| Sırası | Geçtiği Yer | Arapça | Harekesiz | Okunuşu | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|---|---|---|
| 9100 | Tâhâ 40. Ayet (20:40:9) | يَكْفُلُهُۜ | يكفله | yekfuluh(u) | ona bakacak | ك ف ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Hani kız kardeşin (Firavun ailesine) gidiyor ve “size onun bakımını üstlenecek kimseyi göstereyim mi?” diyordu. Derken, gözü aydın olsun, üzülmesin diye seni annene döndürdük.[357] (Sana baktı, büyüdün) ve (kazara) bir cana kıydın da biz seni kederden kurtardık, seni sıkı bir denemeden geçirdik (ve kaçıp Medyen’e gittin). Medyen halkı içinde yıllarca kaldın, sonra (peygamber olman için) takdir edilmiş bir zamanda (Tûr’a) geldin ey Mûsâ!” | |||||
| 9101 | Tâhâ 40. Ayet (20:40:10) | فَرَجَعْنَاكَ | فرجعناك | fe-raca’nâke | böylece seni geri verdik | ر ج ع |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Hani kız kardeşin (Firavun ailesine) gidiyor ve “size onun bakımını üstlenecek kimseyi göstereyim mi?” diyordu. Derken, gözü aydın olsun, üzülmesin diye seni annene döndürdük.[357] (Sana baktı, büyüdün) ve (kazara) bir cana kıydın da biz seni kederden kurtardık, seni sıkı bir denemeden geçirdik (ve kaçıp Medyen’e gittin). Medyen halkı içinde yıllarca kaldın, sonra (peygamber olman için) takdir edilmiş bir zamanda (Tûr’a) geldin ey Mûsâ!” | |||||
| 9102 | Tâhâ 40. Ayet (20:40:14) | تَقَرَّ | تقر | tekarra | aydın olsun | ق ر ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Hani kız kardeşin (Firavun ailesine) gidiyor ve “size onun bakımını üstlenecek kimseyi göstereyim mi?” diyordu. Derken, gözü aydın olsun, üzülmesin diye seni annene döndürdük.[357] (Sana baktı, büyüdün) ve (kazara) bir cana kıydın da biz seni kederden kurtardık, seni sıkı bir denemeden geçirdik (ve kaçıp Medyen’e gittin). Medyen halkı içinde yıllarca kaldın, sonra (peygamber olman için) takdir edilmiş bir zamanda (Tûr’a) geldin ey Mûsâ!” | |||||
| 9103 | Tâhâ 40. Ayet (20:40:15) | عَيْنُهَا | عينها | ‘aynuhâ | gözü | ع ي ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Hani kız kardeşin (Firavun ailesine) gidiyor ve “size onun bakımını üstlenecek kimseyi göstereyim mi?” diyordu. Derken, gözü aydın olsun, üzülmesin diye seni annene döndürdük.[357] (Sana baktı, büyüdün) ve (kazara) bir cana kıydın da biz seni kederden kurtardık, seni sıkı bir denemeden geçirdik (ve kaçıp Medyen’e gittin). Medyen halkı içinde yıllarca kaldın, sonra (peygamber olman için) takdir edilmiş bir zamanda (Tûr’a) geldin ey Mûsâ!” | |||||
| 9104 | Tâhâ 40. Ayet (20:40:18) | وَقَتَلْتَ | وقتلت | ve katelte | ve sen öldürmüştün | ق ت ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Hani kız kardeşin (Firavun ailesine) gidiyor ve “size onun bakımını üstlenecek kimseyi göstereyim mi?” diyordu. Derken, gözü aydın olsun, üzülmesin diye seni annene döndürdük.[357] (Sana baktı, büyüdün) ve (kazara) bir cana kıydın da biz seni kederden kurtardık, seni sıkı bir denemeden geçirdik (ve kaçıp Medyen’e gittin). Medyen halkı içinde yıllarca kaldın, sonra (peygamber olman için) takdir edilmiş bir zamanda (Tûr’a) geldin ey Mûsâ!” | |||||
