| Sırası | Geçtiği Yer | Arapça | Harekesiz | Okunuşu | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|---|---|---|
| 250 | Nisâ 48. Ayet (4:48:14) | وَمَنْ | ومن | ve men | ve kimse | مَنْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Şüphesiz Allah, kendisine ortak koşulmasını asla bağışlamaz. Bunun dışında kalan (günah)ları ise dilediği kimseler için bağışlar. Allah’a şirk koşan kimse, şüphesiz büyük bir günah işleyerek iftira etmiş olur. | |||||
| 251 | Nisâ 48. Ayet (4:48:19) | اِثْمًا | اثما | iśmen | bir günah | أ ث م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Şüphesiz Allah, kendisine ortak koşulmasını asla bağışlamaz. Bunun dışında kalan (günah)ları ise dilediği kimseler için bağışlar. Allah’a şirk koşan kimse, şüphesiz büyük bir günah işleyerek iftira etmiş olur. | |||||
| 252 | Nisâ 49. Ayet (4:49:10) | مَنْ | من | men | مَنْ | |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kendilerini temize çıkaranları görmedin mi? Hayır! Allah, dilediğini temize çıkarır ve kendilerine kıl kadar zulmedilmez. | |||||
| 253 | Nisâ 50. Ayet (4:50:9) | اِثْمًا | اثما | iśmen | bir günah olarak | أ ث م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bak, Allah’a karşı nasıl yalan uyduruyorlar. Apaçık bir günah olarak bu yeter. | |||||
| 254 | Nisâ 51. Ayet (4:51:19) | اٰمَنُوا | امنوا | âmenû | inanan(lar) | أ م ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kendilerine Kitap’tan bir nasip verilmiş olanları görmüyor musun? Onlar “cibt”e ve “tâğût”a[121] inanıyorlar. İnkâr edenler için de, “Bunlar, iman edenlerden daha doğru yoldadır” diyorlar. | |||||
| 255 | Nisâ 52. Ayet (4:52:5) | وَمَنْ | ومن | ve men | kimi | مَنْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlar, Allah’ın lânet ettiği kimselerdir. Allah, kime lânet ederse, artık ona asla bir yardımcı bulamazsın. | |||||
| 256 | Nisâ 55. Ayet (4:55:2) | مَنْ | من | men | kimi | مَنْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Böylece onlardan kimi ona iman etti, kimi de sırt çevirdi. (O iman etmeyenlere) çılgın ateş olarak cehennem yeter. | |||||
| 257 | Nisâ 55. Ayet (4:55:3) | اٰمَنَ | امن | âmene | inandı | أ م ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Böylece onlardan kimi ona iman etti, kimi de sırt çevirdi. (O iman etmeyenlere) çılgın ateş olarak cehennem yeter. | |||||
| 258 | Nisâ 55. Ayet (4:55:6) | مَنْ | من | men | kimi de | مَنْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Böylece onlardan kimi ona iman etti, kimi de sırt çevirdi. (O iman etmeyenlere) çılgın ateş olarak cehennem yeter. | |||||
| 259 | Nisâ 57. Ayet (4:57:2) | اٰمَنُوا | امنوا | âmenû | inanan | أ م ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İman edip salih ameller işleyenleri ise, içinden ırmaklar akan, içlerinde ebedî kalacakları cennetlere koyacağız. Onlara orada tertemiz eşler vardır. Onları, koyu gölgeler altında bulunduracağız. | |||||
| 260 | Nisâ 59. Ayet (4:59:4) | اٰمَنُٓوا | امنوا | âmenû | iman eden(ler) | أ م ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ey iman edenler! Allah’a itaat edin. Peygamber’e itaat edin ve sizden olan ulu’l-emre (idarecilere) de. Herhangi bir hususta anlaşmazlığa düştüğünüz takdirde, Allah’a ve ahiret gününe gerçekten inanıyorsanız, onu Allah ve Resûlüne arz edin.[123] Bu, daha iyidir, sonuç bakımından da daha güzeldir. | |||||
| 261 | Nisâ 60. Ayet (4:60:7) | اٰمَنُوا | امنوا | âmenû | inandıklarını | أ م ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Ey Muhammed!) Sana indirilen Kur’an’a ve senden önce indirilene inandıklarını iddia edenleri görmüyor musun? Tâğût’u tanımamaları kendilerine emrolunduğu hâlde, onun önünde muhakeme olmak istiyorlar. Şeytan da onları derin bir sapıklığa düşürmek istiyor.[124] | |||||
