Arapça Okunuşu ve benzeşen aramasında 8003 sonuç bulundu.
1450 - 1500 arasındaki sonuçlar gösteriliyor
Kelime aramasında en sağlıklı sonuç, Harekesiz veya Kök araması ile alınmaktadır.
| Sırası |
Geçtiği Yer |
Arapça |
Harekesiz |
Okunuşu |
Anlamı |
Kökü |
| 1450 |
Nisâ 103. Ayet (4:103:5) |
اللّٰهَ |
الله |
(A)llâhe |
Allah'ı |
اللَّهُ |
|
Diyanet İşleri (Yeni) |
Namazı kıldınız mı, gerek ayakta, gerek otururken ve gerek yan yatarak hep Allah’ı anın. Güvene kavuştunuz mu namazı tam olarak kılın. Çünkü namaz, mü’minlere belirli vakitlere bağlı olarak farz kılınmıştır. |
| 1451 |
Nisâ 103. Ayet (4:103:8) |
وَعَلٰى |
وعلى |
ve ’alâ |
ve üzerinde (uzanarak) |
عَلَىٰ |
|
Diyanet İşleri (Yeni) |
Namazı kıldınız mı, gerek ayakta, gerek otururken ve gerek yan yatarak hep Allah’ı anın. Güvene kavuştunuz mu namazı tam olarak kılın. Çünkü namaz, mü’minlere belirli vakitlere bağlı olarak farz kılınmıştır. |
| 1452 |
Nisâ 103. Ayet (4:103:13) |
الصَّلٰوةَۚ |
الصلوة |
ssalâ(te) |
namazı |
ص ل و |
|
Diyanet İşleri (Yeni) |
Namazı kıldınız mı, gerek ayakta, gerek otururken ve gerek yan yatarak hep Allah’ı anın. Güvene kavuştunuz mu namazı tam olarak kılın. Çünkü namaz, mü’minlere belirli vakitlere bağlı olarak farz kılınmıştır. |
| 1453 |
Nisâ 103. Ayet (4:103:15) |
الصَّلٰوةَ |
الصلوة |
ssalâte |
namaz |
ص ل و |
|
Diyanet İşleri (Yeni) |
Namazı kıldınız mı, gerek ayakta, gerek otururken ve gerek yan yatarak hep Allah’ı anın. Güvene kavuştunuz mu namazı tam olarak kılın. Çünkü namaz, mü’minlere belirli vakitlere bağlı olarak farz kılınmıştır. |
| 1454 |
Nisâ 103. Ayet (4:103:17) |
عَلَى |
على |
‘alâ |
üzerine |
عَلَىٰ |
|
Diyanet İşleri (Yeni) |
Namazı kıldınız mı, gerek ayakta, gerek otururken ve gerek yan yatarak hep Allah’ı anın. Güvene kavuştunuz mu namazı tam olarak kılın. Çünkü namaz, mü’minlere belirli vakitlere bağlı olarak farz kılınmıştır. |
| 1455 |
Nisâ 104. Ayet (4:104:1) |
وَلَا |
ولا |
velâ |
|
لَا |
|
Diyanet İşleri (Yeni) |
Düşman topluluğunu izlemekte gevşeklik göstermeyin. Eğer siz acı duyuyorsanız, kuşkusuz onlar da sizin acı duyduğunuz gibi acı duyuyorlar. Üstelik siz Allah’tan onların ümit edemeyecekleri şeyleri umuyorsunuz. Allah, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir. |
| 1456 |
Nisâ 104. Ayet (4:104:15) |
اللّٰهِ |
الله |
(A)llâhi |
Allah'tan |
اللَّهُ |
|
Diyanet İşleri (Yeni) |
Düşman topluluğunu izlemekte gevşeklik göstermeyin. Eğer siz acı duyuyorsanız, kuşkusuz onlar da sizin acı duyduğunuz gibi acı duyuyorlar. Üstelik siz Allah’tan onların ümit edemeyecekleri şeyleri umuyorsunuz. Allah, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir. |
