| Sırası | Geçtiği Yer | Arapça | Harekesiz | Okunuşu | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|---|---|---|
| 13000 | Fâtır 44. Ayet (35:44:5) | فَيَنْظُرُوا | فينظروا | fe-yenzurû | görsünler | ن ظ ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Yeryüzünde dolaşıp kendilerinden öncekilerin sonunun nasıl olduğuna bakmadılar mı? Oysa onlar kendilerinden daha da kuvvetli idiler. Göklerdeki ve yerdeki hiçbir şey, Allah’ı âciz bırakacak değildir. Şüphesiz O, hakkıyla bilendir, hakkıyla kudret sahibidir. | |||||
| 13001 | Fâtır 44. Ayet (35:44:7) | كَانَ | كان | kâne | olduğunu | ك و ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Yeryüzünde dolaşıp kendilerinden öncekilerin sonunun nasıl olduğuna bakmadılar mı? Oysa onlar kendilerinden daha da kuvvetli idiler. Göklerdeki ve yerdeki hiçbir şey, Allah’ı âciz bırakacak değildir. Şüphesiz O, hakkıyla bilendir, hakkıyla kudret sahibidir. | |||||
| 13002 | Fâtır 44. Ayet (35:44:8) | عَاقِبَةُ | عاقبة | ‘âkibetu | sonunun | ع ق ب |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Yeryüzünde dolaşıp kendilerinden öncekilerin sonunun nasıl olduğuna bakmadılar mı? Oysa onlar kendilerinden daha da kuvvetli idiler. Göklerdeki ve yerdeki hiçbir şey, Allah’ı âciz bırakacak değildir. Şüphesiz O, hakkıyla bilendir, hakkıyla kudret sahibidir. | |||||
| 13003 | Fâtır 44. Ayet (35:44:11) | قَبْلِهِمْ | قبلهم | kablihim | kendilerinden önceki | ق ب ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Yeryüzünde dolaşıp kendilerinden öncekilerin sonunun nasıl olduğuna bakmadılar mı? Oysa onlar kendilerinden daha da kuvvetli idiler. Göklerdeki ve yerdeki hiçbir şey, Allah’ı âciz bırakacak değildir. Şüphesiz O, hakkıyla bilendir, hakkıyla kudret sahibidir. | |||||
| 13004 | Fâtır 44. Ayet (35:44:12) | وَكَانُٓوا | وكانوا | ve kânû | onlar idiler | ك و ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Yeryüzünde dolaşıp kendilerinden öncekilerin sonunun nasıl olduğuna bakmadılar mı? Oysa onlar kendilerinden daha da kuvvetli idiler. Göklerdeki ve yerdeki hiçbir şey, Allah’ı âciz bırakacak değildir. Şüphesiz O, hakkıyla bilendir, hakkıyla kudret sahibidir. | |||||
| 13005 | Fâtır 44. Ayet (35:44:16) | وَمَا | وما | ve mâ | ve yoktur | مَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Yeryüzünde dolaşıp kendilerinden öncekilerin sonunun nasıl olduğuna bakmadılar mı? Oysa onlar kendilerinden daha da kuvvetli idiler. Göklerdeki ve yerdeki hiçbir şey, Allah’ı âciz bırakacak değildir. Şüphesiz O, hakkıyla bilendir, hakkıyla kudret sahibidir. | |||||
| 13006 | Fâtır 44. Ayet (35:44:23) | السَّمٰوَاتِ | السموات | ssemâvâti | göklerde | س م و |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Yeryüzünde dolaşıp kendilerinden öncekilerin sonunun nasıl olduğuna bakmadılar mı? Oysa onlar kendilerinden daha da kuvvetli idiler. Göklerdeki ve yerdeki hiçbir şey, Allah’ı âciz bırakacak değildir. Şüphesiz O, hakkıyla bilendir, hakkıyla kudret sahibidir. | |||||
