| Sırası | Geçtiği Yer | Arapça | Harekesiz | Okunuşu | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|---|---|---|
| 11050 | Neml 5. Ayet (27:5:4) | سُٓوءُ | سوء | sû-u | en kötü | س و أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlar, azabın en kötüsü kendilerine has olan kimselerdir. Onlar ahirette en çok ziyana uğrayanlardır. | |||||
| 11051 | Neml 5. Ayet (27:5:6) | وَهُمْ | وهم | ve hum | ve onlar | هُمْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlar, azabın en kötüsü kendilerine has olan kimselerdir. Onlar ahirette en çok ziyana uğrayanlardır. | |||||
| 11052 | Neml 5. Ayet (27:5:9) | هُمُ | هم | humu | onlar | هُم |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlar, azabın en kötüsü kendilerine has olan kimselerdir. Onlar ahirette en çok ziyana uğrayanlardır. | |||||
| 11053 | Neml 7. Ayet (27:7:6) | اٰنَسْتُ | انست | ânestu | gördüm | أ ن س |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Hani Mûsâ, ailesine, “Ben bir ateş gördüm, ondan size bir haber, yahut ısınasınız diye bir kor ateş getireceğim” demişti.[405] | |||||
| 11054 | Neml 7. Ayet (27:7:9) | مِنْهَا | منها | minhâ | ondan | مِنْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Hani Mûsâ, ailesine, “Ben bir ateş gördüm, ondan size bir haber, yahut ısınasınız diye bir kor ateş getireceğim” demişti.[405] | |||||
| 11055 | Neml 7. Ayet (27:7:14) | قَبَسٍ | قبس | kabesin | koru | ق ب س |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Hani Mûsâ, ailesine, “Ben bir ateş gördüm, ondan size bir haber, yahut ısınasınız diye bir kor ateş getireceğim” demişti.[405] | |||||
| 11056 | Neml 8. Ayet (27:8:2) | جَٓاءَهَا | جاءها | câehâ | oraya geldi | ج ي أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Mûsâ) Ateşe varınca ona şöyle seslenildi: “Ateşin başındaki de çevresindekiler de kutlu olsun! Âlemlerin Rabbi olan Allah, eksikliklerden uzaktır.” | |||||
| 11057 | Neml 8. Ayet (27:8:9) | وَمَنْ | ومن | ve men | ve olan kimse | مَنْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Mûsâ) Ateşe varınca ona şöyle seslenildi: “Ateşin başındaki de çevresindekiler de kutlu olsun! Âlemlerin Rabbi olan Allah, eksikliklerden uzaktır.” | |||||
| 11058 | Neml 10. Ayet (27:10:4) | رَاٰهَا | راها | ra-âhâ | görünce | ر أ ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Değneğini at.” (Mûsâ değneğini attı.) Onu yılanmış gibi hareket eder görünce, dönüp ardına bakmadan kaçtı. (Allah, şöyle dedi): “Ey Mûsâ, korkma! Benim katımda peygamberler korkmazlar.” | |||||
| 11059 | Neml 10. Ayet (27:10:8) | وَلّٰى | ولى | vellâ | dön(üp kaç)dı | و ل ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Değneğini at.” (Mûsâ değneğini attı.) Onu yılanmış gibi hareket eder görünce, dönüp ardına bakmadan kaçtı. (Allah, şöyle dedi): “Ey Mûsâ, korkma! Benim katımda peygamberler korkmazlar.” | |||||
| 11060 | Neml 10. Ayet (27:10:11) | يُعَقِّبْۜ | يعقب | yu’akkib | geri dönmedi | ع ق ب |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Değneğini at.” (Mûsâ değneğini attı.) Onu yılanmış gibi hareket eder görünce, dönüp ardına bakmadan kaçtı. (Allah, şöyle dedi): “Ey Mûsâ, korkma! Benim katımda peygamberler korkmazlar.” | |||||
| 11061 | Neml 10. Ayet (27:10:15) | تَخَفْ | تخف | teḣaf | korkma | خ و ف |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Değneğini at.” (Mûsâ değneğini attı.) Onu yılanmış gibi hareket eder görünce, dönüp ardına bakmadan kaçtı. (Allah, şöyle dedi): “Ey Mûsâ, korkma! Benim katımda peygamberler korkmazlar.” | |||||
| 11062 | Neml 10. Ayet (27:10:18) | يَخَافُ | يخاف | yeḣâfu | korkmaz(lar) | خ و ف |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Değneğini at.” (Mûsâ değneğini attı.) Onu yılanmış gibi hareket eder görünce, dönüp ardına bakmadan kaçtı. (Allah, şöyle dedi): “Ey Mûsâ, korkma! Benim katımda peygamberler korkmazlar.” | |||||
