| Sırası | Geçtiği Yer | Arapça | Harekesiz | Okunuşu | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|---|---|---|
| 1 | Bakara 119. Ayet (2:119:3) | بِالْحَقِّ | بالحق | bil-hakki | gerçekle | ح ق ق |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Şüphesiz biz seni hak ile; müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik. Sen cehennemlik olanlardan sorumlu tutulacak değilsin. | |||||
| 2 | Bakara 213. Ayet (2:213:13) | بِالْحَقِّ | بالحق | bil-hakki | hak olarak | ح ق ق |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İnsanlar tek bir ümmetti. Allah, müjdeciler ve uyarıcılar olarak peygamberler gönderdi ve beraberlerinde, insanların anlaşmazlığa düştükleri şeyler konusunda, aralarında hüküm vermek üzere kitapları hak olarak indirdi. Kendilerine apaçık âyetler geldikten sonra o konuda ancak; kitap verilenler, aralarındaki kıskançlık yüzünden anlaşmazlığa düştüler. Bunun üzerine Allah iman edenleri, kendi izniyle, onların hakkında ayrılığa düştükleri gerçeğe iletti. Allah, dilediğini doğru yola iletir. | |||||
| 3 | Bakara 213. Ayet (2:213:41) | الْحَقِّ | الحق | l-hakki | gerçeğe | ح ق ق |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İnsanlar tek bir ümmetti. Allah, müjdeciler ve uyarıcılar olarak peygamberler gönderdi ve beraberlerinde, insanların anlaşmazlığa düştükleri şeyler konusunda, aralarında hüküm vermek üzere kitapları hak olarak indirdi. Kendilerine apaçık âyetler geldikten sonra o konuda ancak; kitap verilenler, aralarındaki kıskançlık yüzünden anlaşmazlığa düştüler. Bunun üzerine Allah iman edenleri, kendi izniyle, onların hakkında ayrılığa düştükleri gerçeğe iletti. Allah, dilediğini doğru yola iletir. | |||||
| 4 | Âl-i İmran 3. Ayet (3:3:4) | بِالْحَقِّ | بالحق | bil-hakki | hak ile | ح ق ق |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 3,4. O, sana Kitab’ı hak ve kendisinden öncekileri doğrulayıcı olarak indirdi. O, daha önce Tevrat’ı ve İncil’i insanlar için birer hidayet olarak indirmişti. Furkan’ı[83] da indirdi. Şüphesiz, Allah’ın âyetlerini inkâr edenler için şiddetli bir azap vardır. Allah, mutlak güç sahibidir, intikam sahibidir. | |||||
| 5 | Âl-i İmran 154. Ayet (3:154:19) | الْحَقِّ | الحق | l-hakki | hak- | ح ق ق |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Sonra o kederin ardından (Allah) üzerinize içinizden bir kısmını örtüp bürüyen bir güven, bir uyku indirdi. Bir kısmınız da kendi canlarının kaygısına düşmüştü. Allah’a karşı cahiliye zannı gibi gerçek dışı zanda bulunuyorlar; “Bu işte bizim hiçbir dahlimiz yok” diyorlardı. De ki: “Bütün iş, Allah’ındır.” Onlar sana açıklayamadıklarını içlerinde saklıyorlar ve diyorlar ki: “Bu konuda bizim elimizde bir şey olsaydı, burada öldürülmezdik.” De ki: “Evlerinizde dahi olsaydınız, üzerlerine öldürülmesi yazılmış bulunanlar mutlaka yatacakları (öldürülecekleri) yerlere çıkıp gideceklerdi. Allah, bunu göğüslerinizdekini denemek, kalplerinizdekini arındırmak için yaptı. Allah, göğüslerin özünü (kalplerde olanı) bilir.” | |||||
| 6 | Nisâ 105. Ayet (4:105:5) | بِالْحَقِّ | بالحق | bil-hakki | gerçek ile | ح ق ق |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Ey Muhammed!) Biz sana Kitab’ı (Kur’an’ı) hak olarak indirdik ki, insanlar arasında Allah’ın sana öğrettikleri ile hüküm veresin. Sakın hainlerin savunucusu olma. | |||||
| 7 | Nisâ 170. Ayet (4:170:7) | بِالْحَقِّ | بالحق | bil-hakki | gerçeği | ح ق ق |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ey insanlar! Peygamber size Rabbinizden hakkı (gerçeği) getirdi. O hâlde, kendi iyiliğiniz için iman edin. Eğer inkâr ederseniz bilin ki, göklerdeki her şey, yerdeki her şey Allah’ındır. Allah, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir. | |||||
