| Sırası | Geçtiği Yer | Arapça | Harekesiz | Okunuşu | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|---|---|---|
| 13100 | Yâsîn 40. Ayet (36:40:10) | سَابِقُ | سابق | sâbiku | önüne geçebilir | س ب ق |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ne güneş aya yetişebilir, ne de gece gündüzü geçebilir. Her biri bir yörüngede yüzmektedir. | |||||
| 13101 | Yâsîn 40. Ayet (36:40:14) | فَلَكٍ | فلك | felekin | bir felekte (yörüngede) | ف ل ك |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ne güneş aya yetişebilir, ne de gece gündüzü geçebilir. Her biri bir yörüngede yüzmektedir. | |||||
| 13102 | Yâsîn 41. Ayet (36:41:2) | لَهُمْ | لهم | lehum | onlar için | لَهُم |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onların soylarını dolu gemide taşımamız da onlar için bir delildir. | |||||
| 13103 | Yâsîn 41. Ayet (36:41:5) | ذُرِّيَّتَهُمْ | ذريتهم | żurriyyetehum | onların çocuklarını | ذ ر ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onların soylarını dolu gemide taşımamız da onlar için bir delildir. | |||||
| 13104 | Yâsîn 41. Ayet (36:41:8) | الْمَشْحُونِۙ | المشحون | l-meşhûn(i) | dolu | ش ح ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onların soylarını dolu gemide taşımamız da onlar için bir delildir. | |||||
| 13105 | Yâsîn 42. Ayet (36:42:4) | مِثْلِه۪ | مثله | miślihi | onun gibi | م ث ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Biz, onlar için o gemi gibi binecekleri nice şeyler yarattık. | |||||
| 13106 | Yâsîn 43. Ayet (36:43:3) | نُغْرِقْهُمْ | نغرقهم | nuġrikhum | onları (suda) boğarız | غ ر ق |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Biz istesek onları suda boğarız da kendileri için ne imdat çağrısı yapan olur, ne de kurtarılırlar. | |||||
| 13107 | Yâsîn 43. Ayet (36:43:4) | فَلَا | فلا | felâ | olmaz | لَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Biz istesek onları suda boğarız da kendileri için ne imdat çağrısı yapan olur, ne de kurtarılırlar. | |||||
| 13108 | Yâsîn 43. Ayet (36:43:6) | لَهُمْ | لهم | lehum | onlara | لَهُم |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Biz istesek onları suda boğarız da kendileri için ne imdat çağrısı yapan olur, ne de kurtarılırlar. | |||||
| 13109 | Yâsîn 43. Ayet (36:43:8) | هُمْ | هم | hum | onlar | هُم |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Biz istesek onları suda boğarız da kendileri için ne imdat çağrısı yapan olur, ne de kurtarılırlar. | |||||
| 13110 | Yâsîn 45. Ayet (36:45:3) | لَهُمُ | لهم | lehumu | onlara | لَهُم |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlara, “Önünüzde ve arkanızda olan şeylerden (dünya ve ahirette göreceğiniz azaplardan) sakının ki size merhamet edilsin” denildiğinde yüz çevirirler. | |||||
| 13111 | Yâsîn 45. Ayet (36:45:5) | مَا | ما | mâ | olanlardan | مَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlara, “Önünüzde ve arkanızda olan şeylerden (dünya ve ahirette göreceğiniz azaplardan) sakının ki size merhamet edilsin” denildiğinde yüz çevirirler. | |||||
| 13112 | Yâsîn 45. Ayet (36:45:6) | بَيْنَ | بين | beyne | önünüzdeki | ب ي ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlara, “Önünüzde ve arkanızda olan şeylerden (dünya ve ahirette göreceğiniz azaplardan) sakının ki size merhamet edilsin” denildiğinde yüz çevirirler. | |||||
| 13113 | Yâsîn 45. Ayet (36:45:7) | اَيْد۪يكُمْ | ايديكم | eydîkum | önünüzdeki | ي د ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlara, “Önünüzde ve arkanızda olan şeylerden (dünya ve ahirette göreceğiniz azaplardan) sakının ki size merhamet edilsin” denildiğinde yüz çevirirler. | |||||
| 13114 | Yâsîn 45. Ayet (36:45:8) | وَمَا | وما | ve mâ | ve olanlardan | مَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlara, “Önünüzde ve arkanızda olan şeylerden (dünya ve ahirette göreceğiniz azaplardan) sakının ki size merhamet edilsin” denildiğinde yüz çevirirler. | |||||
| 13115 | Yâsîn 46. Ayet (36:46:2) | تَأْت۪يهِمْ | تأتيهم | te/tîhim | onlara gelmez | أ ت ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlara Rablerinin âyetlerinden bir âyet gelmez ki ondan yüz çeviriyor olmasınlar. | |||||
