| Sırası | Geçtiği Yer | Arapça | Harekesiz | Okunuşu | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|---|---|---|
| 1000 | Kasas 56. Ayet (28:56:9) | مَنْ | من | men | kimseyi | مَنْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Şüphesiz sen sevdiğin kimseyi doğru yola iletemezsin. Fakat Allah, dilediği kimseyi doğru yola eriştirir. O, doğru yola gelecekleri daha iyi bilir. | |||||
| 1001 | Kasas 57. Ayet (28:57:12) | حَرَمًا | حرما | haramen | dokunulmaz | ح ر م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlar, “Sizinle beraber doğru yolu tutarsak, kendi yurdumuzdan koparılıp çıkarılırız” dediler. Biz onları tarafımızdan bir rızık olarak, her türlü meyve ve mahsullerin kendisinde toplandığı, saygın ve güvenlikli bir yere yerleştirmedik mi? Fakat onların çoğu bilmezler. | |||||
| 1002 | Kasas 61. Ayet (28:61:1) | اَفَمَنْ | افمن | efemen | kimse midir? | مَنْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kendisine güzel bir vaadde bulunduğumuz ve o vaad edilen şeye kavuşacak olan kimse, dünya hayatının geçimliklerinden yararlandırdığımız, sonra da kıyamet günü (hesaba çekilmek için) huzura getirilecek kimse gibi midir? | |||||
| 1003 | Kasas 61. Ayet (28:61:7) | كَمَنْ | كمن | kemen | kimse gibi | مَنْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kendisine güzel bir vaadde bulunduğumuz ve o vaad edilen şeye kavuşacak olan kimse, dünya hayatının geçimliklerinden yararlandırdığımız, sonra da kıyamet günü (hesaba çekilmek için) huzura getirilecek kimse gibi midir? | |||||
| 1004 | Kasas 67. Ayet (28:67:2) | مَنْ | من | men | kim | مَنْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ama tövbe edip iman eden ve salih amel işleyen kimsenin kurtuluşa erenlerden olması umulur. | |||||
| 1005 | Kasas 67. Ayet (28:67:4) | وَاٰمَنَ | وامن | ve âmene | ve inanırsa | أ م ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ama tövbe edip iman eden ve salih amel işleyen kimsenin kurtuluşa erenlerden olması umulur. | |||||
| 1006 | Kasas 71. Ayet (28:71:12) | مَنْ | من | men | kimdir? | مَنْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | De ki: “Ne dersiniz? Allah, üzerinize geceyi kıyamete kadar sürekli kılsaydı, Allah’tan başka hangi ilâh size bir aydınlık getirir? Hâlâ duymayacak mısınız?” | |||||
| 1007 | Kasas 72. Ayet (28:72:12) | مَنْ | من | men | kimdir? | مَنْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | De ki: “Ne dersiniz? Allah, üzerinize gündüzü kıyamete kadar sürekli kılsaydı, Allah’tan başka hangi ilâh size içinde dinleneceğiniz bir gece getirebilir? Hâlâ görmeyecek misiniz?” | |||||
| 1008 | Kasas 78. Ayet (28:78:17) | مَنْ | من | men | niceleri | مَنْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kârûn, “Bunlar bana bendeki bilgi ve beceriden dolayı verilmiştir” dedi. O, Allah’ın kendinden önceki nesillerden, ondan daha kuvvetli ve daha çok mal biriktirmiş kimseleri helâk etmiş olduğunu bilmiyor muydu? Suçlulukları kesinleşmiş olanlara günahları konusunda soru sorulmaz (Çünkü Allah hepsini bilir). | |||||
| 1009 | Kasas 80. Ayet (28:80:9) | لِمَنْ | لمن | limen | kimse için | مَنْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kendilerine ilim verilmiş olanlar ise, “Yazıklar olsun size! İman edip de iyi işler yapanlara Allah’ın vereceği mükâfat daha hayırlıdır. Ona da ancak sabredenler kavuşturulur” dediler. | |||||
| 1010 | Kasas 80. Ayet (28:80:10) | اٰمَنَ | امن | âmene | inanan | أ م ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kendilerine ilim verilmiş olanlar ise, “Yazıklar olsun size! İman edip de iyi işler yapanlara Allah’ın vereceği mükâfat daha hayırlıdır. Ona da ancak sabredenler kavuşturulur” dediler. | |||||
| 1011 | Kasas 82. Ayet (28:82:3) | تَمَنَّوْا | تمنوا | temennev | ve isteyenler | م ن ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Daha dün onun yerinde olmayı arzu edenler, “Vay! Demek ki Allah, kullarından dilediği kimselere rızkı bol verir ve (dilediğine) kısarmış. Allah, bize lütfetmiş olmasaydı, bizi de yerin dibine geçirirdi. Demek ki kâfirler iflah olmayacak” demeye başladılar. | |||||
