| Sırası | Geçtiği Yer | Arapça | Harekesiz | Okunuşu | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|---|---|---|
| 1 | Nisâ 141. Ayet (4:141:12) | نَكُنْ | نكن | nekun | biz de | ك و ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlar sizi gözetleyip duran kimselerdir. Eğer Allah tarafından size bir fetih (zafer) nasip olursa, “Biz sizinle beraber değil miydik?” derler. Şayet kâfirlerin (zaferden) bir payı olursa, “Size üstünlük sağlayıp sizi mü’minlerden korumadık mı?” derler. Allah, kıyamet günü aranızda hükmünü verecektir. Allah, mü’minlerin aleyhine kâfirlere hiçbir yol vermeyecektir. | |||||
| 2 | Mâide 113. Ayet (5:113:12) | وَنَكُونَ | ونكون | ve nekûne | ve olmayı | ك و ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlar, “İstiyoruz ki ondan yiyelim, kalplerimiz yatışsın. Senin bize doğru söylediğini bilelim ve ona, (gözü ile) görmüş şahitlerden olalım” demişlerdi. | |||||
| 3 | En'am 27. Ayet (6:27:15) | وَنَكُونَ | ونكون | ve nekûne | ve olsaydık | ك و ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ateşin karşısında durdurulup da, “Ah, keşke dünyaya geri döndürülsek de Rabbimizin âyetlerini yalanlamasak ve mü’minlerden olsak” dedikleri vakit (hâllerini) bir görsen! | |||||
| 4 | En'am 63. Ayet (6:63:15) | لَنَكُونَنَّ | لنكونن | lenekûnenne | elbette olacağız | ك و ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | De ki: “Sizler, açıktan ve gizlice O’na ‘Eğer bizi bundan kurtarırsa, elbette şükredenlerden olacağız’ diye dua ederken, sizi karanın ve denizin karanlıklarından (tehlikelerinden) kim kurtarır?” | |||||
| 5 | A'raf 23. Ayet (7:23:10) | لَنَكُونَنَّ | لنكونن | le-nekûnenne | muhakkak oluruz | ك و ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Dediler ki: “Rabbimiz! Biz kendimize zulüm ettik. Eğer bizi bağışlamaz ve bize acımazsan mutlaka ziyan edenlerden oluruz.” | |||||
| 6 | A'raf 115. Ayet (7:115:9) | نَكُونَ | نكون | nekûne | olalım | ك و ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Sihirbazlar), “Ey Mûsâ! Ya önce sen at, ya da önce atanlar biz olalım” dediler. | |||||
| 7 | A'raf 149. Ayet (7:149:0) | لَنَكُونَنَّ | لنكونن | lenekûnenne | elbette oluruz | ك و ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İsrailoğulları (yaptıklarına) pişman olup, gerçekten sapmış olduklarını görünce, “Eğer Rabbimiz bize acımaz ve bizi bağışlamazsa, mutlaka ziyana uğrayanlardan oluruz” dediler. | |||||
| 8 | A'raf 189. Ayet (7:189:0) | لَنَكُونَنَّ | لنكونن | lenekûnenne | elbette oluruz | ك و ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah, sizi bir tek nefisten yaratan ve kendisi ile huzur bulsun diye eşini de ondan[238] var edendir. (İnsan) eşiyle birleşince eşi hafif bir yük yüklenir (gebe kalır) ve (bir müddet) onu taşır. Gebeliği ağırlaşınca her ikisi de Rableri Allah’a, “Eğer bize iyi ve sağlıklı bir çocuk verirsen, elbette şükredenlerden olacağız” diye dua ederler.[239] | |||||
| 9 | Tevbe 75. Ayet (9:75:0) | وَلَنَكُونَنَّ | ولنكونن | ve lenekûnenne | ve olacağız | ك و ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İçlerinden, “Eğer Allah bize lütuf ve kereminden verirse, mutlaka bol bol sadaka veririz ve mutlaka salihlerden oluruz” diye Allah’a söz verenler de vardır. | |||||
| 10 | Tevbe 86. Ayet (9:86:0) | نَكُنْ | نكن | nekun | olalım | ك و ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Allah’a iman edin ve Resûlü ile birlikte cihat edin” diye bir sûre indirildiğinde, onlardan servet sahibi olanlar, senden izin istediler ve “Bizi bırak da oturup kalanlarla birlikte olalım” dediler. | |||||
| 11 | Yunus 22. Ayet (10:22:0) | لَنَكُونَنَّ | لنكونن | lenekûnenne | elbette olacağız | ك و ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | O, sizi karada ve denizde gezdirip dolaştırandır. Öyle ki gemilerle denize açıldığınız ve gemilerinizin içindekilerle birlikte uygun bir rüzgârla seyrettiği, yolcuların da bununla sevindikleri bir sırada ona şiddetli bir fırtına gelip çatar ve her taraftan dalgalar onlara hücum eder de çepeçevre kuşatıldıklarını (batıp boğulacaklarını) anlayınca dini Allah’a has kılarak “Andolsun, eğer bizi bundan kurtarırsan, mutlaka şükredenlerden olacağız” diye Allah’a yalvarırlar. | |||||
| 12 | Tâhâ 65. Ayet (20:65:9) | نَكُونَ | نكون | nekûne | biz olalım | ك و ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Sihirbazlar: “Ey Mûsâ! Ya önce atmayı tercih edersin, ya da ilk atan biz oluruz” dediler. | |||||
| 13 | Şu'arâ 102. Ayet (26:102:5) | فَنَكُونَ | فنكون | fe-nekûne | ve olsak | ك و ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Keşke (dünyaya) bir dönüşümüz olsa da inananlardan olsak.” | |||||
| 14 | Kasas 47. Ayet (28:47:16) | وَنَكُونَ | ونكون | ve nekûne | ve olsaydık | ك و ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kendi yaptıkları sebebiyle başlarına bir musibet gelip de, “Ey Rabbimiz! Bize bir Peygamber gönderseydin de âyetlerine uysaydık ve mü’minlerden olsaydık” diyecek olmasalardı, seni peygamber olarak göndermezdik. | |||||
| 15 | Mü'min 74. Ayet (40:74:9) | نَكُنْ | نكن | nekun | değilmişiz | ك و ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 73,74. Sonra onlara, “Allah’ı bırakıp da ortak koştuklarınız nerede?” denilir. Onlar da, “(Yüzüstü bırakıp) bizden uzaklaştılar. Hayır, demek ki, biz önceleri hiçbir şeye tapmıyormuşuz, (taptıklarımız bir hiçmiş)” derler. İşte Allah, inkârcıları böyle saptırır. | |||||
| 16 | Hadîd 14. Ayet (57:14:3) | نَكُنْ | نكن | nekun | değil miydik? | ك و ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Münafıklar) mü’minlere şöyle seslenirler: “Biz de (dünyada) sizinle beraber değil miydik?” (Mü’minler de) derler ki: “Evet, fakat siz kendinizi yaktınız. Başımıza musibetler gelmesini gözlediniz, şüphe ettiniz. Allah’ın emri gelinceye kadar kuruntular sizi aldattı. O çok aldatıcı (şeytan) Allah hakkında da sizi aldattı.” | |||||