| 1457 |
Nisâ 104. Ayet (4:104:17) |
لَا |
لا |
lâ |
|
لَا |
|
Diyanet İşleri (Yeni) |
Düşman topluluğunu izlemekte gevşeklik göstermeyin. Eğer siz acı duyuyorsanız, kuşkusuz onlar da sizin acı duyduğunuz gibi acı duyuyorlar. Üstelik siz Allah’tan onların ümit edemeyecekleri şeyleri umuyorsunuz. Allah, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir. |
| 1458 |
Nisâ 104. Ayet (4:104:20) |
اللّٰهُ |
الله |
(A)llâhu |
Allah |
اللَّهُ |
|
Diyanet İşleri (Yeni) |
Düşman topluluğunu izlemekte gevşeklik göstermeyin. Eğer siz acı duyuyorsanız, kuşkusuz onlar da sizin acı duyduğunuz gibi acı duyuyorlar. Üstelik siz Allah’tan onların ümit edemeyecekleri şeyleri umuyorsunuz. Allah, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir. |
| 1459 |
Nisâ 105. Ayet (4:105:11) |
اللّٰهُۜ |
الله |
(A)llâh(u) |
Allah'ın |
اللَّهُ |
|
Diyanet İşleri (Yeni) |
(Ey Muhammed!) Biz sana Kitab’ı (Kur’an’ı) hak olarak indirdik ki, insanlar arasında Allah’ın sana öğrettikleri ile hüküm veresin. Sakın hainlerin savunucusu olma. |
| 1460 |
Nisâ 105. Ayet (4:105:12) |
وَلَا |
ولا |
velâ |
|
لَا |
|
Diyanet İşleri (Yeni) |
(Ey Muhammed!) Biz sana Kitab’ı (Kur’an’ı) hak olarak indirdik ki, insanlar arasında Allah’ın sana öğrettikleri ile hüküm veresin. Sakın hainlerin savunucusu olma. |
| 1461 |
Nisâ 106. Ayet (4:106:2) |
اللّٰهَۜ |
الله |
(A)llâh(e) |
Allah'tan |
اللَّهُ |
|
Diyanet İşleri (Yeni) |
Allah’tan bağışlama dile. Şüphesiz Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir. |
| 1462 |
Nisâ 106. Ayet (4:106:4) |
اللّٰهَ |
الله |
(A)llâhe |
Allah |
اللَّهُ |
|
Diyanet İşleri (Yeni) |
Allah’tan bağışlama dile. Şüphesiz Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir. |
| 1463 |
Nisâ 107. Ayet (4:107:1) |
وَلَا |
ولا |
velâ |
|
لَا |
|
Diyanet İşleri (Yeni) |
Kendilerine hainlik edenleri savunma. Zira Allah, hiçbir haini, hiçbir günahkârı sevmez. |
| 1464 |
Nisâ 107. Ayet (4:107:8) |
اللّٰهَ |
الله |
(A)llâhe |
Allah |
اللَّهُ |
|
Diyanet İşleri (Yeni) |
Kendilerine hainlik edenleri savunma. Zira Allah, hiçbir haini, hiçbir günahkârı sevmez. |
| 1465 |
Nisâ 107. Ayet (4:107:9) |
لَا |
لا |
lâ |
|
لَا |
|
Diyanet İşleri (Yeni) |
Kendilerine hainlik edenleri savunma. Zira Allah, hiçbir haini, hiçbir günahkârı sevmez. |
| 1466 |
Nisâ 108. Ayet (4:108:4) |
وَلَا |
ولا |
velâ |
|
لَا |
|
Diyanet İşleri (Yeni) |
Bunlar, insanlardan gizlenmeye çalışırlar da Allah’tan gizlenmezler. Hâlbuki Allah, geceleyin, razı olmayacağı sözleri kurarlarken onlarla beraberdir. Allah, onların yaptıklarını (ilmiyle) kuşatmıştır. |