| 9105 | Tâhâ 40. Ayet (20:40:25) | فَلَبِثْتَ | فلبثت | fe-lebiśte | sonra kaldın | ل ب ث |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Hani kız kardeşin (Firavun ailesine) gidiyor ve “size onun bakımını üstlenecek kimseyi göstereyim mi?” diyordu. Derken, gözü aydın olsun, üzülmesin diye seni annene döndürdük.[357] (Sana baktı, büyüdün) ve (kazara) bir cana kıydın da biz seni kederden kurtardık, seni sıkı bir denemeden geçirdik (ve kaçıp Medyen’e gittin). Medyen halkı içinde yıllarca kaldın, sonra (peygamber olman için) takdir edilmiş bir zamanda (Tûr’a) geldin ey Mûsâ!” | |||||
| 9106 | Tâhâ 40. Ayet (20:40:30) | ثُمَّ | ثم | śümme | sonra | ثُمَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Hani kız kardeşin (Firavun ailesine) gidiyor ve “size onun bakımını üstlenecek kimseyi göstereyim mi?” diyordu. Derken, gözü aydın olsun, üzülmesin diye seni annene döndürdük.[357] (Sana baktı, büyüdün) ve (kazara) bir cana kıydın da biz seni kederden kurtardık, seni sıkı bir denemeden geçirdik (ve kaçıp Medyen’e gittin). Medyen halkı içinde yıllarca kaldın, sonra (peygamber olman için) takdir edilmiş bir zamanda (Tûr’a) geldin ey Mûsâ!” | |||||
| 9107 | Tâhâ 42. Ayet (20:42:1) | اِذْهَبْ | اذهب | iżheb | götürün | ذ ه ب |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Sen ve kardeşin mucizelerim ile (desteklenmiş olarak) gidin ve beni anmakta gevşeklik göstermeyin.” | |||||
| 9108 | Tâhâ 43. Ayet (20:43:4) | اِنَّهُ | انه | innehu | çünkü o | إِنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Firavun’a gidin. Çünkü o azmıştır.” | |||||
| 9109 | Tâhâ 44. Ayet (20:44:1) | فَقُولَا | فقولا | fekûlâ | ve söyleyin | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Ona yumuşak söz söyleyin. Belki öğüt alır, yahut korkar.” | |||||
| 9110 | Tâhâ 44. Ayet (20:44:2) | لَهُ | له | lehu | ona | لَهُ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Ona yumuşak söz söyleyin. Belki öğüt alır, yahut korkar.” | |||||
| 9111 | Tâhâ 44. Ayet (20:44:3) | قَوْلًا | قولا | kavlen | bir söz | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Ona yumuşak söz söyleyin. Belki öğüt alır, yahut korkar.” | |||||
| 9112 | Tâhâ 44. Ayet (20:44:6) | يَتَذَكَّرُ | يتذكر | yeteżekkeru | öğüt alır | ذ ك ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Ona yumuşak söz söyleyin. Belki öğüt alır, yahut korkar.” | |||||
| 9113 | Tâhâ 44. Ayet (20:44:8) | يَخْشٰى | يخشى | yaḣşâ | korkar | خ ش ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Ona yumuşak söz söyleyin. Belki öğüt alır, yahut korkar.” | |||||
| 9114 | Tâhâ 45. Ayet (20:45:4) | نَخَافُ | نخاف | neḣâfu | korkuyoruz | خ و ف |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Mûsâ ve Hârûn, şöyle dediler: “Ey Rabbimiz! Şüphesiz biz, onun bize karşı aşırı davranmasından yahut azmasından korkuyoruz.” | |||||
| 9115 | Tâhâ 46. Ayet (20:46:3) | تَخَافَٓا | تخافا | teḣâfâ | korkmayın | خ و ف |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah, şöyle dedi: “Korkmayın, çünkü ben sizinle beraberim. İşitirim ve görürüm.” | |||||