| 262 | Nisâ 69. Ayet (4:69:1) | وَمَنْ | ومن | ve men | ve kim | مَنْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kim Allah’a ve Peygambere itaat ederse, işte onlar, Allah’ın kendilerine nimet verdiği peygamberlerle, sıddîklarla, şehidlerle ve iyi kimselerle birliktedirler. Bunlar ne güzel arkadaştır. | |||||
| 263 | Nisâ 71. Ayet (4:71:4) | اٰمَنُوا | امنوا | âmenû | inanan(lar) | أ م ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ey iman edenler! (Düşmana karşı) tedbirinizi alıp, küçük birlikler hâlinde, yahut topluca savaşa gidin. | |||||
| 264 | Nisâ 72. Ayet (4:72:3) | لَمَنْ | لمن | lemen | bir kısmı var ki | مَنْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Şüphesiz, aranızda öyle kimseler var ki, (onların her biri savaşa gitme konusunda) hakikaten pek ağır davranır. Eğer başınıza bir musibet gelirse, “Allah, bana lütfetti de onlarla beraber bulunmadım” der. | |||||
| 265 | Nisâ 74. Ayet (4:74:10) | وَمَنْ | ومن | ve men | ve kim | مَنْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | O hâlde, dünya hayatını ahiret hayatı karşılığında satanlar, Allah yolunda savaşsınlar. Kim Allah yolunda savaşır da öldürülür veya galip gelirse, biz ona büyük bir mükâfat vereceğiz. | |||||
| 266 | Nisâ 76. Ayet (4:76:2) | اٰمَنُوا | امنوا | âmenû | inanan(lar) | أ م ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İman edenler, Allah yolunda savaşırlar. İnkâr edenler de tâğût[125] yolunda savaşırlar. O hâlde, siz şeytanın dostlarına karşı savaşın. Şüphesiz şeytanın hilesi zayıftır. | |||||
| 267 | Nisâ 77. Ayet (4:77:44) | لِمَنِ | لمن | li-meni | kimse için | مَنْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Daha önce kendilerine, “(savaşmaktan) ellerinizi çekin, namazı kılın, zekâtı verin” denilenleri görmedin mi? Üzerlerine savaş yazılınca, hemen içlerinden bir kısmı; insanlardan, Allah’tan korkar gibi, hatta daha çok korkarlar ve “Rabbimiz! Niçin bize savaş yazdın? Bizi yakın bir zamana kadar erteleseydin ya!” derler. De ki: “Dünya geçimliği azdır. Ahiret, Allah’a karşı gelmekten sakınan kimse için daha hayırlıdır. Size kıl kadar haksızlık edilmez.” | |||||
| 268 | Nisâ 80. Ayet (4:80:1) | مَنْ | من | men | kim | مَنْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kim peygambere itaat ederse, Allah’a itaat etmiş olur. Kim yüz çevirirse, (bilsin ki) biz seni onlara bekçi göndermedik. | |||||
| 269 | Nisâ 80. Ayet (4:80:7) | وَمَنْ | ومن | ve men | kim de | مَنْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kim peygambere itaat ederse, Allah’a itaat etmiş olur. Kim yüz çevirirse, (bilsin ki) biz seni onlara bekçi göndermedik. | |||||
| 270 | Nisâ 85. Ayet (4:85:1) | مَنْ | من | men | kim | مَنْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kim güzel bir (işte) aracılık ederse, ona o işin sevabından bir pay vardır. Kim de kötü bir (işte) aracılık ederse, ona da o kötülükten bir pay vardır. Allah’ın her şeye gücü yeter. | |||||
| 271 | Nisâ 85. Ayet (4:85:9) | وَمَنْ | ومن | ve men | ve kim | مَنْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kim güzel bir (işte) aracılık ederse, ona o işin sevabından bir pay vardır. Kim de kötü bir (işte) aracılık ederse, ona da o kötülükten bir pay vardır. Allah’ın her şeye gücü yeter. | |||||
| 272 | Nisâ 87. Ayet (4:87:13) | وَمَنْ | ومن | ve men | kim olabilir? | مَنْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah, kendisinden başka hiçbir ilâh olmayandır. Andolsun, sizi kıyamet gününde mutlaka bir araya toplayacaktır. Bunda asla şüphe yoktur. Kimdir sözü Allah’ınkinden daha doğru olan? | |||||
