| Sırası | Geçtiği Yer | Arapça | Harekesiz | Okunuşu | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|---|---|---|
| 9350 | Tâhâ 130. Ayet (20:130:6) | بِحَمْدِ | بحمد | bi-hamdi | överek | ح م د |
| Diyanet İşleri (Yeni) | O hâlde, onların söylediklerine sabret ve güneşin doğuşundan ve batışından önce Rabbini hamd ile tespih et. Gece vakitlerinde ve gündüzün uçlarında da tespih et ki hoşnut olasın. | |||||
| 9351 | Tâhâ 130. Ayet (20:130:8) | قَبْلَ | قبل | kable | önce | ق ب ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | O hâlde, onların söylediklerine sabret ve güneşin doğuşundan ve batışından önce Rabbini hamd ile tespih et. Gece vakitlerinde ve gündüzün uçlarında da tespih et ki hoşnut olasın. | |||||
| 9352 | Tâhâ 130. Ayet (20:130:9) | طُلُوعِ | طلوع | tulû’i | doğmasından | ط ل ع |
| Diyanet İşleri (Yeni) | O hâlde, onların söylediklerine sabret ve güneşin doğuşundan ve batışından önce Rabbini hamd ile tespih et. Gece vakitlerinde ve gündüzün uçlarında da tespih et ki hoşnut olasın. | |||||
| 9353 | Tâhâ 130. Ayet (20:130:11) | وَقَبْلَ | وقبل | ve kable | ve önce | ق ب ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | O hâlde, onların söylediklerine sabret ve güneşin doğuşundan ve batışından önce Rabbini hamd ile tespih et. Gece vakitlerinde ve gündüzün uçlarında da tespih et ki hoşnut olasın. | |||||
| 9354 | Tâhâ 130. Ayet (20:130:20) | تَرْضٰى | ترضى | terdâ | hoşnut olursun | ر ض و |
| Diyanet İşleri (Yeni) | O hâlde, onların söylediklerine sabret ve güneşin doğuşundan ve batışından önce Rabbini hamd ile tespih et. Gece vakitlerinde ve gündüzün uçlarında da tespih et ki hoşnut olasın. | |||||
| 9355 | Tâhâ 131. Ayet (20:131:3) | عَيْنَيْكَ | عينيك | ‘ayneyke | gözlerini | ع ي ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlardan bazı kesimlere, kendilerini sınamak için dünya hayatının süsü olarak verdiğimiz şeylere gözünü dikme. Rabbinin rızkı daha hayırlı ve daha kalıcıdır. | |||||
| 9356 | Tâhâ 131. Ayet (20:131:4) | اِلٰى | الى | ilâ | doğru | إِلَىٰ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlardan bazı kesimlere, kendilerini sınamak için dünya hayatının süsü olarak verdiğimiz şeylere gözünü dikme. Rabbinin rızkı daha hayırlı ve daha kalıcıdır. | |||||
| 9357 | Tâhâ 131. Ayet (20:131:7) | بِه۪ٓ | به | bihi | onunla | بِه۪ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlardan bazı kesimlere, kendilerini sınamak için dünya hayatının süsü olarak verdiğimiz şeylere gözünü dikme. Rabbinin rızkı daha hayırlı ve daha kalıcıdır. | |||||
| 9358 | Tâhâ 131. Ayet (20:131:9) | مِنْهُمْ | منهم | minhum | onlardan | مِنْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlardan bazı kesimlere, kendilerini sınamak için dünya hayatının süsü olarak verdiğimiz şeylere gözünü dikme. Rabbinin rızkı daha hayırlı ve daha kalıcıdır. | |||||
| 9359 | Tâhâ 131. Ayet (20:131:14) | ف۪يهِۜ | فيه | fîh(i) | o konuda | فِي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlardan bazı kesimlere, kendilerini sınamak için dünya hayatının süsü olarak verdiğimiz şeylere gözünü dikme. Rabbinin rızkı daha hayırlı ve daha kalıcıdır. | |||||
| 9360 | Tâhâ 132. Ayet (20:132:5) | عَلَيْهَاۜ | عليها | ‘aleyhâ | ona (namaz kılmaya) | عَلَىٰ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ailene namazı emret ve kendin de ona devam et. Senden rızık istemiyoruz. Sana da biz rızık veriyoruz. Güzel sonuç, Allah’a karşı gelmekten sakınmanındır. | |||||
| 9361 | Tâhâ 132. Ayet (20:132:7) | نَسْـَٔلُكَ | نسـلك | nes-eluke | biz senden istemiyoruz | س أ ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ailene namazı emret ve kendin de ona devam et. Senden rızık istemiyoruz. Sana da biz rızık veriyoruz. Güzel sonuç, Allah’a karşı gelmekten sakınmanındır. | |||||
