| Sırası | Geçtiği Yer | Arapça | Harekesiz | Okunuşu | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|---|---|---|
| 15100 | Câsiye 30. Ayet (45:30:6) | فَيُدْخِلُهُمْ | فيدخلهم | fe-yudḣiluhum | onları sokar | د خ ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İnanıp salih ameller işleyenlere gelince, Rableri onları rahmetine sokacaktır. İşte bu apaçık başarıdır. | |||||
| 15101 | Câsiye 31. Ayet (45:31:7) | تُتْلٰى | تتلى | tutlâ | okunurdu | ت ل و |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İnkâr edenlere gelince, onlara şöyle denir: “Âyetlerim size okunmuştu da sizler büyüklük taslamış ve günahkâr bir kavim olmuş değil miydiniz?” | |||||
| 15102 | Câsiye 31. Ayet (45:31:10) | وَكُنْتُمْ | وكنتم | ve kuntum | ve oldunuz | ك و ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İnkâr edenlere gelince, onlara şöyle denir: “Âyetlerim size okunmuştu da sizler büyüklük taslamış ve günahkâr bir kavim olmuş değil miydiniz?” | |||||
| 15103 | Câsiye 31. Ayet (45:31:11) | قَوْمًا | قوما | kavmen | bir toplum | ق و م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İnkâr edenlere gelince, onlara şöyle denir: “Âyetlerim size okunmuştu da sizler büyüklük taslamış ve günahkâr bir kavim olmuş değil miydiniz?” | |||||
| 15104 | Câsiye 32. Ayet (45:32:8) | لَا | لا | lâ | yoktur | لَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Şüphesiz, Allah’ın va’di gerçektir, kıyamet hakkında hiçbir şüphe yoktur” dendiği zaman ise; “Kıyametin ne olduğunu bilmiyoruz, sadece zannediyoruz. Biz bu konuda kesin kanaat sahibi değiliz” demiştiniz. | |||||
| 15105 | Câsiye 32. Ayet (45:32:10) | ف۪يهَا | فيها | fîhâ | onda | فِي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Şüphesiz, Allah’ın va’di gerçektir, kıyamet hakkında hiçbir şüphe yoktur” dendiği zaman ise; “Kıyametin ne olduğunu bilmiyoruz, sadece zannediyoruz. Biz bu konuda kesin kanaat sahibi değiliz” demiştiniz. | |||||
| 15106 | Câsiye 32. Ayet (45:32:13) | نَدْر۪ي | ندري | nedrî | bilmiyoruz | د ر ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Şüphesiz, Allah’ın va’di gerçektir, kıyamet hakkında hiçbir şüphe yoktur” dendiği zaman ise; “Kıyametin ne olduğunu bilmiyoruz, sadece zannediyoruz. Biz bu konuda kesin kanaat sahibi değiliz” demiştiniz. | |||||
| 15107 | Câsiye 32. Ayet (45:32:17) | نَظُنُّ | نظن | nezunnu | sanıyoruz ki | ظ ن ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Şüphesiz, Allah’ın va’di gerçektir, kıyamet hakkında hiçbir şüphe yoktur” dendiği zaman ise; “Kıyametin ne olduğunu bilmiyoruz, sadece zannediyoruz. Biz bu konuda kesin kanaat sahibi değiliz” demiştiniz. | |||||
| 15108 | Câsiye 33. Ayet (45:33:1) | وَبَدَا | وبدا | ve bedâ | ve göründü | ب د و |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Yaptıklarının kötülükleri karşılarına dikilmiş ve alay edip durdukları şey, kendilerini kuşatıvermiştir. | |||||
| 15109 | Câsiye 33. Ayet (45:33:2) | لَهُمْ | لهم | lehum | onlara | لَهُم |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Yaptıklarının kötülükleri karşılarına dikilmiş ve alay edip durdukları şey, kendilerini kuşatıvermiştir. | |||||
| 15110 | Câsiye 33. Ayet (45:33:3) | سَيِّـَٔاتُ | سيـات | seyyiâtu | kötülükleri | س و أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Yaptıklarının kötülükleri karşılarına dikilmiş ve alay edip durdukları şey, kendilerini kuşatıvermiştir. | |||||
