| Sırası | Geçtiği Yer | Arapça | Harekesiz | Okunuşu | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|---|---|---|
| 15150 | Ahkaf 8. Ayet (46:8:17) | ف۪يهِۜ | فيه | fîh(i) | onda | فِي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Yoksa, “Onu uydurdu” mu diyorlar? De ki: “Eğer ben onu uydurmuşsam, Allah’tan gelecek olana (cezaya) karşı siz benim için hiçbir şey yapamazsınız. O, sizin, hakkında (düşüncesizce) yaygara kopardığınız şeyi daha iyi bilir. Benimle sizin aranızda şâhit olarak O yeter! O, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.” | |||||
| 15151 | Ahkaf 8. Ayet (46:8:19) | بِه۪ | به | bihi | O'nun | بِه۪ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Yoksa, “Onu uydurdu” mu diyorlar? De ki: “Eğer ben onu uydurmuşsam, Allah’tan gelecek olana (cezaya) karşı siz benim için hiçbir şey yapamazsınız. O, sizin, hakkında (düşüncesizce) yaygara kopardığınız şeyi daha iyi bilir. Benimle sizin aranızda şâhit olarak O yeter! O, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.” | |||||
| 15152 | Ahkaf 8. Ayet (46:8:20) | شَه۪يدًا | شهيدا | şehîden | şahid olması | ش ه د |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Yoksa, “Onu uydurdu” mu diyorlar? De ki: “Eğer ben onu uydurmuşsam, Allah’tan gelecek olana (cezaya) karşı siz benim için hiçbir şey yapamazsınız. O, sizin, hakkında (düşüncesizce) yaygara kopardığınız şeyi daha iyi bilir. Benimle sizin aranızda şâhit olarak O yeter! O, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.” | |||||
| 15153 | Ahkaf 8. Ayet (46:8:23) | وَهُوَ | وهو | ve huve | ve O | هُوَ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Yoksa, “Onu uydurdu” mu diyorlar? De ki: “Eğer ben onu uydurmuşsam, Allah’tan gelecek olana (cezaya) karşı siz benim için hiçbir şey yapamazsınız. O, sizin, hakkında (düşüncesizce) yaygara kopardığınız şeyi daha iyi bilir. Benimle sizin aranızda şâhit olarak O yeter! O, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.” | |||||
| 15154 | Ahkaf 9. Ayet (46:9:15) | اَتَّبِعُ | اتبع | ettebi’u | ben uymuyorum | ت ب ع |
| Diyanet İşleri (Yeni) | De ki: “Ben türedi bir peygamber değilim.[491] Bana ve size ne yapılacağını da bilmem. Ben sadece bana vahyedilene uyarım. Ben sadece apaçık bir uyarıcıyım.” | |||||
| 15155 | Ahkaf 10. Ayet (46:10:9) | بِه۪ | به | bihi | onu | بِه۪ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | De ki: “Ne dersiniz? Şayet bu, Allah katından ise ve siz onu inkâr etmişseniz, İsrailoğullarından bir şahit de bunun benzerini (Tevrat’ta görerek) şahitlik edip inandığı hâlde, siz yine de büyüklük taslamışsanız (haksızlık etmiş olmaz mısınız?). Şüphesiz Allah, zâlimler topluluğunu doğru yola iletmez.” | |||||
| 15156 | Ahkaf 10. Ayet (46:10:10) | وَشَهِدَ | وشهد | ve şehide | ve görüp | ش ه د |
| Diyanet İşleri (Yeni) | De ki: “Ne dersiniz? Şayet bu, Allah katından ise ve siz onu inkâr etmişseniz, İsrailoğullarından bir şahit de bunun benzerini (Tevrat’ta görerek) şahitlik edip inandığı hâlde, siz yine de büyüklük taslamışsanız (haksızlık etmiş olmaz mısınız?). Şüphesiz Allah, zâlimler topluluğunu doğru yola iletmez.” | |||||