| 11063 | Neml 11. Ayet (27:11:4) | ثُمَّ | ثم | śümme | sonra da | ثُمَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Ancak kim zulmeder de sonra (yaptığı) kötülüğün yerine iyilik yaparsa bilsin ki şüphesiz ben çok bağışlayıcıyım, çok merhamet edenim.” | |||||
| 11064 | Neml 11. Ayet (27:11:7) | بَعْدَ | بعد | ba’de | sonra | ب ع د |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Ancak kim zulmeder de sonra (yaptığı) kötülüğün yerine iyilik yaparsa bilsin ki şüphesiz ben çok bağışlayıcıyım, çok merhamet edenim.” | |||||
| 11065 | Neml 11. Ayet (27:11:8) | سُٓوءٍ | سوء | sû-in | (yaptığı) kötülükten | س و أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Ancak kim zulmeder de sonra (yaptığı) kötülüğün yerine iyilik yaparsa bilsin ki şüphesiz ben çok bağışlayıcıyım, çok merhamet edenim.” | |||||
| 11066 | Neml 12. Ayet (27:12:1) | وَاَدْخِلْ | وادخل | ve edḣil | ve sok | د خ ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Elini koynuna sok; Firavun’a ve onun kavmine gönderilen dokuz mucizeden biri olarak, kusursuz bembeyaz olarak çıksın. Çünkü onlar fasık bir kavimdir.”[406] | |||||
| 11067 | Neml 12. Ayet (27:12:4) | جَيْبِكَ | جيبك | ceybike | koynuna | ج ي ب |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Elini koynuna sok; Firavun’a ve onun kavmine gönderilen dokuz mucizeden biri olarak, kusursuz bembeyaz olarak çıksın. Çünkü onlar fasık bir kavimdir.”[406] | |||||
| 11068 | Neml 12. Ayet (27:12:8) | غَيْرِ | غير | ġayri | olmaksızın | غ ي ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Elini koynuna sok; Firavun’a ve onun kavmine gönderilen dokuz mucizeden biri olarak, kusursuz bembeyaz olarak çıksın. Çünkü onlar fasık bir kavimdir.”[406] | |||||
| 11069 | Neml 12. Ayet (27:12:11) | تِسْعِ | تسع | tis’i | dokuz | ت س ع |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Elini koynuna sok; Firavun’a ve onun kavmine gönderilen dokuz mucizeden biri olarak, kusursuz bembeyaz olarak çıksın. Çünkü onlar fasık bir kavimdir.”[406] | |||||
| 11070 | Neml 12. Ayet (27:12:15) | وَقَوْمِه۪ۜ | وقومه | ve kavmih(i) | ve onun kavmine | ق و م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Elini koynuna sok; Firavun’a ve onun kavmine gönderilen dokuz mucizeden biri olarak, kusursuz bembeyaz olarak çıksın. Çünkü onlar fasık bir kavimdir.”[406] | |||||
| 11071 | Neml 12. Ayet (27:12:16) | اِنَّهُمْ | انهم | innehum | çünkü onlar | إِنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Elini koynuna sok; Firavun’a ve onun kavmine gönderilen dokuz mucizeden biri olarak, kusursuz bembeyaz olarak çıksın. Çünkü onlar fasık bir kavimdir.”[406] | |||||
| 11072 | Neml 12. Ayet (27:12:17) | كَانُوا | كانوا | kânû | oldular | ك و ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Elini koynuna sok; Firavun’a ve onun kavmine gönderilen dokuz mucizeden biri olarak, kusursuz bembeyaz olarak çıksın. Çünkü onlar fasık bir kavimdir.”[406] | |||||
| 11073 | Neml 13. Ayet (27:13:2) | جَٓاءَتْهُمْ | جاءتهم | câethum | onlara gelince | ج ي أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Nitekim âyetlerimiz kendilerine gerçeği gösterecek biçimde gelince, “Bu apaçık bir sihirdir” dediler. | |||||
| 11074 | Neml 13. Ayet (27:13:4) | مُبْصِرَةً | مبصرة | mubsiraten | açıkça görünen | ب ص ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Nitekim âyetlerimiz kendilerine gerçeği gösterecek biçimde gelince, “Bu apaçık bir sihirdir” dediler. | |||||
| 11075 | Neml 14. Ayet (27:14:2) | بِهَا | بها | bihâ | onları | بِهَٓا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kendileri de bunların hak olduklarını kesin olarak bildikleri hâlde, sırf zalimliklerinden ve büyüklük taslamalarından ötürü onları inkâr ettiler. Ama bozguncuların sonunun nasıl olduğuna bir bak!” | |||||
