| Sırası | Geçtiği Yer | Arapça | Harekesiz | Okunuşu | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|---|---|---|
| 10950 | Şu'arâ 160. Ayet (26:160:4) | الْمُرْسَل۪ينَۚ | المرسلين | l-murselîn(e) | gönderilen elçileri | ر س ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Lût’un kavmi de peygamberleri yalanladı. | |||||
| 10951 | Şu'arâ 161. Ayet (26:161:3) | لَهُمْ | لهم | lehum | onlara | لَهُم |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Hani kardeşleri Lût, onlara şöyle demişti: “Allah’a karşı gelmekten sakınmaz mısınız?” | |||||
| 10952 | Şu'arâ 161. Ayet (26:161:7) | تَتَّقُونَۚ | تتقون | tettekûn(e) | korunmaz mısınız? | و ق ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Hani kardeşleri Lût, onlara şöyle demişti: “Allah’a karşı gelmekten sakınmaz mısınız?” | |||||
| 10953 | Şu'arâ 163. Ayet (26:163:1) | فَاتَّقُوا | فاتقوا | fettekû | korkun | و ق ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Artık Allah’a karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin.” | |||||
| 10954 | Şu'arâ 164. Ayet (26:164:2) | اَسْـَٔلُكُمْ | اسـلكم | es-elukum | ben sizden istemiyorum | س أ ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Buna karşılık sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim ücretim ancak âlemlerin Rabbi olan Allah’a aittir.” | |||||
| 10955 | Şu'arâ 165. Ayet (26:165:1) | اَتَأْتُونَ | اتأتون | ete/tûne | -mi gidiyorsunuz? | أ ت ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 165,166. “Rabbinizin, sizin için yarattığı eşlerinizi bırakıyor da insanlar arasından erkeklere mi yanaşıyorsunuz? Siz gerçekten haddi aşan bir topluluksunuz.” | |||||
| 10956 | Şu'arâ 166. Ayet (26:166:1) | وَتَذَرُونَ | وتذرون | ve teżerûne | ve bırakıyor (musunuz?) | و ذ ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 165,166. “Rabbinizin, sizin için yarattığı eşlerinizi bırakıyor da insanlar arasından erkeklere mi yanaşıyorsunuz? Siz gerçekten haddi aşan bir topluluksunuz.” | |||||
| 10957 | Şu'arâ 167. Ayet (26:167:2) | لَئِنْ | لئن | le-in | andolsun eğer | إِنْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Dediler ki: “Ey Lût! (İşimize karışmaktan) vazgeçmezsen mutlaka (şehirden) çıkarılanlardan olacaksın!” | |||||
| 10958 | Şu'arâ 167. Ayet (26:167:7) | لَتَكُونَنَّ | لتكونن | letekûnenne | mutlaka olacaksın | ك و ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Dediler ki: “Ey Lût! (İşimize karışmaktan) vazgeçmezsen mutlaka (şehirden) çıkarılanlardan olacaksın!” | |||||
| 10959 | Şu'arâ 170. Ayet (26:170:1) | فَنَجَّيْنَاهُ | فنجيناه | fe-necceynâhu | biz de onu kurtardık | ن ج و |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 170,171. Bunun üzerine biz de onu ve geri kalanlar arasındaki yaşlı bir kadın hariç bütün ailesini kurtardık. | |||||
| 10960 | Şu'arâ 171. Ayet (26:171:2) | عَجُوزًا | عجوزا | ‘acûzen | bir koca karı | ع ج ز |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 170,171. Bunun üzerine biz de onu ve geri kalanlar arasındaki yaşlı bir kadın hariç bütün ailesini kurtardık. | |||||
| 10961 | Şu'arâ 172. Ayet (26:172:1) | ثُمَّ | ثم | śumme | sonra | ثُمَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Sonra diğerlerini helâk ettik. | |||||
| 10962 | Şu'arâ 172. Ayet (26:172:3) | الْاٰخَر۪ينَۚ | الاخرين | âḣarîn(e) | ötekilerini | أ خ ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Sonra diğerlerini helâk ettik. | |||||
| 10963 | Şu'arâ 173. Ayet (26:173:4) | فَسَٓاءَ | فساء | fesâe | çok kötü oldu | س و أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onların üzerine bir yağmur (gibi taş) yağdırdık. (Başlarına gelecekler konusunda) uyarılanların yağmuru ne kadar da kötü idi![400] | |||||
| 10964 | Şu'arâ 174. Ayet (26:174:7) | اَكْثَرُهُمْ | اكثرهم | ekśeruhum | çokları | ك ث ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Şüphesiz bunda büyük bir ibret vardır. Onların çoğu ise iman etmiş değillerdir. | |||||
| 10965 | Şu'arâ 175. Ayet (26:175:3) | لَهُوَ | لهو | le-huve | işte O'dur | لَهُوَ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Şüphesiz senin Rabbin, mutlak güç sahibi ve çok merhametli olandır. | |||||