| 13007 | Fâtır 44. Ayet (35:44:24) | وَلَا | ولا | velâ | ve yoktur | لَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Yeryüzünde dolaşıp kendilerinden öncekilerin sonunun nasıl olduğuna bakmadılar mı? Oysa onlar kendilerinden daha da kuvvetli idiler. Göklerdeki ve yerdeki hiçbir şey, Allah’ı âciz bırakacak değildir. Şüphesiz O, hakkıyla bilendir, hakkıyla kudret sahibidir. | |||||
| 13008 | Fâtır 44. Ayet (35:44:27) | اِنَّهُ | انه | innehu | şüphesiz O | إِنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Yeryüzünde dolaşıp kendilerinden öncekilerin sonunun nasıl olduğuna bakmadılar mı? Oysa onlar kendilerinden daha da kuvvetli idiler. Göklerdeki ve yerdeki hiçbir şey, Allah’ı âciz bırakacak değildir. Şüphesiz O, hakkıyla bilendir, hakkıyla kudret sahibidir. | |||||
| 13009 | Fâtır 45. Ayet (35:45:2) | يُؤَاخِذُ | يؤاخذ | yuâḣiżu | cezalandıracak olsaydı | أ خ ذ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Eğer Allah, insanları kazandıkları yüzünden hemen cezalandıracak olsaydı, yerkürenin sırtında hiçbir canlı bırakmazdı. Ne var ki, onları belirli bir süreye kadar erteliyor. Nihayet süreleri gelince, (gerekeni yapar). Çünkü Allah, kullarını hakkıyla görmektedir. | |||||
| 13010 | Fâtır 45. Ayet (35:45:10) | ظَهْرِهَا | ظهرها | zahrihâ | onun sırtı | ظ ه ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Eğer Allah, insanları kazandıkları yüzünden hemen cezalandıracak olsaydı, yerkürenin sırtında hiçbir canlı bırakmazdı. Ne var ki, onları belirli bir süreye kadar erteliyor. Nihayet süreleri gelince, (gerekeni yapar). Çünkü Allah, kullarını hakkıyla görmektedir. | |||||
| 13011 | Fâtır 45. Ayet (35:45:14) | يُؤَخِّرُهُمْ | يؤخرهم | yuaḣḣiruhum | onları erteliyor | أ خ ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Eğer Allah, insanları kazandıkları yüzünden hemen cezalandıracak olsaydı, yerkürenin sırtında hiçbir canlı bırakmazdı. Ne var ki, onları belirli bir süreye kadar erteliyor. Nihayet süreleri gelince, (gerekeni yapar). Çünkü Allah, kullarını hakkıyla görmektedir. | |||||
| 13012 | Fâtır 45. Ayet (35:45:25) | بَص۪يرًا | بصيرا | basîrâ(n) | görmektedir | ب ص ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Eğer Allah, insanları kazandıkları yüzünden hemen cezalandıracak olsaydı, yerkürenin sırtında hiçbir canlı bırakmazdı. Ne var ki, onları belirli bir süreye kadar erteliyor. Nihayet süreleri gelince, (gerekeni yapar). Çünkü Allah, kullarını hakkıyla görmektedir. | |||||
| 13013 | Yâsîn 2. Ayet (36:2:1) | وَالْقُرْاٰنِ | والقران | vel-kur-âni | Kur'an'a andolsun | ق ر أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 2,3,4. (Ey Muhammed!) Hikmet dolu Kur’an’a andolsun ki, sen elbette dosdoğru bir yol üzere (peygamber) gönderilenlerdensin. | |||||
| 13014 | Yâsîn 3. Ayet (36:3:3) | الْمُرْسَل۪ينَۙ | المرسلين | l-murselîn(e) | gönderilmiş elçilerdensin | ر س ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 2,3,4. (Ey Muhammed!) Hikmet dolu Kur’an’a andolsun ki, sen elbette dosdoğru bir yol üzere (peygamber) gönderilenlerdensin. | |||||
| 13015 | Yâsîn 4. Ayet (36:4:2) | صِرَاطٍ | صراط | sirâtin | bir yol | ص ر ط |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 2,3,4. (Ey Muhammed!) Hikmet dolu Kur’an’a andolsun ki, sen elbette dosdoğru bir yol üzere (peygamber) gönderilenlerdensin. | |||||