| 8 | Mâide 27. Ayet (5:27:6) | بِالْحَقِّۢ | بالحق | bil-hakki | gerçek olarak | ح ق ق |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Ey Muhammed!) Onlara, Âdem’in iki oğlunun haberini gerçek olarak oku. Hani ikisi de birer kurban sunmuşlardı da, birinden kabul edilmiş, ötekinden kabul edilmemişti. Kurbanı kabul edilmeyen, “Andolsun seni mutlaka öldüreceğim” demişti. Öteki, “Allah, ancak kendisine karşı gelmekten sakınanlardan kabul eder” demişti. | |||||
| 9 | Mâide 48. Ayet (5:48:4) | بِالْحَقِّ | بالحق | bil-hakki | gerçekle | ح ق ق |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Ey Muhammed!) Sana da o Kitab’ı (Kur’an’ı) hak, önündeki kitapları doğrulayıcı, onları gözetici olarak indirdik. Artık, Allah’ın indirdiği ile aralarında hükmet ve sana gelen haktan ayrılıp da onların arzularına uyma. Sizden her biriniz için bir şeriat ve bir yol koyduk. Eğer Allah dileseydi, elbette sizi tek bir ümmet yapardı. Fakat verdiği şeylerde sizi imtihan etmek için ümmetlere ayırdı. Öyle ise iyiliklerde yarışın. Hepinizin dönüşü Allah’adır. O zaman anlaşmazlığa düşmüş olduğunuz şeyleri size bildirecektir. | |||||
| 10 | Mâide 77. Ayet (5:77:10) | الْحَقِّ | الحق | l-hakki | haksız yere | ح ق ق |
| Diyanet İşleri (Yeni) | De ki: “Ey Kitap ehli! Hakkın dışına çıkarak dininizde aşırı gitmeyin. Daha önce sapmış, birçoklarını da saptırmış ve dümdüz yoldan da şaşmış bir milletin arzu ve keyiflerine uymayın.” | |||||
| 11 | Mâide 84. Ayet (5:84:9) | الْحَقِّۙ | الحق | l-hakki | gerçeğe | ح ق ق |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Rabbimizin, bizi salihler topluluğuyla beraber (cennete) koymasını umarken, Allah’a ve bize gelen gerçeğe ne diye inanmayalım?” | |||||
| 12 | En'am 5. Ayet (6:5:3) | بِالْحَقِّ | بالحق | bil-hakki | hakkı | ح ق ق |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Nitekim hak (Kur’an) kendilerine gelince onu yalanladılar. Fakat alay ettikleri şeyin haberleri kendilerine ilerde gelecektir.[168] | |||||
| 13 | En'am 93. Ayet (6:93:45) | الْحَقِّ | الحق | l-hakki | gerçek | ح ق ق |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah’a karşı yalan uyduran veya kendine bir şey vahyedilmemişken, “Bana vahyolundu” diyen, ya da “Allah’ın indirdiğinin benzerini ben de indireceğim” diye laf eden kimseden daha zalim kimdir? Zalimlerin şiddetli ölüm sancıları içinde çırpındığı; meleklerin, ellerini uzatmış, “Haydi canlarınızı kurtarın! Allah’a karşı doğru olmayanı söylediğiniz, ve O’nun âyetlerinden kibirlenerek yüz çevirdiğiniz için bugün aşağılayıcı azap ile cezalandırılacaksınız” diyecekleri zaman hâllerini bir görsen! | |||||
| 14 | A'raf 33. Ayet (7:33:14) | الْحَقِّ | الحق | l-hakki | haksız | ح ق ق |
| Diyanet İşleri (Yeni) | De ki: “Rabbim ancak, açık ve gizli çirkin işleri, günahı, haksız saldırıyı, hakkında hiçbir delil indirmediği herhangi bir şeyi Allah’a ortak koşmanızı ve Allah’a karşı bilmediğiniz şeyleri söylemenizi haram kılmıştır.” | |||||
| 15 | A'raf 53. Ayet (7:53:17) | بِالْحَقِّۚ | بالحق | bil-hakki | gerçeği | ح ق ق |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlar ise ancak, (“Görelim bakalım!” diyerek) Kur’an’ın bildirdiği sonucu (te’vilini) bekliyorlar. Onun bildirdiği sonuç gelip çattığı gün, önceden onu unutmuş olanlar derler ki: “Gerçekten Rabbimizin peygamberleri hakkı getirmişler. Şimdi bizim için şefaatçılar var mı ki bize şefaat etseler veya (dünyaya) döndürülsek de yaptıklarımızdan başkasını yapsak?” Gerçekten onlar kendilerine yazık etmişlerdir. (İlâh diye) uydurdukları (putlar) da onları yüzüstü bırakarak uzaklaşıp kaybolmuşlardır. | |||||