| 1012 | Kasas 82. Ayet (28:82:11) | لِمَنْ | لمن | limen | kimseye | مَنْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Daha dün onun yerinde olmayı arzu edenler, “Vay! Demek ki Allah, kullarından dilediği kimselere rızkı bol verir ve (dilediğine) kısarmış. Allah, bize lütfetmiş olmasaydı, bizi de yerin dibine geçirirdi. Demek ki kâfirler iflah olmayacak” demeye başladılar. | |||||
| 1013 | Kasas 82. Ayet (28:82:18) | مَنَّ | من | menna | lutfetmesi | م ن ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Daha dün onun yerinde olmayı arzu edenler, “Vay! Demek ki Allah, kullarından dilediği kimselere rızkı bol verir ve (dilediğine) kısarmış. Allah, bize lütfetmiş olmasaydı, bizi de yerin dibine geçirirdi. Demek ki kâfirler iflah olmayacak” demeye başladılar. | |||||
| 1014 | Kasas 84. Ayet (28:84:1) | مَنْ | من | men | kim | مَنْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kim bir iyilik getirirse, ona bundan daha hayırlısı vardır. Kim de bir kötülük getirirse, bilsin ki, kötülük işleyenler ancak yapmakta olduklarının cezasına çarptırılırlar. | |||||
| 1015 | Kasas 84. Ayet (28:84:7) | وَمَنْ | ومن | ve men | ve kim | مَنْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kim bir iyilik getirirse, ona bundan daha hayırlısı vardır. Kim de bir kötülük getirirse, bilsin ki, kötülük işleyenler ancak yapmakta olduklarının cezasına çarptırılırlar. | |||||
| 1016 | Kasas 85. Ayet (28:85:12) | مَنْ | من | men | kim | مَنْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kur’an’ı sana farz kılan Allah, şüphesiz seni dönülecek bir yere döndürecektir. De ki: “Rabbim hidayetle geleni ve apaçık bir sapıklık içinde olanı daha iyi bilir.”[416] | |||||
| 1017 | Kasas 85. Ayet (28:85:15) | وَمَنْ | ومن | ve men | ve kim | مَنْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kur’an’ı sana farz kılan Allah, şüphesiz seni dönülecek bir yere döndürecektir. De ki: “Rabbim hidayetle geleni ve apaçık bir sapıklık içinde olanı daha iyi bilir.”[416] | |||||
| 1018 | Ankebut 2. Ayet (29:2:7) | اٰمَنَّا | امنا | âmennâ | inandık | أ م ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İnsanlar, “İnandık” demekle imtihan edilmeden bırakılacaklarını mı zannederler. | |||||
| 1019 | Ankebut 3. Ayet (29:3:6) | فَلَيَعْلَمَنَّ | فليعلمن | fe-leya’lemenna | elbette bilecektir | ع ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Andolsun, biz onlardan öncekileri de imtihan etmiştik. Allah, doğru söyleyenleri de mutlaka bilir, yalancıları da mutlaka bilir. | |||||
| 1020 | Ankebut 3. Ayet (29:3:10) | وَلَيَعْلَمَنَّ | وليعلمن | ve leya’lemenne | ve bilecektir | ع ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Andolsun, biz onlardan öncekileri de imtihan etmiştik. Allah, doğru söyleyenleri de mutlaka bilir, yalancıları da mutlaka bilir. | |||||
| 1021 | Ankebut 5. Ayet (29:5:1) | مَنْ | من | men | kim | مَنْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Her kim Allah’a kavuşmayı umarsa, bilsin ki Allah’ın tayin ettiği o vakit elbette gelecektir. O, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir. | |||||
| 1022 | Ankebut 6. Ayet (29:6:1) | وَمَنْ | ومن | ve men | ve kim | مَنْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Her kim cihad ederse, ancak kendisi için cihad etmiş olur. Şüphesiz Allah, âlemlere muhtaç değildir. | |||||
| 1023 | Ankebut 7. Ayet (29:7:2) | اٰمَنُوا | امنوا | âmenû | inananlar | أ م ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İman edip salih amel işleyenlerin kötülüklerini elbette örteceğiz. Onları işlediklerinin daha güzeliyle mükâfatlandıracağız. | |||||
| 1024 | Ankebut 9. Ayet (29:9:2) | اٰمَنُوا | امنوا | âmenû | inananları | أ م ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İman edip de salih amel işleyenler var ya, biz onları mutlaka salihler (iyiler) arasına sokacağız. | |||||
