| Sırası | Geçtiği Yer | Arapça | Harekesiz | Okunuşu | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|---|---|---|
| 11350 | Kasas 9. Ayet (28:9:5) | عَيْنٍ | عين | ‘aynin | göz | ع ي ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Firavun’un karısı şöyle dedi: “Bana da, sana da göz aydınlığı (bir çocuk)! Sakın onu öldürmeyin. Belki bize faydası dokunur, ya da onu evlat ediniriz.” Oysaki onlar (olacak şeylerin) farkında değillerdi. | |||||
| 11351 | Kasas 9. Ayet (28:9:9) | تَقْتُلُوهُۗ | تقتلوه | taktulûhu | onu öldürmeyin | ق ت ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Firavun’un karısı şöyle dedi: “Bana da, sana da göz aydınlığı (bir çocuk)! Sakın onu öldürmeyin. Belki bize faydası dokunur, ya da onu evlat ediniriz.” Oysaki onlar (olacak şeylerin) farkında değillerdi. | |||||
| 11352 | Kasas 9. Ayet (28:9:12) | يَنْفَعَنَٓا | ينفعنا | yenfe’anâ | bize yararı dokunur | ن ف ع |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Firavun’un karısı şöyle dedi: “Bana da, sana da göz aydınlığı (bir çocuk)! Sakın onu öldürmeyin. Belki bize faydası dokunur, ya da onu evlat ediniriz.” Oysaki onlar (olacak şeylerin) farkında değillerdi. | |||||
| 11353 | Kasas 9. Ayet (28:9:14) | نَتَّخِذَهُ | نتخذه | netteḣiżehu | onu ediniriz | أ خ ذ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Firavun’un karısı şöyle dedi: “Bana da, sana da göz aydınlığı (bir çocuk)! Sakın onu öldürmeyin. Belki bize faydası dokunur, ya da onu evlat ediniriz.” Oysaki onlar (olacak şeylerin) farkında değillerdi. | |||||
| 11354 | Kasas 9. Ayet (28:9:16) | وَهُمْ | وهم | ve hum | ve onlar | هُمْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Firavun’un karısı şöyle dedi: “Bana da, sana da göz aydınlığı (bir çocuk)! Sakın onu öldürmeyin. Belki bize faydası dokunur, ya da onu evlat ediniriz.” Oysaki onlar (olacak şeylerin) farkında değillerdi. | |||||
| 11355 | Kasas 9. Ayet (28:9:18) | يَشْعُرُونَ | يشعرون | yeş’urûn(e) | anlamıyorlardı | ش ع ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Firavun’un karısı şöyle dedi: “Bana da, sana da göz aydınlığı (bir çocuk)! Sakın onu öldürmeyin. Belki bize faydası dokunur, ya da onu evlat ediniriz.” Oysaki onlar (olacak şeylerin) farkında değillerdi. | |||||
| 11356 | Kasas 10. Ayet (28:10:2) | فُؤٰادُ | فؤاد | fuâdu | gönlü | ف أ د |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Mûsâ’nın anasının kalbi bomboş kaldı. Eğer biz (çocuğu ile ilgili sözümüze) inancını koruması için kalbine güç vermeseydik, neredeyse bunu açıklayacaktı. | |||||
| 11357 | Kasas 10. Ayet (28:10:5) | فَارِغًاۜ | فارغا | fâriġâ(an) | bomboştu | ف ر غ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Mûsâ’nın anasının kalbi bomboş kaldı. Eğer biz (çocuğu ile ilgili sözümüze) inancını koruması için kalbine güç vermeseydik, neredeyse bunu açıklayacaktı. | |||||
| 11358 | Kasas 10. Ayet (28:10:9) | بِه۪ | به | bihi | onu | بِه۪ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Mûsâ’nın anasının kalbi bomboş kaldı. Eğer biz (çocuğu ile ilgili sözümüze) inancını koruması için kalbine güç vermeseydik, neredeyse bunu açıklayacaktı. | |||||
| 11359 | Kasas 10. Ayet (28:10:10) | لَوْلَٓا | لولا | levlâ | eğer olmasaydık | لَوْلَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Mûsâ’nın anasının kalbi bomboş kaldı. Eğer biz (çocuğu ile ilgili sözümüze) inancını koruması için kalbine güç vermeseydik, neredeyse bunu açıklayacaktı. | |||||
