"o" Analizi

Türkçe Meali ve benzeşen aramasında 18311 sonuç bulundu.
10950 - 11000 arasındaki sonuçlar gösteriliyor
Sırası Geçtiği Yer Arapça Harekesiz Okunuşu Anlamı Kökü
10950 Şu'arâ 160. Ayet (26:160:4) الْمُرْسَل۪ينَۚ المرسلين l-murselîn(e) gönderilen elçileri ر س ل
Diyanet İşleri (Yeni) Lût’un kavmi de peygamberleri yalanladı.
10951 Şu'arâ 161. Ayet (26:161:3) لَهُمْ لهم lehum onlara لَهُم
Diyanet İşleri (Yeni) Hani kardeşleri Lût, onlara şöyle demişti: “Allah’a karşı gelmekten sakınmaz mısınız?”
10952 Şu'arâ 161. Ayet (26:161:7) تَتَّقُونَۚ تتقون tettekûn(e) korunmaz mısınız? و ق ي
Diyanet İşleri (Yeni) Hani kardeşleri Lût, onlara şöyle demişti: “Allah’a karşı gelmekten sakınmaz mısınız?”
10953 Şu'arâ 163. Ayet (26:163:1) فَاتَّقُوا فاتقوا fettekû korkun و ق ي
Diyanet İşleri (Yeni) “Artık Allah’a karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin.”
10954 Şu'arâ 164. Ayet (26:164:2) اَسْـَٔلُكُمْ اسـلكم es-elukum ben sizden istemiyorum س أ ل
Diyanet İşleri (Yeni) “Buna karşılık sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim ücretim ancak âlemlerin Rabbi olan Allah’a aittir.”
10955 Şu'arâ 165. Ayet (26:165:1) اَتَأْتُونَ اتأتون ete/tûne -mi gidiyorsunuz? أ ت ي
Diyanet İşleri (Yeni) 165,166. “Rabbinizin, sizin için yarattığı eşlerinizi bırakıyor da insanlar arasından erkeklere mi yanaşıyorsunuz? Siz gerçekten haddi aşan bir topluluksunuz.”
10956 Şu'arâ 166. Ayet (26:166:1) وَتَذَرُونَ وتذرون ve teżerûne ve bırakıyor (musunuz?) و ذ ر
Diyanet İşleri (Yeni) 165,166. “Rabbinizin, sizin için yarattığı eşlerinizi bırakıyor da insanlar arasından erkeklere mi yanaşıyorsunuz? Siz gerçekten haddi aşan bir topluluksunuz.”
10957 Şu'arâ 167. Ayet (26:167:2) لَئِنْ لئن le-in andolsun eğer إِنْ
Diyanet İşleri (Yeni) Dediler ki: “Ey Lût! (İşimize karışmaktan) vazgeçmezsen mutlaka (şehirden) çıkarılanlardan olacaksın!”
10958 Şu'arâ 167. Ayet (26:167:7) لَتَكُونَنَّ لتكونن letekûnenne mutlaka olacaksın ك و ن
Diyanet İşleri (Yeni) Dediler ki: “Ey Lût! (İşimize karışmaktan) vazgeçmezsen mutlaka (şehirden) çıkarılanlardan olacaksın!”
10959 Şu'arâ 170. Ayet (26:170:1) فَنَجَّيْنَاهُ فنجيناه fe-necceynâhu biz de onu kurtardık ن ج و
Diyanet İşleri (Yeni) 170,171. Bunun üzerine biz de onu ve geri kalanlar arasındaki yaşlı bir kadın hariç bütün ailesini kurtardık.
10960 Şu'arâ 171. Ayet (26:171:2) عَجُوزًا عجوزا ‘acûzen bir koca karı ع ج ز
Diyanet İşleri (Yeni) 170,171. Bunun üzerine biz de onu ve geri kalanlar arasındaki yaşlı bir kadın hariç bütün ailesini kurtardık.
10961 Şu'arâ 172. Ayet (26:172:1) ثُمَّ ثم śumme sonra  ثُمَّ
Diyanet İşleri (Yeni) Sonra diğerlerini helâk ettik.
10962 Şu'arâ 172. Ayet (26:172:3) الْاٰخَر۪ينَۚ الاخرين âḣarîn(e) ötekilerini أ خ ر
Diyanet İşleri (Yeni) Sonra diğerlerini helâk ettik.
10963 Şu'arâ 173. Ayet (26:173:4) فَسَٓاءَ فساء fesâe çok kötü oldu س و أ
Diyanet İşleri (Yeni) Onların üzerine bir yağmur (gibi taş) yağdırdık. (Başlarına gelecekler konusunda) uyarılanların yağmuru ne kadar da kötü idi![400]
10964 Şu'arâ 174. Ayet (26:174:7) اَكْثَرُهُمْ اكثرهم ekśeruhum çokları ك ث ر
Diyanet İşleri (Yeni) Şüphesiz bunda büyük bir ibret vardır. Onların çoğu ise iman etmiş değillerdir.
