| Sırası | Geçtiği Yer | Arapça | Harekesiz | Okunuşu | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|---|---|---|
| 14600 | Şûrâ 33. Ayet (42:33:5) | فَيَظْلَلْنَ | فيظللن | fe-yazlelne | sonra kalırlar | ظ ل ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | O, dilerse rüzgârı durdurur da onlar denizin üstünde durakalırlar. Elbette bunda çok sabreden, çok şükreden herkes için ibretler vardır. | |||||
| 14601 | Şûrâ 34. Ayet (42:34:2) | يُوبِقْهُنَّ | يوبقهن | yûbikhunne | onları helak eder | و ب ق |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Yahut (içlerindekilerin) yaptıklarından dolayı onları helâk eder, birçoğunu da affeder. | |||||
| 14602 | Şûrâ 34. Ayet (42:34:7) | كَث۪يرٍۘ | كثير | keśîr(in) | birçoğunu da | ك ث ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Yahut (içlerindekilerin) yaptıklarından dolayı onları helâk eder, birçoğunu da affeder. | |||||
| 14603 | Şûrâ 35. Ayet (42:35:6) | مَا | ما | mâ | olmadığını | مَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah, böyle yapar ki, âyetlerimiz hakkında tartışanlar, kendileri için kaçacak bir yer olmadığını bilsinler. | |||||
| 14604 | Şûrâ 37. Ayet (42:37:2) | يَجْتَنِبُونَ | يجتنبون | yectenibûne | onlar kaçınırlar | ج ن ب |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 36,37,38,39. (Dünyalık olarak) size her ne verilmişse, bu dünya hayatının geçimliğidir. Allah’ın yanında bulunanlar ise daha hayırlı ve kalıcıdır. Bu mükâfat, inananlar ve Rablerine tevekkül edenler, büyük günahlardan ve çirkin işlerden kaçınanlar, öfkelendikleri zaman bağışlayanlar, Rablerinin çağrısına cevap verenler ve namazı dosdoğru kılanlar; işleri, aralarında şûrâ (danışma) ile olanlar, kendilerine verdiğimiz rızıktan Allah yolunda harcayanlar, bir saldırıya uğradıkları zaman, aralarında yardımlaşanlar içindir. | |||||
| 14605 | Şûrâ 37. Ayet (42:37:9) | هُمْ | هم | hum | onlar | هُم |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 36,37,38,39. (Dünyalık olarak) size her ne verilmişse, bu dünya hayatının geçimliğidir. Allah’ın yanında bulunanlar ise daha hayırlı ve kalıcıdır. Bu mükâfat, inananlar ve Rablerine tevekkül edenler, büyük günahlardan ve çirkin işlerden kaçınanlar, öfkelendikleri zaman bağışlayanlar, Rablerinin çağrısına cevap verenler ve namazı dosdoğru kılanlar; işleri, aralarında şûrâ (danışma) ile olanlar, kendilerine verdiğimiz rızıktan Allah yolunda harcayanlar, bir saldırıya uğradıkları zaman, aralarında yardımlaşanlar içindir. | |||||
| 14606 | Şûrâ 39. Ayet (42:39:1) | وَالَّذ۪ينَ | والذين | velleżîne | ve onlar | ٱلَّذِى |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 36,37,38,39. (Dünyalık olarak) size her ne verilmişse, bu dünya hayatının geçimliğidir. Allah’ın yanında bulunanlar ise daha hayırlı ve kalıcıdır. Bu mükâfat, inananlar ve Rablerine tevekkül edenler, büyük günahlardan ve çirkin işlerden kaçınanlar, öfkelendikleri zaman bağışlayanlar, Rablerinin çağrısına cevap verenler ve namazı dosdoğru kılanlar; işleri, aralarında şûrâ (danışma) ile olanlar, kendilerine verdiğimiz rızıktan Allah yolunda harcayanlar, bir saldırıya uğradıkları zaman, aralarında yardımlaşanlar içindir. | |||||
| 14607 | Şûrâ 40. Ayet (42:40:2) | سَيِّئَةٍ | سيئة | seyyietin | kötülüğün | س و أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bir kötülüğün karşılığı, onun gibi bir kötülüktür (ona denk bir cezadır). Ama kim affeder ve arayı düzeltirse, onun mükâfatı Allah’a aittir. Şüphesiz O, zâlimleri sevmez. | |||||
