| Sırası | Geçtiği Yer | Arapça | Harekesiz | Okunuşu | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|---|---|---|
| 1300 | Muhammed 38. Ayet (47:38:25) | قَوْمًا | قوما | kavmen | bir toplum | ق و م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İşte sizler, Allah yolunda harcamaya çağrılıyorsunuz. Ama içinizden cimrilik yapanlar var. Kim cimrilik yaparsa ancak kendi zararına cimrilik yapmış olur. Allah, her bakımdan sınırsız zengindir, siz ise fakirsiniz. Eğer O’ndan yüz çevirecek olursanız, yerinize başka bir toplum getirir de onlar sizin gibi olmazlar. | |||||
| 1301 | Fetih 4. Ayet (48:4:18) | عَل۪يمًا | عليما | ‘alîmen | bilendir | ع ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | O, inananların imanlarını kat kat artırmaları için kalplerine huzur ve güven indirendir. Göklerin ve yerin orduları Allah’ındır. Allah, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir. | |||||
| 1302 | Fetih 10. Ayet (48:10:11) | فَمَنْ | فمن | femen | o halde kim | مَنْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Sana bîat edenler ancak Allah’a bîat etmiş olurlar.[496] Allah’ın eli onların ellerinin üzerindedir. Verdiği sözden dönen kendi aleyhine dönmüş olur. Allah’a verdiği sözü yerine getirene, Allah büyük bir mükâfat verecektir. | |||||
| 1303 | Fetih 10. Ayet (48:10:17) | وَمَنْ | ومن | ve men | ve kim | مَنْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Sana bîat edenler ancak Allah’a bîat etmiş olurlar.[496] Allah’ın eli onların ellerinin üzerindedir. Verdiği sözden dönen kendi aleyhine dönmüş olur. Allah’a verdiği sözü yerine getirene, Allah büyük bir mükâfat verecektir. | |||||
| 1304 | Fetih 11. Ayet (48:11:18) | فَمَنْ | فمن | femen | kim? | مَنْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bedevîlerin (savaştan) geri bırakılanları sana, “Bizi mallarımız ve ailelerimiz alıkoydu; Allah’tan bizim için af dile” diyecekler. Onlar kalplerinde olmayanı dilleriyle söylerler. De ki: “Allah, sizin bir zarara uğramanızı dilerse, yahut bir yarar elde etmenizi dilerse, O’na karşı kimin bir şeye gücü yeter? Hayır, Allah, yaptıklarınızdan haberdardır.” | |||||
| 1305 | Fetih 12. Ayet (48:12:19) | قَوْمًا | قوما | kavmen | bir topluluk | ق و م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Ey münafıklar!) Siz aslında, Peygamberin ve inananların bir daha ailelerine geri dönmeyeceklerini sanmıştınız. Bu, sizin gönüllerinize güzel gösterildi de kötü zanda bulundunuz ve helâki hak eden bir kavim oldunuz. | |||||
| 1306 | Fetih 13. Ayet (48:13:1) | وَمَنْ | ومن | ve men | ve kim | مَنْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kim Allah’a ve Peygambere inanmazsa bilsin ki, şüphesiz biz, inkârcılar için alevli bir ateş hazırladık. | |||||
| 1307 | Fetih 14. Ayet (48:14:6) | لِمَنْ | لمن | limen | kimseyi | مَنْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Göklerin ve yerin hükümranlığı Allah’ındır. O, dilediğini bağışlar, dilediğine ceza verir. Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir. | |||||
| 1308 | Fetih 14. Ayet (48:14:9) | مَنْ | من | men | kimseyi | مَنْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Göklerin ve yerin hükümranlığı Allah’ındır. O, dilediğini bağışlar, dilediğine ceza verir. Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir. | |||||