10965 Şu'arâ 175. Ayet (26:175:3) لَهُوَ لهو le-huve işte O'dur لَهُوَ
Diyanet İşleri (Yeni) Şüphesiz senin Rabbin, mutlak güç sahibi ve çok merhametli olandır.
10966 Şu'arâ 175. Ayet (26:175:4) الْعَز۪يزُ العزيز l-’azîzu üstün olan ع ز ز
Diyanet İşleri (Yeni) Şüphesiz senin Rabbin, mutlak güç sahibi ve çok merhametli olandır.
10967 Şu'arâ 176. Ayet (26:176:4) الْمُرْسَل۪ينَۚ المرسلين l-murselîn(e) gönderilen elçileri ر س ل
Diyanet İşleri (Yeni) Eyke halkı da peygamberleri yalanladı.
10968 Şu'arâ 177. Ayet (26:177:3) لَهُمْ لهم lehum onlara لَهُم
Diyanet İşleri (Yeni) Hani Şu’ayb, onlara şöyle demişti: “Allah’a karşı gelmekten sakınmaz mısınız?”
10969 Şu'arâ 177. Ayet (26:177:6) تَتَّقُونَۚ تتقون tettekûn(e) korunmaz mısınız? و ق ي
Diyanet İşleri (Yeni) Hani Şu’ayb, onlara şöyle demişti: “Allah’a karşı gelmekten sakınmaz mısınız?”
10970 Şu'arâ 179. Ayet (26:179:1) فَاتَّقُوا فاتقوا fettekû korkun و ق ي
Diyanet İşleri (Yeni) Artık, Allah’a karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin.
10971 Şu'arâ 180. Ayet (26:180:2) اَسْـَٔلُكُمْ اسـلكم es-elukum ben sizden istemiyorum س أ ل
Diyanet İşleri (Yeni) “Buna karşılık sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim ücretim ancak âlemlerin Rabbi olan Allah’a aittir.”
10972 Şu'arâ 181. Ayet (26:181:2) الْكَيْلَ الكيل l-keyle ölçüyü ك ي ل
Diyanet İşleri (Yeni) “Ölçüyü tam yapın. Eksik verenlerden olmayın.”
10973 Şu'arâ 181. Ayet (26:181:4) تَكُونُوا تكونوا tekûnû olmayın ك و ن
Diyanet İşleri (Yeni) “Ölçüyü tam yapın. Eksik verenlerden olmayın.”
10974 Şu'arâ 182. Ayet (26:182:3) الْمُسْتَق۪يمِۚ المستقيم l-mustekîm(i) dosdoğru ق و م
Diyanet İşleri (Yeni) “Doğru terazi ile tartın.”
10975 Şu'arâ 183. Ayet (26:183:9) مُفْسِد۪ينَۚ مفسدين mufsidîn(e) bozgunculuk yaparak ف س د
Diyanet İşleri (Yeni) “İnsanların mallarını ve haklarını eksiltmeyin. Yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın.”
10976 Şu'arâ 184. Ayet (26:184:1) وَاتَّقُوا واتقوا vettekû ve korkun و ق ي
Diyanet İşleri (Yeni) “Sizi ve önceki nesilleri yaratana karşı gelmekten sakının.”
10977 Şu'arâ 184. Ayet (26:184:5) الْاَوَّل۪ينَۜ الاولين l-evvelîn(e) önceki أ و ل
Diyanet İşleri (Yeni) “Sizi ve önceki nesilleri yaratana karşı gelmekten sakının.”
10978 Şu'arâ 186. Ayet (26:186:7) نَظُنُّكَ نظنك nezunnuke biz seni sanıyoruz ظ ن ن
Diyanet İşleri (Yeni) “Sen sadece bizim gibi bir insansın. Biz senin yalancılardan olduğunu sanıyoruz.”
10979 Şu'arâ 187. Ayet (26:187:1) فَاَسْقِطْ فاسقط fe-eskit o halde düşür س ق ط
Diyanet İşleri (Yeni) “Eğer doğru söyleyenlerden isen, haydi gökten üzerimize bir parça düşür.”
10980 Şu'arâ 187. Ayet (26:187:5) السَّمَٓاءِ السماء ssemâ-i gök- س م و
Diyanet İşleri (Yeni) “Eğer doğru söyleyenlerden isen, haydi gökten üzerimize bir parça düşür.”
10981 Şu'arâ 187. Ayet (26:187:9) الصَّادِق۪ينَۜ الصادقين ssâdikîn(e) doğrular- ص د ق
Diyanet İşleri (Yeni) “Eğer doğru söyleyenlerden isen, haydi gökten üzerimize bir parça düşür.”
