| Sırası | Geçtiği Yer | Arapça | Harekesiz | Okunuşu | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|---|---|---|
| 1 | Âl-i İmran 13. Ayet (3:13:14) | كَافِرَةٌ | كافرة | kâfiratun | nankördü | ك ف ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Şüphesiz, karşı karşıya gelen iki toplulukta sizin için bir ibret vardır: Bir topluluk Allah yolunda çarpışıyordu. Öteki ise kâfirdi. (Onları) göz bakışıyla kendilerinin iki katı görüyorlardı. Allah da dilediğini yardımıyla destekliyordu. Basireti olanlar için bunda elbette ibret vardır.[85] | |||||
| 2 | Âl-i İmran 97. Ayet (3:97:20) | كَفَرَ | كفر | kefera | nankörlük ederse | ك ف ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onda apaçık deliller, Makam-ı İbrahim[97] vardır. Oraya kim girerse, güven içinde olur. Yolculuğuna gücü yetenlerin haccetmesi, Allah’ın insanlar üzerinde bir hakkıdır. Kim inkâr ederse (bu hakkı tanınmazsa), şüphesiz Allah bütün âlemlerden müstağnidir. (Kimseye muhtaç değildir, her şey O’na muhtaçtır.) | |||||
| 3 | Tevbe 107. Ayet (9:107:0) | وَكُفْرًا | وكفرا | ve kufran | ve nankörlük etmek (için) | ك ف ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bir de zararlı faaliyetlerde bulunmak, küfre yardım etmek, mü’minler arasına ayrılık sokmak için ve öteden beri Allah ve Resûlüne karşı savaşanlara üs olsun diye bir mescit yapanlar vardır. Bunlar, “Bizim iyilikten başka hiçbir kasdımız yok” diye de mutlaka yemin ederler. Ama Allah şâhitlik eder ki bunlar mutlaka yalancıdırlar.[261] | |||||
| 4 | Hûd 9. Ayet (11:9:11) | كَفُورٌ | كفور | kefûr(un) | bir nankör | ك ف ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Eğer insana tarafımızdan bir rahmet (nimet) tattırır da, sonra bunu ondan çekip alırsak, şüphesiz o ümitsiz ve nankör oluverir. | |||||
| 5 | Ra'd 30. Ayet (13:30:16) | يَكْفُرُونَ | يكفرون | yekfurûne | nankörlük ederler | ك ف ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Ey Muhammed!) Böylece seni, kendilerinden önce nice ümmetlerin geçmiş olduğu bir ümmete gönderdik ki, onlar Rahmân’ı inkâr ederken sana vahyettiğimizi kendilerine okuyasın. De ki: “O, benim Rabbimdir. O’ndan başka hiçbir ilâh yoktur. Ben yalnız O’na tevekkül ettim, dönüşüm de yalnız O’nadır.” | |||||
| 6 | İbrahim 7. Ayet (14:7:8) | كَفَرْتُمْ | كفرتم | kefertum | nankörlük ederseniz | ك ف ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Hani Rabbiniz şöyle duyurmuştu: “Andolsun, eğer şükrederseniz elbette size nimetimi artırırım. Eğer nankörlük ederseniz, hiç şüphesiz azabım çok şiddetlidir.” | |||||
| 7 | İbrahim 8. Ayet (14:8:4) | تَكْفُرُٓوا | تكفروا | tekfurû | nankörlük etseniz | ك ف ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Mûsâ, şöyle dedi: “Siz ve yeryüzünde bulunanların hepsi nankörlük etseniz de gerçek şu ki, Allah her bakımdan sınırsız zengindir, övgüye lâyık olandır.” | |||||
| 8 | İbrahim 28. Ayet (14:28:8) | كُفْرًا | كفرا | kufran | nankörlüğe | ك ف ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 28,29. Allah’ın nimetini küfre değişenleri ve kavimlerini helâk yurduna, yaslanacakları cehenneme sürükleyenleri görmedin mi? O, ne kötü duraktır! | |||||
| 9 | İbrahim 34. Ayet (14:34:15) | كَفَّارٌ۟ | كفار | keffâr(un) | çok nankördür | ك ف ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | O, istediğiniz şeylerin hepsinden size verdi. Eğer Allah’ın nimetlerini saymaya kalkışsanız sayamazsınız. Şüphesiz insan çok zalimdir, çok nankördür. | |||||
| 10 | Nahl 55. Ayet (16:55:1) | لِيَكْفُرُوا | ليكفروا | li-yekfurû | nankörlük etmek için | ك ف ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kendilerine verdiğimiz nimetlere karşı nankörlük etmek için böyle yaparlar. Bir süre daha faydalanın bakalım! Yakında bileceksiniz! | |||||
