| Sırası | Geçtiği Yer | Arapça | Harekesiz | Okunuşu | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|---|---|---|
| 1100 | Ahzab 58. Ayet (33:58:11) | وَاِثْمًا | واثما | ve iśmen | ve bir günah | أ ث م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Mü’min erkekleri ve mü’min kadınları işlemedikleri şeyler yüzünden incitenler, bir iftira ve apaçık bir günah yüklenmişlerdir. | |||||
| 1101 | Ahzab 69. Ayet (33:69:4) | اٰمَنُوا | امنوا | âmenû | inanan(lar) | أ م ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ey iman edenler! Siz Mûsâ’ya eziyet eden kimseler gibi olmayın. Nihayet Allah onu onların dediklerinden temize çıkarmıştı. Mûsâ, Allah katında itibarlı bir kimse idi. | |||||
| 1102 | Ahzab 70. Ayet (33:70:4) | اٰمَنُوا | امنوا | âmenû | inanan(lar) | أ م ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 70,71. Ey iman edenler! Allah’a karşı gelmekten sakının ve doğru söz söyleyin ki, Allah sizin işlerinizi düzeltsin ve günahlarınızı bağışlasın. Kim Allah’a ve Resûlüne itaat ederse, muhakkak büyük bir başarıya ulaşmıştır. | |||||
| 1103 | Ahzab 71. Ayet (33:71:7) | وَمَنْ | ومن | ve men | ve kim | مَنْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 70,71. Ey iman edenler! Allah’a karşı gelmekten sakının ve doğru söz söyleyin ki, Allah sizin işlerinizi düzeltsin ve günahlarınızı bağışlasın. Kim Allah’a ve Resûlüne itaat ederse, muhakkak büyük bir başarıya ulaşmıştır. | |||||
| 1104 | Ahzab 72. Ayet (33:72:17) | ظَلُومًا | ظلوما | zalûmen | çok zalimdir | ظ ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Şüphesiz biz emaneti göklere, yere ve dağlara teklif ettik de onlar onu yüklenmek istemediler, ondan çekindiler. Onu insan yüklendi. Çünkü o çok zalimdir, çok cahildir.[443] | |||||
| 1105 | Sebe' 4. Ayet (34:4:3) | اٰمَنُوا | امنوا | âmenû | inanan(ları) | أ م ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah’ın, iman edip salih amel işleyenleri mükâfatlandırması için (her şey o kitapta tespit edilmiştir.) İşte onlar için bir bağışlanma ve bereketli bir rızık vardır. | |||||
| 1106 | Sebe' 12. Ayet (34:12:13) | مَنْ | من | men | ki | مَنْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Süleyman’ın emrine de, sabah esişi bir ay, akşam esişi de bir ay(lık yol) olan rüzgârı verdik. Erimiş bakır ocağını da ona sel gibi akıttık. Cinlerden de Rabbinin izniyle onun önünde çalışanlar vardı. İçlerinden kim bizim emrimizden çıkarsa, ona alevli ateş azabını tattırırız. | |||||
| 1107 | Sebe' 12. Ayet (34:12:19) | وَمَنْ | ومن | ve men | ve kim | مَنْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Süleyman’ın emrine de, sabah esişi bir ay, akşam esişi de bir ay(lık yol) olan rüzgârı verdik. Erimiş bakır ocağını da ona sel gibi akıttık. Cinlerden de Rabbinin izniyle onun önünde çalışanlar vardı. İçlerinden kim bizim emrimizden çıkarsa, ona alevli ateş azabını tattırırız. | |||||
| 1108 | Sebe' 18. Ayet (34:18:16) | وَاَيَّامًا | واياما | ve eyyâmen | ve gündüzleri | ي و م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Sebe’ halkı ile bereketlendirdiğimiz kentler arasına (her biri diğerinden) görülen kentler oluşturduk. Oralarda gidiş-gelişi belirledik (seyahati kolaylaştırdık) ve onlara da şöyle dedik: “Oralarda gece gündüz güvenlik içinde dolaşın.” | |||||