| 15111 | Câsiye 33. Ayet (45:33:7) | بِهِمْ | بهم | bihim | onları | بِهِمْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Yaptıklarının kötülükleri karşılarına dikilmiş ve alay edip durdukları şey, kendilerini kuşatıvermiştir. | |||||
| 15112 | Câsiye 33. Ayet (45:33:9) | كَانُوا | كانوا | kânû | oldukları | ك و ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Yaptıklarının kötülükleri karşılarına dikilmiş ve alay edip durdukları şey, kendilerini kuşatıvermiştir. | |||||
| 15113 | Câsiye 33. Ayet (45:33:10) | بِه۪ | به | bihi | onunla | بِه۪ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Yaptıklarının kötülükleri karşılarına dikilmiş ve alay edip durdukları şey, kendilerini kuşatıvermiştir. | |||||
| 15114 | Câsiye 33. Ayet (45:33:11) | يَسْتَهْزِؤُ۫نَ | يستهزؤن | yestehziûn(e) | alay ediyor(lar) | ه ز أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Yaptıklarının kötülükleri karşılarına dikilmiş ve alay edip durdukları şey, kendilerini kuşatıvermiştir. | |||||
| 15115 | Câsiye 34. Ayet (45:34:11) | وَمَا | وما | ve mâ | ve yoktur | مَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlara şöyle denir: “Bugüne kavuşacağınızı unuttuğunuz gibi, bu gün biz de sizi unutuyoruz. Barınağınız ateştir. Yardımcılarınız da yoktur.” | |||||
| 15116 | Câsiye 35. Ayet (45:35:1) | ذٰلِكُمْ | ذلكم | żâlikum | böyledir | ذَٰلِكَ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Bunun sebebi, Allah’ın âyetlerini alaya almanız ve dünya hayatının sizi aldatmasıdır.” Artık bugün ateşten çıkarılmazlar ve Allah’ın rızasını kazandıracak amelleri işleme istekleri kabul edilmez. | |||||
| 15117 | Câsiye 35. Ayet (45:35:12) | يُخْرَجُونَ | يخرجون | yuḣracûne | onlar çıkarılmazlar | خ ر ج |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Bunun sebebi, Allah’ın âyetlerini alaya almanız ve dünya hayatının sizi aldatmasıdır.” Artık bugün ateşten çıkarılmazlar ve Allah’ın rızasını kazandıracak amelleri işleme istekleri kabul edilmez. | |||||
| 15118 | Câsiye 35. Ayet (45:35:13) | مِنْهَا | منها | minhâ | ondan (ateşten) | مِنْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Bunun sebebi, Allah’ın âyetlerini alaya almanız ve dünya hayatının sizi aldatmasıdır.” Artık bugün ateşten çıkarılmazlar ve Allah’ın rızasını kazandıracak amelleri işleme istekleri kabul edilmez. | |||||
| 15119 | Câsiye 35. Ayet (45:35:14) | وَلَا | ولا | velâ | ve olmaz | لَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Bunun sebebi, Allah’ın âyetlerini alaya almanız ve dünya hayatının sizi aldatmasıdır.” Artık bugün ateşten çıkarılmazlar ve Allah’ın rızasını kazandıracak amelleri işleme istekleri kabul edilmez. | |||||
| 15120 | Câsiye 35. Ayet (45:35:15) | هُمْ | هم | hum | onlar | هُم |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Bunun sebebi, Allah’ın âyetlerini alaya almanız ve dünya hayatının sizi aldatmasıdır.” Artık bugün ateşten çıkarılmazlar ve Allah’ın rızasını kazandıracak amelleri işleme istekleri kabul edilmez. | |||||
| 15121 | Câsiye 36. Ayet (45:36:4) | السَّمٰوَاتِ | السموات | ssemâvâti | göklerin | س م و |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Hamd, göklerin Rabbi ve yerin Rabbi, âlemlerin Rabbi olan Allah’a mahsustur. | |||||
