| Sırası | Geçtiği Yer | Arapça | Harekesiz | Okunuşu | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|---|---|---|
| 9500 | Enbiyâ 42. Ayet (21:42:9) | هُمْ | هم | hum | onlar | هُم |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Ey Muhammed!) De ki: “(Size azab edecek olsa) gece ve gündüz Rahmân’ın azabından sizi kim koruyacak?” Öyle iken onlar Rablerinin zikrinden yüz çevirmekteler. | |||||
| 9501 | Enbiyâ 42. Ayet (21:42:13) | مُعْرِضُونَ | معرضون | mu’ridûn(e) | yüz çeviriyorlar | ع ر ض |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Ey Muhammed!) De ki: “(Size azab edecek olsa) gece ve gündüz Rahmân’ın azabından sizi kim koruyacak?” Öyle iken onlar Rablerinin zikrinden yüz çevirmekteler. | |||||
| 9502 | Enbiyâ 43. Ayet (21:43:1) | اَمْ | ام | em | yoksa | أَم |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Yoksa bizim dışımızda onları koruyacak ilâhları mı var? O ilâh edindikleri nesneler kendilerine bile yardım edemezler. Zaten onlar bizden de yardım görmezler. | |||||
| 9503 | Enbiyâ 43. Ayet (21:43:4) | تَمْنَعُهُمْ | تمنعهم | temne’uhum | onları koruyacak | م ن ع |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Yoksa bizim dışımızda onları koruyacak ilâhları mı var? O ilâh edindikleri nesneler kendilerine bile yardım edemezler. Zaten onlar bizden de yardım görmezler. | |||||
| 9504 | Enbiyâ 43. Ayet (21:43:8) | يَسْتَط۪يعُونَ | يستطيعون | yestatî’ûne | onların gücü yetmez | ط و ع |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Yoksa bizim dışımızda onları koruyacak ilâhları mı var? O ilâh edindikleri nesneler kendilerine bile yardım edemezler. Zaten onlar bizden de yardım görmezler. | |||||
| 9505 | Enbiyâ 43. Ayet (21:43:12) | هُمْ | هم | hum | onlara | هُم |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Yoksa bizim dışımızda onları koruyacak ilâhları mı var? O ilâh edindikleri nesneler kendilerine bile yardım edemezler. Zaten onlar bizden de yardım görmezler. | |||||
| 9506 | Enbiyâ 44. Ayet (21:44:3) | هٰٓؤُ۬لَٓاءِ | هؤلاء | hâulâ-i | onları | هَٰذَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Evet, biz onları da atalarını da, faydalandırdık. Öyle ki uzun süre yaşadılar. Ama, artık görmüyorlar mı ki, biz yeryüzünü çevresinden eksiltiyoruz? O hâlde, onlar mı galip gelecekler? | |||||
| 9507 | Enbiyâ 44. Ayet (21:44:8) | الْعُمُرُۜ | العمر | l-’umur(u) | ömür | ع م ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Evet, biz onları da atalarını da, faydalandırdık. Öyle ki uzun süre yaşadılar. Ama, artık görmüyorlar mı ki, biz yeryüzünü çevresinden eksiltiyoruz? O hâlde, onlar mı galip gelecekler? | |||||
| 9508 | Enbiyâ 44. Ayet (21:44:10) | يَرَوْنَ | يرون | yeravne | görmüyorlar mı? | ر أ ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Evet, biz onları da atalarını da, faydalandırdık. Öyle ki uzun süre yaşadılar. Ama, artık görmüyorlar mı ki, biz yeryüzünü çevresinden eksiltiyoruz? O hâlde, onlar mı galip gelecekler? | |||||
| 9509 | Enbiyâ 44. Ayet (21:44:13) | الْاَرْضَ | الارض | l-arda | yerlerini (topraklarını) | أ ر ض |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Evet, biz onları da atalarını da, faydalandırdık. Öyle ki uzun süre yaşadılar. Ama, artık görmüyorlar mı ki, biz yeryüzünü çevresinden eksiltiyoruz? O hâlde, onlar mı galip gelecekler? | |||||