| 1025 | Ankebut 10. Ayet (29:10:3) | مَنْ | من | men | kimisi | مَنْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İnsanlardan öyleleri vardır ki, “Allah’a inandık” derler. Ama Allah uğrunda bir ezaya uğratılınca, insanlardan gördükleri baskı ve işkenceyi Allah’ın azabı gibi tutar. Andolsun, Rabbinden bir yardım gelecek olsa mutlaka, “Biz de sizinle beraberdik” derler. Allah, herkesin kalbinde olanı en iyi bilen değil midir? | |||||
| 1026 | Ankebut 10. Ayet (29:10:5) | اٰمَنَّا | امنا | âmennâ | inandık | أ م ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İnsanlardan öyleleri vardır ki, “Allah’a inandık” derler. Ama Allah uğrunda bir ezaya uğratılınca, insanlardan gördükleri baskı ve işkenceyi Allah’ın azabı gibi tutar. Andolsun, Rabbinden bir yardım gelecek olsa mutlaka, “Biz de sizinle beraberdik” derler. Allah, herkesin kalbinde olanı en iyi bilen değil midir? | |||||
| 1027 | Ankebut 11. Ayet (29:11:1) | وَلَيَعْلَمَنَّ | وليعلمن | ve leya’lemenna | ve elbette bilir | ع ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah, elbette kendisine iman edenleri de bilir ve elbette münafıkları da bilir. | |||||
| 1028 | Ankebut 11. Ayet (29:11:4) | اٰمَنُوا | امنوا | âmenû | inananları | أ م ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah, elbette kendisine iman edenleri de bilir ve elbette münafıkları da bilir. | |||||
| 1029 | Ankebut 11. Ayet (29:11:5) | وَلَيَعْلَمَنَّ | وليعلمن | ve leya’lemenne | ve elbette bilir | ع ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah, elbette kendisine iman edenleri de bilir ve elbette münafıkları da bilir. | |||||
| 1030 | Ankebut 12. Ayet (29:12:5) | اٰمَنُوا | امنوا | âmenû | inananlara | أ م ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İnkâr edenler iman edenlere, “Yolumuza uyun da sizin günahlarınızı yüklenelim” derler. Hâlbuki onların günahlarından hiçbir şey yüklenecek değillerdir. Şüphesiz onlar kesinlikle yalancılardır. | |||||
| 1031 | Ankebut 14. Ayet (29:14:12) | عَامًاۜ | عاما | ‘âmen | yıl | ع و م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Andolsun, biz, Nûh’u kendi kavmine peygamber olarak gönderdik. O da dokuz yüz elli yıl onların arasında kaldı. Neticede onlar zulümlerini sürdürürlerken tûfan kendilerini yakalayıverdi. | |||||
| 1032 | Ankebut 21. Ayet (29:21:2) | مَنْ | من | men | kimseye | مَنْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | O, dilediğine azap eder, dilediğine de merhamet eder. Ancak O’na döndürüleceksiniz. | |||||
| 1033 | Ankebut 21. Ayet (29:21:5) | مَنْ | من | men | kimseye | مَنْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | O, dilediğine azap eder, dilediğine de merhamet eder. Ancak O’na döndürüleceksiniz. | |||||
| 1034 | Ankebut 26. Ayet (29:26:1) | فَاٰمَنَ | فامن | fe-âmene | bunun üzerine inandı | أ م ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bunun üzerine Lût, ona (İbrahim’e) iman etti. İbrahim, “Ben, Rabbime (gitmemi emrettiği yere) hicret edeceğim. Şüphesiz O, mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir” dedi. | |||||
| 1035 | Ankebut 32. Ayet (29:32:8) | بِمَنْ | بمن | bimen | kimin bulunduğunu | مَنْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İbrahim, “Ama orada Lût var” dedi. Onlar, “Orada kimin bulunduğunu biz daha iyi biliriz. Biz, onu ve ailesini elbette kurtaracağız. Ancak karısı başka. O, geri kalıp helâk edilenlerden olacaktır.” | |||||
| 1036 | Ankebut 40. Ayet (29:40:5) | مَنْ | من | men | kiminin | مَنْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bunların her birini kendi günahları yüzünden yakaladık. Onlardan taş yağmuruna tuttuklarımız var. Onlardan o korkunç sesin yakaladığı kimseler var. Onlardan yerin dibine geçirdiklerimiz var. Onlardan suda boğduklarımız var. Allah, onlara zulmediyor değildi, fakat onlar kendilerine zulmediyorlardı. | |||||
| 1037 | Ankebut 40. Ayet (29:40:10) | مَنْ | من | men | kimini | مَنْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bunların her birini kendi günahları yüzünden yakaladık. Onlardan taş yağmuruna tuttuklarımız var. Onlardan o korkunç sesin yakaladığı kimseler var. Onlardan yerin dibine geçirdiklerimiz var. Onlardan suda boğduklarımız var. Allah, onlara zulmediyor değildi, fakat onlar kendilerine zulmediyorlardı. | |||||