| 11076 | Neml 14. Ayet (27:14:6) | وَعُلُوًّاۜ | وعلوا | ve ’uluvvâ(en) | ve böbürlenmeleri yüzünden | ع ل و |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kendileri de bunların hak olduklarını kesin olarak bildikleri hâlde, sırf zalimliklerinden ve büyüklük taslamalarından ötürü onları inkâr ettiler. Ama bozguncuların sonunun nasıl olduğuna bir bak!” | |||||
| 11077 | Neml 14. Ayet (27:14:9) | كَانَ | كان | kâne | oldu | ك و ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kendileri de bunların hak olduklarını kesin olarak bildikleri hâlde, sırf zalimliklerinden ve büyüklük taslamalarından ötürü onları inkâr ettiler. Ama bozguncuların sonunun nasıl olduğuna bir bak!” | |||||
| 11078 | Neml 14. Ayet (27:14:10) | عَاقِبَةُ | عاقبة | ‘âkibetu | sonu | ع ق ب |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kendileri de bunların hak olduklarını kesin olarak bildikleri hâlde, sırf zalimliklerinden ve büyüklük taslamalarından ötürü onları inkâr ettiler. Ama bozguncuların sonunun nasıl olduğuna bir bak!” | |||||
| 11079 | Neml 14. Ayet (27:14:11) | الْمُفْسِد۪ينَ۟ | المفسدين | l-mufsidîn(e) | bozguncuların | ف س د |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kendileri de bunların hak olduklarını kesin olarak bildikleri hâlde, sırf zalimliklerinden ve büyüklük taslamalarından ötürü onları inkâr ettiler. Ama bozguncuların sonunun nasıl olduğuna bir bak!” | |||||
| 11080 | Neml 15. Ayet (27:15:1) | وَلَقَدْ | ولقد | ve lekad | ve andolsun | قَدْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Andolsun! Biz Dâvûd’a ve Süleyman’a ilim verdik. Onlar, “Hamd, bizi mü’min kullarının birçoğundan üstün kılan Allah’a mahsustur” dediler. | |||||
| 11081 | Neml 15. Ayet (27:15:7) | الْحَمْدُ | الحمد | l-hamdu | hamdolsun | ح م د |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Andolsun! Biz Dâvûd’a ve Süleyman’a ilim verdik. Onlar, “Hamd, bizi mü’min kullarının birçoğundan üstün kılan Allah’a mahsustur” dediler. | |||||
| 11082 | Neml 15. Ayet (27:15:12) | كَث۪يرٍ | كثير | keśîrin | birçoğu | ك ث ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Andolsun! Biz Dâvûd’a ve Süleyman’a ilim verdik. Onlar, “Hamd, bizi mü’min kullarının birçoğundan üstün kılan Allah’a mahsustur” dediler. | |||||
| 11083 | Neml 16. Ayet (27:16:1) | وَوَرِثَ | وورث | ve veriśe | ve mirasçı oldu | و ر ث |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Süleyman, Dâvûd’a varis oldu ve, “Ey insanlar, bize kuş dili öğretildi ve bize her şey verildi. Şüphesiz bu, apaçık bir lütuftur” dedi. | |||||
| 11084 | Neml 16. Ayet (27:16:8) | عُلِّمْنَا | علمنا | ‘ullimnâ | bize öğretildi | ع ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Süleyman, Dâvûd’a varis oldu ve, “Ey insanlar, bize kuş dili öğretildi ve bize her şey verildi. Şüphesiz bu, apaçık bir lütuftur” dedi. | |||||
| 11085 | Neml 16. Ayet (27:16:17) | لَهُوَ | لهو | le-huve | elbette o | لَهُوَ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Süleyman, Dâvûd’a varis oldu ve, “Ey insanlar, bize kuş dili öğretildi ve bize her şey verildi. Şüphesiz bu, apaçık bir lütuftur” dedi. | |||||
| 11086 | Neml 17. Ayet (27:17:1) | وَحُشِرَ | وحشر | ve huşira | ve toplandı | ح ش ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Süleyman’ın, cinlerden, insanlardan ve kuşlardan meydana gelen orduları onun önünde toplandı. Hep birlikte düzenli olarak sevk ediliyorlardı. | |||||
| 11087 | Neml 17. Ayet (27:17:3) | جُنُودُهُ | جنوده | cunûduhu | orduları | ج ن د |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Süleyman’ın, cinlerden, insanlardan ve kuşlardan meydana gelen orduları onun önünde toplandı. Hep birlikte düzenli olarak sevk ediliyorlardı. | |||||