| 13016 | Yâsîn 4. Ayet (36:4:3) | مُسْتَق۪يمٍۜ | مستقيم | mustakîm(in) | dosdoğru | ق و م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 2,3,4. (Ey Muhammed!) Hikmet dolu Kur’an’a andolsun ki, sen elbette dosdoğru bir yol üzere (peygamber) gönderilenlerdensin. | |||||
| 13017 | Yâsîn 5. Ayet (36:5:2) | الْعَز۪يزِ | العزيز | l-’azîzi | üstün olanın | ع ز ز |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 5,6. Kur’an, ataları uyarılmamış, bu yüzden de gaflet içinde olan bir kavmi uyarman için mutlak güç sahibi, çok merhametli Allah tarafından indirilmiştir. | |||||
| 13018 | Yâsîn 5. Ayet (36:5:3) | الرَّح۪يمِۙ | الرحيم | rrahîm(i) | çok esirgeyenin | ر ح م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 5,6. Kur’an, ataları uyarılmamış, bu yüzden de gaflet içinde olan bir kavmi uyarman için mutlak güç sahibi, çok merhametli Allah tarafından indirilmiştir. | |||||
| 13019 | Yâsîn 6. Ayet (36:6:2) | قَوْمًا | قوما | kavmen | bir toplumu | ق و م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 5,6. Kur’an, ataları uyarılmamış, bu yüzden de gaflet içinde olan bir kavmi uyarman için mutlak güç sahibi, çok merhametli Allah tarafından indirilmiştir. | |||||
| 13020 | Yâsîn 6. Ayet (36:6:6) | فَهُمْ | فهم | fehum | bu yüzden onlar | فَهُمْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 5,6. Kur’an, ataları uyarılmamış, bu yüzden de gaflet içinde olan bir kavmi uyarman için mutlak güç sahibi, çok merhametli Allah tarafından indirilmiştir. | |||||
| 13021 | Yâsîn 7. Ayet (36:7:1) | لَقَدْ | لقد | lekad | andolsun | قَدْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Andolsun, onların çoğu üzerine o söz (azap) hak olmuştur. Artık onlar iman etmezler. | |||||
| 13022 | Yâsîn 7. Ayet (36:7:2) | حَقَّ | حق | hakka | hak oldu | ح ق ق |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Andolsun, onların çoğu üzerine o söz (azap) hak olmuştur. Artık onlar iman etmezler. | |||||
| 13023 | Yâsîn 7. Ayet (36:7:3) | الْقَوْلُ | القول | l-kavlu | o söz | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Andolsun, onların çoğu üzerine o söz (azap) hak olmuştur. Artık onlar iman etmezler. | |||||
| 13024 | Yâsîn 7. Ayet (36:7:5) | اَكْثَرِهِمْ | اكثرهم | ekśerihim | onların çoğu | ك ث ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Andolsun, onların çoğu üzerine o söz (azap) hak olmuştur. Artık onlar iman etmezler. | |||||
| 13025 | Yâsîn 7. Ayet (36:7:6) | فَهُمْ | فهم | fehum | artık onlar | فَهُمْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Andolsun, onların çoğu üzerine o söz (azap) hak olmuştur. Artık onlar iman etmezler. | |||||
| 13026 | Yâsîn 8. Ayet (36:8:4) | اَعْنَاقِهِمْ | اعناقهم | a’nâkihim | onların boyunlarına | ع ن ق |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onların boyunlarına demir halkalar geçirdik, o halkalar çenelerine dayanmıştır. Bu sebeple kafaları yukarıya kalkık durumdadır. | |||||
| 13027 | Yâsîn 8. Ayet (36:8:6) | فَهِيَ | فهي | fe-hiye | o (halkalar) | هِيَ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onların boyunlarına demir halkalar geçirdik, o halkalar çenelerine dayanmıştır. Bu sebeple kafaları yukarıya kalkık durumdadır. | |||||
