| Sırası | Geçtiği Yer | Arapça | Harekesiz | Okunuşu | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|---|---|---|
| 8650 | Kehf 56. Ayet (18:56:4) | اِلَّا | الا | illâ | (olması) dışında | إِلَّا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Biz, peygamberleri ancak müjdeleyiciler ve uyarıcılar olarak göndeririz. İnkâr edenler ise, hakkı batılla çürütmek için mücadele ederler. Âyetlerimizi ve kendilerine yapılan uyarıları alaya alırlar. | |||||
| 8651 | Kehf 56. Ayet (18:56:7) | وَيُجَادِلُ | ويجادل | ve yucâdilu | ve mücadele ediyorlar | ج د ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Biz, peygamberleri ancak müjdeleyiciler ve uyarıcılar olarak göndeririz. İnkâr edenler ise, hakkı batılla çürütmek için mücadele ederler. Âyetlerimizi ve kendilerine yapılan uyarıları alaya alırlar. | |||||
| 8652 | Kehf 56. Ayet (18:56:12) | بِهِ | به | bihi | onunla | بِهِ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Biz, peygamberleri ancak müjdeleyiciler ve uyarıcılar olarak göndeririz. İnkâr edenler ise, hakkı batılla çürütmek için mücadele ederler. Âyetlerimizi ve kendilerine yapılan uyarıları alaya alırlar. | |||||
| 8653 | Kehf 56. Ayet (18:56:18) | هُزُوًا | هزوا | huzuvâ(n) | alay konusu | ه ز أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Biz, peygamberleri ancak müjdeleyiciler ve uyarıcılar olarak göndeririz. İnkâr edenler ise, hakkı batılla çürütmek için mücadele ederler. Âyetlerimizi ve kendilerine yapılan uyarıları alaya alırlar. | |||||
| 8654 | Kehf 57. Ayet (18:57:1) | وَمَنْ | ومن | ve men | kim olabilir? | مَنْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kim, kendisine Rabbinin âyetleri hatırlatılıp da onlardan yüz çeviren ve elleriyle yaptığını unutandan daha zalimdir? Şüphesiz biz, onu anlamamaları için, kalplerine perdeler gerdik, kulaklarına da ağırlıklar koyduk. Sen onları hidayete çağırsan da artık ebediyen hidayet bulamazlar.[329] | |||||
| 8655 | Kehf 57. Ayet (18:57:8) | عَنْهَا | عنها | ‘anhâ | onlardan | عَنْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kim, kendisine Rabbinin âyetleri hatırlatılıp da onlardan yüz çeviren ve elleriyle yaptığını unutandan daha zalimdir? Şüphesiz biz, onu anlamamaları için, kalplerine perdeler gerdik, kulaklarına da ağırlıklar koyduk. Sen onları hidayete çağırsan da artık ebediyen hidayet bulamazlar.[329] | |||||
| 8656 | Kehf 57. Ayet (18:57:11) | قَدَّمَتْ | قدمت | kaddemet | öne sürdüğü | ق د م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kim, kendisine Rabbinin âyetleri hatırlatılıp da onlardan yüz çeviren ve elleriyle yaptığını unutandan daha zalimdir? Şüphesiz biz, onu anlamamaları için, kalplerine perdeler gerdik, kulaklarına da ağırlıklar koyduk. Sen onları hidayete çağırsan da artık ebediyen hidayet bulamazlar.[329] | |||||
| 8657 | Kehf 57. Ayet (18:57:14) | جَعَلْنَا | جعلنا | ce’alnâ | koyduk | ج ع ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kim, kendisine Rabbinin âyetleri hatırlatılıp da onlardan yüz çeviren ve elleriyle yaptığını unutandan daha zalimdir? Şüphesiz biz, onu anlamamaları için, kalplerine perdeler gerdik, kulaklarına da ağırlıklar koyduk. Sen onları hidayete çağırsan da artık ebediyen hidayet bulamazlar.[329] | |||||