| 13116 | Yâsîn 46. Ayet (36:46:9) | كَانُوا | كانوا | kânû | olmadıkları | ك و ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlara Rablerinin âyetlerinden bir âyet gelmez ki ondan yüz çeviriyor olmasınlar. | |||||
| 13117 | Yâsîn 46. Ayet (36:46:10) | عَنْهَا | عنها | ‘anhâ | ondan | عَنْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlara Rablerinin âyetlerinden bir âyet gelmez ki ondan yüz çeviriyor olmasınlar. | |||||
| 13118 | Yâsîn 47. Ayet (36:47:3) | لَهُمْ | لهم | lehum | onlara | لَهُم |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlara, “Allah’ın sizi rızıklandırdığı şeylerden Allah yolunda harcayın” denildiği zaman, inkâr edenler iman edenlere, “Allah’ın, dilemiş olsa kendilerini doyurabileceği kimselere mi yedireceğiz? Siz ancak apaçık bir sapıklık içindesiniz” derler. | |||||
| 13119 | Yâsîn 47. Ayet (36:47:10) | كَفَرُوا | كفروا | keferû | nankörler | ك ف ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlara, “Allah’ın sizi rızıklandırdığı şeylerden Allah yolunda harcayın” denildiği zaman, inkâr edenler iman edenlere, “Allah’ın, dilemiş olsa kendilerini doyurabileceği kimselere mi yedireceğiz? Siz ancak apaçık bir sapıklık içindesiniz” derler. | |||||
| 13120 | Yâsîn 47. Ayet (36:47:21) | اِلَّا | الا | illâ | doğrusu | إِلَّا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlara, “Allah’ın sizi rızıklandırdığı şeylerden Allah yolunda harcayın” denildiği zaman, inkâr edenler iman edenlere, “Allah’ın, dilemiş olsa kendilerini doyurabileceği kimselere mi yedireceğiz? Siz ancak apaçık bir sapıklık içindesiniz” derler. | |||||
| 13121 | Yâsîn 48. Ayet (36:48:1) | وَيَقُولُونَ | ويقولون | ve yekûlûne | ve diyorlar | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Eğer doğru söyleyenlerseniz, bu tehdit ne zaman gelecek?” diyorlar. | |||||
| 13122 | Yâsîn 48. Ayet (36:48:7) | صَادِق۪ينَ | صادقين | sâdikîn(e) | doğru söylüyor(lar) | ص د ق |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Eğer doğru söyleyenlerseniz, bu tehdit ne zaman gelecek?” diyorlar. | |||||
| 13123 | Yâsîn 49. Ayet (36:49:2) | يَنْظُرُونَ | ينظرون | yenzurûne | beklemiyorlar | ن ظ ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlar ancak, çekişip dururlarken kendilerini yakalayacak korkunç bir ses bekliyorlar. | |||||
| 13124 | Yâsîn 49. Ayet (36:49:4) | صَيْحَةً | صيحة | sayhaten | korkunç sesten | ص ي ح |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlar ancak, çekişip dururlarken kendilerini yakalayacak korkunç bir ses bekliyorlar. | |||||
| 13125 | Yâsîn 49. Ayet (36:49:6) | تَأْخُذُهُمْ | تأخذهم | te/ḣużuhum | ansızın onları yakalar | أ خ ذ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlar ancak, çekişip dururlarken kendilerini yakalayacak korkunç bir ses bekliyorlar. | |||||
| 13126 | Yâsîn 49. Ayet (36:49:7) | وَهُمْ | وهم | ve hum | ve onlar | هُمْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlar ancak, çekişip dururlarken kendilerini yakalayacak korkunç bir ses bekliyorlar. | |||||
| 13127 | Yâsîn 50. Ayet (36:50:7) | يَرْجِعُونَ۟ | يرجعون | yerci’ûn(e) | dönmeye | ر ج ع |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Artık ne birbirlerine tavsiyede bulunabilirler, ne de ailelerine dönebilirler. | |||||
| 13128 | Yâsîn 51. Ayet (36:51:5) | هُمْ | هم | hum | onlar | هُم |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Sûra üfürülür. Bir de bakarsın, kabirlerden çıkmış, Rablerine doğru akın akın gitmektedirler. | |||||
| 13129 | Yâsîn 51. Ayet (36:51:10) | يَنْسِلُونَ | ينسلون | yensilûn(e) | koşuyorlar | ن س ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Sûra üfürülür. Bir de bakarsın, kabirlerden çıkmış, Rablerine doğru akın akın gitmektedirler. | |||||
| 13130 | Yâsîn 52. Ayet (36:52:12) | وَصَدَقَ | وصدق | ve sadeka | demek doğru söylemiş | ص د ق |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Şöyle derler: “Vay başımıza gelene! Kim bizi diriltip mezarımızdan çıkardı? Bu, Rahman’ın vaad ettiği şeydir. Peygamberler doğru söylemişler.” | |||||
| 13131 | Yâsîn 53. Ayet (36:53:2) | كَانَتْ | كانت | kânet | olur | ك و ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Sadece korkunç bir ses olur. Bir de bakarsın, hepsi birden toplanıp huzurumuza çıkarılmışlardır. | |||||
