| Sırası | Geçtiği Yer | Arapça | Harekesiz | Okunuşu | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|---|---|---|
| 8850 | Meryem 23. Ayet (19:23:9) | مِتُّ | مت | mittu | ölseydim | م و ت |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Doğum sancısı onu bir hurma ağacına yöneltti. “Keşke bundan önce ölseydim de unutulup gitmiş olsaydım!” dedi.[341] | |||||
| 8851 | Meryem 23. Ayet (19:23:10) | قَبْلَ | قبل | kable | önce | ق ب ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Doğum sancısı onu bir hurma ağacına yöneltti. “Keşke bundan önce ölseydim de unutulup gitmiş olsaydım!” dedi.[341] | |||||
| 8852 | Meryem 24. Ayet (19:24:1) | فَنَادٰيهَا | فناديها | fe-nâdâhâ | ona şöyle seslendi | ن د و |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bunun üzerine (Cebrail) ağacın altından ona şöyle seslendi: “Üzülme, Rabbin senin alt tarafında bir dere akıttı.” | |||||
| 8853 | Meryem 25. Ayet (19:25:2) | اِلَيْكِ | اليك | ileyki | sana doğru | إِلَىٰ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Hurma ağacını kendine doğru silkele ki sana taze hurma dökülsün.” | |||||
| 8854 | Meryem 25. Ayet (19:25:5) | تُسَاقِطْ | تساقط | tusâkit | dökülsün | س ق ط |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Hurma ağacını kendine doğru silkele ki sana taze hurma dökülsün.” | |||||
| 8855 | Meryem 25. Ayet (19:25:7) | رُطَبًا | رطبا | rutaben | olgun hurma | ر ط ب |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Hurma ağacını kendine doğru silkele ki sana taze hurma dökülsün.” | |||||
| 8856 | Meryem 26. Ayet (19:26:3) | وَقَرّ۪ي | وقري | ve karrî | ve aydın olsun | ق ر ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Ye, iç, gözün aydın olsun. İnsanlardan birini görecek olursan, “Şüphesiz ben Rahmân’a susmayı adadım. Bugün hiçbir insan ile konuşmayacağım” de.[342] | |||||
| 8857 | Meryem 26. Ayet (19:26:4) | عَيْنًاۚ | عينا | ‘aynâ(en) | gözün | ع ي ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Ye, iç, gözün aydın olsun. İnsanlardan birini görecek olursan, “Şüphesiz ben Rahmân’a susmayı adadım. Bugün hiçbir insan ile konuşmayacağım” de.[342] | |||||
| 8858 | Meryem 26. Ayet (19:26:6) | تَرَيِنَّ | ترين | terayinne | görürsen | ر أ ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Ye, iç, gözün aydın olsun. İnsanlardan birini görecek olursan, “Şüphesiz ben Rahmân’a susmayı adadım. Bugün hiçbir insan ile konuşmayacağım” de.[342] | |||||
| 8859 | Meryem 26. Ayet (19:26:14) | صَوْمًا | صوما | savmen | oruç | ص و م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Ye, iç, gözün aydın olsun. İnsanlardan birini görecek olursan, “Şüphesiz ben Rahmân’a susmayı adadım. Bugün hiçbir insan ile konuşmayacağım” de.[342] | |||||
| 8860 | Meryem 26. Ayet (19:26:16) | اُكَلِّمَ | اكلم | ukellime | konuşmayacağım | ك ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Ye, iç, gözün aydın olsun. İnsanlardan birini görecek olursan, “Şüphesiz ben Rahmân’a susmayı adadım. Bugün hiçbir insan ile konuşmayacağım” de.[342] | |||||
| 8861 | Meryem 27. Ayet (19:27:2) | بِه۪ | به | bihi | onu | بِه۪ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kucağında çocuğu ile halkının yanına geldi. Onlar şöyle dediler: “Ey Meryem! Çok çirkin bir şey yaptın!” | |||||
| 8862 | Meryem 27. Ayet (19:27:11) | فَرِيًّا | فريا | feriyyâ(n) | tuhaf, korkunç | ف ر ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kucağında çocuğu ile halkının yanına geldi. Onlar şöyle dediler: “Ey Meryem! Çok çirkin bir şey yaptın!” | |||||
| 8863 | Meryem 28. Ayet (19:28:8) | سَوْءٍ | سوء | sev-in | kötü | س و أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Ey Hârûn’un kız kardeşi! Senin baban kötü bir kimse değildi. Annen de iffetsiz değildi.” | |||||
| 8864 | Meryem 29. Ayet (19:29:2) | اِلَيْهِ۠ | اليه | ileyh(i) | ona (çocuğa) | إِلَىٰ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bunun üzerine (Meryem, çocukla konuşun diye) ona işaret etti. “Beşikteki bir bebekle nasıl konuşuruz?” dediler. | |||||
| 8865 | Meryem 29. Ayet (19:29:5) | نُكَلِّمُ | نكلم | nukellimu | konuşuruz | ك ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bunun üzerine (Meryem, çocukla konuşun diye) ona işaret etti. “Beşikteki bir bebekle nasıl konuşuruz?” dediler. | |||||