| 8658 | Kehf 57. Ayet (18:57:16) | قُلُوبِهِمْ | قلوبهم | kulûbihim | onların kalbleri | ق ل ب |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kim, kendisine Rabbinin âyetleri hatırlatılıp da onlardan yüz çeviren ve elleriyle yaptığını unutandan daha zalimdir? Şüphesiz biz, onu anlamamaları için, kalplerine perdeler gerdik, kulaklarına da ağırlıklar koyduk. Sen onları hidayete çağırsan da artık ebediyen hidayet bulamazlar.[329] | |||||
| 8659 | Kehf 57. Ayet (18:57:17) | اَكِنَّةً | اكنة | ekinneten | engel olan örtüler | ك ن ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kim, kendisine Rabbinin âyetleri hatırlatılıp da onlardan yüz çeviren ve elleriyle yaptığını unutandan daha zalimdir? Şüphesiz biz, onu anlamamaları için, kalplerine perdeler gerdik, kulaklarına da ağırlıklar koyduk. Sen onları hidayete çağırsan da artık ebediyen hidayet bulamazlar.[329] | |||||
| 8660 | Kehf 57. Ayet (18:57:19) | يَفْقَهُوهُ | يفقهوه | yefkahûhu | onu anlamalarına | ف ق ه |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kim, kendisine Rabbinin âyetleri hatırlatılıp da onlardan yüz çeviren ve elleriyle yaptığını unutandan daha zalimdir? Şüphesiz biz, onu anlamamaları için, kalplerine perdeler gerdik, kulaklarına da ağırlıklar koyduk. Sen onları hidayete çağırsan da artık ebediyen hidayet bulamazlar.[329] | |||||
| 8661 | Kehf 57. Ayet (18:57:24) | تَدْعُهُمْ | تدعهم | ted’uhum | onları çağırsan da | د ع و |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kim, kendisine Rabbinin âyetleri hatırlatılıp da onlardan yüz çeviren ve elleriyle yaptığını unutandan daha zalimdir? Şüphesiz biz, onu anlamamaları için, kalplerine perdeler gerdik, kulaklarına da ağırlıklar koyduk. Sen onları hidayete çağırsan da artık ebediyen hidayet bulamazlar.[329] | |||||
| 8662 | Kehf 57. Ayet (18:57:26) | الْهُدٰى | الهدى | l-hudâ | doğru yola | ه د ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kim, kendisine Rabbinin âyetleri hatırlatılıp da onlardan yüz çeviren ve elleriyle yaptığını unutandan daha zalimdir? Şüphesiz biz, onu anlamamaları için, kalplerine perdeler gerdik, kulaklarına da ağırlıklar koyduk. Sen onları hidayete çağırsan da artık ebediyen hidayet bulamazlar.[329] | |||||
| 8663 | Kehf 57. Ayet (18:57:28) | يَهْتَدُٓوا | يهتدوا | yehtedû | doğru yola gelmezler | ه د ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kim, kendisine Rabbinin âyetleri hatırlatılıp da onlardan yüz çeviren ve elleriyle yaptığını unutandan daha zalimdir? Şüphesiz biz, onu anlamamaları için, kalplerine perdeler gerdik, kulaklarına da ağırlıklar koyduk. Sen onları hidayete çağırsan da artık ebediyen hidayet bulamazlar.[329] | |||||
| 8664 | Kehf 57. Ayet (18:57:29) | اِذًا | اذا | iżen | o halde | إِذًا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kim, kendisine Rabbinin âyetleri hatırlatılıp da onlardan yüz çeviren ve elleriyle yaptığını unutandan daha zalimdir? Şüphesiz biz, onu anlamamaları için, kalplerine perdeler gerdik, kulaklarına da ağırlıklar koyduk. Sen onları hidayete çağırsan da artık ebediyen hidayet bulamazlar.[329] | |||||
| 8665 | Kehf 58. Ayet (18:58:2) | الْغَفُورُ | الغفور | l-ġafûru | çok bağışlayandır | غ ف ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Rabbin, çok bağışlayıcıdır, merhamet sahibidir. Eğer yaptıkları yüzünden onları (dünyada) cezaya çarptırsaydı, elbette azaplarını çarçabuk verirdi. Hayır, onlar için belirlenmiş bir gün vardır ki (o gün gelince) hiçbir kurtuluş çaresi bulamazlar. | |||||