| 1467 |
Nisâ 108. Ayet (4:108:7) |
اللّٰهِ |
الله |
(A)llâhi |
Allah'tan |
اللَّهُ |
|
Diyanet İşleri (Yeni) |
Bunlar, insanlardan gizlenmeye çalışırlar da Allah’tan gizlenmezler. Hâlbuki Allah, geceleyin, razı olmayacağı sözleri kurarlarken onlarla beraberdir. Allah, onların yaptıklarını (ilmiyle) kuşatmıştır. |
| 1468 |
Nisâ 108. Ayet (4:108:13) |
لَا |
لا |
lâ |
|
لَا |
|
Diyanet İşleri (Yeni) |
Bunlar, insanlardan gizlenmeye çalışırlar da Allah’tan gizlenmezler. Hâlbuki Allah, geceleyin, razı olmayacağı sözleri kurarlarken onlarla beraberdir. Allah, onların yaptıklarını (ilmiyle) kuşatmıştır. |
| 1469 |
Nisâ 108. Ayet (4:108:18) |
اللّٰهُ |
الله |
(A)llâhu |
Allah |
اللَّهُ |
|
Diyanet İşleri (Yeni) |
Bunlar, insanlardan gizlenmeye çalışırlar da Allah’tan gizlenmezler. Hâlbuki Allah, geceleyin, razı olmayacağı sözleri kurarlarken onlarla beraberdir. Allah, onların yaptıklarını (ilmiyle) kuşatmıştır. |
| 1470 |
Nisâ 109. Ayet (4:109:3) |
هٰٓؤُ۬لَٓاءِ |
هؤلاء |
hâulâ-i |
|
هٰٓؤُ۬لَٓاءِ |
|
Diyanet İşleri (Yeni) |
İşte siz öyle kimselersiniz (ki, diyelim) dünya hayatında onları savundunuz. Ya kıyamet günü onları Allah’a karşı kim savunacak, yahut kim onlara vekil olacak? |
| 1471 |
Nisâ 109. Ayet (4:109:11) |
اللّٰهَ |
الله |
(A)llâhe |
Allah'a karşı |
اللَّهُ |
|
Diyanet İşleri (Yeni) |
İşte siz öyle kimselersiniz (ki, diyelim) dünya hayatında onları savundunuz. Ya kıyamet günü onları Allah’a karşı kim savunacak, yahut kim onlara vekil olacak? |
| 1472 |
Nisâ 109. Ayet (4:109:19) |
وَك۪يلًا |
وكيلا |
vekîlâ(n) |
vekil |
و ك ل |
|
Diyanet İşleri (Yeni) |
İşte siz öyle kimselersiniz (ki, diyelim) dünya hayatında onları savundunuz. Ya kıyamet günü onları Allah’a karşı kim savunacak, yahut kim onlara vekil olacak? |
| 1473 |
Nisâ 110. Ayet (4:110:9) |
اللّٰهَ |
الله |
(A)llâhe |
Allah'tan |
اللَّهُ |
|
Diyanet İşleri (Yeni) |
Kim bir kötülük yapar, yahut kendine zulmeder, sonra da Allah’tan bağışlama dilerse, Allah’ı çok bağışlayıcı ve çok merhamet edici bulur. |
| 1474 |
Nisâ 110. Ayet (4:110:11) |
اللّٰهَ |
الله |
(A)llâhe |
Allah'ı |
اللَّهُ |
|
Diyanet İşleri (Yeni) |
Kim bir kötülük yapar, yahut kendine zulmeder, sonra da Allah’tan bağışlama dilerse, Allah’ı çok bağışlayıcı ve çok merhamet edici bulur. |
| 1475 |
Nisâ 111. Ayet (4:111:6) |
عَلٰى |
على |
‘alâ |
aleyhine |
عَلَىٰ |
|
Diyanet İşleri (Yeni) |
Kim bir günah kazanırsa, onu ancak kendi aleyhine kazanmış olur. Allah, her şeyi hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir. |
| 1476 |
Nisâ 111. Ayet (4:111:9) |