| 9116 | Tâhâ 46. Ayet (20:46:7) | وَاَرٰى | وارى | ve erâ | ve görürüm | ر أ ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah, şöyle dedi: “Korkmayın, çünkü ben sizinle beraberim. İşitirim ve görürüm.” | |||||
| 9117 | Tâhâ 47. Ayet (20:47:1) | فَأْتِيَاهُ | فأتياه | fe/tiyâhu | haydi varın ona | أ ت ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Ona gidin ve şöyle deyin: ‘Şüphesiz biz Rabbinin elçileriyiz. İsrailoğullarını (serbest bırak ve) bizimle gönder. Onlara işkence etme. Sana Rabbinin katından bir mucize getirdik. Selâm, doğru yola uyanlara olsun.’ ” | |||||
| 9118 | Tâhâ 47. Ayet (20:47:6) | فَاَرْسِلْ | فارسل | fe-ersil | gönder | ر س ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Ona gidin ve şöyle deyin: ‘Şüphesiz biz Rabbinin elçileriyiz. İsrailoğullarını (serbest bırak ve) bizimle gönder. Onlara işkence etme. Sana Rabbinin katından bir mucize getirdik. Selâm, doğru yola uyanlara olsun.’ ” | |||||
| 9119 | Tâhâ 47. Ayet (20:47:8) | بَن۪ٓي | بني | benî | oğullarını | ب ن ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Ona gidin ve şöyle deyin: ‘Şüphesiz biz Rabbinin elçileriyiz. İsrailoğullarını (serbest bırak ve) bizimle gönder. Onlara işkence etme. Sana Rabbinin katından bir mucize getirdik. Selâm, doğru yola uyanlara olsun.’ ” | |||||
| 9120 | Tâhâ 47. Ayet (20:47:11) | تُعَذِّبْهُمْۜ | تعذبهم | tu’ażżibhum | onlara azab etme | ع ذ ب |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Ona gidin ve şöyle deyin: ‘Şüphesiz biz Rabbinin elçileriyiz. İsrailoğullarını (serbest bırak ve) bizimle gönder. Onlara işkence etme. Sana Rabbinin katından bir mucize getirdik. Selâm, doğru yola uyanlara olsun.’ ” | |||||
| 9121 | Tâhâ 48. Ayet (20:48:2) | قَدْ | قد | kad | doğrusu | قَدْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Şüphesiz bize, azabın yalanlayan ve yüz çevirenlere olacağı vahyolundu.” | |||||
| 9122 | Tâhâ 48. Ayet (20:48:3) | اُوحِيَ | اوحي | ûhiye | vahyolundu | و ح ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Şüphesiz bize, azabın yalanlayan ve yüz çevirenlere olacağı vahyolundu.” | |||||
| 9123 | Tâhâ 48. Ayet (20:48:7) | عَلٰى | على | ‘alâ | üzerine (olacağı) | عَلَىٰ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Şüphesiz bize, azabın yalanlayan ve yüz çevirenlere olacağı vahyolundu.” | |||||
| 9124 | Tâhâ 50. Ayet (20:50:3) | الَّذ۪ٓي | الذي | lleżî | o ki | ٱلَّذِى |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Mûsâ, “Rabbimiz, her şeye hilkatini (yaratılış özelliklerini) veren, sonra onlara yol gösterendir” dedi. | |||||
| 9125 | Tâhâ 50. Ayet (20:50:8) | ثُمَّ | ثم | śümme | sonra | ثُمَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Mûsâ, “Rabbimiz, her şeye hilkatini (yaratılış özelliklerini) veren, sonra onlara yol gösterendir” dedi. | |||||
| 9126 | Tâhâ 50. Ayet (20:50:9) | هَدٰى | هدى | hedâ | onu doğru yola iletendir | ه د ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Mûsâ, “Rabbimiz, her şeye hilkatini (yaratılış özelliklerini) veren, sonra onlara yol gösterendir” dedi. | |||||