| 1109 | Sebe' 21. Ayet (34:21:9) | مَنْ | من | men | kimseyi | مَنْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Oysa şeytanın onlar üzerinde hiçbir hâkimiyeti yoktu. Ancak ahirete inananları, onun hakkında şüphe içinde bulunanlardan ayırt edelim diye (ona bu fırsatı verdik). Senin Rabbin her şey üzerinde hakiki bir koruyucudur. | |||||
| 1110 | Sebe' 21. Ayet (34:21:12) | مِمَّنْ | ممن | mimmen | kimseden | مِنْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Oysa şeytanın onlar üzerinde hiçbir hâkimiyeti yoktu. Ancak ahirete inananları, onun hakkında şüphe içinde bulunanlardan ayırt edelim diye (ona bu fırsatı verdik). Senin Rabbin her şey üzerinde hakiki bir koruyucudur. | |||||
| 1111 | Sebe' 23. Ayet (34:23:6) | لِمَنْ | لمن | li-men | kimselerden | مَنْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah katında, O’nun izin verdiği kimseden başkasının şefaati yarar sağlamaz. (Şefaat için izin verilip de) kalplerinden korku giderilince birbirlerine, “Rabbiniz ne söyledi?” diye sorarlar. Onlar da “Gerçeği” diye cevap verirler. O, yücedir, büyüktür. | |||||
| 1112 | Sebe' 24. Ayet (34:24:2) | مَنْ | من | men | kim? | مَنْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | De ki: “Size göklerden ve yerden kim rızık verir?” De ki: “Allah. O hâlde, ya biz hidayet veya apaçık bir sapıklık üzereyiz, ya da siz!” | |||||
| 1113 | Sebe' 36. Ayet (34:36:6) | لِمَنْ | لمن | limen | kimseye | مَنْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ey Muhammed, de ki: “Şüphesiz, Rabbim rızkı dilediğine bol verir ve (dilediğine) kısar. Fakat insanların çoğu bilmezler.” | |||||
| 1114 | Sebe' 37. Ayet (34:37:10) | مَنْ | من | men | kimseler | مَنْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ne mallarınız ne de çocuklarınız, sizi bizim katımıza daha çok yaklaştıran şeylerdir! Ancak iman edip salih amel işleyenler başka. İşte onlar için işlediklerine karşılık kat kat mükâfat vardır. Onlar cennet köşklerinde güven içindedirler. | |||||
| 1115 | Sebe' 37. Ayet (34:37:11) | اٰمَنَ | امن | âmene | inanan(lar) | أ م ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ne mallarınız ne de çocuklarınız, sizi bizim katımıza daha çok yaklaştıran şeylerdir! Ancak iman edip salih amel işleyenler başka. İşte onlar için işlediklerine karşılık kat kat mükâfat vardır. Onlar cennet köşklerinde güven içindedirler. | |||||
| 1116 | Sebe' 39. Ayet (34:39:6) | لِمَنْ | لمن | limen | kimseye | مَنْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | De ki: “Şüphesiz, Rabbim rızkı kullarından dilediğine bol bol verir ve (dilediğine) kısar. Allah yolunda her ne harcarsanız, Allah onun yerine başkasını verir. O, rızık verenlerin en hayırlısıdır.” | |||||
| 1117 | Sebe' 52. Ayet (34:52:2) | اٰمَنَّا | امنا | âmennâ | inandık | أ م ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Azabı görünce), “ona inandık derler” ama onlar için, artık uzak bir yerden (dünyadan)[446] iman elde etmek nasıl mümkün olur? | |||||
| 1118 | Fâtır 7. Ayet (35:7:7) | اٰمَنُوا | امنوا | âmenû | inanan(lar) | أ م ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İnkâr edenler için çetin bir azap vardır. İman edip salih ameller işleyenler için ise bir bağışlanma ve büyük bir mükâfat vardır. | |||||