| 11360 | Kasas 10. Ayet (28:10:14) | قَلْبِهَا | قلبها | kalbihâ | onun kalbi | ق ل ب |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Mûsâ’nın anasının kalbi bomboş kaldı. Eğer biz (çocuğu ile ilgili sözümüze) inancını koruması için kalbine güç vermeseydik, neredeyse bunu açıklayacaktı. | |||||
| 11361 | Kasas 10. Ayet (28:10:15) | لِتَكُونَ | لتكون | li-tekûne | olması için | ك و ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Mûsâ’nın anasının kalbi bomboş kaldı. Eğer biz (çocuğu ile ilgili sözümüze) inancını koruması için kalbine güç vermeseydik, neredeyse bunu açıklayacaktı. | |||||
| 11362 | Kasas 11. Ayet (28:11:3) | قُصّ۪يهِۘ | قصيه | kussîh(i) | onu takip et | ق ص ص |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Annesi, Mûsâ’nın kız kardeşine, “Onu takip et” dedi. O da Mûsâ’yı, onlar farkına varmadan uzaktan gözledi. | |||||
| 11363 | Kasas 11. Ayet (28:11:4) | فَبَصُرَتْ | فبصرت | fe-besurat | o da gözetledi | ب ص ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Annesi, Mûsâ’nın kız kardeşine, “Onu takip et” dedi. O da Mûsâ’yı, onlar farkına varmadan uzaktan gözledi. | |||||
| 11364 | Kasas 11. Ayet (28:11:5) | بِه۪ | به | bihi | onu | بِه۪ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Annesi, Mûsâ’nın kız kardeşine, “Onu takip et” dedi. O da Mûsâ’yı, onlar farkına varmadan uzaktan gözledi. | |||||
| 11365 | Kasas 11. Ayet (28:11:8) | وَهُمْ | وهم | ve hum | ve onlar | هُمْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Annesi, Mûsâ’nın kız kardeşine, “Onu takip et” dedi. O da Mûsâ’yı, onlar farkına varmadan uzaktan gözledi. | |||||
| 11366 | Kasas 12. Ayet (28:12:2) | عَلَيْهِ | عليه | ‘aleyhi | ona | عَلَىٰ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Biz, daha önce onun, sütanalarının sütünü emmemesini sağladık. Kız kardeşi, “Size onun bakımını, sizin adınıza üstlenecek ve ona içtenlik ve şefkatle davranacak bir aile göstereyim mi?” dedi. | |||||
| 11367 | Kasas 12. Ayet (28:12:5) | قَبْلُ | قبل | kablu | daha önce | ق ب ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Biz, daha önce onun, sütanalarının sütünü emmemesini sağladık. Kız kardeşi, “Size onun bakımını, sizin adınıza üstlenecek ve ona içtenlik ve şefkatle davranacak bir aile göstereyim mi?” dedi. | |||||
| 11368 | Kasas 12. Ayet (28:12:8) | اَدُلُّكُمْ | ادلكم | edullukum | size göstereyim- | د ل ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Biz, daha önce onun, sütanalarının sütünü emmemesini sağladık. Kız kardeşi, “Size onun bakımını, sizin adınıza üstlenecek ve ona içtenlik ve şefkatle davranacak bir aile göstereyim mi?” dedi. | |||||
| 11369 | Kasas 12. Ayet (28:12:12) | يَكْفُلُونَهُ | يكفلونه | yekfulûnehu | onun bakımını üstlenecek | ك ف ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Biz, daha önce onun, sütanalarının sütünü emmemesini sağladık. Kız kardeşi, “Size onun bakımını, sizin adınıza üstlenecek ve ona içtenlik ve şefkatle davranacak bir aile göstereyim mi?” dedi. | |||||
| 11370 | Kasas 12. Ayet (28:12:14) | وَهُمْ | وهم | ve hum | ve onlar | هُمْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Biz, daha önce onun, sütanalarının sütünü emmemesini sağladık. Kız kardeşi, “Size onun bakımını, sizin adınıza üstlenecek ve ona içtenlik ve şefkatle davranacak bir aile göstereyim mi?” dedi. | |||||
