| Sırası | Geçtiği Yer | Arapça | Harekesiz | Okunuşu | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|---|---|---|
| 4550 | Enbiyâ 28. Ayet (21:28:9) | اِلَّا | الا | illâ | başkasına | إِلَّا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah, onların önlerindekini de arkalarındakini de (yaptıklarını da yapacaklarını da) bilir. Onlar, O’nun razı olduğu kimselerden başkasına şefaat etmezler ve hepsi O’nun korkusuyla titrerler. | |||||
| 4551 | Enbiyâ 29. Ayet (21:29:5) | اِلٰهٌ | اله | ilâhun | bir tanrıyım | أ ل ه |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İçlerinden her kim, “Allah’tan başka ben de şüphesiz bir ilâhım” derse, böylesini cehennemle cezalandırırız. İşte biz zalimleri böyle cezalandırırız. | |||||
| 4552 | Enbiyâ 30. Ayet (21:30:17) | اَفَلَا | افلا | efelâ | لَا | |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İnkâr edenler, göklerle yer bitişikken, bizim onları ayırdığımızı ve diri olan her şeyi sudan meydana getirdiğimizi görmediler mi? Hâlâ inanmayacaklar mı? | |||||
| 4553 | Enbiyâ 36. Ayet (21:36:7) | اِلَّا | الا | illâ | dışında | إِلَّا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İnkâr edenler seni gördükleri zaman ancak alaya alırlar. “Bu mu ilâhlarınızı diline dolayan?” derler. Hâlbuki kendileri Rahmân’ın kitabını inkâr ediyorlar. | |||||
| 4554 | Enbiyâ 37. Ayet (21:37:7) | فَلَا | فلا | felâ | لَا | |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İnsan çok aceleci (tez canlı) yaratılmıştır. Size yakında âyetlerimi göstereceğim.[363] Şimdi acele etmeyin. | |||||
| 4555 | Enbiyâ 39. Ayet (21:39:6) | لَا | لا | lâ | لَا | |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İnkâr edenler, yüzlerinden ve sırtlarından ateşi savamayacakları ve hiçbir yardım da görmeyecekleri vakti bir bilseler! | |||||
| 4556 | Enbiyâ 39. Ayet (21:39:11) | وَلَا | ولا | velâ | ne de | لَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İnkâr edenler, yüzlerinden ve sırtlarından ateşi savamayacakları ve hiçbir yardım da görmeyecekleri vakti bir bilseler! | |||||
| 4557 | Enbiyâ 39. Ayet (21:39:14) | وَلَا | ولا | velâ | ve | لَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İnkâr edenler, yüzlerinden ve sırtlarından ateşi savamayacakları ve hiçbir yardım da görmeyecekleri vakti bir bilseler! | |||||
| 4558 | Enbiyâ 40. Ayet (21:40:5) | فَلَا | فلا | felâ | لَا | |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Şüphesiz o (tehdit edildikleri azap) onlara ansızın gelecek de kendilerini şaşkınlıktan dondurup bırakacak. Artık ne onu geri çevirmeye güçleri yetecek, ne de kendilerine göz açtırılacak. | |||||
| 4559 | Enbiyâ 40. Ayet (21:40:8) | وَلَا | ولا | velâ | ve ne de | لَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Şüphesiz o (tehdit edildikleri azap) onlara ansızın gelecek de kendilerini şaşkınlıktan dondurup bırakacak. Artık ne onu geri çevirmeye güçleri yetecek, ne de kendilerine göz açtırılacak. | |||||
| 4560 | Enbiyâ 43. Ayet (21:43:7) | لَا | لا | lâ | لَا | |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Yoksa bizim dışımızda onları koruyacak ilâhları mı var? O ilâh edindikleri nesneler kendilerine bile yardım edemezler. Zaten onlar bizden de yardım görmezler. | |||||
| 4561 | Enbiyâ 43. Ayet (21:43:11) | وَلَا | ولا | velâ | ne de | لَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Yoksa bizim dışımızda onları koruyacak ilâhları mı var? O ilâh edindikleri nesneler kendilerine bile yardım edemezler. Zaten onlar bizden de yardım görmezler. | |||||