| 15157 | Ahkaf 10. Ayet (46:10:13) | بَن۪ٓي | بني | benî | oğulları- | ب ن ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | De ki: “Ne dersiniz? Şayet bu, Allah katından ise ve siz onu inkâr etmişseniz, İsrailoğullarından bir şahit de bunun benzerini (Tevrat’ta görerek) şahitlik edip inandığı hâlde, siz yine de büyüklük taslamışsanız (haksızlık etmiş olmaz mısınız?). Şüphesiz Allah, zâlimler topluluğunu doğru yola iletmez.” | |||||
| 15158 | Ahkaf 10. Ayet (46:10:22) | يَهْدِي | يهدي | yehdî | doğru yola iletmez | ه د ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | De ki: “Ne dersiniz? Şayet bu, Allah katından ise ve siz onu inkâr etmişseniz, İsrailoğullarından bir şahit de bunun benzerini (Tevrat’ta görerek) şahitlik edip inandığı hâlde, siz yine de büyüklük taslamışsanız (haksızlık etmiş olmaz mısınız?). Şüphesiz Allah, zâlimler topluluğunu doğru yola iletmez.” | |||||
| 15159 | Ahkaf 10. Ayet (46:10:23) | الْقَوْمَ | القوم | l-kavme | bir toplumu | ق و م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | De ki: “Ne dersiniz? Şayet bu, Allah katından ise ve siz onu inkâr etmişseniz, İsrailoğullarından bir şahit de bunun benzerini (Tevrat’ta görerek) şahitlik edip inandığı hâlde, siz yine de büyüklük taslamışsanız (haksızlık etmiş olmaz mısınız?). Şüphesiz Allah, zâlimler topluluğunu doğru yola iletmez.” | |||||
| 15160 | Ahkaf 11. Ayet (46:11:7) | كَانَ | كان | kâne | olsaydı | ك و ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İnkâr edenler, inananlar için, “Eğer o Kur’an iyi bir şey olsaydı, onlar onu kabulde, bizi geçemezlerdi” dediler. Onunla doğru yolu bulamadıkları için; “Bu eski bir uydurmadır” diyecekler. | |||||
| 15161 | Ahkaf 11. Ayet (46:11:11) | اِلَيْهِۜ | اليه | ileyh(i) | ona (inanmada) | إِلَىٰ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İnkâr edenler, inananlar için, “Eğer o Kur’an iyi bir şey olsaydı, onlar onu kabulde, bizi geçemezlerdi” dediler. Onunla doğru yolu bulamadıkları için; “Bu eski bir uydurmadır” diyecekler. | |||||
| 15162 | Ahkaf 11. Ayet (46:11:15) | بِه۪ | به | bihi | onunla | بِه۪ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İnkâr edenler, inananlar için, “Eğer o Kur’an iyi bir şey olsaydı, onlar onu kabulde, bizi geçemezlerdi” dediler. Onunla doğru yolu bulamadıkları için; “Bu eski bir uydurmadır” diyecekler. | |||||
| 15163 | Ahkaf 12. Ayet (46:12:2) | قَبْلِه۪ | قبله | kablihi | ondan önce | ق ب ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bundan önce bir rehber ve bir rahmet olarak Mûsâ’nın kitabı da vardı. Bu ise, onu doğrulayan ve zulmedenleri uyarmak, iyilik yapanlara müjde olmak üzere Arap diliyle indirilmiş bir kitaptır. | |||||
| 15164 | Ahkaf 12. Ayet (46:12:5) | اِمَامًا | اماما | imâmen | önder | أ م م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bundan önce bir rehber ve bir rahmet olarak Mûsâ’nın kitabı da vardı. Bu ise, onu doğrulayan ve zulmedenleri uyarmak, iyilik yapanlara müjde olmak üzere Arap diliyle indirilmiş bir kitaptır. | |||||
| 15165 | Ahkaf 12. Ayet (46:12:9) | مُصَدِّقٌ | مصدق | musaddikun | doğrulayan | ص د ق |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bundan önce bir rehber ve bir rahmet olarak Mûsâ’nın kitabı da vardı. Bu ise, onu doğrulayan ve zulmedenleri uyarmak, iyilik yapanlara müjde olmak üzere Arap diliyle indirilmiş bir kitaptır. | |||||