| 11371 | Kasas 12. Ayet (28:12:15) | لَهُ | له | lehu | ona | لَهُ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Biz, daha önce onun, sütanalarının sütünü emmemesini sağladık. Kız kardeşi, “Size onun bakımını, sizin adınıza üstlenecek ve ona içtenlik ve şefkatle davranacak bir aile göstereyim mi?” dedi. | |||||
| 11372 | Kasas 12. Ayet (28:12:16) | نَاصِحُونَ | ناصحون | nâsihûn(e) | öğüt verecek | ن ص ح |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Biz, daha önce onun, sütanalarının sütünü emmemesini sağladık. Kız kardeşi, “Size onun bakımını, sizin adınıza üstlenecek ve ona içtenlik ve şefkatle davranacak bir aile göstereyim mi?” dedi. | |||||
| 11373 | Kasas 13. Ayet (28:13:1) | فَرَدَدْنَاهُ | فرددناه | fe-radednâhu | böylece onu geri verdik | ر د د |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Böylece biz, anasının gözü aydın olsun ve üzülmesin, Allah’ın va’dinin hak olduğunu bilsin diye onu anasına geri döndürdük. Fakat onların pek çoğu bunu bilmezler. | |||||
| 11374 | Kasas 13. Ayet (28:13:5) | تَقَرَّ | تقر | tekarra | aydın olması | ق ر ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Böylece biz, anasının gözü aydın olsun ve üzülmesin, Allah’ın va’dinin hak olduğunu bilsin diye onu anasına geri döndürdük. Fakat onların pek çoğu bunu bilmezler. | |||||
| 11375 | Kasas 13. Ayet (28:13:6) | عَيْنُهَا | عينها | ‘aynuhâ | gözü | ع ي ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Böylece biz, anasının gözü aydın olsun ve üzülmesin, Allah’ın va’dinin hak olduğunu bilsin diye onu anasına geri döndürdük. Fakat onların pek çoğu bunu bilmezler. | |||||
| 11376 | Kasas 13. Ayet (28:13:15) | اَكْثَرَهُمْ | اكثرهم | ekśerahum | çokları | ك ث ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Böylece biz, anasının gözü aydın olsun ve üzülmesin, Allah’ın va’dinin hak olduğunu bilsin diye onu anasına geri döndürdük. Fakat onların pek çoğu bunu bilmezler. | |||||
| 11377 | Kasas 14. Ayet (28:14:4) | وَاسْتَوٰٓى | واستوى | vestevâ | ve olgunlaşınca | س و ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Mûsâ, olgunluk çağına ulaşıp gelişimini tamamlayınca, biz ona ilim ve hikmet verdik. Biz, iyilik edenleri böyle mükâfatlandırırız. | |||||
| 11378 | Kasas 14. Ayet (28:14:5) | اٰتَيْنَاهُ | اتيناه | âteynâhu | biz ona verdik | أ ت ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Mûsâ, olgunluk çağına ulaşıp gelişimini tamamlayınca, biz ona ilim ve hikmet verdik. Biz, iyilik edenleri böyle mükâfatlandırırız. | |||||
| 11379 | Kasas 14. Ayet (28:14:8) | وَكَذٰلِكَ | وكذلك | ve keżâlike | işte böyle | ذَٰلِكَ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Mûsâ, olgunluk çağına ulaşıp gelişimini tamamlayınca, biz ona ilim ve hikmet verdik. Biz, iyilik edenleri böyle mükâfatlandırırız. | |||||
| 11380 | Kasas 15. Ayet (28:15:5) | غَفْلَةٍ | غفلة | ġafletin | (kendisinden) habersiz olduğu | غ ف ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Mûsâ, halkın habersiz olduğu bir sırada şehre girdi. Orada biri kendi tarafından, diğeri düşmanı tarafından; kavga eden iki adam gördü. Kendi tarafından olan, düşmanına karşı ondan yardım istedi. Mûsâ da ona bir yumruk indirip onu öldürdü. Mûsâ, “Bu şeytanın işidir. O, gerçekten apaçık bir saptırıcı düşmandır” dedi.[413] | |||||
| 11381 | Kasas 15. Ayet (28:15:9) | ف۪يهَا | فيها | fîhâ | orada | فِي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Mûsâ, halkın habersiz olduğu bir sırada şehre girdi. Orada biri kendi tarafından, diğeri düşmanı tarafından; kavga eden iki adam gördü. Kendi tarafından olan, düşmanına karşı ondan yardım istedi. Mûsâ da ona bir yumruk indirip onu öldürdü. Mûsâ, “Bu şeytanın işidir. O, gerçekten apaçık bir saptırıcı düşmandır” dedi.[413] | |||||