| 10966 | Şu'arâ 175. Ayet (26:175:4) | الْعَز۪يزُ | العزيز | l-’azîzu | üstün olan | ع ز ز |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Şüphesiz senin Rabbin, mutlak güç sahibi ve çok merhametli olandır. | |||||
| 10967 | Şu'arâ 176. Ayet (26:176:4) | الْمُرْسَل۪ينَۚ | المرسلين | l-murselîn(e) | gönderilen elçileri | ر س ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Eyke halkı da peygamberleri yalanladı. | |||||
| 10968 | Şu'arâ 177. Ayet (26:177:3) | لَهُمْ | لهم | lehum | onlara | لَهُم |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Hani Şu’ayb, onlara şöyle demişti: “Allah’a karşı gelmekten sakınmaz mısınız?” | |||||
| 10969 | Şu'arâ 177. Ayet (26:177:6) | تَتَّقُونَۚ | تتقون | tettekûn(e) | korunmaz mısınız? | و ق ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Hani Şu’ayb, onlara şöyle demişti: “Allah’a karşı gelmekten sakınmaz mısınız?” | |||||
| 10970 | Şu'arâ 179. Ayet (26:179:1) | فَاتَّقُوا | فاتقوا | fettekû | korkun | و ق ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Artık, Allah’a karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin. | |||||
| 10971 | Şu'arâ 180. Ayet (26:180:2) | اَسْـَٔلُكُمْ | اسـلكم | es-elukum | ben sizden istemiyorum | س أ ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Buna karşılık sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim ücretim ancak âlemlerin Rabbi olan Allah’a aittir.” | |||||
| 10972 | Şu'arâ 181. Ayet (26:181:2) | الْكَيْلَ | الكيل | l-keyle | ölçüyü | ك ي ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Ölçüyü tam yapın. Eksik verenlerden olmayın.” | |||||
| 10973 | Şu'arâ 181. Ayet (26:181:4) | تَكُونُوا | تكونوا | tekûnû | olmayın | ك و ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Ölçüyü tam yapın. Eksik verenlerden olmayın.” | |||||
| 10974 | Şu'arâ 182. Ayet (26:182:3) | الْمُسْتَق۪يمِۚ | المستقيم | l-mustekîm(i) | dosdoğru | ق و م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Doğru terazi ile tartın.” | |||||
| 10975 | Şu'arâ 183. Ayet (26:183:9) | مُفْسِد۪ينَۚ | مفسدين | mufsidîn(e) | bozgunculuk yaparak | ف س د |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “İnsanların mallarını ve haklarını eksiltmeyin. Yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın.” | |||||
| 10976 | Şu'arâ 184. Ayet (26:184:1) | وَاتَّقُوا | واتقوا | vettekû | ve korkun | و ق ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Sizi ve önceki nesilleri yaratana karşı gelmekten sakının.” | |||||
| 10977 | Şu'arâ 184. Ayet (26:184:5) | الْاَوَّل۪ينَۜ | الاولين | l-evvelîn(e) | önceki | أ و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Sizi ve önceki nesilleri yaratana karşı gelmekten sakının.” | |||||
| 10978 | Şu'arâ 186. Ayet (26:186:7) | نَظُنُّكَ | نظنك | nezunnuke | biz seni sanıyoruz | ظ ن ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Sen sadece bizim gibi bir insansın. Biz senin yalancılardan olduğunu sanıyoruz.” | |||||
| 10979 | Şu'arâ 187. Ayet (26:187:1) | فَاَسْقِطْ | فاسقط | fe-eskit | o halde düşür | س ق ط |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Eğer doğru söyleyenlerden isen, haydi gökten üzerimize bir parça düşür.” | |||||
| 10980 | Şu'arâ 187. Ayet (26:187:5) | السَّمَٓاءِ | السماء | ssemâ-i | gök- | س م و |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Eğer doğru söyleyenlerden isen, haydi gökten üzerimize bir parça düşür.” | |||||
| 10981 | Şu'arâ 187. Ayet (26:187:9) | الصَّادِق۪ينَۜ | الصادقين | ssâdikîn(e) | doğrular- | ص د ق |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Eğer doğru söyleyenlerden isen, haydi gökten üzerimize bir parça düşür.” | |||||
| 10982 | Şu'arâ 189. Ayet (26:189:1) | فَكَذَّبُوهُ | فكذبوه | fe-keżżebûhu | fakat onu yalanladılar | ك ذ ب |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlar Şu’ayb’ı yalanladılar. Derken gölge gününün azabı onları yakaladı. Şüphesiz o, büyük bir günün azabı idi.[401] | |||||
| 10983 | Şu'arâ 189. Ayet (26:189:2) | فَاَخَذَهُمْ | فاخذهم | fe-eḣażehum | nihayet onları yakaladı | أ خ ذ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlar Şu’ayb’ı yalanladılar. Derken gölge gününün azabı onları yakaladı. Şüphesiz o, büyük bir günün azabı idi.[401] | |||||