| 1309 | Fetih 17. Ayet (48:17:13) | وَمَنْ | ومن | ve men | ve kim | مَنْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Köre güçlük yoktur, topala güçlük yoktur, hastaya güçlük yoktur. (Bunlar savaşa katılmak zorunda değillerdir.) Kim Allah’a ve Peygamberine itaat ederse, Allah onu, içlerinden ırmaklar akan cennetlere koyar. Kim de yüz çevirirse, onu elem dolu bir azaba uğratır. | |||||
| 1310 | Fetih 17. Ayet (48:17:23) | وَمَنْ | ومن | ve men | ve kim | مَنْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Köre güçlük yoktur, topala güçlük yoktur, hastaya güçlük yoktur. (Bunlar savaşa katılmak zorunda değillerdir.) Kim Allah’a ve Peygamberine itaat ederse, Allah onu, içlerinden ırmaklar akan cennetlere koyar. Kim de yüz çevirirse, onu elem dolu bir azaba uğratır. | |||||
| 1311 | Fetih 25. Ayet (48:25:31) | مَنْ | من | men | kimseyi | مَنْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlar, inkâr edenler ve sizi Mescid-i Haram’ı ziyaretten ve (ibadet amacıyla) bekletilen kurbanlıkları yerlerine ulaşmaktan alıkoyanlardır. Eğer, oradaki henüz tanımadığınız inanmış erkeklerle, inanmış kadınları bilmeyerek ezmeniz ve böylece size bir eziyet gelecek olmasaydı, (Allah, Mekke’ye girmenize izin verirdi). Allah, dilediğini rahmetine koymak için böyle yapmıştır. Eğer, inananlarla inkârcılar birbirinden ayrılmış olsalardı, onlardan inkâr edenleri elem dolu bir azaba uğratırdık. | |||||
| 1312 | Fetih 29. Ayet (48:29:48) | اٰمَنُوا | امنوا | âmenû | inananlara | أ م ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Muhammed, Allah’ın Resûlüdür. Onunla beraber olanlar, inkârcılara karşı çetin, birbirlerine karşı da merhametlidirler. Onların, rükû ve secde hâlinde, Allah’tan lütuf ve hoşnutluk istediklerini görürsün. Onların secde eseri olan alametleri yüzlerindedir. İşte bu, onların Tevrat’ta ve İncil’de anlatılan durumlarıdır: Onlar filizini çıkarmış, onu kuvvetlendirmiş, kalınlaşmış, gövdesi üzerine dikilmiş, ziraatçıların hoşuna giden bir ekin gibidirler. Allah, kendileri sebebiyle inkârcıları öfkelendirmek için onları böyle sağlam ve dirençli kılar. Allah, içlerinden iman edip salih amel işleyenlere bir bağışlama ve büyük bir mükâfat vaad etmiştir. | |||||
| 1313 | Hucurât 1. Ayet (49:1:4) | اٰمَنُوا | امنوا | âmenû | inanan(lar) | أ م ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ey iman edenler! Allah’ın ve Peygamberinin önüne geçmeyin. Allah’a karşı gelmekten sakının. Şüphesiz, Allah hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir. | |||||
| 1314 | Hucurât 2. Ayet (49:2:4) | اٰمَنُوا | امنوا | âmenû | inanan(lar) | أ م ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ey iman edenler! Seslerinizi, Peygamber’in sesinin üstüne yükseltmeyin. Birbirinize bağırdığınız gibi, Peygamber’e yüksek sesle bağırmayın, yoksa siz farkına varmadan işledikleriniz boşa gider. | |||||
| 1315 | Hucurât 6. Ayet (49:6:4) | اٰمَنُٓوا | امنوا | âmenû | inanan(lar) | أ م ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ey iman edenler! Size bir fasık bir haber getirirse, bilmeyerek bir topluluğa zarar verip yaptığınıza pişman olmamak için o haberin doğruluğunu araştırın. | |||||