| 8866 | Meryem 29. Ayet (19:29:7) | كَانَ | كان | kâne | olan | ك و ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bunun üzerine (Meryem, çocukla konuşun diye) ona işaret etti. “Beşikteki bir bebekle nasıl konuşuruz?” dediler. | |||||
| 8867 | Meryem 29. Ayet (19:29:10) | صَبِيًّا | صبيا | sabiyyâ(n) | çocukla | ص ب و |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bunun üzerine (Meryem, çocukla konuşun diye) ona işaret etti. “Beşikteki bir bebekle nasıl konuşuruz?” dediler. | |||||
| 8868 | Meryem 30. Ayet (19:30:1) | قَالَ | قال | kâle | (Çocuk) dedi | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bebek şöyle konuştu: “Şüphesiz ben Allah’ın kuluyum. Bana kitabı (İncil’i) verdi ve beni bir peygamber yaptı.” | |||||
| 8869 | Meryem 31. Ayet (19:31:5) | كُنْتُۖ | كنت | kuntu | olursam | ك و ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Nerede olursam olayım beni kutlu ve erdemli kıldı ve bana yaşadığım sürece namazı ve zekâtı emretti.” | |||||
| 8870 | Meryem 31. Ayet (19:31:10) | دُمْتُ | دمت | dumtu | olduğum sürece | د و م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Nerede olursam olayım beni kutlu ve erdemli kıldı ve bana yaşadığım sürece namazı ve zekâtı emretti.” | |||||
| 8871 | Meryem 32. Ayet (19:32:5) | جَبَّارًا | جبارا | cebbâran | bir zorba | ج ب ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Beni anama saygılı kıldı. Beni azgın bir zorba kılmadı.” | |||||
| 8872 | Meryem 33. Ayet (19:33:4) | وُلِدْتُ | ولدت | vulidtu | doğduğum | و ل د |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Doğduğum gün, öleceğim gün ve diriltileceğim gün bana selâm (esenlik verilmiştir).”[343] | |||||
| 8873 | Meryem 33. Ayet (19:33:6) | اَمُوتُ | اموت | emûtu | öleceğim | م و ت |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Doğduğum gün, öleceğim gün ve diriltileceğim gün bana selâm (esenlik verilmiştir).”[343] | |||||
| 8874 | Meryem 33. Ayet (19:33:9) | حَيًّا | حيا | hayyâ(n) | diri olarak | ح ي ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Doğduğum gün, öleceğim gün ve diriltileceğim gün bana selâm (esenlik verilmiştir).”[343] | |||||
| 8875 | Meryem 34. Ayet (19:34:3) | ابْنُ | ابن | -bnu | oğlu | ب ن ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Hakkında şüpheye düştükleri hak söze göre Meryem oğlu İsa işte budur.[344] | |||||
| 8876 | Meryem 34. Ayet (19:34:5) | قَوْلَ | قول | kavle | söz | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Hakkında şüpheye düştükleri hak söze göre Meryem oğlu İsa işte budur.[344] | |||||
| 8877 | Meryem 35. Ayet (19:35:7) | وَلَدٍۙ | ولد | veled(in) | çocuk | و ل د |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah’ın çocuk edinmesi düşünülemez. O, bundan yücedir, uzaktır. Bir işe hükmettiği zaman ona sadece “ol!” der ve o da oluverir. | |||||
| 8878 | Meryem 35. Ayet (19:35:8) | سُبْحَانَهُۜ | سبحانه | subhâneh(u) | O'nun şanı yücedir | س ب ح |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah’ın çocuk edinmesi düşünülemez. O, bundan yücedir, uzaktır. Bir işe hükmettiği zaman ona sadece “ol!” der ve o da oluverir. | |||||
| 8879 | Meryem 35. Ayet (19:35:14) | لَهُ | له | lehu | ona | لَهُ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah’ın çocuk edinmesi düşünülemez. O, bundan yücedir, uzaktır. Bir işe hükmettiği zaman ona sadece “ol!” der ve o da oluverir. | |||||
| 8880 | Meryem 35. Ayet (19:35:15) | كُنْ | كن | kun | ol! | ك و ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah’ın çocuk edinmesi düşünülemez. O, bundan yücedir, uzaktır. Bir işe hükmettiği zaman ona sadece “ol!” der ve o da oluverir. | |||||
| 8881 | Meryem 35. Ayet (19:35:16) | فَيَكُونُۜ | فيكون | feyekûn(u) | (o da) olur | ك و ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah’ın çocuk edinmesi düşünülemez. O, bundan yücedir, uzaktır. Bir işe hükmettiği zaman ona sadece “ol!” der ve o da oluverir. | |||||
| 8882 | Meryem 36. Ayet (19:36:5) | فَاعْبُدُوهُۜ | فاعبدوه | fa’budûh(u) | O'na kulluk edin | ع ب د |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Şüphesiz, Allah, benim de Rabbim, sizin de Rabbinizdir. Öyleyse (yalnız) O’na kulluk edin. Bu, dosdoğru bir yoldur. | |||||