| 8666 | Kehf 58. Ayet (18:58:6) | يُؤَاخِذُهُمْ | يؤاخذهم | yuâḣiżuhum | onları hemen cezalandırsaydı | أ خ ذ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Rabbin, çok bağışlayıcıdır, merhamet sahibidir. Eğer yaptıkları yüzünden onları (dünyada) cezaya çarptırsaydı, elbette azaplarını çarçabuk verirdi. Hayır, onlar için belirlenmiş bir gün vardır ki (o gün gelince) hiçbir kurtuluş çaresi bulamazlar. | |||||
| 8667 | Kehf 58. Ayet (18:58:10) | لَهُمُ | لهم | lehumu | onların | لَهُم |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Rabbin, çok bağışlayıcıdır, merhamet sahibidir. Eğer yaptıkları yüzünden onları (dünyada) cezaya çarptırsaydı, elbette azaplarını çarçabuk verirdi. Hayır, onlar için belirlenmiş bir gün vardır ki (o gün gelince) hiçbir kurtuluş çaresi bulamazlar. | |||||
| 8668 | Kehf 58. Ayet (18:58:13) | لَهُمْ | لهم | lehum | onlar için vardır | لَهُم |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Rabbin, çok bağışlayıcıdır, merhamet sahibidir. Eğer yaptıkları yüzünden onları (dünyada) cezaya çarptırsaydı, elbette azaplarını çarçabuk verirdi. Hayır, onlar için belirlenmiş bir gün vardır ki (o gün gelince) hiçbir kurtuluş çaresi bulamazlar. | |||||
| 8669 | Kehf 58. Ayet (18:58:18) | دُونِه۪ | دونه | dûnihi | ondan başka | د و ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Rabbin, çok bağışlayıcıdır, merhamet sahibidir. Eğer yaptıkları yüzünden onları (dünyada) cezaya çarptırsaydı, elbette azaplarını çarçabuk verirdi. Hayır, onlar için belirlenmiş bir gün vardır ki (o gün gelince) hiçbir kurtuluş çaresi bulamazlar. | |||||
| 8670 | Kehf 59. Ayet (18:59:7) | لِمَهْلِكِهِمْ | لمهلكهم | li-mehlikihim | onları helak etmek için | ه ل ك |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İşte zulmettiklerinde yok ettiğimiz memleketler.. Helâk edilmeleri için de belli bir zaman tayin etmiştik. | |||||
| 8671 | Kehf 61. Ayet (18:61:8) | سَب۪يلَهُ | سبيله | sebîlehu | yolunu | س ب ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlar iki denizin birleştiği yere varınca, balıklarını unuttular. Balık denizde yolunu tutup kayıp gitti. | |||||
| 8672 | Kehf 62. Ayet (18:62:2) | جَاوَزَا | جاوزا | câvezâ | orayı geçip gittiklerinde | ج و ز |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Oradan uzaklaştıklarında Mûsâ beraberindeki gence, “Öğle yemeğimizi getir, bu yolculuğumuzdan dolayı çok yorgun düştük” dedi. | |||||
| 8673 | Kehf 62. Ayet (18:62:7) | لَقَدْ | لقد | lekad | andolsun ki | قَدْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Oradan uzaklaştıklarında Mûsâ beraberindeki gence, “Öğle yemeğimizi getir, bu yolculuğumuzdan dolayı çok yorgun düştük” dedi. | |||||
| 8674 | Kehf 62. Ayet (18:62:10) | سَفَرِنَا | سفرنا | seferinâ | yolculuğumuzdan | س ف ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Oradan uzaklaştıklarında Mûsâ beraberindeki gence, “Öğle yemeğimizi getir, bu yolculuğumuzdan dolayı çok yorgun düştük” dedi. | |||||
| 8675 | Kehf 62. Ayet (18:62:12) | نَصَبًا | نصبا | nasabâ(n) | yorgunluk | ن ص ب |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Oradan uzaklaştıklarında Mûsâ beraberindeki gence, “Öğle yemeğimizi getir, bu yolculuğumuzdan dolayı çok yorgun düştük” dedi. | |||||
| 8676 | Kehf 63. Ayet (18:63:2) | اَرَاَيْتَ | ارايت | eraeyte | gördün mü? | ر أ ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Genç, “Gördün mü! Kayaya sığındığımız sırada balığı unutmuşum. –Doğrusu onu sana söylememi bana ancak şeytan unutturdu- Balık şaşılacak bir şekilde denizde yolunu tutup gitmişti” dedi. | |||||