| 14608 | Şûrâ 40. Ayet (42:40:4) | مِثْلُهَاۚ | مثلها | miśluhâ | yine onun gibi | م ث ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bir kötülüğün karşılığı, onun gibi bir kötülüktür (ona denk bir cezadır). Ama kim affeder ve arayı düzeltirse, onun mükâfatı Allah’a aittir. Şüphesiz O, zâlimleri sevmez. | |||||
| 14609 | Şûrâ 40. Ayet (42:40:8) | فَاَجْرُهُ | فاجره | fe-ecruhu | onun mükafatı | أ ج ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bir kötülüğün karşılığı, onun gibi bir kötülüktür (ona denk bir cezadır). Ama kim affeder ve arayı düzeltirse, onun mükâfatı Allah’a aittir. Şüphesiz O, zâlimleri sevmez. | |||||
| 14610 | Şûrâ 40. Ayet (42:40:11) | اِنَّهُ | انه | innehu | doğrusu O | إِنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bir kötülüğün karşılığı, onun gibi bir kötülüktür (ona denk bir cezadır). Ama kim affeder ve arayı düzeltirse, onun mükâfatı Allah’a aittir. Şüphesiz O, zâlimleri sevmez. | |||||
| 14611 | Şûrâ 41. Ayet (42:41:3) | بَعْدَ | بعد | ba’de | sonra | ب ع د |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Zulme uğradıktan sonra, kendini savunup hakkını alan kimseye (ceza vermek için) bir yol yoktur. | |||||
| 14612 | Şûrâ 41. Ayet (42:41:5) | فَاُو۬لٰٓئِكَ | فاولئك | fe-ulâike | öylelerinin | أُولَٰئِكَ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Zulme uğradıktan sonra, kendini savunup hakkını alan kimseye (ceza vermek için) bir yol yoktur. | |||||
| 14613 | Şûrâ 41. Ayet (42:41:6) | مَا | ما | mâ | yoktur | مَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Zulme uğradıktan sonra, kendini savunup hakkını alan kimseye (ceza vermek için) bir yol yoktur. | |||||
| 14614 | Şûrâ 41. Ayet (42:41:9) | سَب۪يلٍۜ | سبيل | sebîl(in) | yol | س ب ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Zulme uğradıktan sonra, kendini savunup hakkını alan kimseye (ceza vermek için) bir yol yoktur. | |||||
| 14615 | Şûrâ 42. Ayet (42:42:2) | السَّب۪يلُ | السبيل | ssebîlu | bir yol | س ب ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ceza yolu ancak insanlara zulmedenler ve yeryüzünde haksız yere taşkınlık edenler içindir. İşte onlar için elem dolu bir azap vardır. | |||||
| 14616 | Şûrâ 42. Ayet (42:42:13) | لَهُمْ | لهم | lehum | onlara vardır | لَهُم |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ceza yolu ancak insanlara zulmedenler ve yeryüzünde haksız yere taşkınlık edenler içindir. İşte onlar için elem dolu bir azap vardır. | |||||
| 14617 | Şûrâ 43. Ayet (42:43:7) | عَزْمِ | عزم | ‘azmi | çok önemli | ع ز م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Her kim de sabreder ve bağışlarsa, işte bu elbette azmedilecek işlerdendir. | |||||
| 14618 | Şûrâ 44. Ayet (42:44:4) | فَمَا | فما | fe-mâ | artık yoktur | مَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah, kimi saptırırsa artık bundan sonra onun hiçbir dostu yoktur. Azabı gördüklerinde zâlimlerin, “Dünyaya dönmek için bir yol var mı?” dediklerini görürsün. | |||||
| 14619 | Şûrâ 44. Ayet (42:44:5) | لَهُ | له | lehu | onun | لَهُ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah, kimi saptırırsa artık bundan sonra onun hiçbir dostu yoktur. Azabı gördüklerinde zâlimlerin, “Dünyaya dönmek için bir yol var mı?” dediklerini görürsün. | |||||
