| Sırası | Geçtiği Yer | Arapça | Harekesiz | Okunuşu | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|---|---|---|
| 750 | İsrâ 103. Ayet (17:103:7) | وَمَنْ | ومن | ve men | kimselerle | مَنْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bunun üzerine Firavun (işkence etmek ve öldürmek suretiyle) o yerden onların kökünü kazımak istedi. Biz de onu ve beraberindekileri hep birden suda boğduk. | |||||
| 751 | Kehf 2. Ayet (18:2:1) | قَيِّمًا | قيما | kayyimen | dosdoğru olarak | ق و م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 2,3,4. (Allah onu), katından gelecek şiddetli bir azap ile (inanmayanları) uyarmak, salih ameller işleyen mü’minleri, içlerinde ebedî olarak kalacakları güzel bir mükâfat (cennet) ile müjdelemek ve “Allah, bir çocuk edindi” diyenleri de uyarmak için dosdoğru bir kitap kıldı. | |||||
| 752 | Kehf 13. Ayet (18:13:8) | اٰمَنُوا | امنوا | âmenû | inanmış | أ م ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Biz sana onların haberlerini gerçek olarak anlatıyoruz: Şüphesiz onlar Rablerine inanmış birkaç genç yiğitti. Biz de onların hidayetlerini artırmıştık.[326] | |||||
| 753 | Kehf 15. Ayet (18:15:12) | فَمَنْ | فمن | femen | kim olabilir? | مَنْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 14,15. Kalkıp da, “Rabbimiz, göklerin ve yerin Rabbidir. O’ndan başkasına asla ilâh demeyiz. Yoksa andolsun ki saçma bir söz söylemiş oluruz. Şunlar, şu kavmimiz, O’ndan başka tanrılar edindiler. Onlar hakkında açık bir delil getirselerdi ya! Artık kim Allah’a karşı yalan uydurandan daha zalimdir?” dediklerinde onların kalplerine kuvvet vermiştik. | |||||
| 754 | Kehf 15. Ayet (18:15:14) | مِمَّنِ | ممن | mimmeni | مِنْ | |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 14,15. Kalkıp da, “Rabbimiz, göklerin ve yerin Rabbidir. O’ndan başkasına asla ilâh demeyiz. Yoksa andolsun ki saçma bir söz söylemiş oluruz. Şunlar, şu kavmimiz, O’ndan başka tanrılar edindiler. Onlar hakkında açık bir delil getirselerdi ya! Artık kim Allah’a karşı yalan uydurandan daha zalimdir?” dediklerinde onların kalplerine kuvvet vermiştik. | |||||
| 755 | Kehf 17. Ayet (18:17:23) | مَنْ | من | men | kime | مَنْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Orada olsaydın) güneş doğduğunda onun; mağaralarının sağ tarafına kaydığını, batarken de onlara dokunmadan sol tarafa gittiğini görürdün. Kendileri ise mağaranın geniş bir yerinde idiler. Bu, Allah’ın mucizelerindendir. Allah, kime hidayet ederse işte o, doğru yolu bulandır. Kimi de şaşırtırsa, artık ona doğru yolu gösterecek bir dost bulamazsın. | |||||
| 756 | Kehf 17. Ayet (18:17:28) | وَمَنْ | ومن | ve men | ve kimi de | مَنْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Orada olsaydın) güneş doğduğunda onun; mağaralarının sağ tarafına kaydığını, batarken de onlara dokunmadan sol tarafa gittiğini görürdün. Kendileri ise mağaranın geniş bir yerinde idiler. Bu, Allah’ın mucizelerindendir. Allah, kime hidayet ederse işte o, doğru yolu bulandır. Kimi de şaşırtırsa, artık ona doğru yolu gösterecek bir dost bulamazsın. | |||||
| 757 | Kehf 19. Ayet (18:19:12) | يَوْمًا | يوما | yevmen | bir gün | ي و م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Böylece biz, birbirlerine sorsunlar diye onları uyandırdık. İçlerinden biri: “Ne kadar kaldınız”? dedi. (Bir kısmı) “Bir gün, ya da bir günden az”, dediler. (Diğerleri de) şöyle dediler: “Ne kadar kaldığınızı Rabbiniz daha iyi bilir. Şimdi siz birinizi şu gümüş para ile kente gönderin de baksın; (şehir halkından) hangisinin yiyeceği daha temiz ve lezzetli ise ondan size bir rızık getirsin. Ayrıca, çok nazik davransın (da dikkat çekmesin) ve sizi hiçbir kimseye sakın sezdirmesin.” | |||||