| 16 | A'raf 89. Ayet (7:89:39) | بِالْحَقِّ | بالحق | bil-hakki | gerçekle | ح ق ق |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Allah, bizi sizin dininizden kurtardıktan sonra eğer ona dönersek mutlaka Allah’a karşı yalan uydurmuş oluruz. Rabbimiz Allah’ın dilemesi olmadıkça, sizin dininize dönmemiz bizim için olacak şey değildir. Rabbimiz her şeyi ilmiyle kuşatmıştır. Biz yalnız Allah’a tevekkül ettik. Ey Rabbimiz! Bizimle kavmimiz arasında gerçekle hükmet. Çünkü sen hükmedenlerin en hayırlısısın.” | |||||
| 17 | A'raf 146. Ayet (7:146:9) | الْحَقِّۜ | الحق | l-hakki | hak | ح ق ق |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Yeryüzünde haksız yere büyüklük taslayanları âyetlerimden uzaklaştıracağım. (Onlar) her âyeti görseler de ona iman etmezler. Doğru yolu görseler onu yol edinmezler. Ama sapıklık yolunu görseler onu (hemen) yol edinirler. Bu, onların, âyetlerimizi yalanlamaları ve onlardan hep gafil olmaları sebebiyledir. | |||||
| 18 | A'raf 159. Ayet (7:159:0) | بِالْحَقِّ | بالحق | bil-hakki | doğrulukla | ح ق ق |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Mûsâ’nın kavminden (insanları) hak ile doğru yola ileten ve onunla adaletli davranan bir topluluk da vardı. | |||||
| 19 | A'raf 181. Ayet (7:181:0) | بِالْحَقِّ | بالحق | bil-hakki | hak ile | ح ق ق |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Yarattıklarımızdan, hakka sarılarak doğru yolu gösteren ve hak ile adaleti gerçekleştiren bir topluluk vardır. | |||||
| 20 | Enfal 5. Ayet (8:5:0) | بِالْحَقِّۖ | بالحق | bil-hakki | hak uğruna | ح ق ق |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Nasıl ki, Rabbin seni hak uğruna (savaşmak üzere) evinden çıkarmıştı. Mü’minlerden bir grup ise bu konuda kesinlikle isteksizlerdi. | |||||
| 21 | Enfal 6. Ayet (8:6:0) | الْحَقِّ | الحق | l-hakki | hakka | ح ق ق |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Gerçek apaçık ortaya çıktıktan sonra, sanki göz göre göre ölüme sürülüyorlarmış gibi seninle o konuda tartışıyorlardı. | |||||
| 22 | Tevbe 29. Ayet (9:29:0) | الْحَقِّ | الحق | l-hakki | gerçek | ح ق ق |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kendilerine kitap verilenlerden Allah’a ve ahiret gününe iman etmeyen, Allah’ın ve Resûlünün haram kıldığını haram saymayan ve hak din İslâm’ı din edinmeyen kimselerle, küçülerek (boyun eğerek) kendi elleriyle cizyeyi verinceye kadar savaşın. | |||||
| 23 | Tevbe 33. Ayet (9:33:0) | الْحَقِّ | الحق | l-hakki | hak | ح ق ق |
| Diyanet İşleri (Yeni) | O, Allah’a ortak koşanlar hoşlanmasalar bile dinini, bütün dinlere üstün kılmak için, peygamberini hidayetle ve hak dinle gönderendir. | |||||
| 24 | Yunus 32. Ayet (10:32:0) | الْحَقِّ | الحق | l-hakki | gerçeğin | ح ق ق |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İşte O, sizin gerçek Rabbiniz olan Allah’tır. Hak’tan sonra sadece sapıklık vardır. O hâlde, nasıl oluyor da (Hak’tan) döndürülüyorsunuz? | |||||
| 25 | Yunus 35. Ayet (10:35:0) | الْحَقِّ | الحق | l-hakki | hakka | ح ق ق |
| Diyanet İşleri (Yeni) | De ki: “Allah’a koştuğunuz ortaklarınızdan hakka iletecek olan bir kimse var mı?” De ki: “Hakka Allah iletir.” Öyle ise, hakka ileten mi uyulmaya daha lâyıktır, yoksa iletilmedikçe doğru yolu bulamayan kimse mi? Ne oluyor size? Nasıl hüküm veriyorsunuz?” | |||||
