| Sırası | Geçtiği Yer | Arapça | Harekesiz | Okunuşu | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|---|---|---|
| 11250 | Neml 69. Ayet (27:69:7) | كَانَ | كان | kâne | olduğunu | ك و ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | De ki: “Yeryüzünde dolaşın da suçluların sonunun nasıl olduğuna bir bakın.” | |||||
| 11251 | Neml 69. Ayet (27:69:8) | عَاقِبَةُ | عاقبة | ‘âkibetu | sonunun | ع ق ب |
| Diyanet İşleri (Yeni) | De ki: “Yeryüzünde dolaşın da suçluların sonunun nasıl olduğuna bir bakın.” | |||||
| 11252 | Neml 70. Ayet (27:70:3) | عَلَيْهِمْ | عليهم | ‘aleyhim | onlar(ın sözlerin)e | عَلَىٰ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlardan yana üzülme. Kurdukları tuzaklardan ötürü de sıkıntıya düşme. | |||||
| 11253 | Neml 70. Ayet (27:70:5) | تَكُنْ | تكن | tekun | olma | ك و ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlardan yana üzülme. Kurdukları tuzaklardan ötürü de sıkıntıya düşme. | |||||
| 11254 | Neml 71. Ayet (27:71:1) | وَيَقُولُونَ | ويقولون | ve yekûlûne | ve diyorlar | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlar, “Eğer doğru söyleyenler iseniz, bu tehdit ne zaman gerçekleşecek?” diyorlar. | |||||
| 11255 | Neml 71. Ayet (27:71:7) | صَادِق۪ينَ | صادقين | sâdikîn(e) | doğrular(dan) | ص د ق |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlar, “Eğer doğru söyleyenler iseniz, bu tehdit ne zaman gerçekleşecek?” diyorlar. | |||||
| 11256 | Neml 72. Ayet (27:72:4) | يَكُونَ | يكون | yekûne | olmuştur | ك و ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | De ki: “Belki de acele gelmesini istediğiniz şeyin bir kısmı size çok yaklaşmıştır.” | |||||
| 11257 | Neml 73. Ayet (27:73:8) | اَكْثَرَهُمْ | اكثرهم | ekśerahum | çokları | ك ث ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Şüphesiz senin Rabbin insanlara karşı lütuf sahibidir. Ancak onların çoğu şükretmezler. | |||||
| 11258 | Neml 74. Ayet (27:74:6) | صُدُورُهُمْ | صدورهم | sudûruhum | onların göğüslerinin | ص د ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Şüphesiz senin Rabbin, onların kalplerinin gizlediği şeyleri de, açığa çıkardıklarını da mutlaka bilir. | |||||
| 11259 | Neml 75. Ayet (27:75:1) | وَمَا | وما | ve mâ | ve yoktur | مَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Gökte ve yerde gâib (gizli) hiçbir şey yoktur ki apaçık bir Kitap’ta (Levh-i Mahfuz’da) olmasın. | |||||
| 11260 | Neml 75. Ayet (27:75:5) | السَّمَٓاءِ | السماء | ssemâ-i | gökte | س م و |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Gökte ve yerde gâib (gizli) hiçbir şey yoktur ki apaçık bir Kitap’ta (Levh-i Mahfuz’da) olmasın. | |||||
| 11261 | Neml 75. Ayet (27:75:7) | اِلَّا | الا | illâ | olmayan | إِلَّا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Gökte ve yerde gâib (gizli) hiçbir şey yoktur ki apaçık bir Kitap’ta (Levh-i Mahfuz’da) olmasın. | |||||
| 11262 | Neml 76. Ayet (27:76:6) | بَن۪ٓي | بني | benî | oğullarına | ب ن ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Şüphesiz bu Kur’an, İsrailoğullarına üzerinde ayrılığa düştükleri şeylerin çoğunu açıklıyor. | |||||
| 11263 | Neml 76. Ayet (27:76:8) | اَكْثَرَ | اكثر | ekśera | birçoğunu | ك ث ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Şüphesiz bu Kur’an, İsrailoğullarına üzerinde ayrılığa düştükleri şeylerin çoğunu açıklıyor. | |||||