| 15166 | Ahkaf 12. Ayet (46:12:15) | وَبُشْرٰى | وبشرى | ve buşrâ | ve müjde (olan) | ب ش ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bundan önce bir rehber ve bir rahmet olarak Mûsâ’nın kitabı da vardı. Bu ise, onu doğrulayan ve zulmedenleri uyarmak, iyilik yapanlara müjde olmak üzere Arap diliyle indirilmiş bir kitaptır. | |||||
| 15167 | Ahkaf 13. Ayet (46:13:6) | ثُمَّ | ثم | śümme | sonra | ثُمَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Şüphesiz Rabbimiz Allah’tır” deyip sonra da dosdoğru olanlara hiçbir korku yoktur, onlar üzülmeyecekler de. | |||||
| 15168 | Ahkaf 13. Ayet (46:13:7) | اسْتَقَامُوا | استقاموا | -stekâmû | doğru olanlar | ق و م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Şüphesiz Rabbimiz Allah’tır” deyip sonra da dosdoğru olanlara hiçbir korku yoktur, onlar üzülmeyecekler de. | |||||
| 15169 | Ahkaf 13. Ayet (46:13:8) | فَلَا | فلا | felâ | yoktur | لَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Şüphesiz Rabbimiz Allah’tır” deyip sonra da dosdoğru olanlara hiçbir korku yoktur, onlar üzülmeyecekler de. | |||||
| 15170 | Ahkaf 13. Ayet (46:13:9) | خَوْفٌ | خوف | ḣavfun | korku | خ و ف |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Şüphesiz Rabbimiz Allah’tır” deyip sonra da dosdoğru olanlara hiçbir korku yoktur, onlar üzülmeyecekler de. | |||||
| 15171 | Ahkaf 13. Ayet (46:13:10) | عَلَيْهِمْ | عليهم | ‘aleyhim | onlara | عَلَىٰ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Şüphesiz Rabbimiz Allah’tır” deyip sonra da dosdoğru olanlara hiçbir korku yoktur, onlar üzülmeyecekler de. | |||||
| 15172 | Ahkaf 13. Ayet (46:13:12) | هُمْ | هم | hum | onlar | هُم |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Şüphesiz Rabbimiz Allah’tır” deyip sonra da dosdoğru olanlara hiçbir korku yoktur, onlar üzülmeyecekler de. | |||||
| 15173 | Ahkaf 14. Ayet (46:14:1) | اُو۬لٰٓئِكَ | اولئك | ulâike | onlar | أُولَٰئِكَ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlar cennetliklerdir. Yapmakta olduklarına karşılık, orada sürekli kalacaklardır. | |||||
| 15174 | Ahkaf 14. Ayet (46:14:5) | ف۪يهَاۚ | فيها | fîhâ | orada | فِي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlar cennetliklerdir. Yapmakta olduklarına karşılık, orada sürekli kalacaklardır. | |||||
| 15175 | Ahkaf 14. Ayet (46:14:6) | جَزَٓاءً | جزاء | cezâen | ceza olarak | ج ز ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlar cennetliklerdir. Yapmakta olduklarına karşılık, orada sürekli kalacaklardır. | |||||
| 15176 | Ahkaf 14. Ayet (46:14:8) | كَانُوا | كانوا | kânû | olduklarına | ك و ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlar cennetliklerdir. Yapmakta olduklarına karşılık, orada sürekli kalacaklardır. | |||||
| 15177 | Ahkaf 14. Ayet (46:14:9) | يَعْمَلُونَ | يعملون | ya’melûn(e) | yapıyorlar | ع م ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlar cennetliklerdir. Yapmakta olduklarına karşılık, orada sürekli kalacaklardır. | |||||