| 9362 | Tâhâ 132. Ayet (20:132:10) | نَرْزُقُكَۜ | نرزقك | nerzukuk(e) | seni besliyoruz | ر ز ق |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ailene namazı emret ve kendin de ona devam et. Senden rızık istemiyoruz. Sana da biz rızık veriyoruz. Güzel sonuç, Allah’a karşı gelmekten sakınmanındır. | |||||
| 9363 | Tâhâ 133. Ayet (20:133:8) | تَأْتِهِمْ | تأتهم | te/tihim | onlara gelmedi mi? | أ ت ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İnanmayanlar, “Doğru söylediğine dair bize Rabbinden açık bir delil (bir mucize) getirse ya!” dediler. Önceki kitaplarda olanların apaçık delili (olan Kur’an) onlara gelmedi mi? | |||||
| 9364 | Tâhâ 133. Ayet (20:133:13) | الْاُولٰى | الاولى | l-ûlâ | önceki | أ و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İnanmayanlar, “Doğru söylediğine dair bize Rabbinden açık bir delil (bir mucize) getirse ya!” dediler. Önceki kitaplarda olanların apaçık delili (olan Kur’an) onlara gelmedi mi? | |||||
| 9365 | Tâhâ 134. Ayet (20:134:3) | اَهْلَكْنَاهُمْ | اهلكناهم | ehleknâhum | onları helak etseydik | ه ل ك |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Eğer biz onları o Kur’an’dan önce bir azap ile helâk etseydik mutlaka, “Ey Rabbimiz! Keşke bize bir peygamber gönderseydin de alçalıp rezil olmadan önce âyetlerine uysaydık” derlerdi. | |||||
| 9366 | Tâhâ 134. Ayet (20:134:6) | قَبْلِه۪ | قبله | kablihi | ondan önce | ق ب ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Eğer biz onları o Kur’an’dan önce bir azap ile helâk etseydik mutlaka, “Ey Rabbimiz! Keşke bize bir peygamber gönderseydin de alçalıp rezil olmadan önce âyetlerine uysaydık” derlerdi. | |||||
| 9367 | Tâhâ 134. Ayet (20:134:10) | اَرْسَلْتَ | ارسلت | erselte | gönderseydin | ر س ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Eğer biz onları o Kur’an’dan önce bir azap ile helâk etseydik mutlaka, “Ey Rabbimiz! Keşke bize bir peygamber gönderseydin de alçalıp rezil olmadan önce âyetlerine uysaydık” derlerdi. | |||||
| 9368 | Tâhâ 134. Ayet (20:134:16) | قَبْلِ | قبل | kabli | önce | ق ب ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Eğer biz onları o Kur’an’dan önce bir azap ile helâk etseydik mutlaka, “Ey Rabbimiz! Keşke bize bir peygamber gönderseydin de alçalıp rezil olmadan önce âyetlerine uysaydık” derlerdi. | |||||
| 9369 | Tâhâ 134. Ayet (20:134:18) | نَذِلَّ | نذل | neżille | rezil olmadan | ذ ل ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Eğer biz onları o Kur’an’dan önce bir azap ile helâk etseydik mutlaka, “Ey Rabbimiz! Keşke bize bir peygamber gönderseydin de alçalıp rezil olmadan önce âyetlerine uysaydık” derlerdi. | |||||
| 9370 | Tâhâ 134. Ayet (20:134:19) | وَنَخْزٰى | ونخزى | ve naḣzâ | ve alçak (olmadan) | خ ز ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Eğer biz onları o Kur’an’dan önce bir azap ile helâk etseydik mutlaka, “Ey Rabbimiz! Keşke bize bir peygamber gönderseydin de alçalıp rezil olmadan önce âyetlerine uysaydık” derlerdi. | |||||
| 9371 | Tâhâ 135. Ayet (20:135:3) | مُتَرَبِّصٌ | متربص | muterabbisun | gözetlemektedir | ر ب ص |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ey Muhammed, de ki: “Herkes beklemektedir, siz de bekleyin. Yakında kimin düz yolun sahipleri olduğunu, kimin doğru yolu bulduğunu bileceksiniz!” | |||||
| 9372 | Tâhâ 135. Ayet (20:135:4) | فَتَرَبَّصُواۚ | فتربصوا | fe-terabbesû | gözetleyin | ر ب ص |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ey Muhammed, de ki: “Herkes beklemektedir, siz de bekleyin. Yakında kimin düz yolun sahipleri olduğunu, kimin doğru yolu bulduğunu bileceksiniz!” | |||||
| 9373 | Tâhâ 135. Ayet (20:135:8) | الصِّرَاطِ | الصراط | ssirâti | yolun | ص ر ط |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ey Muhammed, de ki: “Herkes beklemektedir, siz de bekleyin. Yakında kimin düz yolun sahipleri olduğunu, kimin doğru yolu bulduğunu bileceksiniz!” | |||||