| 758 | Kehf 19. Ayet (18:19:30) | طَعَامًا | طعاما | ta’âmen | yiyecek | ط ع م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Böylece biz, birbirlerine sorsunlar diye onları uyandırdık. İçlerinden biri: “Ne kadar kaldınız”? dedi. (Bir kısmı) “Bir gün, ya da bir günden az”, dediler. (Diğerleri de) şöyle dediler: “Ne kadar kaldığınızı Rabbiniz daha iyi bilir. Şimdi siz birinizi şu gümüş para ile kente gönderin de baksın; (şehir halkından) hangisinin yiyeceği daha temiz ve lezzetli ise ondan size bir rızık getirsin. Ayrıca, çok nazik davransın (da dikkat çekmesin) ve sizi hiçbir kimseye sakın sezdirmesin.” | |||||
| 759 | Kehf 22. Ayet (18:22:9) | رَجْمًا | رجما | racmen | taş atar gibi | ر ج م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Ey Muhammed!) Bazıları bilmedikleri şey hakkında atıp tutarak: “Onlar üç kişidirler, dördüncüleri köpekleridir” diyecekler. Yine, “Beş kişidirler, altıncıları köpekleridir” diyecekler. Şöyle de diyecekler: “Yedi kişidirler, sekizincileri köpekleridir.” De ki: “Onların sayısını Rabbim daha iyi bilir. Zaten onları pek az kimse bilir. O hâlde, onlar hakkında (Kur’an’daki) apaçık tartışma(yı aktarmak)dan başka tartışmaya girme ve bunlar hakkında onlardan hiçbirine bir şey sorma.” | |||||
| 760 | Kehf 28. Ayet (18:28:21) | مَنْ | من | men | kişiye | مَنْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Sabah akşam Rablerine, O’nun rızasını dileyerek dua edenlerle birlikte ol. Dünya hayatının zînetini arzu edip de gözlerini onlardan ayırma. Kalbini bizi anmaktan gafil kıldığımız, boş arzularına uymuş ve işi hep aşırılık olmuş kimselere boyun eğme. | |||||
| 761 | Kehf 29. Ayet (18:29:5) | فَمَنْ | فمن | femen | artık kimse | مَنْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | De ki: “Hak, Rabbinizdendir. Artık dileyen iman etsin, dileyen inkâr etsin.” Biz zalimlere öyle bir ateş hazırladık ki, onun alevden duvarları kendilerini çepeçevre kuşatmıştır. (Susuzluktan) feryat edip yardım dilediklerinde, maden eriyiği gibi, yüzleri yakıp kavuran bir su ile kendilerine yardım edilir. O ne kötü bir içecektir! Cehennem ne korkunç bir yaslanacak yerdir.[328] | |||||
| 762 | Kehf 29. Ayet (18:29:8) | وَمَنْ | ومن | ve men | ve kimse | مَنْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | De ki: “Hak, Rabbinizdendir. Artık dileyen iman etsin, dileyen inkâr etsin.” Biz zalimlere öyle bir ateş hazırladık ki, onun alevden duvarları kendilerini çepeçevre kuşatmıştır. (Susuzluktan) feryat edip yardım dilediklerinde, maden eriyiği gibi, yüzleri yakıp kavuran bir su ile kendilerine yardım edilir. O ne kötü bir içecektir! Cehennem ne korkunç bir yaslanacak yerdir.[328] | |||||
| 763 | Kehf 30. Ayet (18:30:3) | اٰمَنُوا | امنوا | âmenû | inandılar | أ م ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Gerçek şu ki, iman edip iyi işler yapanlara gelince, elbette biz iyi iş yapanların ecrini zayi etmeyiz. | |||||
| 764 | Kehf 30. Ayet (18:30:10) | مَنْ | من | men | kimsenin | مَنْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Gerçek şu ki, iman edip iyi işler yapanlara gelince, elbette biz iyi iş yapanların ecrini zayi etmeyiz. | |||||