| 273 | Nisâ 88. Ayet (4:88:13) | مَنْ | من | men | kimseyi | مَنْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Size ne oluyor da münafıklar hakkında iki gruba ayrıldınız? Allah, onları yaptıkları işlerden dolayı baş aşağı ederek eski konumlarına (küfre) döndürmüştür. Allah’ın saptırdığını yola getirmek mi istiyorsunuz? Allah kimi saptırırsa, sen onun için asla bir çıkış yolu bulamazsın. | |||||
| 274 | Nisâ 88. Ayet (4:88:16) | وَمَنْ | ومن | ve men | ve birini | مَنْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Size ne oluyor da münafıklar hakkında iki gruba ayrıldınız? Allah, onları yaptıkları işlerden dolayı baş aşağı ederek eski konumlarına (küfre) döndürmüştür. Allah’ın saptırdığını yola getirmek mi istiyorsunuz? Allah kimi saptırırsa, sen onun için asla bir çıkış yolu bulamazsın. | |||||
| 275 | Nisâ 91. Ayet (4:91:5) | يَأْمَنُوكُمْ | يأمنوكم | ye/menûkum | sizden emin olmak | أ م ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Diğer birtakım kimselerin de hem sizden emin olmak, hem de kavimlerinden emin olmak istediklerini göreceksin. Bunlar küfre her döndürüldüklerinde ona atılırlar. Eğer bunlar sizden uzak durmazlar, sizinle barış içinde yaşamak istemezler, ellerini savaştan çekmezlerse, onları yakalayın ve onları nerede bulursanız öldürün. İşte bunlara karşı size apaçık bir yetki verdik. | |||||
| 276 | Nisâ 91. Ayet (4:91:6) | وَيَأْمَنُوا | ويأمنوا | ve ye/menû | ve emin olmak | أ م ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Diğer birtakım kimselerin de hem sizden emin olmak, hem de kavimlerinden emin olmak istediklerini göreceksin. Bunlar küfre her döndürüldüklerinde ona atılırlar. Eğer bunlar sizden uzak durmazlar, sizinle barış içinde yaşamak istemezler, ellerini savaştan çekmezlerse, onları yakalayın ve onları nerede bulursanız öldürün. İşte bunlara karşı size apaçık bir yetki verdik. | |||||
| 277 | Nisâ 92. Ayet (4:92:9) | وَمَنْ | ومن | ve men | ve kim ki | مَنْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bir mü’minin bir mü’mini öldürmesi olacak şey değildir. Ancak yanlışlıkla olması başka. Kim bir mü’mini yanlışlıkla öldürürse, bir mü’min köleyi azad etmesi ve bağışlamadıkları sürece ailesine diyet ödemesi gerekir. (Öldürülen kimse) mü’min olur ve düşmanınız olan bir topluluktan bulunursa, mü’min bir köle azad etmek gerekir. Eğer sizinle kendileri arasında antlaşma bulunan bir topluluktan ise ailesine verilecek bir diyet ve mü’min bir köle azad etmek gerekir. Bunlara imkân bulamayanın, Allah tarafından tövbesinin kabulü için iki ay ard arda oruç tutması gerekir. Allah, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir. | |||||
| 278 | Nisâ 92. Ayet (4:92:48) | فَمَنْ | فمن | fe-men | kimse | مَنْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bir mü’minin bir mü’mini öldürmesi olacak şey değildir. Ancak yanlışlıkla olması başka. Kim bir mü’mini yanlışlıkla öldürürse, bir mü’min köleyi azad etmesi ve bağışlamadıkları sürece ailesine diyet ödemesi gerekir. (Öldürülen kimse) mü’min olur ve düşmanınız olan bir topluluktan bulunursa, mü’min bir köle azad etmek gerekir. Eğer sizinle kendileri arasında antlaşma bulunan bir topluluktan ise ailesine verilecek bir diyet ve mü’min bir köle azad etmek gerekir. Bunlara imkân bulamayanın, Allah tarafından tövbesinin kabulü için iki ay ard arda oruç tutması gerekir. Allah, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir. | |||||
| 279 | Nisâ 92. Ayet (4:92:59) | عَل۪يمًا | عليما | ‘alîmen | bilendir | ع ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bir mü’minin bir mü’mini öldürmesi olacak şey değildir. Ancak yanlışlıkla olması başka. Kim bir mü’mini yanlışlıkla öldürürse, bir mü’min köleyi azad etmesi ve bağışlamadıkları sürece ailesine diyet ödemesi gerekir. (Öldürülen kimse) mü’min olur ve düşmanınız olan bir topluluktan bulunursa, mü’min bir köle azad etmek gerekir. Eğer sizinle kendileri arasında antlaşma bulunan bir topluluktan ise ailesine verilecek bir diyet ve mü’min bir köle azad etmek gerekir. Bunlara imkân bulamayanın, Allah tarafından tövbesinin kabulü için iki ay ard arda oruç tutması gerekir. Allah, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir. | |||||