| 11382 | Kasas 15. Ayet (28:15:11) | يَقْتَتِلَانِۘ | يقتتلان | yaktetilâni | öldüresiye dövüşürlerken | ق ت ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Mûsâ, halkın habersiz olduğu bir sırada şehre girdi. Orada biri kendi tarafından, diğeri düşmanı tarafından; kavga eden iki adam gördü. Kendi tarafından olan, düşmanına karşı ondan yardım istedi. Mûsâ da ona bir yumruk indirip onu öldürdü. Mûsâ, “Bu şeytanın işidir. O, gerçekten apaçık bir saptırıcı düşmandır” dedi.[413] | |||||
| 11383 | Kasas 15. Ayet (28:15:15) | وَهٰذَا | وهذا | ve hâżâ | ve öbürü de | هَٰذَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Mûsâ, halkın habersiz olduğu bir sırada şehre girdi. Orada biri kendi tarafından, diğeri düşmanı tarafından; kavga eden iki adam gördü. Kendi tarafından olan, düşmanına karşı ondan yardım istedi. Mûsâ da ona bir yumruk indirip onu öldürdü. Mûsâ, “Bu şeytanın işidir. O, gerçekten apaçık bir saptırıcı düşmandır” dedi.[413] | |||||
| 11384 | Kasas 15. Ayet (28:15:19) | الَّذ۪ي | الذي | lleżî | olan kimse | ٱلَّذِى |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Mûsâ, halkın habersiz olduğu bir sırada şehre girdi. Orada biri kendi tarafından, diğeri düşmanı tarafından; kavga eden iki adam gördü. Kendi tarafından olan, düşmanına karşı ondan yardım istedi. Mûsâ da ona bir yumruk indirip onu öldürdü. Mûsâ, “Bu şeytanın işidir. O, gerçekten apaçık bir saptırıcı düşmandır” dedi.[413] | |||||
| 11385 | Kasas 15. Ayet (28:15:23) | الَّذ۪ي | الذي | lleżî | olana | ٱلَّذِى |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Mûsâ, halkın habersiz olduğu bir sırada şehre girdi. Orada biri kendi tarafından, diğeri düşmanı tarafından; kavga eden iki adam gördü. Kendi tarafından olan, düşmanına karşı ondan yardım istedi. Mûsâ da ona bir yumruk indirip onu öldürdü. Mûsâ, “Bu şeytanın işidir. O, gerçekten apaçık bir saptırıcı düşmandır” dedi.[413] | |||||
| 11386 | Kasas 15. Ayet (28:15:29) | عَلَيْهِۘ | عليه | ‘aleyh(i) | onun | عَلَىٰ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Mûsâ, halkın habersiz olduğu bir sırada şehre girdi. Orada biri kendi tarafından, diğeri düşmanı tarafından; kavga eden iki adam gördü. Kendi tarafından olan, düşmanına karşı ondan yardım istedi. Mûsâ da ona bir yumruk indirip onu öldürdü. Mûsâ, “Bu şeytanın işidir. O, gerçekten apaçık bir saptırıcı düşmandır” dedi.[413] | |||||
| 11387 | Kasas 15. Ayet (28:15:30) | قَالَ | قال | kâle | (sonra) dedi ki | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Mûsâ, halkın habersiz olduğu bir sırada şehre girdi. Orada biri kendi tarafından, diğeri düşmanı tarafından; kavga eden iki adam gördü. Kendi tarafından olan, düşmanına karşı ondan yardım istedi. Mûsâ da ona bir yumruk indirip onu öldürdü. Mûsâ, “Bu şeytanın işidir. O, gerçekten apaçık bir saptırıcı düşmandır” dedi.[413] | |||||
| 11388 | Kasas 15. Ayet (28:15:35) | اِنَّهُ | انه | innehu | o gerçekten | إِنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Mûsâ, halkın habersiz olduğu bir sırada şehre girdi. Orada biri kendi tarafından, diğeri düşmanı tarafından; kavga eden iki adam gördü. Kendi tarafından olan, düşmanına karşı ondan yardım istedi. Mûsâ da ona bir yumruk indirip onu öldürdü. Mûsâ, “Bu şeytanın işidir. O, gerçekten apaçık bir saptırıcı düşmandır” dedi.[413] | |||||