| 765 | Kehf 45. Ayet (18:45:15) | هَش۪يمًا | هشيما | heşîmen | çöp kırıntıları | ه ش م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlara dünya hayatının örneğini ver: (Dünya hayatı), gökten indirdiğimiz yağmur gibidir ki, onun sebebiyle yeryüzünün bitkileri boy verip birbirine karışırlar. Fakat bütün bu canlılık sonunda rüzgârın savurduğu kuru bir çer çöpe döner. Allah, her şey üzerinde kudret sahibidir. | |||||
| 766 | Kehf 55. Ayet (18:55:2) | مَنَعَ | منع | mene’a | alıkoyan | م ن ع |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İnsanlara hidayet geldikten sonra onların inanmalarına ve Rab’lerinden mağfiret dilemelerine, ancak, öncekilerin başına gelenlerin kendi başlarına da gelmesi, ya da kendilerine azabın göz göre göre gelmesi (yönündeki beklentileri) engel olmuştur. | |||||
| 767 | Kehf 57. Ayet (18:57:1) | وَمَنْ | ومن | ve men | kim olabilir? | مَنْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kim, kendisine Rabbinin âyetleri hatırlatılıp da onlardan yüz çeviren ve elleriyle yaptığını unutandan daha zalimdir? Şüphesiz biz, onu anlamamaları için, kalplerine perdeler gerdik, kulaklarına da ağırlıklar koyduk. Sen onları hidayete çağırsan da artık ebediyen hidayet bulamazlar.[329] | |||||
| 768 | Kehf 57. Ayet (18:57:3) | مِمَّنْ | ممن | mimmen | kimseden | مِنْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kim, kendisine Rabbinin âyetleri hatırlatılıp da onlardan yüz çeviren ve elleriyle yaptığını unutandan daha zalimdir? Şüphesiz biz, onu anlamamaları için, kalplerine perdeler gerdik, kulaklarına da ağırlıklar koyduk. Sen onları hidayete çağırsan da artık ebediyen hidayet bulamazlar.[329] | |||||
| 769 | Kehf 66. Ayet (18:66:8) | تُعَلِّمَنِ | تعلمن | tu’allimeni | bana da öğretmen için | ع ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Mûsâ ona, “Sana öğretilen bilgilerden bana, doğruya iletici bir bilgi öğretmen için sana tabi olayım mı?” dedi. | |||||
| 770 | Kehf 74. Ayet (18:74:5) | غُلَامًا | غلاما | ġulâmen | bir çocuğa | غ ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Yine yola koyuldular. Nihayet bir erkek çocukla karşılaştıklarında, adam (hemen) onu öldürdü. Mûsâ, “Bir cana karşılık olmaksızın suçsuz birini mi öldürdün? Andolsun çok kötü bir iş yaptın!” dedi. | |||||
| 771 | Kehf 87. Ayet (18:87:3) | مَنْ | من | men | kim | مَنْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Zülkarneyn, “Her kim zulmederse, biz onu cezalandıracağız. Sonra o Rabbine döndürülür. O da kendisini görülmedik bir azaba uğratır” dedi. | |||||
| 772 | Kehf 88. Ayet (18:88:2) | مَنْ | من | men | kimseye | مَنْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Her kim de iman eder ve salih amel işlerse, ona mükâfat olarak daha güzeli var. (Üstelik) ona emrimizden kolay olanı söyleyeceğiz.” | |||||
| 773 | Kehf 88. Ayet (18:88:3) | اٰمَنَ | امن | âmene | inanan | أ م ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Her kim de iman eder ve salih amel işlerse, ona mükâfat olarak daha güzeli var. (Üstelik) ona emrimizden kolay olanı söyleyeceğiz.” | |||||
| 774 | Kehf 93. Ayet (18:93:9) | قَوْمًاۙ | قوما | kavmen | bir kavim | ق و م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İki dağ arasına ulaşınca, bunların önünde, neredeyse hiçbir sözü anlamayan bir halk buldu. | |||||
| 775 | Kehf 107. Ayet (18:107:3) | اٰمَنُوا | امنوا | âmenû | iman eden | أ م ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 107,108. Şüphesiz, inanıp yararlı işler yapanlara gelince, onlar için içlerinde ebedî kalacakları Firdevs cennetleri bir konaktır. Oradan ayrılmak istemezler. | |||||