| 14620 | Şûrâ 44. Ayet (42:44:9) | بَعْدِه۪ۜ | بعده | ba’dih(i) | O'ndan sonra | ب ع د |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah, kimi saptırırsa artık bundan sonra onun hiçbir dostu yoktur. Azabı gördüklerinde zâlimlerin, “Dünyaya dönmek için bir yol var mı?” dediklerini görürsün. | |||||
| 14621 | Şûrâ 44. Ayet (42:44:10) | وَتَرَى | وترى | ve terâ | ve görürsün | ر أ ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah, kimi saptırırsa artık bundan sonra onun hiçbir dostu yoktur. Azabı gördüklerinde zâlimlerin, “Dünyaya dönmek için bir yol var mı?” dediklerini görürsün. | |||||
| 14622 | Şûrâ 44. Ayet (42:44:13) | رَاَوُا | راوا | raevû | gördükleri | ر أ ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah, kimi saptırırsa artık bundan sonra onun hiçbir dostu yoktur. Azabı gördüklerinde zâlimlerin, “Dünyaya dönmek için bir yol var mı?” dediklerini görürsün. | |||||
| 14623 | Şûrâ 44. Ayet (42:44:18) | مَرَدٍّ | مرد | meraddin | geri dönecek | ر د د |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah, kimi saptırırsa artık bundan sonra onun hiçbir dostu yoktur. Azabı gördüklerinde zâlimlerin, “Dünyaya dönmek için bir yol var mı?” dediklerini görürsün. | |||||
| 14624 | Şûrâ 44. Ayet (42:44:20) | سَب۪يلٍۚ | سبيل | sebîl(in) | yol | س ب ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah, kimi saptırırsa artık bundan sonra onun hiçbir dostu yoktur. Azabı gördüklerinde zâlimlerin, “Dünyaya dönmek için bir yol var mı?” dediklerini görürsün. | |||||
| 14625 | Şûrâ 45. Ayet (42:45:1) | وَتَرٰيهُمْ | وتريهم | ve terâhum | yine onları görürsün | ر أ ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ateşe sunulurken onların zilletten başlarını öne eğmiş, göz ucuyla gizli gizli baktıklarını görürsün. İnananlar da, “İşte asıl ziyana uğrayanlar, kıyamet günü kendilerini ve ailelerini ziyana sokanlardır” diyecekler. İyi bilin ki zâlimler, sürekli bir azap içindedirler. | |||||
| 14626 | Şûrâ 45. Ayet (42:45:3) | عَلَيْهَا | عليها | ‘aleyhâ | ona (ateşe) | عَلَىٰ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ateşe sunulurken onların zilletten başlarını öne eğmiş, göz ucuyla gizli gizli baktıklarını görürsün. İnananlar da, “İşte asıl ziyana uğrayanlar, kıyamet günü kendilerini ve ailelerini ziyana sokanlardır” diyecekler. İyi bilin ki zâlimler, sürekli bir azap içindedirler. | |||||
| 14627 | Şûrâ 45. Ayet (42:45:4) | خَاشِع۪ينَ | خاشعين | ḣâşi’îne | başlarını öne eğik | خ ش ع |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ateşe sunulurken onların zilletten başlarını öne eğmiş, göz ucuyla gizli gizli baktıklarını görürsün. İnananlar da, “İşte asıl ziyana uğrayanlar, kıyamet günü kendilerini ve ailelerini ziyana sokanlardır” diyecekler. İyi bilin ki zâlimler, sürekli bir azap içindedirler. | |||||
| 14628 | Şûrâ 45. Ayet (42:45:9) | طَرْفٍ | طرف | tarfin | göz ucuyla | ط ر ف |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ateşe sunulurken onların zilletten başlarını öne eğmiş, göz ucuyla gizli gizli baktıklarını görürsün. İnananlar da, “İşte asıl ziyana uğrayanlar, kıyamet günü kendilerini ve ailelerini ziyana sokanlardır” diyecekler. İyi bilin ki zâlimler, sürekli bir azap içindedirler. | |||||
| 14629 | Şûrâ 46. Ayet (42:46:1) | وَمَا | وما | ve mâ | ve yoktur | مَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onların Allah’tan başka kendilerine yardım edecek dostları da yoktur. Allah, kimi saptırırsa artık onun için hiçbir çıkar yol yoktur. | |||||
