| Sırası | Geçtiği Yer | Arapça | Harekesiz | Okunuşu | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|---|---|---|
| 14100 | Mü'min 42. Ayet (40:42:14) | الْعَز۪يزِ | العزيز | l-’azîzi | aziz olana | ع ز ز |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Siz beni Allah’ı inkâr etmeye ve hakkında hiçbir bilgim olmayan şeyleri O’na ortak koşmaya çağırıyorsunuz. Ben ise sizi mutlak güç sahibine, çok bağışlayana (Allah’a) çağırıyorum.” | |||||
| 14101 | Mü'min 42. Ayet (40:42:15) | الْغَفَّارِ | الغفار | l-ġaffâr(i) | çok bağışlayana | غ ف ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Siz beni Allah’ı inkâr etmeye ve hakkında hiçbir bilgim olmayan şeyleri O’na ortak koşmaya çağırıyorsunuz. Ben ise sizi mutlak güç sahibine, çok bağışlayana (Allah’a) çağırıyorum.” | |||||
| 14102 | Mü'min 43. Ayet (40:43:1) | لَا | لا | lâ | yok (ki) | لَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Şüphe yok ki sizin beni tapmaya çağırdığınız şeyin ne dünya ne de ahiret konusunda hiçbir çağrısı yoktur. Kuşkusuz dönüşümüz Allah’adır. Şüphesiz, aşırı gidenler cehennemliklerin ta kendileridir.” | |||||
| 14103 | Mü'min 43. Ayet (40:43:4) | تَدْعُونَن۪ٓي | تدعونني | ted’ûnenî | siz beni çağırıyorsunuz | د ع و |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Şüphe yok ki sizin beni tapmaya çağırdığınız şeyin ne dünya ne de ahiret konusunda hiçbir çağrısı yoktur. Kuşkusuz dönüşümüz Allah’adır. Şüphesiz, aşırı gidenler cehennemliklerin ta kendileridir.” | |||||
| 14104 | Mü'min 43. Ayet (40:43:5) | اِلَيْهِ | اليه | ileyhi | ona | إِلَىٰ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Şüphe yok ki sizin beni tapmaya çağırdığınız şeyin ne dünya ne de ahiret konusunda hiçbir çağrısı yoktur. Kuşkusuz dönüşümüz Allah’adır. Şüphesiz, aşırı gidenler cehennemliklerin ta kendileridir.” | |||||
| 14105 | Mü'min 43. Ayet (40:43:6) | لَيْسَ | ليس | leyse | (oysa) yoktur | ل ي س |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Şüphe yok ki sizin beni tapmaya çağırdığınız şeyin ne dünya ne de ahiret konusunda hiçbir çağrısı yoktur. Kuşkusuz dönüşümüz Allah’adır. Şüphesiz, aşırı gidenler cehennemliklerin ta kendileridir.” | |||||
| 14106 | Mü'min 43. Ayet (40:43:7) | لَهُ | له | lehu | onun | لَهُ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Şüphe yok ki sizin beni tapmaya çağırdığınız şeyin ne dünya ne de ahiret konusunda hiçbir çağrısı yoktur. Kuşkusuz dönüşümüz Allah’adır. Şüphesiz, aşırı gidenler cehennemliklerin ta kendileridir.” | |||||
| 14107 | Mü'min 43. Ayet (40:43:15) | مَرَدَّنَٓا | مردنا | meraddenâ | bizim dönüşümüz | ر د د |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Şüphe yok ki sizin beni tapmaya çağırdığınız şeyin ne dünya ne de ahiret konusunda hiçbir çağrısı yoktur. Kuşkusuz dönüşümüz Allah’adır. Şüphesiz, aşırı gidenler cehennemliklerin ta kendileridir.” | |||||
| 14108 | Mü'min 43. Ayet (40:43:20) | هُمْ | هم | hum | işte onlar | هُم |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Şüphe yok ki sizin beni tapmaya çağırdığınız şeyin ne dünya ne de ahiret konusunda hiçbir çağrısı yoktur. Kuşkusuz dönüşümüz Allah’adır. Şüphesiz, aşırı gidenler cehennemliklerin ta kendileridir.” | |||||
| 14109 | Mü'min 44. Ayet (40:44:3) | اَقُولُ | اقول | ekûlu | söylediysem | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Size söylediklerimi hatırlayacaksınız. Ben işimi Allah’a havale ediyorum. Şüphesiz Allah, kullarını hakkıyla görendir.” | |||||
| 14110 | Mü'min 44. Ayet (40:44:5) | وَاُفَوِّضُ | وافوض | ve ufevvidu | ve bırakıyorum | ف و ض |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Size söylediklerimi hatırlayacaksınız. Ben işimi Allah’a havale ediyorum. Şüphesiz Allah, kullarını hakkıyla görendir.” | |||||