| 8883 | Meryem 36. Ayet (19:36:7) | صِرَاطٌ | صراط | sirâtun | yol | ص ر ط |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Şüphesiz, Allah, benim de Rabbim, sizin de Rabbinizdir. Öyleyse (yalnız) O’na kulluk edin. Bu, dosdoğru bir yoldur. | |||||
| 8884 | Meryem 36. Ayet (19:36:8) | مُسْتَق۪يمٌ | مستقيم | mustekîm(un) | dosdoğru | ق و م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Şüphesiz, Allah, benim de Rabbim, sizin de Rabbinizdir. Öyleyse (yalnız) O’na kulluk edin. Bu, dosdoğru bir yoldur. | |||||
| 8885 | Meryem 37. Ayet (19:37:8) | مِنْ | من | min | ötürü | مِنْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Fakat hıristiyan) gruplar, aralarında ayrılığa düştüler.[345] Büyük bir günü görüp yaşayacakları için vay kâfirlerin hâline! | |||||
| 8886 | Meryem 37. Ayet (19:37:9) | مَشْهَدِ | مشهد | meşhedi | görmekten | ش ه د |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Fakat hıristiyan) gruplar, aralarında ayrılığa düştüler.[345] Büyük bir günü görüp yaşayacakları için vay kâfirlerin hâline! | |||||
| 8887 | Meryem 38. Ayet (19:38:2) | بِهِمْ | بهم | bihim | onlar | بِهِمْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bize gelecekleri gün (gerçekleri) ne iyi işitip ne iyi görecekler! Ama zalimler bugün apaçık bir sapıklık içindedirler. | |||||
| 8888 | Meryem 38. Ayet (19:38:3) | وَاَبْصِرْۙ | وابصر | ve ebsir | ne güzel görürler | ب ص ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bize gelecekleri gün (gerçekleri) ne iyi işitip ne iyi görecekler! Ama zalimler bugün apaçık bir sapıklık içindedirler. | |||||
| 8889 | Meryem 39. Ayet (19:39:1) | وَاَنْذِرْهُمْ | وانذرهم | ve enżirhum | onları uyar | ن ذ ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onları, gaflet içinde bulunup iman etmezlerken işin bitirileceği o pişmanlık günüyle uyar. | |||||
| 8890 | Meryem 39. Ayet (19:39:4) | اِذْ | اذ | iż | o zaman | إِذ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onları, gaflet içinde bulunup iman etmezlerken işin bitirileceği o pişmanlık günüyle uyar. | |||||
| 8891 | Meryem 39. Ayet (19:39:7) | وَهُمْ | وهم | ve hum | onlar | هُمْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onları, gaflet içinde bulunup iman etmezlerken işin bitirileceği o pişmanlık günüyle uyar. | |||||
| 8892 | Meryem 39. Ayet (19:39:10) | وَهُمْ | وهم | ve hum | ve onlar | هُمْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onları, gaflet içinde bulunup iman etmezlerken işin bitirileceği o pişmanlık günüyle uyar. | |||||
| 8893 | Meryem 40. Ayet (19:40:3) | نَرِثُ | نرث | neriśu | varis oluruz | و ر ث |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Şüphesiz yeryüzüne ve onun üzerindekilere biz varis olacağız, biz! Ancak bize döndürülecekler. | |||||
| 8894 | Meryem 40. Ayet (19:40:6) | عَلَيْهَا | عليها | ‘aleyhâ | onun üzerinde | عَلَىٰ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Şüphesiz yeryüzüne ve onun üzerindekilere biz varis olacağız, biz! Ancak bize döndürülecekler. | |||||
| 8895 | Meryem 40. Ayet (19:40:8) | يُرْجَعُونَ۟ | يرجعون | yurce’ûn(e) | döndürülürler | ر ج ع |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Şüphesiz yeryüzüne ve onun üzerindekilere biz varis olacağız, biz! Ancak bize döndürülecekler. | |||||
| 8896 | Meryem 41. Ayet (19:41:5) | اِنَّهُ | انه | innehu | gerçekten o | إِنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kitap’ta İbrahim’i de an. Gerçekten o, son derece dürüst bir kimse, bir peygamber idi. | |||||
| 8897 | Meryem 41. Ayet (19:41:7) | صِدّ۪يقًا | صديقا | siddîkan | çok doğru | ص د ق |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kitap’ta İbrahim’i de an. Gerçekten o, son derece dürüst bir kimse, bir peygamber idi. | |||||
| 8898 | Meryem 42. Ayet (19:42:7) | تَعْبُدُ | تعبد | ta’budu | tapıyorsun | ع ب د |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Hani babasına şöyle demişti: “Babacığım! İşitmeyen, görmeyen ve sana bir faydası olmayan şeylere niçin tapıyorsun?” | |||||
| 8899 | Meryem 42. Ayet (19:42:12) | يُبْصِرُ | يبصر | yubsiru | görmeyen | ب ص ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Hani babasına şöyle demişti: “Babacığım! İşitmeyen, görmeyen ve sana bir faydası olmayan şeylere niçin tapıyorsun?” | |||||