| 9510 | Enbiyâ 44. Ayet (21:44:17) | اَفَهُمُ | افهم | efehumu | onlar mı? | اَفَهُم |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Evet, biz onları da atalarını da, faydalandırdık. Öyle ki uzun süre yaşadılar. Ama, artık görmüyorlar mı ki, biz yeryüzünü çevresinden eksiltiyoruz? O hâlde, onlar mı galip gelecekler? | |||||
| 9511 | Enbiyâ 45. Ayet (21:45:3) | اُنْذِرُكُمْ | انذركم | unżirukum | sizi uyarıyorum | ن ذ ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | De ki: “Ben sizi ancak vahy ile uyarıyorum.” Ama sağırlar uyarıldıkları vakit çağrıyı işitmezler. | |||||
| 9512 | Enbiyâ 46. Ayet (21:46:2) | مَسَّتْهُمْ | مستهم | messethum | onlara dokunsa | م س س |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Andolsun, onlara Rabbinin azabından hafif bir esinti dokunsa, muhakkak “Eyvah bize! Gerçekten biz zalim kimselerdik” diyeceklerdir. | |||||
| 9513 | Enbiyâ 46. Ayet (21:46:11) | كُنَّا | كنا | kunnâ | olmuşuz | ك و ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Andolsun, onlara Rabbinin azabından hafif bir esinti dokunsa, muhakkak “Eyvah bize! Gerçekten biz zalim kimselerdik” diyeceklerdir. | |||||
| 9514 | Enbiyâ 47. Ayet (21:47:11) | كَانَ | كان | kâne | olsa | ك و ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kıyamet günü için adalet terazileri kuracağız. Öyle ki hiçbir kimseye zerre kadar zulmedilmeyecek. (Yapılan iş) bir hardal tanesi ağırlığınca da olsa, onu getirip ortaya koyacağız. Hesap görücü olarak biz yeteriz. | |||||
| 9515 | Enbiyâ 47. Ayet (21:47:17) | بِهَاۜ | بها | bihâ | onu | بِهَٓا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kıyamet günü için adalet terazileri kuracağız. Öyle ki hiçbir kimseye zerre kadar zulmedilmeyecek. (Yapılan iş) bir hardal tanesi ağırlığınca da olsa, onu getirip ortaya koyacağız. Hesap görücü olarak biz yeteriz. | |||||
| 9516 | Enbiyâ 47. Ayet (21:47:19) | بِنَا | بنا | binâ | olarak | بِنَٓا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kıyamet günü için adalet terazileri kuracağız. Öyle ki hiçbir kimseye zerre kadar zulmedilmeyecek. (Yapılan iş) bir hardal tanesi ağırlığınca da olsa, onu getirip ortaya koyacağız. Hesap görücü olarak biz yeteriz. | |||||
| 9517 | Enbiyâ 47. Ayet (21:47:20) | حَاسِب۪ينَ | حاسبين | hâsibîn(e) | hesab gören | ح س ب |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kıyamet günü için adalet terazileri kuracağız. Öyle ki hiçbir kimseye zerre kadar zulmedilmeyecek. (Yapılan iş) bir hardal tanesi ağırlığınca da olsa, onu getirip ortaya koyacağız. Hesap görücü olarak biz yeteriz. | |||||
| 9518 | Enbiyâ 48. Ayet (21:48:1) | وَلَقَدْ | ولقد | ve lekad | ve andolsun | قَدْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Andolsun, biz Mûsâ ile Hârûn’a, Allah’a karşı gelmekten sakınanlar için o Furkân’ı[364] (Tevrat’ı) bir ışık ve öğüt olarak verdik. | |||||
| 9519 | Enbiyâ 48. Ayet (21:48:7) | وَذِكْرًا | وذكرا | ve żikran | ve bir öğüt | ذ ك ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Andolsun, biz Mûsâ ile Hârûn’a, Allah’a karşı gelmekten sakınanlar için o Furkân’ı[364] (Tevrat’ı) bir ışık ve öğüt olarak verdik. | |||||
| 9520 | Enbiyâ 49. Ayet (21:49:1) | اَلَّذ۪ينَ | الذين | elleżîne | onlar | ٱلَّذِى |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlar, görmedikleri hâlde Rablerinden içten içe korkarlar. Onlar kıyamet gününden de korkarlar. | |||||
| 9521 | Enbiyâ 49. Ayet (21:49:2) | يَخْشَوْنَ | يخشون | yaḣşevne | korkarlar | خ ش ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlar, görmedikleri hâlde Rablerinden içten içe korkarlar. Onlar kıyamet gününden de korkarlar. | |||||