| 4562 | Enbiyâ 44. Ayet (21:44:3) | هٰٓؤُ۬لَٓاءِ | هؤلاء | hâulâ-i | onları | هَٰذَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Evet, biz onları da atalarını da, faydalandırdık. Öyle ki uzun süre yaşadılar. Ama, artık görmüyorlar mı ki, biz yeryüzünü çevresinden eksiltiyoruz? O hâlde, onlar mı galip gelecekler? | |||||
| 4563 | Enbiyâ 44. Ayet (21:44:9) | اَفَلَا | افلا | efelâ | لَا | |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Evet, biz onları da atalarını da, faydalandırdık. Öyle ki uzun süre yaşadılar. Ama, artık görmüyorlar mı ki, biz yeryüzünü çevresinden eksiltiyoruz? O hâlde, onlar mı galip gelecekler? | |||||
| 4564 | Enbiyâ 45. Ayet (21:45:5) | وَلَا | ولا | velâ | ama | لَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | De ki: “Ben sizi ancak vahy ile uyarıyorum.” Ama sağırlar uyarıldıkları vakit çağrıyı işitmezler. | |||||
| 4565 | Enbiyâ 47. Ayet (21:47:6) | فَلَا | فلا | felâ | asla | لَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kıyamet günü için adalet terazileri kuracağız. Öyle ki hiçbir kimseye zerre kadar zulmedilmeyecek. (Yapılan iş) bir hardal tanesi ağırlığınca da olsa, onu getirip ortaya koyacağız. Hesap görücü olarak biz yeteriz. | |||||
| 4566 | Enbiyâ 54. Ayet (21:54:7) | ضَلَالٍ | ضلال | dalâlin | bir sapıklık | ض ل ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İbrahim, “Andolsun, siz de, atalarınız da apaçık bir sapıklık içindesiniz” dedi. | |||||
| 4567 | Enbiyâ 55. Ayet (21:55:7) | اللَّاعِب۪ينَ | اللاعبين | l-lâ’ibîn(e) | şaka mı yapıyorsun? | ل ع ب |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Bize gerçeği mi getirdin, yoksa sen bizimle eğleniyor musun?” dediler. | |||||
| 4568 | Enbiyâ 56. Ayet (21:56:10) | عَلٰى | على | ‘alâ | üzerine | عَلَىٰ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İbrahim, dedi ki: “Hayır! Rabbiniz, göklerin ve yerin Rabbidir. O, bunları yaratandır ve ben de buna şahitlik edenlerdenim.” | |||||
| 4569 | Enbiyâ 57. Ayet (21:57:1) | وَتَاللّٰهِ | وتالله | ve ta(A)llâhi | Allah'a and olsun ki | اللَّهُ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah’a yemin ederim ki, siz arkanızı dönüp gittikten sonra ben putlarınıza muhakkak bir tuzak kuracağım. | |||||
| 4570 | Enbiyâ 58. Ayet (21:58:3) | اِلَّا | الا | illâ | yalnız hariç | إِلَّا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Derken (İbrahim) belki kendisine başvururlar diye içlerinden bir büyüğü bırakarak onları (putları) paramparça etti.[365] | |||||
| 4571 | Enbiyâ 61. Ayet (21:61:4) | عَلٰٓى | على | ‘alâ | önüne | عَلَىٰ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Bir kısmı da) “O hâlde haydi, onu insanların gözü önüne getirin. Belki (bu konuda) şahitlik ederler” dediler. | |||||
| 4572 | Enbiyâ 64. Ayet (21:64:2) | اِلٰٓى | الى | ilâ | إِلَىٰ | |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bunun üzerine birbirlerine dönüp, “Hiç şüphesiz asıl zalimler sizsiniz siz” dediler. | |||||
| 4573 | Enbiyâ 65. Ayet (21:65:3) | عَلٰى | على | ‘alâ | üzerine | عَلَىٰ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Sonra eski inanç ve inatlarına döndüler ve, “Andolsun, bunların konuşmayacağını sen de bilirsin” dediler. | |||||
| 4574 | Enbiyâ 65. Ayet (21:65:8) | هٰٓؤُ۬لَٓاءِ | هؤلاء | hâulâ-i | bunlar | هَٰذَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Sonra eski inanç ve inatlarına döndüler ve, “Andolsun, bunların konuşmayacağını sen de bilirsin” dediler. | |||||
