sabret. Çünkü (iyi) sonuç, Allah’a karşı gelmekten sakınanların olacaktır. | |||||
| 15 | Hûd 62. Ayet (11:62:5) | كُنْتَ | كنت | kunte | sen idin | ك و ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlar şöyle dediler: “Ey Salih! Bundan önce sen, aramızda ümit beslenen bir kimseydin. Şimdi babalarımızın taptıklarına tapmamızı bize yasaklıyor musun? Şüphesiz, biz senin bizi çağırdığın şeyden derin bir şüphe içindeyiz.” | |||||
| 16 | Yusuf 3. Ayet (12:3:12) | كُنْتَ | كنت | kunte | sen idin | ك و ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Sana bu Kur’an’ı vahyetmekle kıssaların en güzelini anlatıyoruz. Hâlbuki daha önce sen bunlardan habersiz idin. | |||||
| 17 | Yusuf 102. Ayet (12:102:8) | كُنْتَ | كنت | kunte | sen | ك و ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İşte bu (kıssa), gayb haberlerindendir. Onu sana biz vahiy yolu ile bildiriyoruz. Yoksa onlar tuzak kurarak işlerine karar verdikleri zaman sen onların yanında değildin. | |||||
| 18 | Hicr 7. Ayet (15:7:6) | كُنْتَ | كنت | kunte | isen | ك و ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Eğer doğru söyleyenlerden isen bize melekleri getirsene!” | |||||
| 19 | Meryem 18. Ayet (19:18:7) | كُنْتَ | كنت | kunte | isen | ك و ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Meryem, “Senden, Rahmân’a sığınırım. Eğer Allah’tan çekinen biri isen (bana kötülük etme)” dedi. | |||||
| 20 | Tâhâ 35. Ayet (20:35:2) | كُنْتَ | كنت | kunte | sensin | ك و ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Çünkü sen bizi hakkıyla görmektesin.” | |||||
| 21 | Şu'arâ 31. Ayet (26:31:5) | كُنْتَ | كنت | kunte | isen | ك و ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Firavun, “Doğru söyleyenlerden isen haydi getir onu,” dedi. | |||||
| 22 | Şu'arâ 154. Ayet (26:154:9) | كُنْتَ | كنت | kunte | isen | ك و ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Sen de ancak bizim gibi bir beşersin. Eğer doğru söyleyenlerden isen haydi bize bir mucize getir.” | |||||
| 23 | Şu'arâ 187. Ayet (26:187:7) | كُنْتَ | كنت | kunte | isen | ك و ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Eğer doğru söyleyenlerden isen, haydi gökten üzerimize bir parça düşür.” | |||||
| 24 | Neml 27. Ayet (27:27:5) | كُنْتَ | كنت | kunte | mı oldun? | ك و ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Süleyman, Hüdhüd’e şöyle dedi: “Doğru mu söylüyorsun, yoksa yalancılardan mısın, göreceğiz.” | |||||
| 25 | Kasas 44. Ayet (28:44:2) | كُنْتَ | كنت | kunte | sen değildin | ك و ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Ey Muhammed!) Mûsâ’ya o emri verdiğimiz zaman sen (vadinin) batı tarafında değildin. (O olayı) görenlerden de değildin.[415] | |||||
| 26 | Kasas 44. Ayet (28:44:11) | كُنْتَ | كنت | kunte | değildin | ك و ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Ey Muhammed!) Mûsâ’ya o emri verdiğimiz zaman sen (vadinin) batı tarafında değildin. (O olayı) görenlerden de değildin.[415] | |||||
| 27 | Kasas 45. Ayet (28:45:8) | كُنْتَ | كنت | kunte | sen değildin | ك و ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Fakat biz (Mûsâ’dan sonra) birçok nesiller meydana getirdik. Üzerlerinden uzun çağlar geçti. Sen Medyen halkı arasında yaşıyor değildin, âyetlerimizi onlardan okuyup öğreniyor da değildin. Fakat biz (bu haberi) göndereniz. | |||||