| 10984 | Şu'arâ 189. Ayet (26:189:5) | الظُّلَّةِۜ | الظلة | zzulle(ti) | gölge | ظ ل ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlar Şu’ayb’ı yalanladılar. Derken gölge gününün azabı onları yakaladı. Şüphesiz o, büyük bir günün azabı idi.[401] | |||||
| 10985 | Şu'arâ 189. Ayet (26:189:6) | اِنَّهُ | انه | innehu | gerçekten o | إِنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlar Şu’ayb’ı yalanladılar. Derken gölge gününün azabı onları yakaladı. Şüphesiz o, büyük bir günün azabı idi.[401] | |||||
| 10986 | Şu'arâ 190. Ayet (26:190:7) | اَكْثَرُهُمْ | اكثرهم | ekśeruhum | çokları | ك ث ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Şüphesiz bunda bir ibret vardır. Onların çoğu ise iman etmiş değillerdir. | |||||
| 10987 | Şu'arâ 191. Ayet (26:191:3) | لَهُوَ | لهو | le-huve | işte O'dur | لَهُوَ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Şüphesiz senin Rabbin, mutlak güç sahibi ve çok merhametli olandır. | |||||
| 10988 | Şu'arâ 191. Ayet (26:191:4) | الْعَز۪يزُ | العزيز | l-’azîzu | üstün olan | ع ز ز |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Şüphesiz senin Rabbin, mutlak güç sahibi ve çok merhametli olandır. | |||||
| 10989 | Şu'arâ 192. Ayet (26:192:1) | وَاِنَّهُ | وانه | innehu | muhakkak ki o (Kur'an) | إِنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Şüphesiz bu Kur’an, âlemlerin Rabbi’nin indirmesidir. | |||||
| 10990 | Şu'arâ 193. Ayet (26:193:2) | بِهِ | به | bihi | onu | بِهِ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 193,194,195. Uyarıcılardan olasın diye onu güvenilir Ruh (Cebrail) senin kalbine apaçık Arapça bir dil ile indirmiştir. | |||||
| 10991 | Şu'arâ 194. Ayet (26:194:3) | لِتَكُونَ | لتكون | li-tekûne | olman için | ك و ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 193,194,195. Uyarıcılardan olasın diye onu güvenilir Ruh (Cebrail) senin kalbine apaçık Arapça bir dil ile indirmiştir. | |||||
| 10992 | Şu'arâ 196. Ayet (26:196:1) | وَاِنَّهُ | وانه | ve innehu | şüphesiz o | إِنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Şüphesiz bu (Kur’an’ın indirileceği) öncekilerin kitaplarında da vardı. | |||||
| 10993 | Şu'arâ 197. Ayet (26:197:3) | لَهُمْ | لهم | lehum | onlar için | لَهُم |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İsrailoğulları bilginlerinin onu bilmesi, onlar (Mekke müşrikleri) için bir delil değil midir? | |||||
| 10994 | Şu'arâ 197. Ayet (26:197:6) | يَعْلَمَهُ | يعلمه | ya’lemehu | onu bilmesi | ع ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İsrailoğulları bilginlerinin onu bilmesi, onlar (Mekke müşrikleri) için bir delil değil midir? | |||||
| 10995 | Şu'arâ 197. Ayet (26:197:8) | بَن۪ٓي | بني | benî | oğulları | ب ن ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İsrailoğulları bilginlerinin onu bilmesi, onlar (Mekke müşrikleri) için bir delil değil midir? | |||||
| 10996 | Şu'arâ 198. Ayet (26:198:2) | نَزَّلْنَاهُ | نزلناه | nezzelnâhu | biz onu indirseydik | ن ز ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 198,199. Biz onu Arapça bilmeyenlerden birine indirseydik ve o da bunu kendilerine okusaydı, yine buna inanmazlardı. | |||||
| 10997 | Şu'arâ 199. Ayet (26:199:1) | فَقَرَاَهُ | فقراه | fe-karaehu | onu okusaydı | ق ر أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 198,199. Biz onu Arapça bilmeyenlerden birine indirseydik ve o da bunu kendilerine okusaydı, yine buna inanmazlardı. | |||||
| 10998 | Şu'arâ 199. Ayet (26:199:2) | عَلَيْهِمْ | عليهم | ‘aleyhim | onlara | عَلَىٰ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 198,199. Biz onu Arapça bilmeyenlerden birine indirseydik ve o da bunu kendilerine okusaydı, yine buna inanmazlardı. | |||||
| 10999 | Şu'arâ 199. Ayet (26:199:4) | كَانُوا | كانوا | kânû | olmazlardı | ك و ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 198,199. Biz onu Arapça bilmeyenlerden birine indirseydik ve o da bunu kendilerine okusaydı, yine buna inanmazlardı. | |||||