| 26 | Yunus 36. Ayet (10:36:0) | الْحَقِّ | الحق | l-hakki | gerçek açısından | ح ق ق |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onların çoğu ancak zannın ardından gider. Oysa zan, hak namına hiçbir şeyin yerini tutmaz. Şüphesiz Allah, onların yapmakta olduklarını hakkıyla bilendir. | |||||
| 27 | Yunus 77. Ayet (10:77:0) | لِلْحَقِّ | للحق | lil-hakki | gerçek | ح ق ق |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Mûsâ: “Size hak gelince, onun hakkında böyle mi diyorsunuz? Bu bir sihir midir? Oysa sihirbazlar, iflah olmazlar!” dedi. | |||||
| 28 | İbrahim 22. Ayet (14:22:10) | الْحَقِّ | الحق | l-hakki | gerçek | ح ق ق |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İş bitirilince şeytan da diyecek ki: “Şüphesiz Allah, size gerçek olanı söz verdi. Ben de size söz verdim ama yalancı çıktım. Zaten benim sizi zorlayacak bir gücüm yoktu. Ben sadece sizi çağırdım, siz de hemen bana geliverdiniz. O hâlde beni kınamayın, kendinizi kınayın. Artık ben sizi kurtaramam, siz de beni kurtaramazsınız. Şüphesiz ben, daha önce sizin, beni Allah’a ortak koşmanızı kabul etmemiştim. Şüphesiz, zalimlere elem dolu bir azap vardır.” | |||||
| 29 | Hicr 8. Ayet (15:8:5) | بِالْحَقِّ | بالحق | bil-hakki | hak ile | ح ق ق |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Biz, melekleri ancak hak ve hikmete uygun olarak indiririz. O zaman da onlara mühlet verilmez. | |||||
| 30 | Hicr 55. Ayet (15:55:3) | بِالْحَقِّ | بالحق | bil-hakki | gerçeği | ح ق ق |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Biz sana gerçeği müjdeledik. Sakın ümitsizlerden olma” dediler. | |||||
| 31 | Hicr 64. Ayet (15:64:2) | بِالْحَقِّ | بالحق | bil-hakki | gerçeği | ح ق ق |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Biz, sana gerçeği getirdik. Şüphesiz biz doğru söyleyenleriz.” | |||||
| 32 | Nahl 102. Ayet (16:102:7) | بِالْحَقِّ | بالحق | bil-hakki | gerçek olarak | ح ق ق |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ey Muhammed! De ki: “Ruhu’l-Kudüs (Cebrail), inananların inançlarını sağlamlaştırmak, müslümanlara doğru yolu göstermek ve onlara bir müjde olmak üzere Kur’an’ı Rabbinden hak olarak indirdi.” | |||||
| 33 | İsrâ 105. Ayet (17:105:1) | وَبِالْحَقِّ | وبالحق | ve bil-hakki | ve hak olarak | ح ق ق |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Biz onu (Kur’an’ı) hak olarak indirdik ve o da hak ile indi. Seni de ancak müjdeci ve uyarıcı olarak gönderdik. | |||||
| 34 | İsrâ 105. Ayet (17:105:3) | وَبِالْحَقِّ | وبالحق | ve bil-hakki | ve hak ile | ح ق ق |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Biz onu (Kur’an’ı) hak olarak indirdik ve o da hak ile indi. Seni de ancak müjdeci ve uyarıcı olarak gönderdik. | |||||
| 35 | Meryem 34. Ayet (19:34:6) | الْحَقِّ | الحق | l-hakki | gerçek | ح ق ق |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Hakkında şüpheye düştükleri hak söze göre Meryem oğlu İsa işte budur.[344] | |||||
| 36 | Enbiyâ 18. Ayet (21:18:3) | بِالْحَقِّ | بالحق | bil-hakki | hakkı | ح ق ق |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Hayır, biz hakkı batılın üzerine atarız da beynini parçalar. Bir de bakarsın yok olup gitmiş. Allah’a karşı yakıştırdığınız nitelemelerden ötürü yazıklar olsun size! | |||||
| 37 | Enbiyâ 55. Ayet (21:55:3) | بِالْحَقِّ | بالحق | bil-hakki | gerçeği | ح ق ق |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Bize gerçeği mi getirdin, yoksa sen bizimle eğleniyor musun?” dediler. | |||||
| 38 | Mü'minûn 41. Ayet (23:41:3) | بِالْحَقِّ | بالحق | bil-hakki | gerçekten | ح ق ق |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Derken onları o korkunç ses, kaçınılmaz olarak kıskıvrak yakalayıverdi de kendilerini çör çöp yığını hâline getirdik. Zalimler topluluğu, Allah’ın rahmetinden uzak olsun! | |||||