| 11 | Nahl 72. Ayet (16:72:21) | يَكْفُرُونَۙ | يكفرون | yekfurûn(e) | nankörlük ediyorlar | ك ف ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah, size kendi cinsinizden eşler var etti. Eşlerinizden de oğullar ve torunlar verdi ve sizi temiz şeylerden rızıklandırdı. Öyleyken onlar batıla inanıyorlar da Allah’ın nimetini inkâr mı ediyorlar? | |||||
| 12 | Nahl 112. Ayet (16:112:14) | فَكَفَرَتْ | فكفرت | fekeferat | fakat nankörlük etti | ك ف ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah, şöyle bir kenti misal verdi: Orası güven ve huzur içinde idi. Oraya her taraftan bolca rızık gelirdi. Fakat Allah’ın nimetlerine nankörlük ettiler; bu yüzden yaptıklarına karşılık, Allah onlara şiddetli açlık ve korku ızdırabını tattırdı. | |||||
| 13 | İsrâ 27. Ayet (17:27:9) | كَفُورًا | كفورا | kefûrâ(n) | çok nankördür | ك ف ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Çünkü saçıp savuranlar şeytanların kardeşleridir. Şeytan ise Rabbine karşı çok nankörlük etmiştir. | |||||
| 14 | İsrâ 67. Ayet (17:67:18) | كَفُورًا | كفورا | kefûrâ(n) | nankördür | ك ف ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Denizde size bir sıkıntı dokunduğunda bütün taptıklarınız (sizi yüzüstü bırakıp) kaybolur, yalnız Allah kalır. Fakat sizi kurtarıp karaya çıkarınca yüz çevirirsiniz. Zaten insan çok nankördür. | |||||
| 15 | Enbiyâ 94. Ayet (21:94:8) | كُفْرَانَ | كفران | kufrâne | nankörlük edilmez | ك ف ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Şu hâlde, kim mü’min olarak bir salih amel işlerse, çalışması asla inkâr edilmez. Şüphesiz biz onu yazmaktayız. | |||||
| 16 | Hacc 66. Ayet (22:66:10) | لَكَفُورٌ | لكفور | le-kefûr(un) | çok nankördür | ك ف ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | O, size hayat veren, sonra sizi öldürecek, daha sonra da diriltecek olandır. Şüphesiz, insan çok nankördür. | |||||
| 17 | Şu'arâ 19. Ayet (26:19:7) | الْكَافِر۪ينَ | الكافرين | l-kâfirîn(e) | nankörler- | ك ف ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “(Böyle iken) sen o yaptığın işi yaptın (adam öldürdün). Sen nankörlerdensin.” | |||||
| 18 | Ankebut 66. Ayet (29:66:1) | لِيَكْفُرُوا | ليكفروا | liyekfurû | nankörlük etmek için | ك ف ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kendilerine verdiğimiz nimetlere nankörlük etsinler ve bir süre daha faydalansınlar bakalım! İleride bilecekler. | |||||
| 19 | Ankebut 67. Ayet (29:67:15) | يَكْفُرُونَ | يكفرون | yekfurûn(e) | nankörlük ediyorlar | ك ف ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Çevrelerindeki insanlar kapılıp götürülürken, bizim, onların yurtlarını saygın ve güvenlikli bir yer kıldığımızı görmediler mi? Onlar hâlâ batıla inanıyorlar da Allah’ın nimetini inkâr mı ediyorlar? | |||||
| 20 | Rum 51. Ayet (30:51:9) | يَكْفُرُونَ | يكفرون | yekfurûn(e) | nankörlük etmeğe | ك ف ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Andolsun, eğer (ekinlerine zararlı) bir rüzgâr göndersek de o ekini sararmış görseler, ardından mutlaka nankörlük etmeye başlarlar. | |||||
| 21 | Fâtır 36. Ayet (35:36:18) | كَفُورٍۚ | كفور | kefûr(in) | nankörü | ك ف ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İnkâr edenler için ise cehennem ateşi vardır. Öldürülmezler ki ölsünler. Kendilerinden cehennem azabı da hafifletilmez. İşte biz her nankörü böyle cezalandırırız. | |||||
| 22 | Fâtır 39. Ayet (35:39:8) | كَفَرَ | كفر | kefera | nankörlük ederse | ك ف ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | O, sizi yeryüzünde halifeler kılandır. Artık kim inkâr ederse inkârı kendi aleyhinedir. İnkârcıların inkârı, Rableri katında ancak uğrayacakları gazabı artırır. İnkârcıların inkârı, ancak ziyanlarını arttırır. | |||||