| 14630 | Şûrâ 46. Ayet (42:46:3) | لَهُمْ | لهم | lehum | onların | لَهُم |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onların Allah’tan başka kendilerine yardım edecek dostları da yoktur. Allah, kimi saptırırsa artık onun için hiçbir çıkar yol yoktur. | |||||
| 14631 | Şûrâ 46. Ayet (42:46:13) | فَمَا | فما | fe-mâ | artık yoktur | مَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onların Allah’tan başka kendilerine yardım edecek dostları da yoktur. Allah, kimi saptırırsa artık onun için hiçbir çıkar yol yoktur. | |||||
| 14632 | Şûrâ 46. Ayet (42:46:14) | لَهُ | له | lehu | onun için | لَهُ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onların Allah’tan başka kendilerine yardım edecek dostları da yoktur. Allah, kimi saptırırsa artık onun için hiçbir çıkar yol yoktur. | |||||
| 14633 | Şûrâ 46. Ayet (42:46:16) | سَب۪يلٍۜ | سبيل | sebîl(in) | yol | س ب ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onların Allah’tan başka kendilerine yardım edecek dostları da yoktur. Allah, kimi saptırırsa artık onun için hiçbir çıkar yol yoktur. | |||||
| 14634 | Şûrâ 47. Ayet (42:47:4) | قَبْلِ | قبل | kabli | önce | ق ب ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah’tan, geri çevrilmesi imkânsız olan bir gün gelmeden önce, Rabbinizin çağrısına uyun. O gün sizin için ne sığınacak bir yer vardır, ne de (günahlarınızı) inkâr edebilirsiniz! | |||||
| 14635 | Şûrâ 47. Ayet (42:47:8) | لَا | لا | lâ | mümkün olmayan | لَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah’tan, geri çevrilmesi imkânsız olan bir gün gelmeden önce, Rabbinizin çağrısına uyun. O gün sizin için ne sığınacak bir yer vardır, ne de (günahlarınızı) inkâr edebilirsiniz! | |||||
| 14636 | Şûrâ 47. Ayet (42:47:10) | لَهُ | له | lehu | onun | لَهُ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah’tan, geri çevrilmesi imkânsız olan bir gün gelmeden önce, Rabbinizin çağrısına uyun. O gün sizin için ne sığınacak bir yer vardır, ne de (günahlarınızı) inkâr edebilirsiniz! | |||||
| 14637 | Şûrâ 47. Ayet (42:47:13) | مَا | ما | mâ | yoktur | مَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah’tan, geri çevrilmesi imkânsız olan bir gün gelmeden önce, Rabbinizin çağrısına uyun. O gün sizin için ne sığınacak bir yer vardır, ne de (günahlarınızı) inkâr edebilirsiniz! | |||||
| 14638 | Şûrâ 47. Ayet (42:47:17) | يَوْمَئِذٍ | يومئذ | yevmeiżin | o gün | يَوْمَئِذٍ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah’tan, geri çevrilmesi imkânsız olan bir gün gelmeden önce, Rabbinizin çağrısına uyun. O gün sizin için ne sığınacak bir yer vardır, ne de (günahlarınızı) inkâr edebilirsiniz! | |||||
| 14639 | Şûrâ 47. Ayet (42:47:18) | وَمَا | وما | ve mâ | ve yoktur | مَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah’tan, geri çevrilmesi imkânsız olan bir gün gelmeden önce, Rabbinizin çağrısına uyun. O gün sizin için ne sığınacak bir yer vardır, ne de (günahlarınızı) inkâr edebilirsiniz! | |||||
| 14640 | Şûrâ 48. Ayet (42:48:4) | اَرْسَلْنَاكَ | ارسلناك | erselnâke | biz seni göndermedik | ر س ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Eğer yüz çevirirlerse (bilesin ki), biz seni onlara bekçi göndermedik. Sana düşen, sadece tebliğdir. Gerçekten biz insana katımızdan bir rahmet tattırdığımızda ona sevinir; ama elleriyle yaptıkları işler yüzünden onlara bir kötülük dokunursa, o zaman da insan pek nankördür. | |||||