| 8677 | Kehf 63. Ayet (18:63:15) | اَذْكُرَهُۚ | اذكره | eżkurah(u) | onu söylememi | ذ ك ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Genç, “Gördün mü! Kayaya sığındığımız sırada balığı unutmuşum. –Doğrusu onu sana söylememi bana ancak şeytan unutturdu- Balık şaşılacak bir şekilde denizde yolunu tutup gitmişti” dedi. | |||||
| 8678 | Kehf 63. Ayet (18:63:17) | سَب۪يلَهُ | سبيله | sebîlehu | yolunu | س ب ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Genç, “Gördün mü! Kayaya sığındığımız sırada balığı unutmuşum. –Doğrusu onu sana söylememi bana ancak şeytan unutturdu- Balık şaşılacak bir şekilde denizde yolunu tutup gitmişti” dedi. | |||||
| 8679 | Kehf 64. Ayet (18:64:6) | فَارْتَدَّا | فارتدا | ferteddâ | geriye döndüler | ر د د |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Mûsâ: “İşte aradığımız bu idi” dedi. Bunun üzerine tekrar izlerini takip ederek gerisingeri döndüler. | |||||
| 8680 | Kehf 65. Ayet (18:65:5) | اٰتَيْنَاهُ | اتيناه | âteynâhu | biz ona vermiştik | أ ت ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Derken kullarımızdan bir kul buldular ki, biz ona katımızdan bir rahmet vermiş, kendisine tarafımızdan bir ilim öğretmiştik.[330] | |||||
| 8681 | Kehf 65. Ayet (18:65:9) | وَعَلَّمْنَاهُ | وعلمناه | ve ’allemnâhu | ve ona öğretmiştik | ع ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Derken kullarımızdan bir kul buldular ki, biz ona katımızdan bir rahmet vermiş, kendisine tarafımızdan bir ilim öğretmiştik.[330] | |||||
| 8682 | Kehf 66. Ayet (18:66:2) | لَهُ | له | lehu | ona | لَهُ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Mûsâ ona, “Sana öğretilen bilgilerden bana, doğruya iletici bir bilgi öğretmen için sana tabi olayım mı?” dedi. | |||||
| 8683 | Kehf 66. Ayet (18:66:5) | اَتَّبِعُكَ | اتبعك | ettebi’uke | sana tabi olabilir miyim? | ت ب ع |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Mûsâ ona, “Sana öğretilen bilgilerden bana, doğruya iletici bir bilgi öğretmen için sana tabi olayım mı?” dedi. | |||||
| 8684 | Kehf 66. Ayet (18:66:8) | تُعَلِّمَنِ | تعلمن | tu’allimeni | bana da öğretmen için | ع ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Mûsâ ona, “Sana öğretilen bilgilerden bana, doğruya iletici bir bilgi öğretmen için sana tabi olayım mı?” dedi. | |||||
| 8685 | Kehf 66. Ayet (18:66:10) | عُلِّمْتَ | علمت | ‘ullimte | sana öğretilen | ع ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Mûsâ ona, “Sana öğretilen bilgilerden bana, doğruya iletici bir bilgi öğretmen için sana tabi olayım mı?” dedi. | |||||
| 8686 | Kehf 68. Ayet (18:68:7) | بِه۪ | به | bihi | onu | بِه۪ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “İç yüzünü kavrayamadığın bir şeye nasıl sabredebilirsin?” | |||||
| 8687 | Kehf 70. Ayet (18:70:3) | اتَّبَعْتَن۪ي | اتبعتني | tteba’tenî | bana tabi olursan | ت ب ع |
| Diyanet İşleri (Yeni) | O da şöyle dedi: “O hâlde, eğer bana tabi olacaksan, ben sana söylemedikçe hiçbir şey hakkında bana soru sormayacaksın.” | |||||
| 8688 | Kehf 70. Ayet (18:70:5) | تَسْـَٔلْن۪ي | تسـلني | tes-elnî | bana soru sorma | س أ ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | O da şöyle dedi: “O hâlde, eğer bana tabi olacaksan, ben sana söylemedikçe hiçbir şey hakkında bana soru sormayacaksın.” | |||||