| 9374 | Tâhâ 135. Ayet (20:135:11) | اهْتَدٰى | اهتدى | -htedâ | doğru yolda olan | ه د ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ey Muhammed, de ki: “Herkes beklemektedir, siz de bekleyin. Yakında kimin düz yolun sahipleri olduğunu, kimin doğru yolu bulduğunu bileceksiniz!” | |||||
| 9375 | Enbiyâ 1. Ayet (21:1:4) | وَهُمْ | وهم | ve hum | fakat onlar | هُمْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İnsanların hesaba çekilmeleri yaklaştı. Hâlbuki onlar gaflet içinde yüz çevirmekteler. | |||||
| 9376 | Enbiyâ 2. Ayet (21:2:10) | وَهُمْ | وهم | ve hum | onlar | هُمْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 2,3. Rab’lerinden kendilerine yeni bir öğüt (bir uyarı) gelmez ki, onlar mutlaka onu alaya alarak, kalpleri de gaflette olarak dinlemesinler. O zulmedenler gizlice şöyle konuştular: “Bu da ancak sizin gibi bir insan. Şimdi siz göz göre göre sihre mi kapılacaksınız?” | |||||
| 9377 | Enbiyâ 3. Ayet (21:3:4) | النَّجْوٰىۗ | النجوى | -nnecvâ | aralarındaki konuşmayı | ن ج و |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 2,3. Rab’lerinden kendilerine yeni bir öğüt (bir uyarı) gelmez ki, onlar mutlaka onu alaya alarak, kalpleri de gaflette olarak dinlemesinler. O zulmedenler gizlice şöyle konuştular: “Bu da ancak sizin gibi bir insan. Şimdi siz göz göre göre sihre mi kapılacaksınız?” | |||||
| 9378 | Enbiyâ 3. Ayet (21:3:15) | تُبْصِرُونَ | تبصرون | tubsirûn(e) | görüyorken | ب ص ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 2,3. Rab’lerinden kendilerine yeni bir öğüt (bir uyarı) gelmez ki, onlar mutlaka onu alaya alarak, kalpleri de gaflette olarak dinlemesinler. O zulmedenler gizlice şöyle konuştular: “Bu da ancak sizin gibi bir insan. Şimdi siz göz göre göre sihre mi kapılacaksınız?” | |||||
| 9379 | Enbiyâ 4. Ayet (21:4:4) | الْقَوْلَ | القول | l-kavle | konuşulanı | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Peygamber, onlara dedi ki: “Rabbim yerdeki ve gökteki her sözü bilir. O, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.” | |||||
| 9380 | Enbiyâ 4. Ayet (21:4:6) | السَّمَٓاءِ | السماء | ssemâ-i | gökte | س م و |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Peygamber, onlara dedi ki: “Rabbim yerdeki ve gökteki her sözü bilir. O, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.” | |||||
| 9381 | Enbiyâ 4. Ayet (21:4:8) | وَهُوَ | وهو | ve huve | ve O | هُوَ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Peygamber, onlara dedi ki: “Rabbim yerdeki ve gökteki her sözü bilir. O, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.” | |||||
| 9382 | Enbiyâ 5. Ayet (21:5:6) | افْتَرٰيهُ | افتريه | -fterâhu | onu uydurmuş | ف ر ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlar, “Hayır, bunlar karma karışık yalancı düşlerdir. Hayır, onu kendisi uydurdu; hayır, o bir şairdir. Eğer böyle değilse, önceki peygamberlerin (mucizelerle) gönderildikleri gibi o da bize bir mucize getirsin” dediler. | |||||
| 9383 | Enbiyâ 5. Ayet (21:5:8) | هُوَ | هو | huve | o | هُوَ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlar, “Hayır, bunlar karma karışık yalancı düşlerdir. Hayır, onu kendisi uydurdu; hayır, o bir şairdir. Eğer böyle değilse, önceki peygamberlerin (mucizelerle) gönderildikleri gibi o da bize bir mucize getirsin” dediler. | |||||
| 9384 | Enbiyâ 5. Ayet (21:5:13) | اُرْسِلَ | ارسل | ursile | gönderildikleri | ر س ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlar, “Hayır, bunlar karma karışık yalancı düşlerdir. Hayır, onu kendisi uydurdu; hayır, o bir şairdir. Eğer böyle değilse, önceki peygamberlerin (mucizelerle) gönderildikleri gibi o da bize bir mucize getirsin” dediler. | |||||
| 9385 | Enbiyâ 5. Ayet (21:5:14) | الْاَوَّلُونَ | الاولون | l-evvelûn(e) | öncekilerin | أ و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlar, “Hayır, bunlar karma karışık yalancı düşlerdir. Hayır, onu kendisi uydurdu; hayır, o bir şairdir. Eğer böyle değilse, önceki peygamberlerin (mucizelerle) gönderildikleri gibi o da bize bir mucize getirsin” dediler. | |||||