| 280 | Nisâ 93. Ayet (4:93:1) | وَمَنْ | ومن | ve men | her kim | مَنْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kim bir mü’mini kasten öldürürse, cezası, içinde ebedî kalacağı cehennemdir. Allah, ona gazap etmiş, lânet etmiş ve onun için büyük bir azap hazırlamıştır. | |||||
| 281 | Nisâ 94. Ayet (4:94:4) | اٰمَنُٓوا | امنوا | âmenû | inanan(lar) | أ م ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ey iman edenler! Allah yolunda sefere çıktığınız zaman, gerekli araştırmayı yapın. Size selâm veren kimseye, dünya hayatının geçici menfaatine (ganimete) göz dikerek, “Sen mü’min değilsin” demeyin. Allah katında pek çok ganimetler vardır. Daha önce siz de öyle idiniz de Allah size lütufta bulundu (müslüman oldunuz). Onun için iyice araştırın. Çünkü Allah, yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır. | |||||
| 282 | Nisâ 94. Ayet (4:94:13) | لِمَنْ | لمن | li-men | kimseye | مَنْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ey iman edenler! Allah yolunda sefere çıktığınız zaman, gerekli araştırmayı yapın. Size selâm veren kimseye, dünya hayatının geçici menfaatine (ganimete) göz dikerek, “Sen mü’min değilsin” demeyin. Allah katında pek çok ganimetler vardır. Daha önce siz de öyle idiniz de Allah size lütufta bulundu (müslüman oldunuz). Onun için iyice araştırın. Çünkü Allah, yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır. | |||||
| 283 | Nisâ 94. Ayet (4:94:31) | فَمَنَّ | فمن | fe-menne | lutfetti | م ن ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ey iman edenler! Allah yolunda sefere çıktığınız zaman, gerekli araştırmayı yapın. Size selâm veren kimseye, dünya hayatının geçici menfaatine (ganimete) göz dikerek, “Sen mü’min değilsin” demeyin. Allah katında pek çok ganimetler vardır. Daha önce siz de öyle idiniz de Allah size lütufta bulundu (müslüman oldunuz). Onun için iyice araştırın. Çünkü Allah, yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır. | |||||
| 284 | Nisâ 100. Ayet (4:100:1) | وَمَنْ | ومن | ve men | ve kim ki | مَنْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kim Allah yolunda hicret ederse, yeryüzünde gidecek çok yer de bulur, genişlik de. Kim Allah’a ve Peygamberine hicret etmek amacıyla evinden çıkar da sonra kendisine ölüm yetişirse, şüphesiz onun mükâfatı Allah’a düşer. Allah, çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir. | |||||
| 285 | Nisâ 100. Ayet (4:100:9) | مُرَاغَمًا | مراغما | murâġamen | gidecek | ر غ م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kim Allah yolunda hicret ederse, yeryüzünde gidecek çok yer de bulur, genişlik de. Kim Allah’a ve Peygamberine hicret etmek amacıyla evinden çıkar da sonra kendisine ölüm yetişirse, şüphesiz onun mükâfatı Allah’a düşer. Allah, çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir. | |||||
| 286 | Nisâ 100. Ayet (4:100:12) | وَمَنْ | ومن | ve men | ve kim ki | مَنْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kim Allah yolunda hicret ederse, yeryüzünde gidecek çok yer de bulur, genişlik de. Kim Allah’a ve Peygamberine hicret etmek amacıyla evinden çıkar da sonra kendisine ölüm yetişirse, şüphesiz onun mükâfatı Allah’a düşer. Allah, çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir. | |||||