| 776 | Kehf 110. Ayet (18:110:12) | فَمَنْ | فمن | fe-men | o halde kim | مَنْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | De ki: “Ben de ancak sizin gibi bir insanım. (Ne var ki) bana, ‘Sizin ilâh’ınız ancak bir tek ilâhtır” diye vahyolunuyor. Kim Rabbine kavuşmayı umuyorsa yararlı bir iş yapsın ve Rabbine ibadette kimseyi ortak koşmasın.” | |||||
| 777 | Meryem 19. Ayet (19:19:8) | غُلَامًا | غلاما | ġulâmen | bir erkek çocuğu | غ ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Cebrail, “Ben ancak Rabbinin elçisiyim. Sana tertemiz bir çocuk bağışlamak için gönderildim” dedi. | |||||
| 778 | Meryem 23. Ayet (19:23:14) | مَنْسِيًّا | منسيا | mensiyyâ(n) | unutulanlar gibi | ن س ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Doğum sancısı onu bir hurma ağacına yöneltti. “Keşke bundan önce ölseydim de unutulup gitmiş olsaydım!” dedi.[341] | |||||
| 779 | Meryem 26. Ayet (19:26:14) | صَوْمًا | صوما | savmen | oruç | ص و م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Ye, iç, gözün aydın olsun. İnsanlardan birini görecek olursan, “Şüphesiz ben Rahmân’a susmayı adadım. Bugün hiçbir insan ile konuşmayacağım” de.[342] | |||||
| 780 | Meryem 29. Ayet (19:29:6) | مَنْ | من | men | kimseyle | مَنْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bunun üzerine (Meryem, çocukla konuşun diye) ona işaret etti. “Beşikteki bir bebekle nasıl konuşuruz?” dediler. | |||||
| 781 | Meryem 40. Ayet (19:40:5) | وَمَنْ | ومن | ve men | ve bulunanlara | مَنْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Şüphesiz yeryüzüne ve onun üzerindekilere biz varis olacağız, biz! Ancak bize döndürülecekler. | |||||
| 782 | Meryem 46. Ayet (19:46:11) | لَاَرْجُمَنَّكَ | لارجمنك | le-ercumenneke | andolsun seni taşlarım | ر ج م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Babası, “Ey İbrahim! Sen benim ilâhlarımdan yüz mü çeviriyorsun? Eğer vazgeçmezsen, mutlaka seni taşa tutarım. Uzun bir süre benden uzaklaş!” dedi. | |||||
| 783 | Meryem 52. Ayet (19:52:5) | الْاَيْمَنِ | الايمن | l-eymeni | sağ | ي م ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ona, Tûr dağının sağ tarafından seslendik ve kendisi ile gizlice konuşmak için kendimize yaklaştırdık. | |||||
| 784 | Meryem 58. Ayet (19:58:11) | وَمِمَّنْ | وممن | ve mimmen | ve kimselerdendir | مِنْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İşte bunlar, Âdem’in ve Nûh ile beraber (gemiye) bindirdiklerimizin soyundan, İbrahim’in, Yakub’un ve doğru yola iletip seçtiklerimizin soyundan kendilerine nimet verdiğimiz nebîlerdir. Kendilerine Rahmân’ın âyetleri okunduğu zaman ağlayarak secdeye kapanırlardı. | |||||
| 785 | Meryem 58. Ayet (19:58:19) | وَمِمَّنْ | وممن | ve mimmen | ve kimselerdendir | مِنْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İşte bunlar, Âdem’in ve Nûh ile beraber (gemiye) bindirdiklerimizin soyundan, İbrahim’in, Yakub’un ve doğru yola iletip seçtiklerimizin soyundan kendilerine nimet verdiğimiz nebîlerdir. Kendilerine Rahmân’ın âyetleri okunduğu zaman ağlayarak secdeye kapanırlardı. | |||||
| 786 | Meryem 60. Ayet (19:60:2) | مَنْ | من | men | kimseler | مَنْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 60,61. Ancak tövbe edip inanan ve salih amel işleyenler başka. Onlar cennete, Rahmân’ın, kullarına gıyaben vaad ettiği “Adn” cennetlerine girecekler ve hiçbir haksızlığa uğratılmayacaklardır. Şüphesiz O’nun va’di kesinlikle gerçekleşir. | |||||