| 11264 | Neml 76. Ayet (27:76:11) | ف۪يهِ | فيه | fîhi | onda | فِي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Şüphesiz bu Kur’an, İsrailoğullarına üzerinde ayrılığa düştükleri şeylerin çoğunu açıklıyor. | |||||
| 11265 | Neml 77. Ayet (27:77:1) | وَاِنَّهُ | وانه | ve innehu | ve elbette O | إِنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Şüphesiz o, elbette mü’minler için bir hidayet ve bir rahmettir. | |||||
| 11266 | Neml 77. Ayet (27:77:2) | لَهُدًى | لهدى | le-huden | bir yol göstericidir | ه د ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Şüphesiz o, elbette mü’minler için bir hidayet ve bir rahmettir. | |||||
| 11267 | Neml 78. Ayet (27:78:4) | بَيْنَهُمْ | بينهم | beynehum | onlar arasında | ب ي ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Şüphesiz senin Rabbin, onların arasında hükmünü verecektir. O, mutlak güç sahibidir, hakkıyla bilendir. | |||||
| 11268 | Neml 78. Ayet (27:78:6) | وَهُوَ | وهو | ve huve | ve O | هُوَ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Şüphesiz senin Rabbin, onların arasında hükmünü verecektir. O, mutlak güç sahibidir, hakkıyla bilendir. | |||||
| 11269 | Neml 79. Ayet (27:79:1) | فَتَوَكَّلْ | فتوكل | fe-tevekkel | o halde tevekkül et | و ك ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Öyle ise Allah’a tevekkül et. Çünkü sen apaçık bir hak üzere bulunuyorsun. | |||||
| 11270 | Neml 80. Ayet (27:80:4) | الْمَوْتٰى | الموتى | l-mevtâ | ölülere | م و ت |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Şüphesiz sen ölülere duyuramazsın. Arkalarına dönüp kaçarlarken sağırlara da çağrıyı duyuramazsın. | |||||
| 11271 | Neml 80. Ayet (27:80:11) | مُدْبِر۪ينَ | مدبرين | mudbirîn(e) | arkalarını dönerek | د ب ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Şüphesiz sen ölülere duyuramazsın. Arkalarına dönüp kaçarlarken sağırlara da çağrıyı duyuramazsın. | |||||
| 11272 | Neml 81. Ayet (27:81:3) | بِهَادِي | بهادي | bihâdî | doğru yola getirecek | ه د ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Körleri sapıklıklarından vazgeçirip doğru yola getiremezsin. Ancak âyetlerimize inanıp da müslüman olmuş olanlara duyurabilirsin. | |||||
| 11273 | Neml 81. Ayet (27:81:4) | الْعُمْيِ | العمي | l-’umyi | kör(ler)i | ع م ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Körleri sapıklıklarından vazgeçirip doğru yola getiremezsin. Ancak âyetlerimize inanıp da müslüman olmuş olanlara duyurabilirsin. | |||||
| 11274 | Neml 81. Ayet (27:81:13) | فَهُمْ | فهم | fehum | işte onlar | فَهُمْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Körleri sapıklıklarından vazgeçirip doğru yola getiremezsin. Ancak âyetlerimize inanıp da müslüman olmuş olanlara duyurabilirsin. | |||||
| 11275 | Neml 82. Ayet (27:82:3) | الْقَوْلُ | القول | l-kavlu | söz | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Kıyametin kopacağına dair) o söz başlarına gelince, onlar için yerden kendilerine bir dâbbe (canlı bir yaratık) çıkarırız. O, onlara insanların âyetlerimize kesin olarak inanmadıklarını söyler. | |||||
| 11276 | Neml 82. Ayet (27:82:6) | لَهُمْ | لهم | lehum | onlara | لَهُم |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Kıyametin kopacağına dair) o söz başlarına gelince, onlar için yerden kendilerine bir dâbbe (canlı bir yaratık) çıkarırız. O, onlara insanların âyetlerimize kesin olarak inanmadıklarını söyler. | |||||