| 14111 | Mü'min 44. Ayet (40:44:11) | بَص۪يرٌ | بصير | basîrun | görür | ب ص ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Size söylediklerimi hatırlayacaksınız. Ben işimi Allah’a havale ediyorum. Şüphesiz Allah, kullarını hakkıyla görendir.” | |||||
| 14112 | Mü'min 45. Ayet (40:45:1) | فَوَقٰيهُ | فوقيه | fe-vakâhu | onu korudu | و ق ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah, onu, onların hilelerinin kötülüklerinden korudu. Firavun ailesini, azâbın en kötüsü kuşattı. | |||||
| 14113 | Mü'min 45. Ayet (40:45:3) | سَيِّـَٔاتِ | سيـات | seyyiâti | kötülüklerinden | س و أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah, onu, onların hilelerinin kötülüklerinden korudu. Firavun ailesini, azâbın en kötüsü kuşattı. | |||||
| 14114 | Mü'min 45. Ayet (40:45:5) | مَكَرُوا | مكروا | mekerû | onların kurdukları tuzakların | م ك ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah, onu, onların hilelerinin kötülüklerinden korudu. Firavun ailesini, azâbın en kötüsü kuşattı. | |||||
| 14115 | Mü'min 45. Ayet (40:45:9) | سُٓوءُ | سوء | sû-u | en kötüsü | س و أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah, onu, onların hilelerinin kötülüklerinden korudu. Firavun ailesini, azâbın en kötüsü kuşattı. | |||||
| 14116 | Mü'min 46. Ayet (40:46:3) | عَلَيْهَا | عليها | ‘aleyhâ | ona | عَلَىٰ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Öyle bir) ateş ki, onlar sabah-akşam ona sunulurlar. Kıyametin kopacağı günde de, “Firavun ailesini azabın en şiddetlisine sokun” denilecektir. | |||||
| 14117 | Mü'min 46. Ayet (40:46:7) | تَقُومُ | تقوم | tekûmu | koptuğu | ق و م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Öyle bir) ateş ki, onlar sabah-akşam ona sunulurlar. Kıyametin kopacağı günde de, “Firavun ailesini azabın en şiddetlisine sokun” denilecektir. | |||||
| 14118 | Mü'min 46. Ayet (40:46:9) | اَدْخِلُٓوا | ادخلوا | edḣilû | sokun (denilir) | د خ ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Öyle bir) ateş ki, onlar sabah-akşam ona sunulurlar. Kıyametin kopacağı günde de, “Firavun ailesini azabın en şiddetlisine sokun” denilecektir. | |||||
| 14119 | Mü'min 47. Ayet (40:47:6) | الضُّعَفٰٓؤُ۬ا | الضعفؤا | ddu’afâu | zayıf olanlar | ض ع ف |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ateşin içinde birbirleriyle tartışırlarken, zayıf olanlar, büyüklük taslayanlara, “Biz size uymuş kimselerdik. Şimdi şu ateşin bir kısmını üzerimizden kaldırabilir misiniz?” derler. | |||||
| 14120 | Mü'min 48. Ayet (40:48:6) | ف۪يهَٓا | فيها | fîhâ | onun içindeyiz | فِي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Büyüklük taslayanlar ise şöyle derler: “Biz hepimiz ateşin içindeyiz. Şüphesiz Allah, kullar arasında (böyle) hüküm vermiştir.” | |||||
| 14121 | Mü'min 50. Ayet (40:50:4) | تَأْت۪يكُمْ | تأتيكم | te/tîkum | size geliyor | أ ت ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Cehennem bekçileri) derler ki: “Size peygamberleriniz açık mucizeler getirmemiş miydi?” Onlar, “Evet, getirmişti” derler. (Bekçiler), “Öyleyse kendiniz yalvarın” derler. Şüphesiz kâfirlerin duası boşunadır. | |||||
| 14122 | Mü'min 50. Ayet (40:50:10) | فَادْعُواۚ | فادعوا | fe-d’û | öyle ise yalvar(ıp dur)un | د ع و |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Cehennem bekçileri) derler ki: “Size peygamberleriniz açık mucizeler getirmemiş miydi?” Onlar, “Evet, getirmişti” derler. (Bekçiler), “Öyleyse kendiniz yalvarın” derler. Şüphesiz kâfirlerin duası boşunadır. | |||||
| 14123 | Mü'min 52. Ayet (40:52:1) | يَوْمَ | يوم | yevme | o gün | ي و م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | O gün zalimlere, mazeretleri fayda vermez. Lânet de onlaradır, kötü yurt da onlaradır. | |||||
| 14124 | Mü'min 52. Ayet (40:52:6) | وَلَهُمُ | ولهم | ve lehumu | ve onlar için vardır | لَهُم |
| Diyanet İşleri (Yeni) | O gün zalimlere, mazeretleri fayda vermez. Lânet de onlaradır, kötü yurt da onlaradır. | |||||