| 39 | Mü'minûn 70. Ayet (23:70:7) | بِالْحَقِّ | بالحق | bil-hakki | hakkı | ح ق ق |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Yoksa “O cinnet getirmiş” mi diyorlar? Hayır o, onlara hakkı getirdi. Hâlbuki onların pek çoğu haktan hoşlanmamaktadırlar. | |||||
| 40 | Mü'minûn 70. Ayet (23:70:9) | لِلْحَقِّ | للحق | lil-hakki | haktan | ح ق ق |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Yoksa “O cinnet getirmiş” mi diyorlar? Hayır o, onlara hakkı getirdi. Hâlbuki onların pek çoğu haktan hoşlanmamaktadırlar. | |||||
| 41 | Mü'minûn 90. Ayet (23:90:3) | بِالْحَقِّ | بالحق | bil-hakki | hakkı | ح ق ق |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Hayır, biz onlara gerçeği getirdik, fakat onlar kesinlikle yalancıdırlar. | |||||
| 42 | Furkan 33. Ayet (25:33:6) | بِالْحَقِّ | بالحق | bil-hakki | gerçeği | ح ق ق |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlar sana hiçbir misal getirmezler ki (buna karşılık) sana gerçeği ve en güzel açıklamayı getirmiş olmayalım. | |||||
| 43 | Furkan 68. Ayet (25:68:15) | بِالْحَقِّ | بالحق | bil-hakki | hak(lı sebep) | ح ق ق |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlar, Allah ile beraber başka bir ilâha kulluk etmeyen, haksız yere, Allah’ın haram kıldığı cana kıymayan ve zina etmeyen kimselerdir. Kim bunları yaparsa ağır azaba uğrar. | |||||
| 44 | Neml 79. Ayet (27:79:6) | الْحَقِّ | الحق | l-hakki | gerçek | ح ق ق |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Öyle ise Allah’a tevekkül et. Çünkü sen apaçık bir hak üzere bulunuyorsun. | |||||
| 45 | Kasas 3. Ayet (28:3:7) | بِالْحَقِّ | بالحق | bil-hakki | gerçek olarak | ح ق ق |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İman eden bir kavm için Mûsâ ile Firavun’un haberlerinden bir kısmını sana gerçek olarak anlatacağız. | |||||
| 46 | Kasas 39. Ayet (28:39:7) | الْحَقِّ | الحق | l-hakki | hakkı | ح ق ق |
| Diyanet İşleri (Yeni) | O ve askerleri yeryüzünde haksız yere büyüklük tasladılar ve gerçekten bize döndürülmeyeceklerini sandılar. | |||||
| 47 | Ankebut 68. Ayet (29:68:10) | بِالْحَقِّ | بالحق | bil-hakki | gerçeği | ح ق ق |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah’a karşı yalan uyduran, yahut kendisine geldiğinde, gerçeği yalanlayandan daha zalim kimdir? Cehennemde kâfirler için bir yer mi yok? | |||||
| 48 | Rum 8. Ayet (30:8:13) | بِالْحَقِّ | بالحق | bil-hakki | hak olması | ح ق ق |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlar, kendi nefisleri(nin yaratılış incelikleri) hakkında hiç düşünmediler mi? Hem Allah, gökler ile yeri ve ikisi arasındakileri ancak hak ve hikmete uygun olarak ve belirli bir süre için yaratmıştır. Şüphesiz insanların birçoğu Rablerine kavuşacaklarını inkâr ediyorlar. | |||||
| 49 | Sebe' 26. Ayet (34:26:8) | بِالْحَقِّۜ | بالحق | bil-hakki | hak ile | ح ق ق |
| Diyanet İşleri (Yeni) | De ki: “Rabbimiz hepimizi kıyamet günü bir araya toplayacak, sonra da aramızda hak ile hüküm verecektir. O, gerçeği apaçık ortaya koyan,[445] hakkıyla bilendir.” | |||||
| 50 | Sebe' 43. Ayet (34:43:27) | لِلْحَقِّ | للحق | lil-hakki | hakkı | ح ق ق |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Âyetlerimiz apaçık bir şekilde onlara okunduğunda, “Bu sadece, atalarınızın tapmakta olduğu şeylerden sizi alıkoymak isteyen bir adamdır” dediler. Bir de, “Bu (Kur’an), uydurulmuş bir yalandır” dediler. Yine hak kendilerine geldiğinde onu inkâr edenler, “Bu, ancak apaçık bir büyüdür” dediler. | |||||