| 11277 | Neml 82. Ayet (27:82:10) | تُكَلِّمُهُمْۙ | تكلمهم | tukellimuhum | o onlara söyler | ك ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Kıyametin kopacağına dair) o söz başlarına gelince, onlar için yerden kendilerine bir dâbbe (canlı bir yaratık) çıkarırız. O, onlara insanların âyetlerimize kesin olarak inanmadıklarını söyler. | |||||
| 11278 | Neml 82. Ayet (27:82:13) | كَانُوا | كانوا | kânû | olduklarını | ك و ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Kıyametin kopacağına dair) o söz başlarına gelince, onlar için yerden kendilerine bir dâbbe (canlı bir yaratık) çıkarırız. O, onlara insanların âyetlerimize kesin olarak inanmadıklarını söyler. | |||||
| 11279 | Neml 82. Ayet (27:82:16) | يُوقِنُونَ۟ | يوقنون | yûkinûn(e) | inanmıyor(lar) | ي ق ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Kıyametin kopacağına dair) o söz başlarına gelince, onlar için yerden kendilerine bir dâbbe (canlı bir yaratık) çıkarırız. O, onlara insanların âyetlerimize kesin olarak inanmadıklarını söyler. | |||||
| 11280 | Neml 83. Ayet (27:83:1) | وَيَوْمَ | ويوم | ve yevme | o gün | ي و م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Her ümmetten âyetlerimizi yalanlayanlarından bir grubu toplayacağımız ve bunların (topluca hesap yerine) sevk edilecekleri günü hatırla.[411] | |||||
| 11281 | Neml 83. Ayet (27:83:2) | نَحْشُرُ | نحشر | nahşuru | toplarız | ح ش ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Her ümmetten âyetlerimizi yalanlayanlarından bir grubu toplayacağımız ve bunların (topluca hesap yerine) sevk edilecekleri günü hatırla.[411] | |||||
| 11282 | Neml 83. Ayet (27:83:10) | فَهُمْ | فهم | fehum | onlar | فَهُمْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Her ümmetten âyetlerimizi yalanlayanlarından bir grubu toplayacağımız ve bunların (topluca hesap yerine) sevk edilecekleri günü hatırla.[411] | |||||
| 11283 | Neml 84. Ayet (27:84:4) | قَالَ | قال | kâle | (Allah onlara) der ki | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Hesap yerine geldiklerinde Allah şöyle der: “Siz benim âyetlerimi, onları ilmen kavramamışken yalanladınız öyle mi? Yoksa ne yapıyordunuz ki?!” | |||||
| 11284 | Neml 84. Ayet (27:84:9) | بِهَا | بها | bihâ | onları | بِهَٓا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Hesap yerine geldiklerinde Allah şöyle der: “Siz benim âyetlerimi, onları ilmen kavramamışken yalanladınız öyle mi? Yoksa ne yapıyordunuz ki?!” | |||||
| 11285 | Neml 84. Ayet (27:84:11) | اَمَّاذَا | اماذا | emmâżâ | yoksa nedir? | أَم |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Hesap yerine geldiklerinde Allah şöyle der: “Siz benim âyetlerimi, onları ilmen kavramamışken yalanladınız öyle mi? Yoksa ne yapıyordunuz ki?!” | |||||
| 11286 | Neml 84. Ayet (27:84:12) | كُنْتُمْ | كنتم | kuntum | olduğunuz | ك و ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Hesap yerine geldiklerinde Allah şöyle der: “Siz benim âyetlerimi, onları ilmen kavramamışken yalanladınız öyle mi? Yoksa ne yapıyordunuz ki?!” | |||||
| 11287 | Neml 84. Ayet (27:84:13) | تَعْمَلُونَ | تعملون | ta’melûn(e) | yapıyor(lar) | ع م ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Hesap yerine geldiklerinde Allah şöyle der: “Siz benim âyetlerimi, onları ilmen kavramamışken yalanladınız öyle mi? Yoksa ne yapıyordunuz ki?!” | |||||
| 11288 | Neml 85. Ayet (27:85:6) | فَهُمْ | فهم | fehum | onlar artık | فَهُمْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Zulümlerinden dolayı sözü edilen azap tepelerine iner de artık konuşamazlar. | |||||