| 15122 | Câsiye 37. Ayet (45:37:1) | وَلَهُ | وله | ve lehu | yalnız O'na aittir | لَهُ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Göklerde ve yerde ululuk O’na aittir. O, mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir. | |||||
| 15123 | Câsiye 37. Ayet (45:37:4) | السَّمٰوَاتِ | السموات | ssemâvâti | göklerde | س م و |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Göklerde ve yerde ululuk O’na aittir. O, mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir. | |||||
| 15124 | Câsiye 37. Ayet (45:37:6) | وَهُوَ | وهو | ve huve | ve O | هُوَ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Göklerde ve yerde ululuk O’na aittir. O, mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir. | |||||
| 15125 | Ahkaf 3. Ayet (46:3:3) | السَّمٰوَاتِ | السموات | ssemâvâti | gökleri | س م و |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Biz, gökleri, yeri ve ikisi arasında bulunanları hak ve hikmete uygun olarak ve belirli bir süre için yarattık. İnkâr edenler ise, uyarıldıkları şeylerden yüz çevirmektedirler. | |||||
| 15126 | Ahkaf 3. Ayet (46:3:9) | وَاَجَلٍ | واجل | ve ecelin | ve bir süreye göre | أ ج ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Biz, gökleri, yeri ve ikisi arasında bulunanları hak ve hikmete uygun olarak ve belirli bir süre için yarattık. İnkâr edenler ise, uyarıldıkları şeylerden yüz çevirmektedirler. | |||||
| 15127 | Ahkaf 4. Ayet (46:4:2) | اَرَاَيْتُمْ | ارايتم | eraeytum | gördünüz mü? | ر أ ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | De ki: “Allah’ı bırakıp da taptıklarınızı gördünüz mü? Bana gösterin, yeryüzünden neyi yaratmışlardır? Yoksa göklerin yaratılışında onların bir ortaklığı mı var? Eğer doğru söyleyenler iseniz bundan önceki bir kitap, yahut bir bilgi kalıntısı olsun getirin bana!” | |||||
| 15128 | Ahkaf 4. Ayet (46:4:8) | اَرُون۪ي | اروني | erûnî | bana gösterin | ر أ ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | De ki: “Allah’ı bırakıp da taptıklarınızı gördünüz mü? Bana gösterin, yeryüzünden neyi yaratmışlardır? Yoksa göklerin yaratılışında onların bir ortaklığı mı var? Eğer doğru söyleyenler iseniz bundan önceki bir kitap, yahut bir bilgi kalıntısı olsun getirin bana!” | |||||
| 15129 | Ahkaf 4. Ayet (46:4:10) | خَلَقُوا | خلقوا | ḣalekû | yarattılar onlar | خ ل ق |
| Diyanet İşleri (Yeni) | De ki: “Allah’ı bırakıp da taptıklarınızı gördünüz mü? Bana gösterin, yeryüzünden neyi yaratmışlardır? Yoksa göklerin yaratılışında onların bir ortaklığı mı var? Eğer doğru söyleyenler iseniz bundan önceki bir kitap, yahut bir bilgi kalıntısı olsun getirin bana!” | |||||
| 15130 | Ahkaf 4. Ayet (46:4:13) | اَمْ | ام | em | yoksa | أَم |
| Diyanet İşleri (Yeni) | De ki: “Allah’ı bırakıp da taptıklarınızı gördünüz mü? Bana gösterin, yeryüzünden neyi yaratmışlardır? Yoksa göklerin yaratılışında onların bir ortaklığı mı var? Eğer doğru söyleyenler iseniz bundan önceki bir kitap, yahut bir bilgi kalıntısı olsun getirin bana!” | |||||
| 15131 | Ahkaf 4. Ayet (46:4:14) | لَهُمْ | لهم | lehum | onların var (mı?) | لَهُم |
| Diyanet İşleri (Yeni) | De ki: “Allah’ı bırakıp da taptıklarınızı gördünüz mü? Bana gösterin, yeryüzünden neyi yaratmışlardır? Yoksa göklerin yaratılışında onların bir ortaklığı mı var? Eğer doğru söyleyenler iseniz bundan önceki bir kitap, yahut bir bilgi kalıntısı olsun getirin bana!” | |||||