| 1316 | Hucurât 6. Ayet (49:6:12) | قَوْمًا | قوما | kavmen | bir topluluğa karşı | ق و م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ey iman edenler! Size bir fasık bir haber getirirse, bilmeyerek bir topluluğa zarar verip yaptığınıza pişman olmamak için o haberin doğruluğunu araştırın. | |||||
| 1317 | Hucurât 11. Ayet (49:11:4) | اٰمَنُوا | امنوا | âmenû | inanan(lar) | أ م ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ey iman edenler! Bir topluluk bir diğerini alaya almasın. Belki onlar kendilerinden daha iyidirler. Kadınlar da diğer kadınları alaya almasın. Belki onlar kendilerinden daha iyidirler. Birbirinizi karalamayın, birbirinizi (kötü) lakaplarla çağırmayın. İmandan sonra fasıklık ne kötü bir namdır! Kim de tövbe etmezse, işte onlar zâlimlerin ta kendileridir. | |||||
| 1318 | Hucurât 11. Ayet (49:11:35) | وَمَنْ | ومن | ve men | ve kim | مَنْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ey iman edenler! Bir topluluk bir diğerini alaya almasın. Belki onlar kendilerinden daha iyidirler. Kadınlar da diğer kadınları alaya almasın. Belki onlar kendilerinden daha iyidirler. Birbirinizi karalamayın, birbirinizi (kötü) lakaplarla çağırmayın. İmandan sonra fasıklık ne kötü bir namdır! Kim de tövbe etmezse, işte onlar zâlimlerin ta kendileridir. | |||||
| 1319 | Hucurât 12. Ayet (49:12:4) | اٰمَنُوا | امنوا | âmenû | inanan(lar) | أ م ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ey iman edenler! Zannın birçoğundan sakının. Çünkü zannın bir kısmı günahtır. Birbirinizin kusurlarını ve mahremiyetlerini araştırmayın. Birbirinizin gıybetini yapmayın. Herhangi biriniz ölü kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı? İşte bundan tiksindiniz! Allah’a karşı gelmekten sakının. Şüphesiz Allah tövbeyi çok kabul edendir, çok merhamet edendir. | |||||
| 1320 | Hucurât 14. Ayet (49:14:3) | اٰمَنَّاۜ | امنا | âmennâ | inandık | أ م ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bedevîler “İman ettik” dediler. De ki: “İman etmediniz. (Öyle ise, “iman ettik” demeyin.) “Fakat boyun eğdik” deyin.[500] Henüz iman kalplerinize girmedi. Eğer Allah’a ve Peygamberine itaat ederseniz, yaptıklarınızdan hiçbir şeyi eksiltmez. Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.” | |||||
| 1321 | Hucurât 15. Ayet (49:15:4) | اٰمَنُوا | امنوا | âmenû | iman eden(lerdir) | أ م ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İman edenler ancak, Allah’a ve Peygamberine inanan, sonra şüpheye düşmeyen, Allah yolunda mallarıyla ve canlarıyla cihad edenlerdir. İşte onlar doğru kimselerin ta kendileridir. | |||||
| 1322 | Kaf 25. Ayet (50:25:1) | مَنَّاعٍ | مناع | mennâ’in | engel olan | م ن ع |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 24,25. (Allah, şöyle der:) “Atın cehenneme, (hakka karşı) inatçı, hayrı hep engelleyen, haddi aşan şüpheci her kâfiri!” | |||||
| 1323 | Kaf 33. Ayet (50:33:1) | مَنْ | من | men | kimse(lere) | مَنْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 32,33. (Onlara şöyle denir:) “İşte bu, size (dünyada) vaad edilmekte olan şeydir. O, her tövbe eden, O’nun emrini gözeten için, görmediği hâlde sırf saygıdan dolayı Rahmân’dan korkan ve O’na yönelmiş bir kalp ile gelen kimseler içindir.” | |||||