| 11289 | Neml 85. Ayet (27:85:8) | يَنْطِقُونَ | ينطقون | yentikûn(e) | konuşmazlar | ن ط ق |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Zulümlerinden dolayı sözü edilen azap tepelerine iner de artık konuşamazlar. | |||||
| 11290 | Neml 86. Ayet (27:86:2) | يَرَوْا | يروا | yerav | görmediler mi? | ر أ ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlar görmüyorlar mı ki, biz geceyi içinde rahat etsinler diye, gündüzü de (her şeyi) gösterici (aydınlık) olarak yarattık. Şüphesiz bunda inanan bir toplum için elbette (Allah varlığını gösteren) deliller vardır. | |||||
| 11291 | Neml 87. Ayet (27:87:5) | فَفَزِعَ | ففزع | fefezi’a | korku içinde kalırlar (bayılır) | ف ز ع |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Sûr’a üfürüleceği ve Allah’ın dilediği kimselerden başka göklerdeki herkesin, yerdeki herkesin korkuya kapılacağı günü hatırla. Hepsi de boyunlarını bükerek O’na gelirler. | |||||
| 11292 | Neml 87. Ayet (27:87:8) | السَّمٰوَاتِ | السموات | ssemâvâti | göklerde bulunan | س م و |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Sûr’a üfürüleceği ve Allah’ın dilediği kimselerden başka göklerdeki herkesin, yerdeki herkesin korkuya kapılacağı günü hatırla. Hepsi de boyunlarını bükerek O’na gelirler. | |||||
| 11293 | Neml 87. Ayet (27:87:17) | اَتَوْهُ | اتوه | etevhu | O'na gelirler | أ ت ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Sûr’a üfürüleceği ve Allah’ın dilediği kimselerden başka göklerdeki herkesin, yerdeki herkesin korkuya kapılacağı günü hatırla. Hepsi de boyunlarını bükerek O’na gelirler. | |||||
| 11294 | Neml 87. Ayet (27:87:18) | دَاخِر۪ينَ | داخرين | dâḣirîn(e) | boyun bükerek | د خ ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Sûr’a üfürüleceği ve Allah’ın dilediği kimselerden başka göklerdeki herkesin, yerdeki herkesin korkuya kapılacağı günü hatırla. Hepsi de boyunlarını bükerek O’na gelirler. | |||||
| 11295 | Neml 88. Ayet (27:88:1) | وَتَرَى | وترى | ve terâ | görürsün | ر أ ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Dağları görürsün, onları hareketsiz sanırsın. Hâlbuki onlar bulutların geçişi gibi hareket ederler. Bunu, her şeyi sağlam ve yerli yerince yapan Allah yapmıştır. Şüphesiz O, yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır. | |||||
| 11296 | Neml 88. Ayet (27:88:5) | وَهِيَ | وهي | ve hiye | o | هِيَ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Dağları görürsün, onları hareketsiz sanırsın. Hâlbuki onlar bulutların geçişi gibi hareket ederler. Bunu, her şeyi sağlam ve yerli yerince yapan Allah yapmıştır. Şüphesiz O, yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır. | |||||
| 11297 | Neml 88. Ayet (27:88:15) | اِنَّهُ | انه | innehu | doğrusu O | إِنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Dağları görürsün, onları hareketsiz sanırsın. Hâlbuki onlar bulutların geçişi gibi hareket ederler. Bunu, her şeyi sağlam ve yerli yerince yapan Allah yapmıştır. Şüphesiz O, yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır. | |||||
| 11298 | Neml 89. Ayet (27:89:4) | فَلَهُ | فله | fe-lehu | ona vardır | لَهُ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Her kim iyi amel getirirse, ona ondan daha hayırlısı vardır. Onlar o gün korkudan emindirler. | |||||
| 11299 | Neml 89. Ayet (27:89:6) | مِنْهَاۚ | منها | minhâ | ondan | مِنْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Her kim iyi amel getirirse, ona ondan daha hayırlısı vardır. Onlar o gün korkudan emindirler. | |||||