| 14125 | Mü'min 52. Ayet (40:52:8) | وَلَهُمْ | ولهم | ve lehum | ve onlara vardır | لَهُم |
| Diyanet İşleri (Yeni) | O gün zalimlere, mazeretleri fayda vermez. Lânet de onlaradır, kötü yurt da onlaradır. | |||||
| 14126 | Mü'min 52. Ayet (40:52:9) | سُٓوءُ | سوء | sû-u | en kötüsü | س و أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | O gün zalimlere, mazeretleri fayda vermez. Lânet de onlaradır, kötü yurt da onlaradır. | |||||
| 14127 | Mü'min 53. Ayet (40:53:1) | وَلَقَدْ | ولقد | ve lekad | ve andolsun | قَدْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 53,54. Andolsun, biz Mûsâ’ya hidayet verdik. İsrailoğulları’na da, akıl sahipleri için bir öğüt ve doğruluk rehberi olarak o kitabı (Tevrat’ı) miras bıraktık. | |||||
| 14128 | Mü'min 53. Ayet (40:53:6) | بَن۪ٓي | بني | benî | oğullarına | ب ن ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 53,54. Andolsun, biz Mûsâ’ya hidayet verdik. İsrailoğulları’na da, akıl sahipleri için bir öğüt ve doğruluk rehberi olarak o kitabı (Tevrat’ı) miras bıraktık. | |||||
| 14129 | Mü'min 54. Ayet (40:54:1) | هُدًى | هدى | huden | bir yol göstericidir | ه د ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 53,54. Andolsun, biz Mûsâ’ya hidayet verdik. İsrailoğulları’na da, akıl sahipleri için bir öğüt ve doğruluk rehberi olarak o kitabı (Tevrat’ı) miras bıraktık. | |||||
| 14130 | Mü'min 54. Ayet (40:54:2) | وَذِكْرٰى | وذكرى | ve żikrâ | ve öğüttür | ذ ك ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 53,54. Andolsun, biz Mûsâ’ya hidayet verdik. İsrailoğulları’na da, akıl sahipleri için bir öğüt ve doğruluk rehberi olarak o kitabı (Tevrat’ı) miras bıraktık. | |||||
| 14131 | Mü'min 55. Ayet (40:55:1) | فَاصْبِرْ | فاصبر | fasbir | o halde sabret | ص ب ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ey Muhammed! Sabret. Allah’ın va’di şüphesiz gerçektir. Günahının bağışlanmasını iste. Akşam-sabah Rabbini hamd ederek tespih et. | |||||
| 14132 | Mü'min 55. Ayet (40:55:9) | بِحَمْدِ | بحمد | bi-hamdi | övgü ile | ح م د |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ey Muhammed! Sabret. Allah’ın va’di şüphesiz gerçektir. Günahının bağışlanmasını iste. Akşam-sabah Rabbini hamd ederek tespih et. | |||||
| 14133 | Mü'min 56. Ayet (40:56:7) | بِغَيْرِ | بغير | bi-ġayri | olmadan | غ ي ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah’ın âyetleri hakkında, kendilerine gelmiş bir delilleri olmaksızın tartışanlar var ya, onların kalplerinde ancak bir büyüklük taslama vardır. Onlar, tasladıkları büyüklüğe asla ulaşmazlar. Sen Allah’a sığın. Şüphesiz O, hakkıyla işitendir, hakkıyla görendir. | |||||
| 14134 | Mü'min 56. Ayet (40:56:10) | اِنْ | ان | in | yoktur | إِنْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah’ın âyetleri hakkında, kendilerine gelmiş bir delilleri olmaksızın tartışanlar var ya, onların kalplerinde ancak bir büyüklük taslama vardır. Onlar, tasladıkları büyüklüğe asla ulaşmazlar. Sen Allah’a sığın. Şüphesiz O, hakkıyla işitendir, hakkıyla görendir. | |||||
| 14135 | Mü'min 56. Ayet (40:56:12) | صُدُورِهِمْ | صدورهم | sudûrihim | onların göğüslerinde | ص د ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah’ın âyetleri hakkında, kendilerine gelmiş bir delilleri olmaksızın tartışanlar var ya, onların kalplerinde ancak bir büyüklük taslama vardır. Onlar, tasladıkları büyüklüğe asla ulaşmazlar. Sen Allah’a sığın. Şüphesiz O, hakkıyla işitendir, hakkıyla görendir. | |||||
| 14136 | Mü'min 56. Ayet (40:56:16) | هُمْ | هم | hum | onlar | هُم |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah’ın âyetleri hakkında, kendilerine gelmiş bir delilleri olmaksızın tartışanlar var ya, onların kalplerinde ancak bir büyüklük taslama vardır. Onlar, tasladıkları büyüklüğe asla ulaşmazlar. Sen Allah’a sığın. Şüphesiz O, hakkıyla işitendir, hakkıyla görendir. | |||||