اللّٰهُ |
الله |
(A)llâhu |
Allah |
اللَّهُ |
|
Diyanet İşleri (Yeni) |
Kim bir günah kazanırsa, onu ancak kendi aleyhine kazanmış olur. Allah, her şeyi hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir. |
| 1477 |
Nisâ 113. Ayet (4:113:1) |
وَلَوْلَا |
ولولا |
ve levlâ |
ve olmasaydı |
لَوْلَا |
|
Diyanet İşleri (Yeni) |
(Ey Muhammed!) Eğer Allah’ın sana lütuf ve merhameti olmasaydı, onlardan bir grup seni saptırmaya çalışırdı. Hâlbuki onlar, ancak kendilerini saptırırlar, sana hiçbir zarar veremezler. Allah, sana kitabı (Kur’an’ı) ve hikmeti indirmiş ve sana bilmediğin şeyleri öğretmiştir. Allah’ın sana lütfu çok büyüktür. |
| 1478 |
Nisâ 113. Ayet (4:113:3) |
اللّٰهِ |
الله |
(A)llâhi |
Allah'ın |
اللَّهُ |
|
Diyanet İşleri (Yeni) |
(Ey Muhammed!) Eğer Allah’ın sana lütuf ve merhameti olmasaydı, onlardan bir grup seni saptırmaya çalışırdı. Hâlbuki onlar, ancak kendilerini saptırırlar, sana hiçbir zarar veremezler. Allah, sana kitabı (Kur’an’ı) ve hikmeti indirmiş ve sana bilmediğin şeyleri öğretmiştir. Allah’ın sana lütfu çok büyüktür. |
| 1479 |
Nisâ 113. Ayet (4:113:13) |
اِلَّٓا |
الا |
illâ |
başkasını |
إِلَّا |
|
Diyanet İşleri (Yeni) |
(Ey Muhammed!) Eğer Allah’ın sana lütuf ve merhameti olmasaydı, onlardan bir grup seni saptırmaya çalışırdı. Hâlbuki onlar, ancak kendilerini saptırırlar, sana hiçbir zarar veremezler. Allah, sana kitabı (Kur’an’ı) ve hikmeti indirmiş ve sana bilmediğin şeyleri öğretmiştir. Allah’ın sana lütfu çok büyüktür. |
| 1480 |
Nisâ 113. Ayet (4:113:20) |
اللّٰهُ |
الله |
(A)llâhu |
Allah |
اللَّهُ |
|
Diyanet İşleri (Yeni) |
(Ey Muhammed!) Eğer Allah’ın sana lütuf ve merhameti olmasaydı, onlardan bir grup seni saptırmaya çalışırdı. Hâlbuki onlar, ancak kendilerini saptırırlar, sana hiçbir zarar veremezler. Allah, sana kitabı (Kur’an’ı) ve hikmeti indirmiş ve sana bilmediğin şeyleri öğretmiştir. Allah’ın sana lütfu çok büyüktür. |
| 1481 |
Nisâ 113. Ayet (4:113:31) |
اللّٰهِ |
الله |
(A)llâhi |
Allah'ın |
اللَّهُ |
|
Diyanet İşleri (Yeni) |
(Ey Muhammed!) Eğer Allah’ın sana lütuf ve merhameti olmasaydı, onlardan bir grup seni saptırmaya çalışırdı. Hâlbuki onlar, ancak kendilerini saptırırlar, sana hiçbir zarar veremezler. Allah, sana kitabı (Kur’an’ı) ve hikmeti indirmiş ve sana bilmediğin şeyleri öğretmiştir. Allah’ın sana lütfu çok büyüktür. |
| 1482 |
Nisâ 114. Ayet (4:114:1) |
لَا |
لا |
lâ |
yoktur |
لَا |
|
Diyanet İşleri (Yeni) |
Bir sadaka vermeyi, yahut iyilik yapmayı, yahut da insanların arasını düzeltmeyi emredenleri hariç, onların aralarındaki gizli konuşmaların çoğunda hiçbir hayır yoktur. Kim bunları sırf Allah’ın rızasını kazanmak için yaparsa, biz ona büyük bir mükâfat vereceğiz. |