| 287 | Nisâ 103. Ayet (4:103:6) | قِيَامًا | قياما | kiyâmen | ayakta | ق و م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Namazı kıldınız mı, gerek ayakta, gerek otururken ve gerek yan yatarak hep Allah’ı anın. Güvene kavuştunuz mu namazı tam olarak kılın. Çünkü namaz, mü’minlere belirli vakitlere bağlı olarak farz kılınmıştır. | |||||
| 288 | Nisâ 104. Ayet (4:104:21) | عَل۪يمًا | عليما | ‘alîmen | bilendir | ع ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Düşman topluluğunu izlemekte gevşeklik göstermeyin. Eğer siz acı duyuyorsanız, kuşkusuz onlar da sizin acı duyduğunuz gibi acı duyuyorlar. Üstelik siz Allah’tan onların ümit edemeyecekleri şeyleri umuyorsunuz. Allah, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir. | |||||
| 289 | Nisâ 107. Ayet (4:107:11) | مَنْ | من | men | kimseyi | مَنْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kendilerine hainlik edenleri savunma. Zira Allah, hiçbir haini, hiçbir günahkârı sevmez. | |||||
| 290 | Nisâ 109. Ayet (4:109:9) | فَمَنْ | فمن | femen | ya kim | مَنْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İşte siz öyle kimselersiniz (ki, diyelim) dünya hayatında onları savundunuz. Ya kıyamet günü onları Allah’a karşı kim savunacak, yahut kim onlara vekil olacak? | |||||
| 291 | Nisâ 109. Ayet (4:109:16) | مَنْ | من | men | kim | مَنْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İşte siz öyle kimselersiniz (ki, diyelim) dünya hayatında onları savundunuz. Ya kıyamet günü onları Allah’a karşı kim savunacak, yahut kim onlara vekil olacak? | |||||
| 292 | Nisâ 110. Ayet (4:110:1) | وَمَنْ | ومن | ve men | ve kim | مَنْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kim bir kötülük yapar, yahut kendine zulmeder, sonra da Allah’tan bağışlama dilerse, Allah’ı çok bağışlayıcı ve çok merhamet edici bulur. | |||||
| 293 | Nisâ 111. Ayet (4:111:1) | وَمَنْ | ومن | ve men | ve kim | مَنْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kim bir günah kazanırsa, onu ancak kendi aleyhine kazanmış olur. Allah, her şeyi hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir. | |||||
| 294 | Nisâ 111. Ayet (4:111:3) | اِثْمًا | اثما | iśmen | bir günah | أ ث م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kim bir günah kazanırsa, onu ancak kendi aleyhine kazanmış olur. Allah, her şeyi hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir. | |||||
| 295 | Nisâ 111. Ayet (4:111:10) | عَل۪يمًا | عليما | ‘alîmen | bilendir | ع ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kim bir günah kazanırsa, onu ancak kendi aleyhine kazanmış olur. Allah, her şeyi hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir. | |||||
| 296 | Nisâ 112. Ayet (4:112:1) | وَمَنْ | ومن | ve men | ve kim | مَنْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kim bir hata işler veya bir günah kazanır da sonra onu bir suçsuzun üzerine atarsa, şüphesiz iftira etmiş, apaçık bir günah yüklenmiş olur. | |||||
| 297 | Nisâ 112. Ayet (4:112:5) | اِثْمًا | اثما | iśmen | günah | أ ث م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kim bir hata işler veya bir günah kazanır da sonra onu bir suçsuzun üzerine atarsa, şüphesiz iftira etmiş, apaçık bir günah yüklenmiş olur. | |||||
| 298 | Nisâ 112. Ayet (4:112:13) | وَاِثْمًا | واثما | ve iśmen | ve bir günah | أ ث م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kim bir hata işler veya bir günah kazanır da sonra onu bir suçsuzun üzerine atarsa, şüphesiz iftira etmiş, apaçık bir günah yüklenmiş olur. | |||||
| 299 | Nisâ 114. Ayet (4:114:8) | مَنْ | من | men | kimse | مَنْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bir sadaka vermeyi, yahut iyilik yapmayı, yahut da insanların arasını düzeltmeyi emredenleri hariç, onların aralarındaki gizli konuşmaların çoğunda hiçbir hayır yoktur. Kim bunları sırf Allah’ın rızasını kazanmak için yaparsa, biz ona büyük bir mükâfat vereceğiz. | |||||