| 15178 | Ahkaf 15. Ayet (46:15:5) | حَمَلَتْهُ | حملته | hamelethu | onu taşıdı | ح م ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Biz, insana anne babasına iyi davranmayı emrettik. Annesi onu ne zahmetle karnında taşıdı ve ne zahmetle doğurdu! Onun (anne karnında) taşınması ve sütten kesilme süresi (toplam olarak) otuz aydır. Nihayet olgunluk çağına gelip, kırk yaşına varınca şöyle der: “Bana ve anne babama verdiğin nimetlere şükretmemi, senin razı olacağın salih amel işlememi bana ilham et. Neslimi de salih kimseler yap. Şüphesiz ben sana döndüm. Muhakkak ki ben sana teslim olanlardanım.” | |||||
| 15179 | Ahkaf 15. Ayet (46:15:8) | وَوَضَعَتْهُ | ووضعته | ve vada’athu | ve doğurdu onu | و ض ع |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Biz, insana anne babasına iyi davranmayı emrettik. Annesi onu ne zahmetle karnında taşıdı ve ne zahmetle doğurdu! Onun (anne karnında) taşınması ve sütten kesilme süresi (toplam olarak) otuz aydır. Nihayet olgunluk çağına gelip, kırk yaşına varınca şöyle der: “Bana ve anne babama verdiğin nimetlere şükretmemi, senin razı olacağın salih amel işlememi bana ilham et. Neslimi de salih kimseler yap. Şüphesiz ben sana döndüm. Muhakkak ki ben sana teslim olanlardanım.” | |||||
| 15180 | Ahkaf 15. Ayet (46:15:12) | ثَلٰثُونَ | ثلثون | śelâśûne | otuz | ث ل ث |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Biz, insana anne babasına iyi davranmayı emrettik. Annesi onu ne zahmetle karnında taşıdı ve ne zahmetle doğurdu! Onun (anne karnında) taşınması ve sütten kesilme süresi (toplam olarak) otuz aydır. Nihayet olgunluk çağına gelip, kırk yaşına varınca şöyle der: “Bana ve anne babama verdiğin nimetlere şükretmemi, senin razı olacağın salih amel işlememi bana ilham et. Neslimi de salih kimseler yap. Şüphesiz ben sana döndüm. Muhakkak ki ben sana teslim olanlardanım.” | |||||
| 15181 | Ahkaf 15. Ayet (46:15:35) | تَرْضٰيهُ | ترضيه | terdâhu | razı olacağın | ر ض و |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Biz, insana anne babasına iyi davranmayı emrettik. Annesi onu ne zahmetle karnında taşıdı ve ne zahmetle doğurdu! Onun (anne karnında) taşınması ve sütten kesilme süresi (toplam olarak) otuz aydır. Nihayet olgunluk çağına gelip, kırk yaşına varınca şöyle der: “Bana ve anne babama verdiğin nimetlere şükretmemi, senin razı olacağın salih amel işlememi bana ilham et. Neslimi de salih kimseler yap. Şüphesiz ben sana döndüm. Muhakkak ki ben sana teslim olanlardanım.” | |||||
| 15182 | Ahkaf 15. Ayet (46:15:45) | الْمُسْلِم۪ينَ | المسلمين | l-muslimîn(e) | teslim olanlardanım | س ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Biz, insana anne babasına iyi davranmayı emrettik. Annesi onu ne zahmetle karnında taşıdı ve ne zahmetle doğurdu! Onun (anne karnında) taşınması ve sütten kesilme süresi (toplam olarak) otuz aydır. Nihayet olgunluk çağına gelip, kırk yaşına varınca şöyle der: “Bana ve anne babama verdiğin nimetlere şükretmemi, senin razı olacağın salih amel işlememi bana ilham et. Neslimi de salih kimseler yap. Şüphesiz ben sana döndüm. Muhakkak ki ben sana teslim olanlardanım.” | |||||