| 28 | Kasas 46. Ayet (28:46:2) | كُنْتَ | كنت | kunte | sen değildin | ك و ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Yine biz (Mûsâ’ya) seslendiğimiz zaman Tûr’un yan tarafında da değildin. Fakat Rabbinden bir rahmet olarak, senden önce kendilerine hiçbir uyarıcı gelmeyen bir kavmi, düşünüp öğüt alsınlar diye uyarman için (o haberleri) sana bildiriyoruz. | |||||
| 29 | Kasas 86. Ayet (28:86:2) | كُنْتَ | كنت | kunte | sen | ك و ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Sen, bu kitabın sana verileceğini ummuyordun. Ancak o, Rabbinden bir rahmet olarak sana verildi. Öyle ise kâfirlere sakın arka çıkma. | |||||
| 30 | Ankebut 29. Ayet (29:29:21) | كُنْتَ | كنت | kunte | isen | ك و ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Siz hâlâ erkeklere yanaşacak, yol kesecek ve toplantılarınızda edepsizlik yapacak mısınız?” Kavminin cevabı, “Eğer doğru söyleyenlerden isen, haydi Allah’ın azabını getir bize” demeden ibaret oldu. | |||||
| 31 | Ankebut 48. Ayet (29:48:2) | كُنْتَ | كنت | kunte | sen değildin | ك و ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Sen şu Kur’an’dan önce hiçbir kitap okumuyor ve onu sağ elinle yazmıyordun. (Okuyup yazsaydın) o takdirde batıl peşinde koşanlar, şüpheye düşerlerdi. | |||||
| 32 | Sâd 75. Ayet (38:75:13) | كُنْتَ | كنت | kunte | (mi) oldun? | ك و ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah, “Ey İblis! Ellerimle yarattığıma saygı ile eğilmekten seni ne alıkoydu? Büyüklük mü tasladın, yoksa üstünlerden mi oldun?” dedi. | |||||
| 33 | Zümer 59. Ayet (39:59:8) | وَكُنْتَ | وكنت | ve kunte | ve oldun | ك و ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Allah, şöyle diyecek:) “Hayır, öyle değil! Âyetlerim sana geldi de sen onları yalanladın, büyüklük tasladın ve inkârcılardan oldun.” | |||||
| 34 | Şûrâ 52. Ayet (42:52:8) | كُنْتَ | كنت | kunte | sen değildin | ك و ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 52,53. İşte sana da, emrimizle, bir ruh (kalpleri dirilten bir kitap) vahyettik. Sen kitap nedir, iman nedir bilmezdin. Fakat biz onu, kullarımızdan dilediğimizi, kendisiyle doğru yola eriştireceğimiz bir nur yaptık. Şüphesiz ki sen doğru bir yola iletiyorsun; göklerdeki ve yerdeki her şeyin sahibi olan Allah’ın yoluna. İyi bilin ki, bütün işler sonunda Allah’a döner. | |||||
| 35 | Ahkaf 22. Ayet (46:22:10) | كُنْتَ | كنت | kunte | isen | ك و ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlar ise, “Sen bizi ilâhlarımızdan alıkoymak için mi geldin? Doğru söyleyenlerden isen bizi tehdit ettiğin şeyi başımıza getir” dediler. | |||||
| 36 | Kaf 19. Ayet (50:19:7) | كُنْتَ | كنت | kunte | senin olduğun | ك و ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ölüm sarhoşluğu bir hakikat olarak insana gelir de ona, “İşte bu, senin öteden beri kaçıp durduğun şeydir” denir. | |||||
| 37 | Kaf 22. Ayet (50:22:2) | كُنْتَ | كنت | kunte | sen idin | ك و ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Ona) “Andolsun ki sen bundan gaflette idin. Şimdi gaflet perdeni açtık; artık bugün gözün keskindir” (denir.) | |||||