| 1038 | Ankebut 40. Ayet (29:40:14) | مَنْ | من | men | kimini | مَنْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bunların her birini kendi günahları yüzünden yakaladık. Onlardan taş yağmuruna tuttuklarımız var. Onlardan o korkunç sesin yakaladığı kimseler var. Onlardan yerin dibine geçirdiklerimiz var. Onlardan suda boğduklarımız var. Allah, onlara zulmediyor değildi, fakat onlar kendilerine zulmediyorlardı. | |||||
| 1039 | Ankebut 40. Ayet (29:40:19) | مَنْ | من | men | kimini | مَنْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bunların her birini kendi günahları yüzünden yakaladık. Onlardan taş yağmuruna tuttuklarımız var. Onlardan o korkunç sesin yakaladığı kimseler var. Onlardan yerin dibine geçirdiklerimiz var. Onlardan suda boğduklarımız var. Allah, onlara zulmediyor değildi, fakat onlar kendilerine zulmediyorlardı. | |||||
| 1040 | Ankebut 46. Ayet (29:46:14) | اٰمَنَّا | امنا | âmennâ | inandık | أ م ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İçlerinden zulmedenler hariç, Kitap ehli ile ancak en güzel bir yolla mücadele edin ve (onlara) şöyle deyin: “Biz, bize indirilene de, size indirilene de inandık. Bizim ilâhımız ve sizin ilâhınız birdir (aynı ilâhtır). Biz sadece O’na teslim olmuş kimseleriz.” | |||||
| 1041 | Ankebut 47. Ayet (29:47:12) | مَنْ | من | men | kimseler | مَنْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İşte böylece biz sana kitabı indirdik. Kendilerine kitap verdiklerimiz ona inanırlar. Şunlar (Kitap ehlinden çağdaşın olanlar)dan da ona inananlar vardır. Bizim âyetlerimizi ancak kâfirler inkâr ederler. | |||||
| 1042 | Ankebut 52. Ayet (29:52:13) | اٰمَنُوا | امنوا | âmenû | inananlar | أ م ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | De ki: “Benimle sizin aranızda şahit olarak Allah yeter. O, göklerde ve yerde olanları bilir. Batıla inanıp Allah’ı inkâr edenler var ya; işte onlar asıl ziyana uğrayanlardır.” | |||||
| 1043 | Ankebut 53. Ayet (29:53:5) | مُسَمًّى | مسمى | musemmen | belirtilmiş | س م و |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Senden azabın çabucak gelmesini istiyorlar. (Hikmet gereği) belirlenmiş bir süre olmasaydı, azap onlara mutlaka gelirdi. Onlar farkında değillerken kendilerine ansızın elbette gelecektir. | |||||
| 1044 | Ankebut 56. Ayet (29:56:4) | اٰمَنُٓوا | امنوا | âmenû | inanan | أ م ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ey iman eden kullarım! Şüphesiz ki benim arzım (yeryüzü) geniştir. O hâlde, ancak bana kulluk edin.[420] | |||||
| 1045 | Ankebut 58. Ayet (29:58:2) | اٰمَنُوا | امنوا | âmenû | inananları | أ م ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İman edip salih amel işleyenler var ya, onları içinden ırmaklar akan ve içinde ebedî kalacakları cennet köşklerine yerleştireceğiz. Çalışanların mükâfatı ne güzeldir! | |||||
| 1046 | Ankebut 61. Ayet (29:61:3) | مَنْ | من | men | kim | مَنْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Andolsun, eğer onlara, “Gökleri ve yeri kim yarattı, güneşi ve ayı hizmetinize kim verdi?” diye soracak olsan mutlaka, “Allah” diyeceklerdir. O hâlde nasıl (haktan) döndürülüyorlar? | |||||
| 1047 | Ankebut 62. Ayet (29:62:4) | لِمَنْ | لمن | limen | kimseye | مَنْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah, kullarından dilediğine bol verir ve (dilediğine) kısar. Şüphesiz Allah, her şeyi hakkıyla bilendir. | |||||
| 1048 | Ankebut 63. Ayet (29:63:3) | مَنْ | من | men | kim | مَنْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Andolsun, eğer onlara, “Gökten yağmuru kim indirip de onunla yeryüzünü ölümünden sonra diriltti?” diye soracak olsan, mutlaka, “Allah” diyeceklerdir. De ki: “Hamd Allah’a mahsustur.” Fakat onların çoğu akıllarını kullanmazlar. | |||||
| 1049 | Ankebut 67. Ayet (29:67:5) | حَرَمًا | حرما | haramen | dokunulmaz | ح ر م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Çevrelerindeki insanlar kapılıp götürülürken, bizim, onların yurtlarını saygın ve güvenlikli bir yer kıldığımızı görmediler mi? Onlar hâlâ batıla inanıyorlar da Allah’ın nimetini inkâr mı ediyorlar? | |||||