| 15183 | Ahkaf 16. Ayet (46:16:1) | اُو۬لٰٓئِكَ | اولئك | ulâike | onlar | أُولَٰئِكَ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İşte, yaptıklarının iyisini kabul edeceğimiz ve günahlarını bağışlayacağımız bu kimseler cennetlikler arasındadırlar. Bu, onlara öteden beri yapılagelen doğru bir va’ddir. | |||||
| 15184 | Ahkaf 16. Ayet (46:16:2) | الَّذ۪ينَ | الذين | lleżîne | öyle kişilerdir ki | ٱلَّذِى |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İşte, yaptıklarının iyisini kabul edeceğimiz ve günahlarını bağışlayacağımız bu kimseler cennetlikler arasındadırlar. Bu, onlara öteden beri yapılagelen doğru bir va’ddir. | |||||
| 15185 | Ahkaf 16. Ayet (46:16:4) | عَنْهُمْ | عنهم | ‘anhum | onlardan | عَنْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İşte, yaptıklarının iyisini kabul edeceğimiz ve günahlarını bağışlayacağımız bu kimseler cennetlikler arasındadırlar. Bu, onlara öteden beri yapılagelen doğru bir va’ddir. | |||||
| 15186 | Ahkaf 16. Ayet (46:16:10) | سَيِّـَٔاتِهِمْ | سيـاتهم | seyyiâtihim | onların kötülükleri- | س و أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İşte, yaptıklarının iyisini kabul edeceğimiz ve günahlarını bağışlayacağımız bu kimseler cennetlikler arasındadırlar. Bu, onlara öteden beri yapılagelen doğru bir va’ddir. | |||||
| 15187 | Ahkaf 16. Ayet (46:16:14) | وَعْدَ | وعد | va’de | sözdür | و ع د |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İşte, yaptıklarının iyisini kabul edeceğimiz ve günahlarını bağışlayacağımız bu kimseler cennetlikler arasındadırlar. Bu, onlara öteden beri yapılagelen doğru bir va’ddir. | |||||
| 15188 | Ahkaf 16. Ayet (46:16:15) | الصِّدْقِ | الصدق | ssidki | doğru | ص د ق |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İşte, yaptıklarının iyisini kabul edeceğimiz ve günahlarını bağışlayacağımız bu kimseler cennetlikler arasındadırlar. Bu, onlara öteden beri yapılagelen doğru bir va’ddir. | |||||
| 15189 | Ahkaf 16. Ayet (46:16:17) | كَانُوا | كانوا | kânû | olunan | ك و ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İşte, yaptıklarının iyisini kabul edeceğimiz ve günahlarını bağışlayacağımız bu kimseler cennetlikler arasındadırlar. Bu, onlara öteden beri yapılagelen doğru bir va’ddir. | |||||
| 15190 | Ahkaf 17. Ayet (46:17:1) | وَالَّذ۪ي | والذي | velleżî | ve o kimse | ٱلَّذِى |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Anne ve babasına, “Öf size! Benden önce nice nesiller gelip geçmiş iken, beni tekrar diriltilecek olmakla mı tehdit ediyorsunuz?” diyen kimseye, onlar Allah’a sığınarak, “Yazıklar olsun sana! İman et, Allah’ın va’di gerçektir” diyorlar, o da, “Bu, eskilerin masallarından başka bir şey değildir” diyordu. | |||||
| 15191 | Ahkaf 17. Ayet (46:17:4) | اُفٍّ | اف | uffin | öf | أ ف ف |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Anne ve babasına, “Öf size! Benden önce nice nesiller gelip geçmiş iken, beni tekrar diriltilecek olmakla mı tehdit ediyorsunuz?” diyen kimseye, onlar Allah’a sığınarak, “Yazıklar olsun sana! İman et, Allah’ın va’di gerçektir” diyorlar, o da, “Bu, eskilerin masallarından başka bir şey değildir” diyordu. | |||||