| 23 | Fâtır 39. Ayet (35:39:10) | كُفْرُهُۜ | كفره | kufruh(u) | nankörlüğü | ك ف ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | O, sizi yeryüzünde halifeler kılandır. Artık kim inkâr ederse inkârı kendi aleyhinedir. İnkârcıların inkârı, Rableri katında ancak uğrayacakları gazabı artırır. İnkârcıların inkârı, ancak ziyanlarını arttırır. | |||||
| 24 | Yâsîn 47. Ayet (36:47:10) | كَفَرُوا | كفروا | keferû | nankörler | ك ف ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlara, “Allah’ın sizi rızıklandırdığı şeylerden Allah yolunda harcayın” denildiği zaman, inkâr edenler iman edenlere, “Allah’ın, dilemiş olsa kendilerini doyurabileceği kimselere mi yedireceğiz? Siz ancak apaçık bir sapıklık içindesiniz” derler. | |||||
| 25 | Zümer 3. Ayet (39:3:33) | كَفَّارٌ | كفار | keffâr(un) | nankör | ك ف ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İyi bilin ki, halis din yalnız Allah’ındır. O’nu bırakıp da başka dostlar edinenler, “Biz onlara sadece, bizi Allah’a daha çok yaklaştırsınlar diye ibadet ediyoruz” diyorlar. Şüphesiz Allah, ayrılığa düştükleri şeyler konusunda aralarında hüküm verecektir. Şüphesiz Allah, yalancı ve nankör olanları doğru yola iletmez. | |||||
| 26 | Zümer 59. Ayet (39:59:10) | الْكَافِر۪ينَ | الكافرين | l-kâfirîn(e) | nankörler- | ك ف ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Allah, şöyle diyecek:) “Hayır, öyle değil! Âyetlerim sana geldi de sen onları yalanladın, büyüklük tasladın ve inkârcılardan oldun.” | |||||
| 27 | Mü'min 42. Ayet (40:42:2) | لِاَكْفُرَ | لاكفر | li-ekfura | nankörlük etmeğe | ك ف ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Siz beni Allah’ı inkâr etmeye ve hakkında hiçbir bilgim olmayan şeyleri O’na ortak koşmaya çağırıyorsunuz. Ben ise sizi mutlak güç sahibine, çok bağışlayana (Allah’a) çağırıyorum.” | |||||
| 28 | Şûrâ 48. Ayet (42:48:27) | كَفُورٌ | كفور | kefûr(un) | nankör olur | ك ف ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Eğer yüz çevirirlerse (bilesin ki), biz seni onlara bekçi göndermedik. Sana düşen, sadece tebliğdir. Gerçekten biz insana katımızdan bir rahmet tattırdığımızda ona sevinir; ama elleriyle yaptıkları işler yüzünden onlara bir kötülük dokunursa, o zaman da insan pek nankördür. | |||||
| 29 | Zuhruf 15. Ayet (43:15:8) | لَكَفُورٌ | لكفور | le-kefûrun | bir nankördür | ك ف ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Böyle iken (“melekler Allah’ın kızlarıdır” demek suretiyle) kullarından bir kısmını O’nun parçası saydılar. Şüphesiz insan apaçık bir nankördür. | |||||
| 30 | Kaf 24. Ayet (50:24:5) | كَفَّارٍ | كفار | keffârin | nankörü | ك ف ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 24,25. (Allah, şöyle der:) “Atın cehenneme, (hakka karşı) inatçı, hayrı hep engelleyen, haddi aşan şüpheci her kâfiri!” | |||||
| 31 | Kamer 14. Ayet (54:14:6) | كُفِرَ | كفر | kufir(a) | nankörlük | ك ف ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Gemi, inkâr edilen kimseye (Nuh’a) bir mükâfat olarak gözetimimiz altında yüzüyordu. | |||||
| 32 | İnsân 3. Ayet (76:3:7) | كَفُورًا | كفورا | kefûrâ(n) | nankör olur | ك ف ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Şüphesiz biz onu (ömür boyu yürüyeceği) yola koyduk. O bu yolu ya şükrederek ya da nankörlük ederek kat eder. | |||||
| 33 | Abese 17. Ayet (80:17:4) | اَكْفَرَهُۜ | اكفره | ekferah(u) | nankördür | ك ف ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kahrolası (inkârcı) insan! Ne nankördür o! | |||||
| 34 | Âdiyât 6. Ayet (100:6:4) | لَكَنُودٌۚ | لكنود | lekenûd(un) | çok nankördür | ك ن د |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 1,2,3,4,5,6. Soluk soluğa süratle koşan, (koşarken ayaklarını) vurarak ateş çıkaran, sabah erkenden baskın yapan, orada tozu dumana katan ve düşman topluluğunun ortasına dalan atlara andolsun ki, insan gerçekten Rabbine karşı pek nankördür. | |||||