| 15132 | Ahkaf 4. Ayet (46:4:15) | شِرْكٌ | شرك | şirkun | bir ortaklığı | ش ر ك |
| Diyanet İşleri (Yeni) | De ki: “Allah’ı bırakıp da taptıklarınızı gördünüz mü? Bana gösterin, yeryüzünden neyi yaratmışlardır? Yoksa göklerin yaratılışında onların bir ortaklığı mı var? Eğer doğru söyleyenler iseniz bundan önceki bir kitap, yahut bir bilgi kalıntısı olsun getirin bana!” | |||||
| 15133 | Ahkaf 4. Ayet (46:4:17) | السَّمٰوَاتِۜ | السموات | ssemâvât(i) | göklerde | س م و |
| Diyanet İşleri (Yeni) | De ki: “Allah’ı bırakıp da taptıklarınızı gördünüz mü? Bana gösterin, yeryüzünden neyi yaratmışlardır? Yoksa göklerin yaratılışında onların bir ortaklığı mı var? Eğer doğru söyleyenler iseniz bundan önceki bir kitap, yahut bir bilgi kalıntısı olsun getirin bana!” | |||||
| 15134 | Ahkaf 4. Ayet (46:4:21) | قَبْلِ | قبل | kabli | önce | ق ب ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | De ki: “Allah’ı bırakıp da taptıklarınızı gördünüz mü? Bana gösterin, yeryüzünden neyi yaratmışlardır? Yoksa göklerin yaratılışında onların bir ortaklığı mı var? Eğer doğru söyleyenler iseniz bundan önceki bir kitap, yahut bir bilgi kalıntısı olsun getirin bana!” | |||||
| 15135 | Ahkaf 4. Ayet (46:4:29) | صَادِق۪ينَ | صادقين | sâdikîn(e) | doğrular(dan) | ص د ق |
| Diyanet İşleri (Yeni) | De ki: “Allah’ı bırakıp da taptıklarınızı gördünüz mü? Bana gösterin, yeryüzünden neyi yaratmışlardır? Yoksa göklerin yaratılışında onların bir ortaklığı mı var? Eğer doğru söyleyenler iseniz bundan önceki bir kitap, yahut bir bilgi kalıntısı olsun getirin bana!” | |||||
| 15136 | Ahkaf 5. Ayet (46:5:1) | وَمَنْ | ومن | ve men | kim olabilir? | مَنْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kim, Allah’ı bırakıp da, kıyamet gününe kadar kendisine cevap veremeyecek şeylere tapandan daha sapıktır? Oysa onlar, bunların tapınmalarından habersizdirler. | |||||
| 15137 | Ahkaf 5. Ayet (46:5:15) | وَهُمْ | وهم | ve hum | oysa onlar | هُمْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kim, Allah’ı bırakıp da, kıyamet gününe kadar kendisine cevap veremeyecek şeylere tapandan daha sapıktır? Oysa onlar, bunların tapınmalarından habersizdirler. | |||||
| 15138 | Ahkaf 6. Ayet (46:6:2) | حُشِرَ | حشر | huşira | toplandıkları | ح ش ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İnsanlar (kıyamet günü) toplandığında, o taptıkları kendilerine düşman oluverir, onların ibâdetlerini de inkâr ederler. | |||||
| 15139 | Ahkaf 6. Ayet (46:6:4) | كَانُوا | كانوا | kânû | olurlar | ك و ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İnsanlar (kıyamet günü) toplandığında, o taptıkları kendilerine düşman oluverir, onların ibâdetlerini de inkâr ederler. | |||||
| 15140 | Ahkaf 6. Ayet (46:6:5) | لَهُمْ | لهم | lehum | onlara | لَهُم |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İnsanlar (kıyamet günü) toplandığında, o taptıkları kendilerine düşman oluverir, onların ibâdetlerini de inkâr ederler. | |||||
| 15141 | Ahkaf 6. Ayet (46:6:8) | بِعِبَادَتِهِمْ | بعبادتهم | bi-’ibâdetihim | onların kendilerine tapmalarını | ع ب د |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İnsanlar (kıyamet günü) toplandığında, o taptıkları kendilerine düşman oluverir, onların ibâdetlerini de inkâr ederler. | |||||