| 14137 | Mü'min 56. Ayet (40:56:20) | اِنَّهُ | انه | innehu | çünkü O | إِنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah’ın âyetleri hakkında, kendilerine gelmiş bir delilleri olmaksızın tartışanlar var ya, onların kalplerinde ancak bir büyüklük taslama vardır. Onlar, tasladıkları büyüklüğe asla ulaşmazlar. Sen Allah’a sığın. Şüphesiz O, hakkıyla işitendir, hakkıyla görendir. | |||||
| 14138 | Mü'min 56. Ayet (40:56:21) | هُوَ | هو | huve | O'dur | هُوَ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah’ın âyetleri hakkında, kendilerine gelmiş bir delilleri olmaksızın tartışanlar var ya, onların kalplerinde ancak bir büyüklük taslama vardır. Onlar, tasladıkları büyüklüğe asla ulaşmazlar. Sen Allah’a sığın. Şüphesiz O, hakkıyla işitendir, hakkıyla görendir. | |||||
| 14139 | Mü'min 56. Ayet (40:56:23) | الْبَص۪يرُ | البصير | l-basîr(u) | gören | ب ص ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah’ın âyetleri hakkında, kendilerine gelmiş bir delilleri olmaksızın tartışanlar var ya, onların kalplerinde ancak bir büyüklük taslama vardır. Onlar, tasladıkları büyüklüğe asla ulaşmazlar. Sen Allah’a sığın. Şüphesiz O, hakkıyla işitendir, hakkıyla görendir. | |||||
| 14140 | Mü'min 57. Ayet (40:57:2) | السَّمٰوَاتِ | السموات | ssemâvâti | gökleri | س م و |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Elbette göklerin ve yerin yaratılması, insanların yaratılmasından daha büyük bir şeydir. Fakat insanların çoğu bilmezler. | |||||
| 14141 | Mü'min 57. Ayet (40:57:4) | اَكْبَرُ | اكبر | ekberu | çok daha zordur | ك ب ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Elbette göklerin ve yerin yaratılması, insanların yaratılmasından daha büyük bir şeydir. Fakat insanların çoğu bilmezler. | |||||
| 14142 | Mü'min 57. Ayet (40:57:9) | اَكْثَرَ | اكثر | ekśera | çoğu | ك ث ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Elbette göklerin ve yerin yaratılması, insanların yaratılmasından daha büyük bir şeydir. Fakat insanların çoğu bilmezler. | |||||
| 14143 | Mü'min 58. Ayet (40:58:1) | وَمَا | وما | ve mâ | olmaz | مَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kör ile gören, iman edip salih ameller işleyenler ile kötülük yapan bir değildir. Siz pek az düşünüyorsunuz. | |||||
| 14144 | Mü'min 58. Ayet (40:58:3) | الْاَعْمٰى | الاعمى | l-a’mâ | kör | ع م ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kör ile gören, iman edip salih ameller işleyenler ile kötülük yapan bir değildir. Siz pek az düşünüyorsunuz. | |||||
| 14145 | Mü'min 58. Ayet (40:58:4) | وَالْبَص۪يرُ | والبصير | vel-basîru | ve gören | ب ص ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kör ile gören, iman edip salih ameller işleyenler ile kötülük yapan bir değildir. Siz pek az düşünüyorsunuz. | |||||
| 14146 | Mü'min 58. Ayet (40:58:10) | الْمُس۪ٓيءُۜ | المسيء | l-musî/(u) | kötülük yapan | س و أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kör ile gören, iman edip salih ameller işleyenler ile kötülük yapan bir değildir. Siz pek az düşünüyorsunuz. | |||||
| 14147 | Mü'min 58. Ayet (40:58:13) | تَتَذَكَّرُونَ | تتذكرون | teteżekkerûn(e) | düşünüyorsunuz | ذ ك ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kör ile gören, iman edip salih ameller işleyenler ile kötülük yapan bir değildir. Siz pek az düşünüyorsunuz. | |||||
| 14148 | Mü'min 59. Ayet (40:59:4) | لَا | لا | lâ | asla yoktur | لَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kıyamet günü mutlaka gelecektir, bunda hiç şüphe yoktur. Fakat insanların çoğu buna inanmazlar. | |||||
| 14149 | Mü'min 59. Ayet (40:59:8) | اَكْثَرَ | اكثر | ekśera | çoğu | ك ث ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kıyamet günü mutlaka gelecektir, bunda hiç şüphe yoktur. Fakat insanların çoğu buna inanmazlar. | |||||