| 8689 | Kehf 70. Ayet (18:70:11) | مِنْهُ | منه | minhu | onu | مِنْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | O da şöyle dedi: “O hâlde, eğer bana tabi olacaksan, ben sana söylemedikçe hiçbir şey hakkında bana soru sormayacaksın.” | |||||
| 8690 | Kehf 71. Ayet (18:71:1) | فَانْطَلَقَا۠ | فانطلقا | fe-ntalekâ | sonra yürüdüler | ط ل ق |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Derken yola koyuldular. Nihayet, bir gemiye bindiklerinde (adam) gemiyi deldi. Mûsâ, “Sen onu içindekileri boğmak için mi deldin? Doğrusu, şaşılacak bir iş yaptın.” dedi. | |||||
| 8691 | Kehf 71. Ayet (18:71:7) | خَرَقَهَاۜ | خرقها | ḣarakahâ | onu deliverdi | خ ر ق |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Derken yola koyuldular. Nihayet, bir gemiye bindiklerinde (adam) gemiyi deldi. Mûsâ, “Sen onu içindekileri boğmak için mi deldin? Doğrusu, şaşılacak bir iş yaptın.” dedi. | |||||
| 8692 | Kehf 71. Ayet (18:71:9) | اَخَرَقْتَهَا | اخرقتها | eḣaraktehâ | mi onu deldin? | خ ر ق |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Derken yola koyuldular. Nihayet, bir gemiye bindiklerinde (adam) gemiyi deldi. Mûsâ, “Sen onu içindekileri boğmak için mi deldin? Doğrusu, şaşılacak bir iş yaptın.” dedi. | |||||
| 8693 | Kehf 71. Ayet (18:71:10) | لِتُغْرِقَ | لتغرق | li-tuġrika | boğmak için | غ ر ق |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Derken yola koyuldular. Nihayet, bir gemiye bindiklerinde (adam) gemiyi deldi. Mûsâ, “Sen onu içindekileri boğmak için mi deldin? Doğrusu, şaşılacak bir iş yaptın.” dedi. | |||||
| 8694 | Kehf 71. Ayet (18:71:15) | اِمْرًا | امرا | imrâ(n) | çok tehlikeli | أ م ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Derken yola koyuldular. Nihayet, bir gemiye bindiklerinde (adam) gemiyi deldi. Mûsâ, “Sen onu içindekileri boğmak için mi deldin? Doğrusu, şaşılacak bir iş yaptın.” dedi. | |||||
| 8695 | Kehf 73. Ayet (18:73:4) | بِمَا | بما | bimâ | şeyden ötürü | مَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Mûsâ, “Unuttuğum için bana çıkışma ve bu işimde bana güçlük çıkarma!” dedi.[331] | |||||
| 8696 | Kehf 73. Ayet (18:73:8) | مِنْ | من | min | dolayı | مِنْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Mûsâ, “Unuttuğum için bana çıkışma ve bu işimde bana güçlük çıkarma!” dedi.[331] | |||||
| 8697 | Kehf 74. Ayet (18:74:5) | غُلَامًا | غلاما | ġulâmen | bir çocuğa | غ ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Yine yola koyuldular. Nihayet bir erkek çocukla karşılaştıklarında, adam (hemen) onu öldürdü. Mûsâ, “Bir cana karşılık olmaksızın suçsuz birini mi öldürdün? Andolsun çok kötü bir iş yaptın!” dedi. | |||||
| 8698 | Kehf 74. Ayet (18:74:6) | فَقَتَلَهُۙ | فقتله | fe-katelehu | hemen onu öldürdü | ق ت ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Yine yola koyuldular. Nihayet bir erkek çocukla karşılaştıklarında, adam (hemen) onu öldürdü. Mûsâ, “Bir cana karşılık olmaksızın suçsuz birini mi öldürdün? Andolsun çok kötü bir iş yaptın!” dedi. | |||||
| 8699 | Kehf 74. Ayet (18:74:11) | بِغَيْرِ | بغير | bi-ġayri | karşılığı olmadan | غ ي ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Yine yola koyuldular. Nihayet bir erkek çocukla karşılaştıklarında, adam (hemen) onu öldürdü. Mûsâ, “Bir cana karşılık olmaksızın suçsuz birini mi öldürdün? Andolsun çok kötü bir iş yaptın!” dedi. | |||||