| 13028 | Yâsîn 8. Ayet (36:8:9) | فَهُمْ | فهم | fehum | bu yüzden onların | فَهُمْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onların boyunlarına demir halkalar geçirdik, o halkalar çenelerine dayanmıştır. Bu sebeple kafaları yukarıya kalkık durumdadır. | |||||
| 13029 | Yâsîn 9. Ayet (36:9:3) | بَيْنِ | بين | beyni | önlerinden | ب ي ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Biz, onların önlerine bir set, arkalarına da bir set çekip gözlerini perdeledik. Artık görmezler. | |||||
| 13030 | Yâsîn 9. Ayet (36:9:4) | اَيْد۪يهِمْ | ايديهم | eydîhim | önlerinden | ي د ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Biz, onların önlerine bir set, arkalarına da bir set çekip gözlerini perdeledik. Artık görmezler. | |||||
| 13031 | Yâsîn 9. Ayet (36:9:9) | فَاَغْشَيْنَاهُمْ | فاغشيناهم | fe-aġşeynâhum | ve onları kapattık | غ ش و |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Biz, onların önlerine bir set, arkalarına da bir set çekip gözlerini perdeledik. Artık görmezler. | |||||
| 13032 | Yâsîn 9. Ayet (36:9:10) | فَهُمْ | فهم | fehum | artık onlar | فَهُمْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Biz, onların önlerine bir set, arkalarına da bir set çekip gözlerini perdeledik. Artık görmezler. | |||||
| 13033 | Yâsîn 9. Ayet (36:9:12) | يُبْصِرُونَ | يبصرون | yubsirûn(e) | görmezler | ب ص ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Biz, onların önlerine bir set, arkalarına da bir set çekip gözlerini perdeledik. Artık görmezler. | |||||
| 13034 | Yâsîn 10. Ayet (36:10:2) | عَلَيْهِمْ | عليهم | ‘aleyhim | onlar için | عَلَىٰ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onları uyarsan da, uyarmasan da onlar için birdir, inanmazlar. | |||||
| 13035 | Yâsîn 11. Ayet (36:11:6) | وَخَشِيَ | وخشي | ve ḣaşiye | ve korkan | خ ش ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Sen ancak Zikr’e (Kur’an’a) uyanı ve görmediği hâlde Rahmân’dan korkan kimseyi uyarırsın. İşte onu bir bağışlanma ve güzel bir mükâfatla müjdele. | |||||
| 13036 | Yâsîn 11. Ayet (36:11:8) | بِالْغَيْبِۚ | بالغيب | bil-ġayb(i) | görmeden | غ ي ب |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Sen ancak Zikr’e (Kur’an’a) uyanı ve görmediği hâlde Rahmân’dan korkan kimseyi uyarırsın. İşte onu bir bağışlanma ve güzel bir mükâfatla müjdele. | |||||
| 13037 | Yâsîn 11. Ayet (36:11:9) | فَبَشِّرْهُ | فبشره | fe-beşşirhu | işte öylesini müjdele | ب ش ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Sen ancak Zikr’e (Kur’an’a) uyanı ve görmediği hâlde Rahmân’dan korkan kimseyi uyarırsın. İşte onu bir bağışlanma ve güzel bir mükâfatla müjdele. | |||||
| 13038 | Yâsîn 12. Ayet (36:12:1) | اِنَّا | انا | innâ | şüphe yokki biz | إِنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Şüphesiz biz, ölüleri mutlaka diriltiriz. Onların yaptıklarını ve bıraktıkları eserlerini yazarız. Biz, her şeyi apaçık bir kitapta (Levh-i Mahfuz’da) bir bir kaydetmişizdir. | |||||