| 11088 | Neml 17. Ayet (27:17:8) | فَهُمْ | فهم | fehum | onlar | فَهُمْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Süleyman’ın, cinlerden, insanlardan ve kuşlardan meydana gelen orduları onun önünde toplandı. Hep birlikte düzenli olarak sevk ediliyorlardı. | |||||
| 11089 | Neml 17. Ayet (27:17:9) | يُوزَعُونَ | يوزعون | yûze’ûn(e) | sevk ediliyordu | و ز ع |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Süleyman’ın, cinlerden, insanlardan ve kuşlardan meydana gelen orduları onun önünde toplandı. Hep birlikte düzenli olarak sevk ediliyorlardı. | |||||
| 11090 | Neml 18. Ayet (27:18:17) | وَجُنُودُهُۙ | وجنوده | ve cunûduhu | ve orduları | ج ن د |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Nihayet karınca vadisine geldikleri vakit bir karınca, “Ey karıncalar! Yuvalarınıza girin, Süleyman ve ordusu farkına varmadan sizi ezmesinler” dedi. | |||||
| 11091 | Neml 18. Ayet (27:18:18) | وَهُمْ | وهم | ve hum | ve onlar | هُمْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Nihayet karınca vadisine geldikleri vakit bir karınca, “Ey karıncalar! Yuvalarınıza girin, Süleyman ve ordusu farkına varmadan sizi ezmesinler” dedi. | |||||
| 11092 | Neml 18. Ayet (27:18:20) | يَشْعُرُونَ | يشعرون | yeş’urûn(e) | farkında olmayarak | ش ع ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Nihayet karınca vadisine geldikleri vakit bir karınca, “Ey karıncalar! Yuvalarınıza girin, Süleyman ve ordusu farkına varmadan sizi ezmesinler” dedi. | |||||
| 11093 | Neml 19. Ayet (27:19:4) | قَوْلِهَا | قولها | kavlihâ | onun sözüne | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Süleyman, onun bu sözüne tebessüm ile gülerek dedi ki: “Ey Rabbim! Beni; bana ve ana-babama verdiğin nimetlere şükretmeye ve razı olacağın salih ameller işlemeye sevk et ve beni rahmetinle salih kullarının arasına kat!” | |||||
| 11094 | Neml 19. Ayet (27:19:7) | اَوْزِعْن۪ٓي | اوزعني | evzi’nî | gönlüme ilham eyle | و ز ع |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Süleyman, onun bu sözüne tebessüm ile gülerek dedi ki: “Ey Rabbim! Beni; bana ve ana-babama verdiğin nimetlere şükretmeye ve razı olacağın salih ameller işlemeye sevk et ve beni rahmetinle salih kullarının arasına kat!” | |||||
| 11095 | Neml 19. Ayet (27:19:20) | وَاَدْخِلْن۪ي | وادخلني | ve edḣilnî | ve beni sok | د خ ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Süleyman, onun bu sözüne tebessüm ile gülerek dedi ki: “Ey Rabbim! Beni; bana ve ana-babama verdiğin nimetlere şükretmeye ve razı olacağın salih ameller işlemeye sevk et ve beni rahmetinle salih kullarının arasına kat!” | |||||
| 11096 | Neml 20. Ayet (27:20:7) | اَرَى | ارى | erâ | göremiyorum | ر أ ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Süleyman, kuşlara göz atıp yokladı ve şöyle dedi: “Hüdhüd’ü niçin göremiyorum? Yoksa kayıplara mı karıştı?” | |||||
| 11097 | Neml 20. Ayet (27:20:9) | اَمْ | ام | em | yoksa | أَم |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Süleyman, kuşlara göz atıp yokladı ve şöyle dedi: “Hüdhüd’ü niçin göremiyorum? Yoksa kayıplara mı karıştı?” | |||||
| 11098 | Neml 20. Ayet (27:20:10) | كَانَ | كان | kâne | (mı) oldu? | ك و ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Süleyman, kuşlara göz atıp yokladı ve şöyle dedi: “Hüdhüd’ü niçin göremiyorum? Yoksa kayıplara mı karıştı?” | |||||
| 11099 | Neml 21. Ayet (27:21:1) | لَاُعَذِّبَنَّهُ | لاعذبنه | le-u’ażżibennehu | ona azabedeceğim | ع ذ ب |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Bana (mazeretini gösteren) apaçık bir delil getirmedikçe kesinlikle onu ağır bir şekilde cezalandıracağım, ya da kafasını keseceğim.” | |||||