| 1483 |
Nisâ 114. Ayet (4:114:7) |
اِلَّا |
الا |
illâ |
yalnız hariç |
إِلَّا |
|
Diyanet İşleri (Yeni) |
Bir sadaka vermeyi, yahut iyilik yapmayı, yahut da insanların arasını düzeltmeyi emredenleri hariç, onların aralarındaki gizli konuşmaların çoğunda hiçbir hayır yoktur. Kim bunları sırf Allah’ın rızasını kazanmak için yaparsa, biz ona büyük bir mükâfat vereceğiz. |
| 1484 |
Nisâ 114. Ayet (4:114:14) |
اِصْلَاحٍ |
اصلاح |
islâhin |
düzeltmeyi |
ص ل ح |
|
Diyanet İşleri (Yeni) |
Bir sadaka vermeyi, yahut iyilik yapmayı, yahut da insanların arasını düzeltmeyi emredenleri hariç, onların aralarındaki gizli konuşmaların çoğunda hiçbir hayır yoktur. Kim bunları sırf Allah’ın rızasını kazanmak için yaparsa, biz ona büyük bir mükâfat vereceğiz. |
| 1485 |
Nisâ 114. Ayet (4:114:22) |
اللّٰهِ |
الله |
(A)llâhi |
Allah'ın |
اللَّهُ |
|
Diyanet İşleri (Yeni) |
Bir sadaka vermeyi, yahut iyilik yapmayı, yahut da insanların arasını düzeltmeyi emredenleri hariç, onların aralarındaki gizli konuşmaların çoğunda hiçbir hayır yoktur. Kim bunları sırf Allah’ın rızasını kazanmak için yaparsa, biz ona büyük bir mükâfat vereceğiz. |
| 1486 |
Nisâ 115. Ayet (4:115:16) |
تَوَلّٰى |
تولى |
tevellâ |
döndüğü (yola) |
و ل ي |
|
Diyanet İşleri (Yeni) |
Kim, kendisine hidayet (doğru yol) besbelli olduktan sonra peygambere karşı çıkar, mü’minlerin yolundan başkasına uyarsa, onu yöneldiği yolda bırakırız ve cehenneme sokarız. Orası ne kötü bir varış yeridir. |
| 1487 |
Nisâ 116. Ayet (4:116:2) |
اللّٰهَ |
الله |
(A)llâhe |
Allah |
اللَّهُ |
|
Diyanet İşleri (Yeni) |
Şüphesiz Allah, kendisine ortak koşulmasını bağışlamaz. Bunun dışındaki günahları, dilediği kimseler için bağışlar. Allah’a ortak koşan, kuşkusuz, derin bir sapıklığa düşmüştür. |
| 1488 |
Nisâ 116. Ayet (4:116:3) |
لَا |
لا |
lâ |
|
لَا |
|
Diyanet İşleri (Yeni) |
Şüphesiz Allah, kendisine ortak koşulmasını bağışlamaz. Bunun dışındaki günahları, dilediği kimseler için bağışlar. Allah’a ortak koşan, kuşkusuz, derin bir sapıklığa düşmüştür. |
| 1489 |
Nisâ 116. Ayet (4:116:16) |
بِاللّٰهِ |
بالله |
bi(A)llâhi |
Allah'a |
اللَّهُ |
|
Diyanet İşleri (Yeni) |
Şüphesiz Allah, kendisine ortak koşulmasını bağışlamaz. Bunun dışındaki günahları, dilediği kimseler için bağışlar. Allah’a ortak koşan, kuşkusuz, derin bir sapıklığa düşmüştür. |
| 1490 |
Nisâ 116. Ayet (4:116:19) |
ضَلَالًا |
ضلالا |
dalâlen |
bir sapkınlıkla |
ض ل ل |
|
Diyanet İşleri (Yeni) |