| 4575 | Enbiyâ 66. Ayet (21:66:5) | اللّٰهِ | الله | (A)llâhi | Allah'ı | اللَّهُ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İbrahim, şöyle dedi: “Öyle ise siz, (hâlâ) Allah’ı bırakıp da, size hiçbir fayda, hiçbir zarar veremeyecek şeylere mi tapacaksınız?” | |||||
| 4576 | Enbiyâ 66. Ayet (21:66:7) | لَا | لا | lâ | asla | لَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İbrahim, şöyle dedi: “Öyle ise siz, (hâlâ) Allah’ı bırakıp da, size hiçbir fayda, hiçbir zarar veremeyecek şeylere mi tapacaksınız?” | |||||
| 4577 | Enbiyâ 66. Ayet (21:66:10) | وَلَا | ولا | velâ | ve | لَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İbrahim, şöyle dedi: “Öyle ise siz, (hâlâ) Allah’ı bırakıp da, size hiçbir fayda, hiçbir zarar veremeyecek şeylere mi tapacaksınız?” | |||||
| 4578 | Enbiyâ 67. Ayet (21:67:7) | اللّٰهِۜ | الله | (A)llâh(i) | Allah'tan | اللَّهُ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Yazıklar olsun, size de; Allah’ı bırakıp tapmakta olduklarınıza da! Hâlâ aklınızı başınıza almayacak mısınız?” | |||||
| 4579 | Enbiyâ 67. Ayet (21:67:8) | اَفَلَا | افلا | efelâ | لَا | |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Yazıklar olsun, size de; Allah’ı bırakıp tapmakta olduklarınıza da! Hâlâ aklınızı başınıza almayacak mısınız?” | |||||
| 4580 | Enbiyâ 69. Ayet (21:69:6) | وَسَلَامًا | وسلاما | ve selâmen | ve esenlik | س ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Ey ateş! İbrahim’e karşı serin ve esenlik ol” dedik. | |||||
| 4581 | Enbiyâ 69. Ayet (21:69:7) | عَلٰٓى | على | ‘alâ | عَلَىٰ | |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Ey ateş! İbrahim’e karşı serin ve esenlik ol” dedik. | |||||
| 4582 | Enbiyâ 71. Ayet (21:71:3) | اِلَى | الى | ilâ | (getirerek) | إِلَىٰ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onu Lût ile beraber kurtarıp, içinde âlemler için bereketler kıldığımız yere ulaştırdık.[366] | |||||
| 4583 | Enbiyâ 73. Ayet (21:73:10) | الصَّلٰوةِ | الصلوة | ssalâti | namaz | ص ل و |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onları bizim emrimizle doğru yolu gösteren önderler yaptık ve kendilerine hayırlar işlemeyi, namazı dosdoğru kılmayı, zekâtı vermeyi vahyettik. Onlar sadece bize ibadet eden kimselerdi. | |||||
| 4584 | Enbiyâ 81. Ayet (21:81:6) | اِلَى | الى | ilâ | إِلَىٰ | |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Süleyman’ın hizmetine de güçlü esen rüzgârı verdik. Rüzgâr, onun emriyle içinde bereketler yarattığımız yere eser giderdi. Biz, her şeyi hakkıyla bileniz. | |||||
| 4585 | Enbiyâ 87. Ayet (21:87:15) | لَٓا | لا | lâ | yoktur | لَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Zünnûn’u da hatırla.[369] Hani öfkelenerek (halkından ayrılıp) gitmişti de kendisini asla sıkıştırmayacağımızı sanmıştı. Derken karanlıklar içinde, “Senden başka hiçbir ilâh yoktur. Seni eksikliklerden uzak tutarım. Ben gerçekten (nefsine) zulmedenlerden oldum” diye dua etti. | |||||
| 4586 | Enbiyâ 87. Ayet (21:87:16) | اِلٰهَ | اله | ilâhe | tanrı | أ ل ه |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Zünnûn’u da hatırla.[369] Hani öfkelenerek (halkından ayrılıp) gitmişti de kendisini asla sıkıştırmayacağımızı sanmıştı. Derken karanlıklar içinde, “Senden başka hiçbir ilâh yoktur. Seni eksikliklerden uzak tutarım. Ben gerçekten (nefsine) zulmedenlerden oldum” diye dua etti. | |||||