| 9127 | Tâhâ 51. Ayet (20:51:2) | فَمَا | فما | fe-mâ | ne olacak? | مَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Firavun, “Ya geçmiş nesillerin hâli ne olacak?” dedi. | |||||
| 9128 | Tâhâ 52. Ayet (20:52:2) | عِلْمُهَا | علمها | ‘ilmuhâ | onların bilgisi | ع ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Mûsâ, şöyle dedi: “Onlar hakkındaki bilgi Rabbimin katında bir kitapta (Levh-i Mahfuz’da yazılı)dır. Rabbim, yanılmaz ve unutmaz.” | |||||
| 9129 | Tâhâ 53. Ayet (20:53:1) | اَلَّذ۪ي | الذي | elleżî | o ki | ٱلَّذِى |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Rabbim, yeryüzünü size beşik yapan, orada size yollar açan ve size gökten yağmur indirendir.” Böylece onunla sizin için yerden türlü türlü bitkileri çift çift çıkardık. | |||||
| 9130 | Tâhâ 53. Ayet (20:53:8) | ف۪يهَا | فيها | fîhâ | onda | فِي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Rabbim, yeryüzünü size beşik yapan, orada size yollar açan ve size gökten yağmur indirendir.” Böylece onunla sizin için yerden türlü türlü bitkileri çift çift çıkardık. | |||||
| 9131 | Tâhâ 53. Ayet (20:53:9) | سُبُلًا | سبلا | subulen | yollar | س ب ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Rabbim, yeryüzünü size beşik yapan, orada size yollar açan ve size gökten yağmur indirendir.” Böylece onunla sizin için yerden türlü türlü bitkileri çift çift çıkardık. | |||||
| 9132 | Tâhâ 53. Ayet (20:53:12) | السَّمَٓاءِ | السماء | ssemâ-i | gök- | س م و |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Rabbim, yeryüzünü size beşik yapan, orada size yollar açan ve size gökten yağmur indirendir.” Böylece onunla sizin için yerden türlü türlü bitkileri çift çift çıkardık. | |||||
| 9133 | Tâhâ 53. Ayet (20:53:15) | بِه۪ٓ | به | bihi | onunla | بِه۪ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Rabbim, yeryüzünü size beşik yapan, orada size yollar açan ve size gökten yağmur indirendir.” Böylece onunla sizin için yerden türlü türlü bitkileri çift çift çıkardık. | |||||
| 9134 | Tâhâ 54. Ayet (20:54:2) | وَارْعَوْا | وارعوا | ver-’av | ve otlatın | ر ع ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Yiyin, hayvanlarınızı yayın. Şüphesiz bunda akıl sahipleri için (Allah’ın varlığını ve birliğini gösteren) deliller vardır. | |||||
| 9135 | Tâhâ 55. Ayet (20:55:1) | مِنْهَا | منها | minhâ | ondan (topraktan) | مِنْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Ey insanlar!) Sizi topraktan yarattık, (ölümünüzle) sizi oraya döndüreceğiz ve sizi bir kere daha oradan çıkaracağız. | |||||
| 9136 | Tâhâ 55. Ayet (20:55:3) | وَف۪يهَا | وفيها | ve fîhâ | yine oraya | فِي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Ey insanlar!) Sizi topraktan yarattık, (ölümünüzle) sizi oraya döndüreceğiz ve sizi bir kere daha oradan çıkaracağız. | |||||
| 9137 | Tâhâ 55. Ayet (20:55:4) | نُع۪يدُكُمْ | نعيدكم | nu’îdukum | döndürürüz | ع و د |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Ey insanlar!) Sizi topraktan yarattık, (ölümünüzle) sizi oraya döndüreceğiz ve sizi bir kere daha oradan çıkaracağız. | |||||