| 9522 | Enbiyâ 49. Ayet (21:49:4) | بِالْغَيْبِ | بالغيب | bil-ġaybi | görmeden | غ ي ب |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlar, görmedikleri hâlde Rablerinden içten içe korkarlar. Onlar kıyamet gününden de korkarlar. | |||||
| 9523 | Enbiyâ 49. Ayet (21:49:5) | وَهُمْ | وهم | ve hum | ve onlar | هُمْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlar, görmedikleri hâlde Rablerinden içten içe korkarlar. Onlar kıyamet gününden de korkarlar. | |||||
| 9524 | Enbiyâ 50. Ayet (21:50:2) | ذِكْرٌ | ذكر | żikrun | bir öğüttür | ذ ك ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İşte bu (Kur’an) da bizim indirdiğimiz mübarek bir öğüttür. Şimdi siz bunu mu inkâr ediyorsunuz? | |||||
| 9525 | Enbiyâ 50. Ayet (21:50:4) | اَنْزَلْنَاهُۜ | انزلناه | enzelnâh(u) | ona indirdiğimiz | ن ز ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İşte bu (Kur’an) da bizim indirdiğimiz mübarek bir öğüttür. Şimdi siz bunu mu inkâr ediyorsunuz? | |||||
| 9526 | Enbiyâ 50. Ayet (21:50:5) | اَفَاَنْتُمْ | افانتم | efe-entum | şimdi siz ediyor musunuz? | اَنْتُمْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İşte bu (Kur’an) da bizim indirdiğimiz mübarek bir öğüttür. Şimdi siz bunu mu inkâr ediyorsunuz? | |||||
| 9527 | Enbiyâ 50. Ayet (21:50:6) | لَهُ | له | lehu | onu | لَهُ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İşte bu (Kur’an) da bizim indirdiğimiz mübarek bir öğüttür. Şimdi siz bunu mu inkâr ediyorsunuz? | |||||
| 9528 | Enbiyâ 51. Ayet (21:51:1) | وَلَقَدْ | ولقد | ve lekad | ve andolsun | قَدْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Andolsun, daha önce de İbrahim’e doğruyu yanlıştan ayırma yeteneğini verdik. Biz zaten onu biliyorduk. | |||||
| 9529 | Enbiyâ 51. Ayet (21:51:4) | رُشْدَهُ | رشده | ruşdehu | doğru yolu bulma yeteneğini | ر ش د |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Andolsun, daha önce de İbrahim’e doğruyu yanlıştan ayırma yeteneğini verdik. Biz zaten onu biliyorduk. | |||||
| 9530 | Enbiyâ 51. Ayet (21:51:6) | قَبْلُ | قبل | kablu | daha önceden | ق ب ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Andolsun, daha önce de İbrahim’e doğruyu yanlıştan ayırma yeteneğini verdik. Biz zaten onu biliyorduk. | |||||
| 9531 | Enbiyâ 51. Ayet (21:51:8) | بِه۪ | به | bihi | onu | بِه۪ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Andolsun, daha önce de İbrahim’e doğruyu yanlıştan ayırma yeteneğini verdik. Biz zaten onu biliyorduk. | |||||
| 9532 | Enbiyâ 51. Ayet (21:51:9) | عَالِم۪ينَۚ | عالمين | ‘âlimîn(e) | biliyor | ع ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Andolsun, daha önce de İbrahim’e doğruyu yanlıştan ayırma yeteneğini verdik. Biz zaten onu biliyorduk. | |||||
| 9533 | Enbiyâ 53. Ayet (21:53:4) | لَهَا | لها | lehâ | onlara | لَهَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | "Babalarımızı bunlara ibadet ediyor bulduk” dediler. | |||||
| 9534 | Enbiyâ 53. Ayet (21:53:5) | عَابِد۪ينَ | عابدين | ‘âbidîn(e) | tapıyorlar | ع ب د |
| Diyanet İşleri (Yeni) | "Babalarımızı bunlara ibadet ediyor bulduk” dediler. | |||||
| 9535 | Enbiyâ 54. Ayet (21:54:2) | لَقَدْ | لقد | lekad | doğrusu | قَدْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İbrahim, “Andolsun, siz de, atalarınız da apaçık bir sapıklık içindesiniz” dedi. | |||||
| 9536 | Enbiyâ 55. Ayet (21:55:4) | اَمْ | ام | em | yoksa | أَم |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Bize gerçeği mi getirdin, yoksa sen bizimle eğleniyor musun?” dediler. | |||||