| 9386 | Enbiyâ 6. Ayet (21:6:3) | قَبْلَهُمْ | قبلهم | kablehum | bunlardan önce | ق ب ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlardan önce helâk ettiğimiz hiçbir memleket halkı iman etmedi de şimdi bunlar mı iman edecekler? | |||||
| 9387 | Enbiyâ 7. Ayet (21:7:2) | اَرْسَلْنَا | ارسلنا | erselnâ | biz göndermedik | ر س ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Senden önce de ancak kendilerine vahyettiğimiz birtakım erkekleri peygamber gönderdik. Eğer bilmiyorsanız ilim sahiplerine sorun. | |||||
| 9388 | Enbiyâ 7. Ayet (21:7:3) | قَبْلَكَ | قبلك | kableke | senden önce | ق ب ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Senden önce de ancak kendilerine vahyettiğimiz birtakım erkekleri peygamber gönderdik. Eğer bilmiyorsanız ilim sahiplerine sorun. | |||||
| 9389 | Enbiyâ 7. Ayet (21:7:8) | فَسْـَٔلُٓوا | فسـلوا | fes-elû | sorun | س أ ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Senden önce de ancak kendilerine vahyettiğimiz birtakım erkekleri peygamber gönderdik. Eğer bilmiyorsanız ilim sahiplerine sorun. | |||||
| 9390 | Enbiyâ 7. Ayet (21:7:14) | تَعْلَمُونَ | تعلمون | ta’lemûn(e) | bilmiyor | ع ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Senden önce de ancak kendilerine vahyettiğimiz birtakım erkekleri peygamber gönderdik. Eğer bilmiyorsanız ilim sahiplerine sorun. | |||||
| 9391 | Enbiyâ 8. Ayet (21:8:2) | جَعَلْنَاهُمْ | جعلناهم | ce’alnâhum | biz onları yapmadık | ج ع ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Biz, onları yemek yemez bir beden yapısında yaratmadık. Onlar ölümsüz de değillerdi. | |||||
| 9392 | Enbiyâ 8. Ayet (21:8:9) | خَالِد۪ينَ | خالدين | ḣâlidîn(e) | ölümsüz | خ ل د |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Biz, onları yemek yemez bir beden yapısında yaratmadık. Onlar ölümsüz de değillerdi. | |||||
| 9393 | Enbiyâ 9. Ayet (21:9:1) | ثُمَّ | ثم | śumme | sonra | ثُمَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Sonra onlara verdiğimiz sözü yerine getirdik. Kendilerini ve dilediğimiz kimseleri kurtardık. Haddi aşanları ise helâk ettik. | |||||
| 9394 | Enbiyâ 9. Ayet (21:9:3) | الْوَعْدَ | الوعد | l-va’de | verdiğimiz sözü | و ع د |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Sonra onlara verdiğimiz sözü yerine getirdik. Kendilerini ve dilediğimiz kimseleri kurtardık. Haddi aşanları ise helâk ettik. | |||||
| 9395 | Enbiyâ 9. Ayet (21:9:4) | فَاَنْجَيْنَاهُمْ | فانجيناهم | fe-enceynâhum | onları kurtardık | ن ج و |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Sonra onlara verdiğimiz sözü yerine getirdik. Kendilerini ve dilediğimiz kimseleri kurtardık. Haddi aşanları ise helâk ettik. | |||||
| 9396 | Enbiyâ 10. Ayet (21:10:1) | لَقَدْ | لقد | lekad | andolsun | قَدْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Andolsun, size öyle bir kitap indirdik ki sizin bütün şeref ve şanınız ondadır. Hâlâ aklınızı kullanmayacak mısınız? | |||||
| 9397 | Enbiyâ 10. Ayet (21:10:8) | تَعْقِلُونَ۟ | تعقلون | ta’kilûn(e) | aklınızı kullanmıyor musunuz? | ع ق ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Andolsun, size öyle bir kitap indirdik ki sizin bütün şeref ve şanınız ondadır. Hâlâ aklınızı kullanmayacak mısınız? | |||||
| 9398 | Enbiyâ 11. Ayet (21:11:5) | كَانَتْ | كانت | kânet | olan | ك و ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Biz zulmetmekte olan nice memleketleri kırıp geçirdik ve onlardan sonra başka başka toplumlar meydana getirdik. | |||||
| 9399 | Enbiyâ 11. Ayet (21:11:8) | بَعْدَهَا | بعدها | ba’dehâ | onlardan sonra | ب ع د |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Biz zulmetmekte olan nice memleketleri kırıp geçirdik ve onlardan sonra başka başka toplumlar meydana getirdik. | |||||