| 1324 | Kaf 37. Ayet (50:37:5) | لِمَنْ | لمن | limen | kimse için | مَنْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Şüphesiz bunda, aklı olan yahut hazır bulunup kulak veren kimseler için bir öğüt vardır. | |||||
| 1325 | Kaf 45. Ayet (50:45:11) | مَنْ | من | men | kimselere | مَنْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Biz onların ne dediklerini çok iyi biliyoruz. Sen, onlara karşı bir zorba değilsin. O hâlde sen, benim uyarımdan korkan kimselere Kur’an ile öğüt ver. | |||||
| 1326 | Zâriyât 9. Ayet (51:9:3) | مَنْ | من | men | kimse | مَنْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ondan (Peygamber’den) çevrilen çevrilir. | |||||
| 1327 | Zâriyât 35. Ayet (51:35:2) | مَنْ | من | men | مَنْ | |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Orada (Lût’un yöresinde) bulunan mü’minleri çıkardık. | |||||
| 1328 | Zâriyât 46. Ayet (51:46:7) | قَوْمًا | قوما | kavmen | bir toplum | ق و م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bunlardan önce de Nûh kavmini helâk etmiştik. Çünkü onlar fâsık bir toplum idiler. | |||||
| 1329 | Tûr 3. Ayet (52:3:3) | مَنْشُورٍۙ | منشور | menşûr(in) | yayılmış | ن ش ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 1,2,3,4,5,6,7. Tûr’a, yayılmış ince deri sayfalara düzenle yazılmış kitaba, “Beyt-i Ma’mur”a[506], yükseltilmiş tavana (göğe), kabaran denize andolsun ki, şüphesiz Rabbinin azabı mutlaka gerçekleşecektir. | |||||
| 1330 | Tûr 21. Ayet (52:21:2) | اٰمَنُوا | امنوا | âmenû | inanan(lar) | أ م ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İman eden ve nesilleri de iman konusunda kendilerinin yoluna uyanlar var ya, biz onların nesillerini kendilerine kattık. Bununla beraber onların amellerinden hiçbir şey eksiltmeyiz. Herkes kazandığı karşılığında rehindir. | |||||
| 1331 | Tûr 27. Ayet (52:27:1) | فَمَنَّ | فمن | fe-menna | lutfetti | م ن ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Allah da bize lütfetti ve bizi iliklere işleyen cehennem azabından korudu.” | |||||
| 1332 | Tûr 30. Ayet (52:30:7) | الْمَنُونِ | المنون | l-menûn(i) | zamanın | م ن ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Yoksa onlar, “O bir şairdir; onun, zamanın felaketlerine uğramasını bekliyoruz” mu diyorlar? | |||||
| 1333 | Necm 20. Ayet (53:20:1) | وَمَنٰوةَ | ومنوة | ve menâte | ve Menat'ı? | مَنٰوةَ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 19,20. Lât ve Uzza’ya ve diğer üçüncüsü Menat’a ne dersiniz?[511] | |||||
| 1334 | Necm 24. Ayet (53:24:4) | تَمَنّٰىۘ | تمنى | temennâ | arzu ettiği | م ن ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Yoksa insan (kayıtsız şartsız), her temenni ettiği şeye sahip mi olacaktır?[513] | |||||
| 1335 | Necm 26. Ayet (53:26:16) | لِمَنْ | لمن | li-men | kimseye | مَنْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Göklerde nice melekler vardır ki onların şefaatleri; ancak Allah’ın izniyle, dilediği ve hoşnut olduğu kimselere yarar sağlar. | |||||
| 1336 | Necm 29. Ayet (53:29:3) | مَنْ | من | men | kimse- | مَنْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Öyle ise bizim zikrimizden (Kur’an’dan) yüz çeviren ve dünya hayatından başka bir şey istemeyen kimselerden yüz çevir. | |||||
| 1337 | Necm 30. Ayet (53:30:9) | بِمَنْ | بمن | bimen | kimseyi | مَنْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İşte onların ilimden ulaşabildikleri nokta! Şüphesiz senin Rabbin, yolundan sapanı daha iyi bilir. O, hidayete ereni de daha iyi bilir. | |||||