| 9537 | Enbiyâ 55. Ayet (21:55:7) | اللَّاعِب۪ينَ | اللاعبين | l-lâ’ibîn(e) | şaka mı yapıyorsun? | ل ع ب |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Bize gerçeği mi getirdin, yoksa sen bizimle eğleniyor musun?” dediler. | |||||
| 9538 | Enbiyâ 56. Ayet (21:56:5) | السَّمٰوَاتِ | السموات | ssemâvâti | göklerin | س م و |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İbrahim, dedi ki: “Hayır! Rabbiniz, göklerin ve yerin Rabbidir. O, bunları yaratandır ve ben de buna şahitlik edenlerdenim.” | |||||
| 9539 | Enbiyâ 56. Ayet (21:56:7) | الَّذ۪ي | الذي | lleżî | o ki | ٱلَّذِى |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İbrahim, dedi ki: “Hayır! Rabbiniz, göklerin ve yerin Rabbidir. O, bunları yaratandır ve ben de buna şahitlik edenlerdenim.” | |||||
| 9540 | Enbiyâ 56. Ayet (21:56:8) | فَطَرَهُنَّۘ | فطرهن | fetarahunne | onları yaratmıştır | ف ط ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İbrahim, dedi ki: “Hayır! Rabbiniz, göklerin ve yerin Rabbidir. O, bunları yaratandır ve ben de buna şahitlik edenlerdenim.” | |||||
| 9541 | Enbiyâ 57. Ayet (21:57:1) | وَتَاللّٰهِ | وتالله | ve ta(A)llâhi | Allah'a and olsun ki | اللَّهُ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah’a yemin ederim ki, siz arkanızı dönüp gittikten sonra ben putlarınıza muhakkak bir tuzak kuracağım. | |||||
| 9542 | Enbiyâ 57. Ayet (21:57:4) | بَعْدَ | بعد | ba’de | sonra | ب ع د |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah’a yemin ederim ki, siz arkanızı dönüp gittikten sonra ben putlarınıza muhakkak bir tuzak kuracağım. | |||||
| 9543 | Enbiyâ 57. Ayet (21:57:7) | مُدْبِر۪ينَ | مدبرين | mudbirîn(e) | arkanızı dönüp | د ب ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah’a yemin ederim ki, siz arkanızı dönüp gittikten sonra ben putlarınıza muhakkak bir tuzak kuracağım. | |||||
| 9544 | Enbiyâ 58. Ayet (21:58:1) | فَجَعَلَهُمْ | فجعلهم | fece’alehum | nihayet onları etti | ج ع ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Derken (İbrahim) belki kendisine başvururlar diye içlerinden bir büyüğü bırakarak onları (putları) paramparça etti.[365] | |||||
| 9545 | Enbiyâ 58. Ayet (21:58:5) | لَهُمْ | لهم | lehum | onların | لَهُم |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Derken (İbrahim) belki kendisine başvururlar diye içlerinden bir büyüğü bırakarak onları (putları) paramparça etti.[365] | |||||
| 9546 | Enbiyâ 58. Ayet (21:58:7) | اِلَيْهِ | اليه | ileyhi | ona | إِلَىٰ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Derken (İbrahim) belki kendisine başvururlar diye içlerinden bir büyüğü bırakarak onları (putları) paramparça etti.[365] | |||||
| 9547 | Enbiyâ 59. Ayet (21:59:6) | اِنَّهُ | انه | innehu | muhakkak o | إِنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlar, “Kim yaptı bunu tanrılarımıza! Muhakkak o zalimlerden biridir” dediler. | |||||
| 9548 | Enbiyâ 60. Ayet (21:60:4) | يَذْكُرُهُمْ | يذكرهم | yeżkuruhum | onları diline dolayan | ذ ك ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (İçlerinden bazıları), “İbrahim denilen bir gencin onları diline doladığını duyduk” dediler. | |||||
| 9549 | Enbiyâ 60. Ayet (21:60:5) | يُقَالُ | يقال | yukâlu | deniliyormuş | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (İçlerinden bazıları), “İbrahim denilen bir gencin onları diline doladığını duyduk” dediler. | |||||