Şüphesiz Allah, kendisine ortak koşulmasını bağışlamaz. Bunun dışındaki günahları, dilediği kimseler için bağışlar. Allah’a ortak koşan, kuşkusuz, derin bir sapıklığa düşmüştür. |
| 1491 |
Nisâ 117. Ayet (4:117:5) |
اِلَّٓا |
الا |
illâ |
yalnızca |
إِلَّا |
|
Diyanet İşleri (Yeni) |
Onlar, Allah’ı bırakıp ancak dişilere tapıyorlar.[131] Hâlbuki (aslında) azgın bir şeytana tapmaktadırlar. |
| 1492 |
Nisâ 117. Ayet (4:117:9) |
اِلَّا |
الا |
illâ |
yalnızca |
إِلَّا |
|
Diyanet İşleri (Yeni) |
Onlar, Allah’ı bırakıp ancak dişilere tapıyorlar.[131] Hâlbuki (aslında) azgın bir şeytana tapmaktadırlar. |
| 1493 |
Nisâ 118. Ayet (4:118:2) |
اللّٰهُۢ |
الله |
(A)llâhu |
Allah |
اللَّهُ |
|
Diyanet İşleri (Yeni) |
Allah, o şeytana lânet etti ve o da, “Andolsun ki senin kullarından elbette belirli bir pay alacağım” dedi. |
| 1494 |
Nisâ 119. Ayet (4:119:10) |
اللّٰهِۜ |
الله |
(A)llâh(i) |
Allah'ın |
اللَّهُ |
|
Diyanet İşleri (Yeni) |
“Onları mutlaka saptıracağım, mutlaka onları kuruntulara sokacağım ve onlara emredeceğim de (putlara adak için) hayvanların kulaklarını yaracaklar. Yine onlara emredeceğim de Allah’ın yarattığını değiştirecekler.”[132] Kim Allah’ı bırakıp da şeytanı dost edinirse, şüphesiz o apaçık bir hüsrana düşmüştür. |
| 1495 |
Nisâ 119. Ayet (4:119:17) |
اللّٰهِ |
الله |
(A)llâhi |
Allah'ın |
اللَّهُ |
|
Diyanet İşleri (Yeni) |
“Onları mutlaka saptıracağım, mutlaka onları kuruntulara sokacağım ve onlara emredeceğim de (putlara adak için) hayvanların kulaklarını yaracaklar. Yine onlara emredeceğim de Allah’ın yarattığını değiştirecekler.”[132] Kim Allah’ı bırakıp da şeytanı dost edinirse, şüphesiz o apaçık bir hüsrana düşmüştür. |
| 1496 |
Nisâ 120. Ayet (4:120:6) |
اِلَّا |
الا |
illâ |
başka bir şey |
إِلَّا |
|
Diyanet İşleri (Yeni) |
Şeytan onlara (birçok) vaadde bulunur ve onları kuruntulara sürükler. Oysa şeytan, ancak aldatmak için onlara vaadde bulunuyor. |
| 1497 |
Nisâ 121. Ayet (4:121:1) |
اُو۬لٰٓئِكَ |
اولئك |
ulâike |
işte onların |
أُولَٰئِكَ |
|
Diyanet İşleri (Yeni) |
İşte onların barınağı cehennemdir. Ondan bir kaçış yolu bulamazlar. |
| 1498 |
Nisâ 121. Ayet (4:121:4) |
وَلَا |
ولا |
velâ |
|
لَا |
|
Diyanet İşleri (Yeni) |
İşte onların barınağı cehennemdir. Ondan bir kaçış yolu bulamazlar. |
| 1499 |
Nisâ 122. Ayet (4:122:15) |
اللّٰهِ |
الله |
(A)llâhi |
Allah'ın |
اللَّهُ |
|
Diyanet İşleri (Yeni) |
İman edip salih ameller işleyenleri de ebedî olarak kalacakları, içlerinden ırmaklar akan cennetlere koyacağız. Allah, gerçek bir vaadde bulunmuştur. Kimdir sözü Allah’ınkinden daha doğru olan? |
|
|
|
|
|
|
|