| 4587 | Enbiyâ 87. Ayet (21:87:17) | اِلَّٓا | الا | illâ | başka | إِلَّا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Zünnûn’u da hatırla.[369] Hani öfkelenerek (halkından ayrılıp) gitmişti de kendisini asla sıkıştırmayacağımızı sanmıştı. Derken karanlıklar içinde, “Senden başka hiçbir ilâh yoktur. Seni eksikliklerden uzak tutarım. Ben gerçekten (nefsine) zulmedenlerden oldum” diye dua etti. | |||||
| 4588 | Enbiyâ 89. Ayet (21:89:6) | لَا | لا | lâ | لَا | |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Zekeriya’yı da hatırla. Hani o, Rabbine, “Rabbim! Beni tek başıma bırakma. Sen varislerin en hayırlısısın” diye dua etmişti. | |||||
| 4589 | Enbiyâ 90. Ayet (21:90:6) | وَاَصْلَحْنَا | واصلحنا | ve aslahnâ | ve ıslah ettik | ص ل ح |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Biz de onun duasını kabul ettik ve kendisine Yahya’yı bağışladık. Eşini de kendisi için, (doğurmaya) elverişli kıldık. Onlar gerçekten hayır işlerinde yarışırlar, (rahmetimizi) umarak ve (azabımızdan) korkarak bize dua ederlerdi. Onlar bize derin saygı duyan kimselerdi. | |||||
| 4590 | Enbiyâ 94. Ayet (21:94:7) | فَلَا | فلا | felâ | asla | لَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Şu hâlde, kim mü’min olarak bir salih amel işlerse, çalışması asla inkâr edilmez. Şüphesiz biz onu yazmaktayız. | |||||
| 4591 | Enbiyâ 95. Ayet (21:95:2) | عَلٰى | على | ‘alâ | عَلَىٰ | |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Helâk ettiğimiz bir memleket halkının bize dönmemeleri imkânsızdır. | |||||
| 4592 | Enbiyâ 95. Ayet (21:95:6) | لَا | لا | lâ | لَا | |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Helâk ettiğimiz bir memleket halkının bize dönmemeleri imkânsızdır. | |||||
| 4593 | Enbiyâ 98. Ayet (21:98:6) | اللّٰهِ | الله | (A)llâhi | Allah'tan | اللَّهُ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Hiç şüphesiz siz ve Allah’tan başka kulluk ettikleriniz cehennem odunusunuz. Siz oraya varacaksınız. | |||||
| 4594 | Enbiyâ 99. Ayet (21:99:3) | هٰٓؤُ۬لَٓاءِ | هؤلاء | hâulâ-i | onlar | هَٰذَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Eğer onlar ilâh olsalardı oraya varmazlardı. Hâlbuki hepsi orada ebedî kalacaklardır. | |||||
| 4595 | Enbiyâ 100. Ayet (21:100:6) | لَا | لا | lâ | hiçbir şey | لَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onların orada derin bir iç çekişleri vardır! Onlar orada hiçbir şey işitmezler. | |||||
| 4596 | Enbiyâ 101. Ayet (21:101:7) | اُو۬لٰٓئِكَ | اولئك | ulâike | işte onlar | أُولَٰئِكَ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Şüphesiz kendileri için tarafımızdan en güzel mükâfat hazırlanmış olanlar var ya; işte bunlar cehennemden uzaklaştırılmışlardır. | |||||
| 4597 | Enbiyâ 102. Ayet (21:102:1) | لَا | لا | lâ | لَا | |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlar cehennemin hışıltısını bile duymazlar. Canlarının istediği nimetler içinde ebedî olarak kalırlar. | |||||
| 4598 | Enbiyâ 103. Ayet (21:103:1) | لَا | لا | lâ | asla | لَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | En büyük korku bile onları tasalandırmaz ve melekler onları, “İşte bu, size vaad edilen (mutlu) gününüzdür” diyerek karşılarlar. | |||||
| 4599 | Enbiyâ 103. Ayet (21:103:5) | وَتَتَلَقّٰيهُمُ | وتتلقيهم | ve tetelakkâhumu | onları şöyle karşılar | ل ق ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | En büyük korku bile onları tasalandırmaz ve melekler onları, “İşte bu, size vaad edilen (mutlu) gününüzdür” diyerek karşılarlar. | |||||