| 9138 | Tâhâ 55. Ayet (20:55:5) | وَمِنْهَا | ومنها | ve minhâ | ve ondan | مِنْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Ey insanlar!) Sizi topraktan yarattık, (ölümünüzle) sizi oraya döndüreceğiz ve sizi bir kere daha oradan çıkaracağız. | |||||
| 9139 | Tâhâ 55. Ayet (20:55:8) | اُخْرٰى | اخرى | uḣrâ | sonra | أ خ ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Ey insanlar!) Sizi topraktan yarattık, (ölümünüzle) sizi oraya döndüreceğiz ve sizi bir kere daha oradan çıkaracağız. | |||||
| 9140 | Tâhâ 56. Ayet (20:56:1) | وَلَقَدْ | ولقد | ve lekad | ve andolsun | قَدْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Andolsun, biz ona (Firavun’a) bütün mucizelerimizi gösterdik de o bunları yalanladı ve reddetti. | |||||
| 9141 | Tâhâ 56. Ayet (20:56:2) | اَرَيْنَاهُ | اريناه | eraynâhu | biz ona gösterdik | ر أ ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Andolsun, biz ona (Firavun’a) bütün mucizelerimizi gösterdik de o bunları yalanladı ve reddetti. | |||||
| 9142 | Tâhâ 58. Ayet (20:58:3) | مِثْلِه۪ | مثله | miślihi | onun benzeri | م ث ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Biz de mutlaka sana karşı onun gibi bir sihir yapacağız. Bunun için seninle bizim aramızda; uygun bir yerde, senin de, bizim de caymayacağımız bir buluşma vakti belirle.” | |||||
| 9143 | Tâhâ 58. Ayet (20:58:13) | مَكَانًا | مكانا | mekânen | bir yer olsun | ك و ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Biz de mutlaka sana karşı onun gibi bir sihir yapacağız. Bunun için seninle bizim aramızda; uygun bir yerde, senin de, bizim de caymayacağımız bir buluşma vakti belirle.” | |||||
| 9144 | Tâhâ 59. Ayet (20:59:6) | يُحْشَرَ | يحشر | yuhşera | toplanacağı | ح ش ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Mûsâ, “Buluşma vaktimiz, bayram günü, insanların toplandığı kuşluk vaktidir” dedi. | |||||
| 9145 | Tâhâ 60. Ayet (20:60:1) | فَتَوَلّٰى | فتولى | fetevellâ | dönüp gitti | و ل ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bunun üzerine Firavun ayrılıp, hilesini kuracak sihirbazlarını topladı, sonra geldi. | |||||
| 9146 | Tâhâ 60. Ayet (20:60:3) | فَجَمَعَ | فجمع | fe-ceme’a | ve topladı | ج م ع |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bunun üzerine Firavun ayrılıp, hilesini kuracak sihirbazlarını topladı, sonra geldi. | |||||
| 9147 | Tâhâ 60. Ayet (20:60:5) | ثُمَّ | ثم | śümme | sonra | ثُمَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bunun üzerine Firavun ayrılıp, hilesini kuracak sihirbazlarını topladı, sonra geldi. | |||||
| 9148 | Tâhâ 61. Ayet (20:61:2) | لَهُمْ | لهم | lehum | onlara | لَهُم |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Mûsâ, onlara şöyle dedi: “Yazıklar olsun size! Allah’a karşı yalan uydurmayın, yoksa sizi azap ile yok eder. Allah’a karşı yalan uyduran mutlaka hüsrana uğramıştır.” | |||||
| 9149 | Tâhâ 61. Ayet (20:61:10) | فَيُسْحِتَكُمْ | فيسحتكم | fe-yushitekum | sonra kökünüzü keser | س ح ت |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Mûsâ, onlara şöyle dedi: “Yazıklar olsun size! Allah’a karşı yalan uydurmayın, yoksa sizi azap ile yok eder. Allah’a karşı yalan uyduran mutlaka hüsrana uğramıştır.” | |||||