| 13039 | Yâsîn 12. Ayet (36:12:4) | الْمَوْتٰى | الموتى | l-mevtâ | ölüleri | م و ت |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Şüphesiz biz, ölüleri mutlaka diriltiriz. Onların yaptıklarını ve bıraktıkları eserlerini yazarız. Biz, her şeyi apaçık bir kitapta (Levh-i Mahfuz’da) bir bir kaydetmişizdir. | |||||
| 13040 | Yâsîn 12. Ayet (36:12:7) | قَدَّمُوا | قدموا | kaddemû | öne sürdükleri | ق د م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Şüphesiz biz, ölüleri mutlaka diriltiriz. Onların yaptıklarını ve bıraktıkları eserlerini yazarız. Biz, her şeyi apaçık bir kitapta (Levh-i Mahfuz’da) bir bir kaydetmişizdir. | |||||
| 13041 | Yâsîn 13. Ayet (36:13:2) | لَهُمْ | لهم | lehum | onlara | لَهُم |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Ey Muhammed!) Onlara, o memleket halkını örnek ver. Hani oraya elçiler gelmişti. | |||||
| 13042 | Yâsîn 13. Ayet (36:13:3) | مَثَلًا | مثلا | meśelen | misal olarak | م ث ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Ey Muhammed!) Onlara, o memleket halkını örnek ver. Hani oraya elçiler gelmişti. | |||||
| 13043 | Yâsîn 14. Ayet (36:14:2) | اَرْسَلْنَٓا | ارسلنا | erselnâ | biz gönderdik | ر س ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Hani biz onlara iki elçi göndermiştik de onları yalancı saymışlardı. Biz de onlara üçüncü bir elçi ile destek vermiştik. Onlar, “Şüphesiz biz size gönderilmiş elçileriz” dediler. | |||||
| 13044 | Yâsîn 14. Ayet (36:14:3) | اِلَيْهِمُ | اليهم | ileyhimu | onlara | إِلَىٰ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Hani biz onlara iki elçi göndermiştik de onları yalancı saymışlardı. Biz de onlara üçüncü bir elçi ile destek vermiştik. Onlar, “Şüphesiz biz size gönderilmiş elçileriz” dediler. | |||||
| 13045 | Yâsîn 14. Ayet (36:14:5) | فَكَذَّبُوهُمَا | فكذبوهما | fe-keżżebûhumâ | onları yalanladılar | ك ذ ب |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Hani biz onlara iki elçi göndermiştik de onları yalancı saymışlardı. Biz de onlara üçüncü bir elçi ile destek vermiştik. Onlar, “Şüphesiz biz size gönderilmiş elçileriz” dediler. | |||||
| 13046 | Yâsîn 14. Ayet (36:14:11) | مُرْسَلُونَ | مرسلون | murselûn(e) | gönderilen elçileriz | ر س ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Hani biz onlara iki elçi göndermiştik de onları yalancı saymışlardı. Biz de onlara üçüncü bir elçi ile destek vermiştik. Onlar, “Şüphesiz biz size gönderilmiş elçileriz” dediler. | |||||
| 13047 | Yâsîn 15. Ayet (36:15:15) | تَكْذِبُونَ | تكذبون | tekżibûn(e) | yalan söylüyorsunuz | ك ذ ب |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlar şöyle dediler: “Siz de ancak bizim gibi insansınız. Rahmân, hiçbir şey indirmemiştir. Siz sadece yalan söylüyorsunuz.” | |||||
| 13048 | Yâsîn 16. Ayet (36:16:6) | لَمُرْسَلُونَ | لمرسلون | le-murselûn(e) | gönderilmiş elçileriz | ر س ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Elçiler ise) şöyle dediler: “Bizim gerçekten size gönderilmiş elçiler olduğumuzu Rabbimiz biliyor.” | |||||
| 13049 | Yâsîn 17. Ayet (36:17:1) | وَمَا | وما | ve mâ | ve yoktur | مَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Bize düşen ancak apaçık bir tebliğdir.” | |||||