| 15192 | Ahkaf 17. Ayet (46:17:6) | اَتَعِدَانِن۪ٓي | اتعدانني | eta’idâninî | siz bana va'd mı ediyorsunuz? | و ع د |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Anne ve babasına, “Öf size! Benden önce nice nesiller gelip geçmiş iken, beni tekrar diriltilecek olmakla mı tehdit ediyorsunuz?” diyen kimseye, onlar Allah’a sığınarak, “Yazıklar olsun sana! İman et, Allah’ın va’di gerçektir” diyorlar, o da, “Bu, eskilerin masallarından başka bir şey değildir” diyordu. | |||||
| 15193 | Ahkaf 17. Ayet (46:17:13) | قَبْل۪ي | قبلي | kablî | benden önce | ق ب ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Anne ve babasına, “Öf size! Benden önce nice nesiller gelip geçmiş iken, beni tekrar diriltilecek olmakla mı tehdit ediyorsunuz?” diyen kimseye, onlar Allah’a sığınarak, “Yazıklar olsun sana! İman et, Allah’ın va’di gerçektir” diyorlar, o da, “Bu, eskilerin masallarından başka bir şey değildir” diyordu. | |||||
| 15194 | Ahkaf 17. Ayet (46:17:14) | وَهُمَا | وهما | ve humâ | onlar ise | هُمْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Anne ve babasına, “Öf size! Benden önce nice nesiller gelip geçmiş iken, beni tekrar diriltilecek olmakla mı tehdit ediyorsunuz?” diyen kimseye, onlar Allah’a sığınarak, “Yazıklar olsun sana! İman et, Allah’ın va’di gerçektir” diyorlar, o da, “Bu, eskilerin masallarından başka bir şey değildir” diyordu. | |||||
| 15195 | Ahkaf 17. Ayet (46:17:20) | وَعْدَ | وعد | va’da | sözü | و ع د |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Anne ve babasına, “Öf size! Benden önce nice nesiller gelip geçmiş iken, beni tekrar diriltilecek olmakla mı tehdit ediyorsunuz?” diyen kimseye, onlar Allah’a sığınarak, “Yazıklar olsun sana! İman et, Allah’ın va’di gerçektir” diyorlar, o da, “Bu, eskilerin masallarından başka bir şey değildir” diyordu. | |||||
| 15196 | Ahkaf 17. Ayet (46:17:23) | فَيَقُولُ | فيقول | fe-yekûlu | derken o der ki | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Anne ve babasına, “Öf size! Benden önce nice nesiller gelip geçmiş iken, beni tekrar diriltilecek olmakla mı tehdit ediyorsunuz?” diyen kimseye, onlar Allah’a sığınarak, “Yazıklar olsun sana! İman et, Allah’ın va’di gerçektir” diyorlar, o da, “Bu, eskilerin masallarından başka bir şey değildir” diyordu. | |||||
| 15197 | Ahkaf 18. Ayet (46:18:1) | اُو۬لٰٓئِكَ | اولئك | ulâike | işte onlar | أُولَٰئِكَ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İşte onlar, kendilerinden önce cinlerden ve insanlardan gelip geçmiş topluluklar içinde, haklarında o sözün (azabın) gerçekleştiği kimselerdir. Şüphesiz onlar ziyana uğrayanlardır. | |||||
| 15198 | Ahkaf 18. Ayet (46:18:3) | حَقَّ | حق | hakka | hak olan | ح ق ق |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İşte onlar, kendilerinden önce cinlerden ve insanlardan gelip geçmiş topluluklar içinde, haklarında o sözün (azabın) gerçekleştiği kimselerdir. Şüphesiz onlar ziyana uğrayanlardır. | |||||
| 15199 | Ahkaf 18. Ayet (46:18:5) | الْقَوْلُ | القول | l-kavlu | (azab) söz(ü) | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İşte onlar, kendilerinden önce cinlerden ve insanlardan gelip geçmiş topluluklar içinde, haklarında o sözün (azabın) gerçekleştiği kimselerdir. Şüphesiz onlar ziyana uğrayanlardır. | |||||