10982 Şu'arâ 189. Ayet (26:189:1) فَكَذَّبُوهُ فكذبوه fe-keżżebûhu fakat onu yalanladılar ك ذ ب
Diyanet İşleri (Yeni) Onlar Şu’ayb’ı yalanladılar. Derken gölge gününün azabı onları yakaladı. Şüphesiz o, büyük bir günün azabı idi.[401]
10983 Şu'arâ 189. Ayet (26:189:2) فَاَخَذَهُمْ فاخذهم fe-eḣażehum nihayet onları yakaladı أ خ ذ
Diyanet İşleri (Yeni) Onlar Şu’ayb’ı yalanladılar. Derken gölge gününün azabı onları yakaladı. Şüphesiz o, büyük bir günün azabı idi.[401]
10984 Şu'arâ 189. Ayet (26:189:5) الظُّلَّةِۜ الظلة zzulle(ti) gölge ظ ل ل
Diyanet İşleri (Yeni) Onlar Şu’ayb’ı yalanladılar. Derken gölge gününün azabı onları yakaladı. Şüphesiz o, büyük bir günün azabı idi.[401]
10985 Şu'arâ 189. Ayet (26:189:6) اِنَّهُ انه innehu gerçekten o إِنَّ
Diyanet İşleri (Yeni) Onlar Şu’ayb’ı yalanladılar. Derken gölge gününün azabı onları yakaladı. Şüphesiz o, büyük bir günün azabı idi.[401]
10986 Şu'arâ 190. Ayet (26:190:7) اَكْثَرُهُمْ اكثرهم ekśeruhum çokları ك ث ر
Diyanet İşleri (Yeni) Şüphesiz bunda bir ibret vardır. Onların çoğu ise iman etmiş değillerdir.
10987 Şu'arâ 191. Ayet (26:191:3) لَهُوَ لهو le-huve işte O'dur لَهُوَ
Diyanet İşleri (Yeni) Şüphesiz senin Rabbin, mutlak güç sahibi ve çok merhametli olandır.
10988 Şu'arâ 191. Ayet (26:191:4) الْعَز۪يزُ العزيز l-’azîzu üstün olan ع ز ز
Diyanet İşleri (Yeni) Şüphesiz senin Rabbin, mutlak güç sahibi ve çok merhametli olandır.
10989 Şu'arâ 192. Ayet (26:192:1) وَاِنَّهُ وانه innehu muhakkak ki o (Kur'an) إِنَّ
Diyanet İşleri (Yeni) Şüphesiz bu Kur’an, âlemlerin Rabbi’nin indirmesidir.
10990 Şu'arâ 193. Ayet (26:193:2) بِهِ به bihi onu بِهِ
Diyanet İşleri (Yeni) 193,194,195. Uyarıcılardan olasın diye onu güvenilir Ruh (Cebrail) senin kalbine apaçık Arapça bir dil ile indirmiştir.
10991 Şu'arâ 194. Ayet (26:194:3) لِتَكُونَ لتكون li-tekûne olman için ك و ن
Diyanet İşleri (Yeni) 193,194,195. Uyarıcılardan olasın diye onu güvenilir Ruh (Cebrail) senin kalbine apaçık Arapça bir dil ile indirmiştir.
10992 Şu'arâ 196. Ayet (26:196:1) وَاِنَّهُ وانه ve innehu şüphesiz o إِنَّ
Diyanet İşleri (Yeni) Şüphesiz bu (Kur’an’ın indirileceği) öncekilerin kitaplarında da vardı.
10993 Şu'arâ 197. Ayet (26:197:3) لَهُمْ لهم lehum onlar için لَهُم
Diyanet İşleri (Yeni) İsrailoğulları bilginlerinin onu bilmesi, onlar (Mekke müşrikleri) için bir delil değil midir?
10994 Şu'arâ 197. Ayet (26:197:6) يَعْلَمَهُ يعلمه ya’lemehu onu bilmesi ع ل م
Diyanet İşleri (Yeni) İsrailoğulları bilginlerinin onu bilmesi, onlar (Mekke müşrikleri) için bir delil değil midir?
10995 Şu'arâ 197. Ayet (26:197:8) بَن۪ٓي بني benî oğulları ب ن ي
Diyanet İşleri (Yeni) İsrailoğulları bilginlerinin onu bilmesi, onlar (Mekke müşrikleri) için bir delil değil midir?
10996 Şu'arâ 198. Ayet (26:198:2) نَزَّلْنَاهُ نزلناه nezzelnâhu biz onu indirseydik ن ز ل
Diyanet İşleri (Yeni) 198,199. Biz onu Arapça bilmeyenlerden birine indirseydik ve o da bunu kendilerine okusaydı, yine buna inanmazlardı.
10997 Şu'arâ 199. Ayet (26:199:1) فَقَرَاَهُ فقراه fe-karaehu onu okusaydı ق ر أ
Diyanet İşleri (Yeni) 198,199. Biz onu Arapça bilmeyenlerden birine indirseydik ve o da bunu kendilerine okusaydı, yine buna inanmazlardı.
10998 Şu'arâ 199. Ayet (26:199:2) عَلَيْهِمْ عليهم ‘aleyhim onlara عَلَىٰ
Diyanet İşleri (Yeni) 198,199. Biz onu Arapça bilmeyenlerden birine indirseydik ve o da bunu kendilerine okusaydı, yine buna inanmazlardı.
10999 Şu'arâ 199. Ayet (26:199:4) كَانُوا كانوا kânû olmazlardı ك و ن
Diyanet İşleri (Yeni) 198,199. Biz onu Arapça bilmeyenlerden birine indirseydik ve o da bunu kendilerine okusaydı, yine buna inanmazlardı.