| 1119 | Fâtır 8. Ayet (35:8:1) | اَفَمَنْ | افمن | efemen | kimse (de) mi? | مَنْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kötü ameli kendisine süslü gösterilip de onu güzel gören kimse, ameli iyi olan kimse gibi mi olacaktır? Şüphesiz Allah dilediğini saptırır, dilediğini hidayete erdirir. (Ey Muhammed!) Onlar için duyduğun üzüntüler yüzünden kendini helâk etme! Şüphesiz ki Allah, onların yaptıklarını hakkıyla bilendir. | |||||
| 1120 | Fâtır 8. Ayet (35:8:11) | مَنْ | من | men | kimseyi | مَنْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kötü ameli kendisine süslü gösterilip de onu güzel gören kimse, ameli iyi olan kimse gibi mi olacaktır? Şüphesiz Allah dilediğini saptırır, dilediğini hidayete erdirir. (Ey Muhammed!) Onlar için duyduğun üzüntüler yüzünden kendini helâk etme! Şüphesiz ki Allah, onların yaptıklarını hakkıyla bilendir. | |||||
| 1121 | Fâtır 8. Ayet (35:8:14) | مَنْ | من | men | kimseyi | مَنْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kötü ameli kendisine süslü gösterilip de onu güzel gören kimse, ameli iyi olan kimse gibi mi olacaktır? Şüphesiz Allah dilediğini saptırır, dilediğini hidayete erdirir. (Ey Muhammed!) Onlar için duyduğun üzüntüler yüzünden kendini helâk etme! Şüphesiz ki Allah, onların yaptıklarını hakkıyla bilendir. | |||||
| 1122 | Fâtır 10. Ayet (35:10:1) | مَنْ | من | men | kim | مَنْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Her kim şan ve şeref istiyorsa bilsin ki, şan ve şeref bütünüyle Allah’a aittir. Güzel sözler ancak O’na yükselir. Salih ameli de güzel sözler yükseltir.[447] Kötülükleri tuzak yapanlar var ya, onlar için çetin bir azap vardır. İşte onların tuzağı boşa çıkar. | |||||
| 1123 | Fâtır 12. Ayet (35:12:15) | لَحْمًا | لحما | lahmen | et | ل ح م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İki deniz aynı olmaz. Şu tatlıdır, susuzluğu giderir, içimi kolaydır. Şu ise tuzludur, acıdır. Bununla beraber her birinden taze et yersiniz ve takınacağınız süs eşyası çıkarırsınız. Allah’ın lütfundan istemeniz ve şükretmeniz için gemilerin orada suyu yara yara gittiğini görürsün. | |||||
| 1124 | Fâtır 18. Ayet (35:18:27) | وَمَنْ | ومن | ve men | ve kim | مَنْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Hiçbir günahkâr başka bir günahkârın yükünü yüklenmez. Günah yükü ağır olan kimse, (bir başkasını), günahını yüklenmeye çağırırsa, ondan hiçbir şey yüklenilmez, çağırdığı kimse yakını da olsa. Sen ancak, görmedikleri hâlde Rablerinden için için korkanları ve namaz kılanları uyarırsın. Kim arınırsa ancak kendisi için arınmış olur. Dönüş ancak Allah’adır. | |||||
| 1125 | Fâtır 22. Ayet (35:22:9) | مَنْ | من | men | kimseye | مَنْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Diriler ile ölüler de bir olmaz. Allah, dilediğine işittirir. Sen, kabirde bulunanlara işittirecek değilsin. | |||||
| 1126 | Fâtır 22. Ayet (35:22:14) | مَنْ | من | men | kimselere | مَنْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Diriler ile ölüler de bir olmaz. Allah, dilediğine işittirir. Sen, kabirde bulunanlara işittirecek değilsin. | |||||