| 787 | Meryem 60. Ayet (19:60:4) | وَاٰمَنَ | وامن | ve âmene | ve inananlar | أ م ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 60,61. Ancak tövbe edip inanan ve salih amel işleyenler başka. Onlar cennete, Rahmân’ın, kullarına gıyaben vaad ettiği “Adn” cennetlerine girecekler ve hiçbir haksızlığa uğratılmayacaklardır. Şüphesiz O’nun va’di kesinlikle gerçekleşir. | |||||
| 788 | Meryem 63. Ayet (19:63:7) | مَنْ | من | men | مَنْ | |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İşte bu, kullarımızdan Allah’a karşı gelmekten sakınanlara miras kılacağımız cennettir. | |||||
| 789 | Meryem 71. Ayet (19:71:8) | حَتْمًا | حتما | hatmen | bir borçtur | ح ت م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Ey insanlar!) Sizden cehenneme varmayacak hiç kimse yoktur. Rabbin için bu, kesin olarak hükme bağlanmış bir iştir. | |||||
| 790 | Meryem 73. Ayet (19:73:10) | اٰمَنُٓواۙ | امنوا | âmenû | inanan(lar) | أ م ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Âyetlerimiz kendilerine apaçık bir şekilde okunduğu zaman, inkâr edenler, inananlara, “İki topluluktan hangisinin bulunduğu yer daha hayırlı meclis ve mahfili daha güzeldir?” dediler.[349] | |||||
| 791 | Meryem 73. Ayet (19:73:14) | مَقَامًا | مقاما | mekâmen | makamı | ق و م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Âyetlerimiz kendilerine apaçık bir şekilde okunduğu zaman, inkâr edenler, inananlara, “İki topluluktan hangisinin bulunduğu yer daha hayırlı meclis ve mahfili daha güzeldir?” dediler.[349] | |||||
| 792 | Meryem 75. Ayet (19:75:2) | مَنْ | من | men | kim | مَنْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Ey Muhammed!) De ki: “Kim sapıklık içinde ise Rahmân onlara, istenildiği kadar süre versin! Nihayet kendilerine vaad olunan azabı, ya da kıyameti gördüklerinde kimin yeri daha kötüymüş, kimin taraftarları daha zayıfmış bilecekler. | |||||
| 793 | Meryem 75. Ayet (19:75:20) | مَنْ | من | men | kimin | مَنْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Ey Muhammed!) De ki: “Kim sapıklık içinde ise Rahmân onlara, istenildiği kadar süre versin! Nihayet kendilerine vaad olunan azabı, ya da kıyameti gördüklerinde kimin yeri daha kötüymüş, kimin taraftarları daha zayıfmış bilecekler. | |||||
| 794 | Meryem 87. Ayet (19:87:5) | مَنِ | من | meni | kimselerin | مَنْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Rahmân’ın katında söz almış olanlardan başkaları şefaat hakkına sahip olmayacaklardır. | |||||
| 795 | Meryem 93. Ayet (19:93:3) | مَنْ | من | men | kimselerin | مَنْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Göklerdeki ve yerdeki herkes Rahman’a kul olarak gelecektir. | |||||
| 796 | Meryem 96. Ayet (19:96:3) | اٰمَنُوا | امنوا | âmenû | inanan(lar) | أ م ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İnanıp salih ameller işleyenler için Rahmân, (gönüllere) bir sevgi koyacaktır. | |||||
| 797 | Meryem 97. Ayet (19:97:9) | قَوْمًا | قوما | kavmen | bir kavmi | ق و م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ey Muhammed! Biz, Allah’a karşı gelmekten sakınanları Kur’an ile müjdeleyesin, inat eden bir topluluğu da uyarasın diye, onu senin dilin ile (indirip) kolaylaştırdık. | |||||
| 798 | Tâhâ 3. Ayet (20:3:3) | لِمَنْ | لمن | limen | kimseler için | مَنْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 2,3. (Ey Muhammed!) Biz, Kur’an’ı sana sıkıntı çekesin diye değil, ancak (Allah’ın azabından) korkacaklara bir öğüt (bir uyarı) olsun diye indirdik.[353] | |||||
| 799 | Tâhâ 4. Ayet (20:4:2) | مِمَّنْ | ممن | mimmen | tarafından | مِنْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (O) yüksek gökleri yaratanın katından peyderpey indirilmiştir. | |||||