| 11389 | Kasas 16. Ayet (28:16:9) | لَهُۜ | له | leh(u) | onu | لَهُ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Mûsâ, “Rabbim! Şüphesiz ben nefsime zulmettim. Beni affet” dedi. Allah da onu affetti. Şüphesiz O, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir. | |||||
| 11390 | Kasas 16. Ayet (28:16:10) | اِنَّهُ | انه | innehu | çünkü O | إِنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Mûsâ, “Rabbim! Şüphesiz ben nefsime zulmettim. Beni affet” dedi. Allah da onu affetti. Şüphesiz O, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir. | |||||
| 11391 | Kasas 16. Ayet (28:16:11) | هُوَ | هو | huve | O | هُوَ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Mûsâ, “Rabbim! Şüphesiz ben nefsime zulmettim. Beni affet” dedi. Allah da onu affetti. Şüphesiz O, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir. | |||||
| 11392 | Kasas 16. Ayet (28:16:12) | الْغَفُورُ | الغفور | l-ġafûru | çok bağışlayandır | غ ف ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Mûsâ, “Rabbim! Şüphesiz ben nefsime zulmettim. Beni affet” dedi. Allah da onu affetti. Şüphesiz O, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir. | |||||
| 11393 | Kasas 16. Ayet (28:16:13) | الرَّح۪يمُ | الرحيم | rrahîm(u) | çok esirgeyendir | ر ح م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Mûsâ, “Rabbim! Şüphesiz ben nefsime zulmettim. Beni affet” dedi. Allah da onu affetti. Şüphesiz O, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir. | |||||
| 11394 | Kasas 17. Ayet (28:17:7) | اَكُونَ | اكون | ekûne | olmayacağım | ك و ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Rabbim! Bana verdiğin nimetle asla suçlulara arka çıkmayacağım” dedi. | |||||
| 11395 | Kasas 18. Ayet (28:18:4) | خَٓائِفًا | خائفا | ḣâifen | korku içinde | خ و ف |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Korkarak, etrafı gözetleyerek şehirde sabahladı. Bir de ne görsün, dün kendisinden yardım isteyen yine feryat ederek ondan yardım istiyordu. Mûsâ da ona, “Belli ki sen azgın bir kimsesin” dedi. | |||||
| 11396 | Kasas 18. Ayet (28:18:5) | يَتَرَقَّبُ | يترقب | yeterakkabu | gözetleyerek | ر ق ب |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Korkarak, etrafı gözetleyerek şehirde sabahladı. Bir de ne görsün, dün kendisinden yardım isteyen yine feryat ederek ondan yardım istiyordu. Mûsâ da ona, “Belli ki sen azgın bir kimsesin” dedi. | |||||
| 11397 | Kasas 18. Ayet (28:18:10) | يَسْتَصْرِخُهُۜ | يستصرخه | yestasriḣuh(u) | yine feryadediyor | ص ر خ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Korkarak, etrafı gözetleyerek şehirde sabahladı. Bir de ne görsün, dün kendisinden yardım isteyen yine feryat ederek ondan yardım istiyordu. Mûsâ da ona, “Belli ki sen azgın bir kimsesin” dedi. | |||||
| 11398 | Kasas 18. Ayet (28:18:12) | لَهُ | له | lehu | ona | لَهُ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Korkarak, etrafı gözetleyerek şehirde sabahladı. Bir de ne görsün, dün kendisinden yardım isteyen yine feryat ederek ondan yardım istiyordu. Mûsâ da ona, “Belli ki sen azgın bir kimsesin” dedi. | |||||
| 11399 | Kasas 19. Ayet (28:19:6) | بِالَّذ۪ي | بالذي | billeżî | olanı | ٱلَّذِى |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Mûsâ, ikisinin de düşmanı olan adamı yakalamak isteyince adam, “Ey Mûsâ! Dün birini öldürdüğün gibi, beni de öldürmek mi istiyorsun. Sen ancak yeryüzünde bir zorba olmak istiyorsun, arabuluculardan olmak istemiyorsun” dedi. | |||||