| 15142 | Ahkaf 7. Ayet (46:7:2) | تُتْلٰى | تتلى | tutlâ | okunduğu | ت ل و |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Âyetlerimiz onlara açıkça okunduğu zaman, o küfredenler kendilerine geldiğinde Hak (kitap Kur’an) için, düşünmeden “Bu, apaçık bir büyüdür” dediler. | |||||
| 15143 | Ahkaf 7. Ayet (46:7:3) | عَلَيْهِمْ | عليهم | ‘aleyhim | onlara | عَلَىٰ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Âyetlerimiz onlara açıkça okunduğu zaman, o küfredenler kendilerine geldiğinde Hak (kitap Kur’an) için, düşünmeden “Bu, apaçık bir büyüdür” dediler. | |||||
| 15144 | Ahkaf 8. Ayet (46:8:1) | اَمْ | ام | em | yoksa | أَم |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Yoksa, “Onu uydurdu” mu diyorlar? De ki: “Eğer ben onu uydurmuşsam, Allah’tan gelecek olana (cezaya) karşı siz benim için hiçbir şey yapamazsınız. O, sizin, hakkında (düşüncesizce) yaygara kopardığınız şeyi daha iyi bilir. Benimle sizin aranızda şâhit olarak O yeter! O, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.” | |||||
| 15145 | Ahkaf 8. Ayet (46:8:2) | يَقُولُونَ | يقولون | yekûlûne | (-mu) diyorlar? | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Yoksa, “Onu uydurdu” mu diyorlar? De ki: “Eğer ben onu uydurmuşsam, Allah’tan gelecek olana (cezaya) karşı siz benim için hiçbir şey yapamazsınız. O, sizin, hakkında (düşüncesizce) yaygara kopardığınız şeyi daha iyi bilir. Benimle sizin aranızda şâhit olarak O yeter! O, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.” | |||||
| 15146 | Ahkaf 8. Ayet (46:8:3) | افْتَرٰيهُۜ | افتريه | -fterâh(u) | onu kendisi uydurdu- | ف ر ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Yoksa, “Onu uydurdu” mu diyorlar? De ki: “Eğer ben onu uydurmuşsam, Allah’tan gelecek olana (cezaya) karşı siz benim için hiçbir şey yapamazsınız. O, sizin, hakkında (düşüncesizce) yaygara kopardığınız şeyi daha iyi bilir. Benimle sizin aranızda şâhit olarak O yeter! O, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.” | |||||
| 15147 | Ahkaf 8. Ayet (46:8:6) | افْتَرَيْتُهُ | افتريته | -fteraytuhu | ben onu uydurmuşsam | ف ر ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Yoksa, “Onu uydurdu” mu diyorlar? De ki: “Eğer ben onu uydurmuşsam, Allah’tan gelecek olana (cezaya) karşı siz benim için hiçbir şey yapamazsınız. O, sizin, hakkında (düşüncesizce) yaygara kopardığınız şeyi daha iyi bilir. Benimle sizin aranızda şâhit olarak O yeter! O, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.” | |||||
| 15148 | Ahkaf 8. Ayet (46:8:7) | فَلَا | فلا | felâ | olmaz | لَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Yoksa, “Onu uydurdu” mu diyorlar? De ki: “Eğer ben onu uydurmuşsam, Allah’tan gelecek olana (cezaya) karşı siz benim için hiçbir şey yapamazsınız. O, sizin, hakkında (düşüncesizce) yaygara kopardığınız şeyi daha iyi bilir. Benimle sizin aranızda şâhit olarak O yeter! O, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.” | |||||
| 15149 | Ahkaf 8. Ayet (46:8:13) | هُوَ | هو | huve | O | هُوَ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Yoksa, “Onu uydurdu” mu diyorlar? De ki: “Eğer ben onu uydurmuşsam, Allah’tan gelecek olana (cezaya) karşı siz benim için hiçbir şey yapamazsınız. O, sizin, hakkında (düşüncesizce) yaygara kopardığınız şeyi daha iyi bilir. Benimle sizin aranızda şâhit olarak O yeter! O, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.” | |||||