| 13132 | Yâsîn 53. Ayet (36:53:7) | هُمْ | هم | hum | onların | هُم |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Sadece korkunç bir ses olur. Bir de bakarsın, hepsi birden toplanıp huzurumuza çıkarılmışlardır. | |||||
| 13133 | Yâsîn 54. Ayet (36:54:1) | فَالْيَوْمَ | فاليوم | fel-yevme | o gün | ي و م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | O gün kimseye, hiç mi hiç zulmedilmez. Size ancak işlemekte olduğunuz şeylerin karşılığı verilir. | |||||
| 13134 | Yâsîn 54. Ayet (36:54:10) | كُنْتُمْ | كنتم | kuntum | olduklarınızın | ك و ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | O gün kimseye, hiç mi hiç zulmedilmez. Size ancak işlemekte olduğunuz şeylerin karşılığı verilir. | |||||
| 13135 | Yâsîn 55. Ayet (36:55:4) | الْيَوْمَ | اليوم | l-yevme | o gün | ي و م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Şüphesiz cennetlikler o gün nimetlerle meşguldürler, zevk sürerler. | |||||
| 13136 | Yâsîn 56. Ayet (36:56:4) | ظِلَالٍ | ظلال | zilâlin | gölgelerde | ظ ل ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlar ve eşleri gölgelerde koltuklara yaslanmaktadırlar. | |||||
| 13137 | Yâsîn 56. Ayet (36:56:6) | الْاَرَٓائِكِ | الارائك | l-erâiki | koltuklar | أ ر ك |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlar ve eşleri gölgelerde koltuklara yaslanmaktadırlar. | |||||
| 13138 | Yâsîn 57. Ayet (36:57:1) | لَهُمْ | لهم | lehum | onlar için vardır | لَهُم |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlar için orada meyveler vardır. Onlar için diledikleri her şey vardır. | |||||
| 13139 | Yâsîn 57. Ayet (36:57:2) | ف۪يهَا | فيها | fîhâ | orada | فِي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlar için orada meyveler vardır. Onlar için diledikleri her şey vardır. | |||||
| 13140 | Yâsîn 57. Ayet (36:57:4) | وَلَهُمْ | ولهم | ve lehum | ve onlar için vardır | لَهُم |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlar için orada meyveler vardır. Onlar için diledikleri her şey vardır. | |||||
| 13141 | Yâsîn 58. Ayet (36:58:2) | قَوْلًا | قولا | kavlen | sözle | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Çok merhametli olan Rab’den bir söz olarak (kendilerine) “Selâm” (vardır). | |||||
| 13142 | Yâsîn 58. Ayet (36:58:5) | رَح۪يمٍ | رحيم | rahîm(in) | çok esirgeyen | ر ح م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Çok merhametli olan Rab’den bir söz olarak (kendilerine) “Selâm” (vardır). | |||||
| 13143 | Yâsîn 59. Ayet (36:59:1) | وَامْتَازُوا | وامتازوا | ve-mtâzû | şöyle ayrılın | م ي ز |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Allah, şöyle der:) “Ey suçlular! Ayrılın bu gün!” | |||||
| 13144 | Yâsîn 60. Ayet (36:60:5) | بَن۪ٓي | بني | benî | oğulları | ب ن ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 60,61. “Ey Âdemoğulları! Ben, size, şeytana kulluk etmeyin. Çünkü o, sizin için apaçık bir düşmandır. Bana kulluk edin. İşte bu dosdoğru yoldur, diye emretmedim mi?” | |||||
| 13145 | Yâsîn 60. Ayet (36:60:11) | اِنَّهُ | انه | innehu | şüphesiz o | إِنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 60,61. “Ey Âdemoğulları! Ben, size, şeytana kulluk etmeyin. Çünkü o, sizin için apaçık bir düşmandır. Bana kulluk edin. İşte bu dosdoğru yoldur, diye emretmedim mi?” | |||||
| 13146 | Yâsîn 61. Ayet (36:61:4) | صِرَاطٌ | صراط | sirâtun | yol | ص ر ط |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 60,61. “Ey Âdemoğulları! Ben, size, şeytana kulluk etmeyin. Çünkü o, sizin için apaçık bir düşmandır. Bana kulluk edin. İşte bu dosdoğru yoldur, diye emretmedim mi?” | |||||
| 13147 | Yâsîn 61. Ayet (36:61:5) | مُسْتَق۪يمٌ | مستقيم | mustekîm(un) | doğru | ق و م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 60,61. “Ey Âdemoğulları! Ben, size, şeytana kulluk etmeyin. Çünkü o, sizin için apaçık bir düşmandır. Bana kulluk edin. İşte bu dosdoğru yoldur, diye emretmedim mi?” | |||||
| 13148 | Yâsîn 62. Ayet (36:62:1) | وَلَقَدْ | ولقد | ve lekad | ve andolsun | قَدْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Andolsun, o sizden pek çok nesli saptırmıştı. Hiç düşünmüyor muydunuz?” | |||||
| 13149 | Yâsîn 62. Ayet (36:62:5) | كَث۪يرًاۜ | كثيرا | keśîrâ(an) | birçok | ك ث ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Andolsun, o sizden pek çok nesli saptırmıştı. Hiç düşünmüyor muydunuz?” | |||||