| 1338 | Necm 30. Ayet (53:30:15) | بِمَنِ | بمن | bi-meni | kimseyi | مَنْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İşte onların ilimden ulaşabildikleri nokta! Şüphesiz senin Rabbin, yolundan sapanı daha iyi bilir. O, hidayete ereni de daha iyi bilir. | |||||
| 1339 | Necm 32. Ayet (53:32:30) | بِمَنِ | بمن | bi-meni | kimseyi | مَنْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlar, ufak tefek kusurları dışında, büyük günahlardan ve çirkin işlerden uzak duran kimselerdir. Şüphesiz Rabbin, bağışlaması çok geniş olandır. Sizi, topraktan yarattığında da ve analarınızın karnında ceninler iken de, en iyi bilendir. Bunun için kendinizi temize çıkarmayın. Çünkü O, Allah’a karşı gelmekten sakınanları en iyi bilendir. | |||||
| 1340 | Kamer 14. Ayet (54:14:4) | لِمَنْ | لمن | limen | kimseye | مَنْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Gemi, inkâr edilen kimseye (Nuh’a) bir mükâfat olarak gözetimimiz altında yüzüyordu. | |||||
| 1341 | Kamer 26. Ayet (54:26:3) | مَنِ | من | meni | kim olduğunu | مَنْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlar yarın bilecekler: Kimmiş yalancı, kimmiş şımarık! | |||||
| 1342 | Kamer 35. Ayet (54:35:6) | مَنْ | من | men | kimseyi | مَنْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 34,35. Şüphesiz biz de üzerlerine taşlar savuran bir rüzgâr gönderdik. Yalnız Lût’un ailesi başka. Katımızdan bir nimet olarak bir seher vakti onları kurtardık. Şükredenleri işte böyle mükâfatlandırırız. | |||||
| 1343 | Rahman 26. Ayet (55:26:2) | مَنْ | من | men | مَنْ | |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Yer üzerinde bulunan her canlı yok olacaktır. | |||||
| 1344 | Rahman 29. Ayet (55:29:2) | مَنْ | من | men | kimseler | مَنْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Göklerde ve yerde bulunanlar, (her şeyi) O’ndan isterler. O, her an yeni bir ilâhî tasarruftadır. | |||||
| 1345 | Rahman 46. Ayet (55:46:1) | وَلِمَنْ | ولمن | ve limen | kimseler için vardır | مَنْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Rabbinin huzurunda (hesap vermek üzere) duracağından korkan kimseye iki cennet vardır. | |||||
| 1346 | Vâkı'a 8. Ayet (56:8:2) | الْمَيْمَنَةِ | الميمنة | l-meymeneti | sağın | ي م ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ahiret mutluluğuna erenler var ya; ne mutlu kimselerdir![520] | |||||
| 1347 | Vâkı'a 8. Ayet (56:8:5) | الْمَيْمَنَةِۜ | الميمنة | l-meymene(ti) | sağın | ي م ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ahiret mutluluğuna erenler var ya; ne mutlu kimselerdir![520] | |||||
| 1348 | Vâkı'a 26. Ayet (56:26:3) | سَلَامًا | سلاما | selâmen | selam | س ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Sadece “selâm!”, “selâm!” sözünü işitirler. | |||||
| 1349 | Vâkı'a 29. Ayet (56:29:2) | مَنْضُودٍۙ | منضود | mendûd(in) | meyvaları dizili | ن ض د |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 28,29,30,31,32,33,34. (Onlar), dikensiz sidir ağaçları[523] ve meyveleri küme küme dizili muz ağaçları altında, yayılmış sürekli bir gölgede, çağlayan bir su başında, tükenmeyen ve yasaklanmayan çok çeşitli meyveler içinde ve yüksek döşekler üzerindedirler. | |||||