| 1127 | Fâtır 37. Ayet (35:37:17) | مَنْ | من | men | kimsenin | مَنْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlar cehennemde, “Ey Rabbimiz! Bizi buradan çıkar ki dünyada iken işlemekte olduğumuzdan başka ameller, salih ameller işleyelim” diye bağrışırlar. (Onlara şöyle denilir:) “Sizi, düşünüp öğüt alacak kimsenin düşünüp öğüt alabileceği kadar yaşatmadık mı? Size uyarıcı da gelmişti. Öyle ise tadın azabı. Çünkü zalimler için hiçbir yardımcı yoktur.” | |||||
| 1128 | Fâtır 39. Ayet (35:39:7) | فَمَنْ | فمن | femen | artık kim | مَنْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | O, sizi yeryüzünde halifeler kılandır. Artık kim inkâr ederse inkârı kendi aleyhinedir. İnkârcıların inkârı, Rableri katında ancak uğrayacakları gazabı artırır. İnkârcıların inkârı, ancak ziyanlarını arttırır. | |||||
| 1129 | Fâtır 41. Ayet (35:41:18) | حَل۪يمًا | حليما | halîmen | halimdir | ح ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Şüphesiz Allah, gökleri ve yeri, yok olup gitmesinler diye (kurduğu düzende) tutuyor. Andolsun, eğer onlar (yörüngelerinden sapıp) yok olur giderlerse, O’ndan başka hiç kimse onları tutamaz. Şüphesiz O, halîmdir (hemen cezalandırmaz, mühlet verir), çok bağışlayandır. | |||||
| 1130 | Fâtır 44. Ayet (35:44:29) | عَل۪يمًا | عليما | ‘alîmen | bilendir | ع ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Yeryüzünde dolaşıp kendilerinden öncekilerin sonunun nasıl olduğuna bakmadılar mı? Oysa onlar kendilerinden daha da kuvvetli idiler. Göklerdeki ve yerdeki hiçbir şey, Allah’ı âciz bırakacak değildir. Şüphesiz O, hakkıyla bilendir, hakkıyla kudret sahibidir. | |||||
| 1131 | Yâsîn 6. Ayet (36:6:2) | قَوْمًا | قوما | kavmen | bir toplumu | ق و م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 5,6. Kur’an, ataları uyarılmamış, bu yüzden de gaflet içinde olan bir kavmi uyarman için mutlak güç sahibi, çok merhametli Allah tarafından indirilmiştir. | |||||
| 1132 | Yâsîn 11. Ayet (36:11:3) | مَنِ | من | meni | kimseyi | مَنْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Sen ancak Zikr’e (Kur’an’a) uyanı ve görmediği hâlde Rahmân’dan korkan kimseyi uyarırsın. İşte onu bir bağışlanma ve güzel bir mükâfatla müjdele. | |||||
| 1133 | Yâsîn 18. Ayet (36:18:8) | لَنَرْجُمَنَّكُمْ | لنرجمنكم | le-nercumennekum | sizi mutlaka taşlarız | ر ج م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Dediler ki: “Şüphesiz biz sizin yüzünüzden uğursuzluğa uğradık. Eğer vazgeçmezseniz, sizi mutlaka taşlarız ve bizim tarafımızdan size elem dolu bir azap dokunur.” | |||||
| 1134 | Yâsîn 21. Ayet (36:21:2) | مَنْ | من | men | kimselere | مَنْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Sizden hiçbir ücret istemeyen kimselere uyun, onlar hidayete erdirilmiş kimselerdir.” | |||||
| 1135 | Yâsîn 25. Ayet (36:25:2) | اٰمَنْتُ | امنت | âmentu | inandım | أ م ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Şüphesiz ben sizin Rabbinize inandım. Gelin, beni dinleyin!” | |||||
| 1136 | Yâsîn 39. Ayet (36:39:3) | مَنَازِلَ | منازل | menâzile | konaklar | ن ز ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ayın dolaşımı için de konak yerleri (evreler) belirledik. Nihayet o, eğrilmiş kuru hurma dalı gibi olur. | |||||
| 1137 | Yâsîn 47. Ayet (36:47:12) | اٰمَنُٓوا | امنوا | âmenû | inanan(lara) | أ م ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlara, “Allah’ın sizi rızıklandırdığı şeylerden Allah yolunda harcayın” denildiği zaman, inkâr edenler iman edenlere, “Allah’ın, dilemiş olsa kendilerini doyurabileceği kimselere mi yedireceğiz? Siz ancak apaçık bir sapıklık içindesiniz” derler. | |||||