| 14641 | Şûrâ 48. Ayet (42:48:5) | عَلَيْهِمْ | عليهم | ‘aleyhim | onların üzerine | عَلَىٰ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Eğer yüz çevirirlerse (bilesin ki), biz seni onlara bekçi göndermedik. Sana düşen, sadece tebliğdir. Gerçekten biz insana katımızdan bir rahmet tattırdığımızda ona sevinir; ama elleriyle yaptıkları işler yüzünden onlara bir kötülük dokunursa, o zaman da insan pek nankördür. | |||||
| 14642 | Şûrâ 48. Ayet (42:48:18) | بِهَاۜ | بها | bihâ | ona | بِهَٓا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Eğer yüz çevirirlerse (bilesin ki), biz seni onlara bekçi göndermedik. Sana düşen, sadece tebliğdir. Gerçekten biz insana katımızdan bir rahmet tattırdığımızda ona sevinir; ama elleriyle yaptıkları işler yüzünden onlara bir kötülük dokunursa, o zaman da insan pek nankördür. | |||||
| 14643 | Şûrâ 48. Ayet (42:48:21) | سَيِّئَةٌ | سيئة | seyyietun | bir kötülük | س و أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Eğer yüz çevirirlerse (bilesin ki), biz seni onlara bekçi göndermedik. Sana düşen, sadece tebliğdir. Gerçekten biz insana katımızdan bir rahmet tattırdığımızda ona sevinir; ama elleriyle yaptıkları işler yüzünden onlara bir kötülük dokunursa, o zaman da insan pek nankördür. | |||||
| 14644 | Şûrâ 48. Ayet (42:48:22) | بِمَا | بما | bimâ | dolayı | مَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Eğer yüz çevirirlerse (bilesin ki), biz seni onlara bekçi göndermedik. Sana düşen, sadece tebliğdir. Gerçekten biz insana katımızdan bir rahmet tattırdığımızda ona sevinir; ama elleriyle yaptıkları işler yüzünden onlara bir kötülük dokunursa, o zaman da insan pek nankördür. | |||||
| 14645 | Şûrâ 48. Ayet (42:48:23) | قَدَّمَتْ | قدمت | kaddemet | öne sürdüğü işlerden | ق د م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Eğer yüz çevirirlerse (bilesin ki), biz seni onlara bekçi göndermedik. Sana düşen, sadece tebliğdir. Gerçekten biz insana katımızdan bir rahmet tattırdığımızda ona sevinir; ama elleriyle yaptıkları işler yüzünden onlara bir kötülük dokunursa, o zaman da insan pek nankördür. | |||||
| 14646 | Şûrâ 48. Ayet (42:48:27) | كَفُورٌ | كفور | kefûr(un) | nankör olur | ك ف ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Eğer yüz çevirirlerse (bilesin ki), biz seni onlara bekçi göndermedik. Sana düşen, sadece tebliğdir. Gerçekten biz insana katımızdan bir rahmet tattırdığımızda ona sevinir; ama elleriyle yaptıkları işler yüzünden onlara bir kötülük dokunursa, o zaman da insan pek nankördür. | |||||
| 14647 | Şûrâ 49. Ayet (42:49:3) | السَّمٰوَاتِ | السموات | ssemâvâti | göklerin | س م و |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Göklerin ve yerin mülkü (hükümranlığı) Allah’ındır. O, dilediğini yaratır. Dilediğine kız çocukları, dilediğine erkek çocukları verir. | |||||
| 14648 | Şûrâ 49. Ayet (42:49:7) | يَشَٓاءُۜ | يشاء | yeşâ/(u) | diliyorsa | ش ي أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Göklerin ve yerin mülkü (hükümranlığı) Allah’ındır. O, dilediğini yaratır. Dilediğine kız çocukları, dilediğine erkek çocukları verir. | |||||
| 14649 | Şûrâ 50. Ayet (42:50:2) | يُزَوِّجُهُمْ | يزوجهم | yuzevvicuhum | onları çift (ikiz) yapar | ز و ج |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Yahut o çocukları erkekler, dişiler olmak üzere çift verir, dilediği kimseyi de kısır yapar. Şüphesiz O, her şeyi hakkıyla bilendir, hakkıyla gücü yetendir. | |||||