| 1138 | Yâsîn 47. Ayet (36:47:14) | مَنْ | من | men | kimseye | مَنْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlara, “Allah’ın sizi rızıklandırdığı şeylerden Allah yolunda harcayın” denildiği zaman, inkâr edenler iman edenlere, “Allah’ın, dilemiş olsa kendilerini doyurabileceği kimselere mi yedireceğiz? Siz ancak apaçık bir sapıklık içindesiniz” derler. | |||||
| 1139 | Yâsîn 52. Ayet (36:52:4) | مَنْ | من | men | kim? | مَنْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Şöyle derler: “Vay başımıza gelene! Kim bizi diriltip mezarımızdan çıkardı? Bu, Rahman’ın vaad ettiği şeydir. Peygamberler doğru söylemişler.” | |||||
| 1140 | Yâsîn 68. Ayet (36:68:1) | وَمَنْ | ومن | ve men | ve kime | مَنْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kime uzun ömür verirsek, onu yaratılış itibariyle tersine çeviririz (gücünü azaltırız). Hâlâ düşünmeyecekler mi? | |||||
| 1141 | Yâsîn 70. Ayet (36:70:2) | مَنْ | من | men | kimseleri | مَنْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Aklen ve fikren) diri olanları uyarması ve kâfirler hakkındaki o sözün (azabın) gerçekleşmesi için Kur’an’ı indirdik. | |||||
| 1142 | Yâsîn 71. Ayet (36:71:9) | اَنْعَامًا | انعاما | en’âmen | nice hayvanlar | ن ع م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Görmediler mi ki, biz onlar için, ellerimizin (kudretimizin) eseri olan hayvanlar yarattık da onlar bu hayvanlara sahip oluyorlar. | |||||
| 1143 | Yâsîn 73. Ayet (36:73:3) | مَنَافِعُ | منافع | menâfi’u | birçok yararlar | ن ف ع |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlar için bu hayvanlarda (daha pek çok) yararlar ve içecekler vardır. Hâlâ şükretmeyecekler mi? | |||||
| 1144 | Yâsîn 78. Ayet (36:78:7) | مَنْ | من | men | kim? | مَنْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bir de kendi yaratılışını unutarak bize bir örnek getirdi. Dedi ki: “Çürümüşlerken kemikleri kim diriltecek?” | |||||
| 1145 | Sâffât 10. Ayet (37:10:2) | مَنْ | من | men | kimseyi | مَنْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ancak onlardan söz kapan olur. Onu da delip geçen bir alev izler (ve yok eder). | |||||
| 1146 | Sâffât 11. Ayet (37:11:6) | مَنْ | من | men | kimseler (mi?) | مَنْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Ey Muhammed!) Şimdi sen onlara sor: “Kendilerini yaratmak mı daha zor, yoksa yarattığımız diğer şeyleri yaratmak mı? [453] Şüphesiz biz onları yapışkan bir çamurdan yarattık. | |||||
| 1147 | Sâffât 16. Ayet (37:16:5) | وَعِظَامًا | وعظاما | ve ’izâmen | ve kemik | ع ظ م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Gerçekten biz, ölüp bir toprak ve kemik yığını hâline geldikten sonra mı, biz mi tekrar diriltileceğiz?” | |||||
| 1148 | Sâffât 30. Ayet (37:30:9) | قَوْمًا | قوما | kavmen | bir toplum | ق و م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Bizim, sizin üzerinizde hiçbir hâkimiyetimiz yoktu. Hatta siz azgın bir kavimdiniz.” | |||||
| 1149 | Sâffât 53. Ayet (37:53:5) | وَعِظَامًا | وعظاما | ve ’izâmen | ve kemik | ع ظ م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Gerçekten biz, ölüp bir toprak ve kemik yığını hâline geldikten sonra mı, biz mi hesaba çekileceğiz?” | |||||