| Sırası | Geçtiği Yer | Arapça | Harekesiz | Okunuşu | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|---|---|---|
| 1550 | Âl-i İmran 61. Ayet (3:61:14) | وَاَبْنَٓاءَكُمْ | وابناءكم | ve ebnâekum | ve oğullarınızı | ب ن ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Sana (gerekli) bilgi geldikten sonra artık kim bu konuda seninle tartışacak olursa, de ki: “Gelin, oğullarımızı ve oğullarınızı, kadınlarımızı ve kadınlarınızı çağıralım. Biz de siz de toplanalım. Sonra gönülden dua edelim de, Allah’ın lânetini (aramızdan) yalan söyleyenlerin üstüne atalım.”[92] | |||||
| 1551 | Âl-i İmran 61. Ayet (3:61:19) | ثُمَّ | ثم | śümme | sonra | ثُمَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Sana (gerekli) bilgi geldikten sonra artık kim bu konuda seninle tartışacak olursa, de ki: “Gelin, oğullarımızı ve oğullarınızı, kadınlarımızı ve kadınlarınızı çağıralım. Biz de siz de toplanalım. Sonra gönülden dua edelim de, Allah’ın lânetini (aramızdan) yalan söyleyenlerin üstüne atalım.”[92] | |||||
| 1552 | Âl-i İmran 61. Ayet (3:61:20) | نَبْتَهِلْ | نبتهل | nebtehil | gönülden la'netle du'a edelim de | ب ه ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Sana (gerekli) bilgi geldikten sonra artık kim bu konuda seninle tartışacak olursa, de ki: “Gelin, oğullarımızı ve oğullarınızı, kadınlarımızı ve kadınlarınızı çağıralım. Biz de siz de toplanalım. Sonra gönülden dua edelim de, Allah’ın lânetini (aramızdan) yalan söyleyenlerin üstüne atalım.”[92] | |||||
| 1553 | Âl-i İmran 62. Ayet (3:62:3) | لَهُوَ | لهو | le-huve | (Îsa hakkındaki) o | لَهُوَ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Şüphesiz bu (İsa hakkındaki) gerçek kıssadır. Allah’tan başka hiçbir ilâh yoktur. Şüphesiz Allah, mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir. | |||||
| 1554 | Âl-i İmran 62. Ayet (3:62:4) | الْقَصَصُ | القصص | l-kasasu | kıssa (öykü) | ق ص ص |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Şüphesiz bu (İsa hakkındaki) gerçek kıssadır. Allah’tan başka hiçbir ilâh yoktur. Şüphesiz Allah, mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir. | |||||
| 1555 | Âl-i İmran 62. Ayet (3:62:6) | وَمَا | وما | ve mâ | yoktur | مَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Şüphesiz bu (İsa hakkındaki) gerçek kıssadır. Allah’tan başka hiçbir ilâh yoktur. Şüphesiz Allah, mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir. | |||||
| 1556 | Âl-i İmran 62. Ayet (3:62:13) | لَهُوَ | لهو | le-huve | O | لَهُوَ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Şüphesiz bu (İsa hakkındaki) gerçek kıssadır. Allah’tan başka hiçbir ilâh yoktur. Şüphesiz Allah, mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir. | |||||
| 1557 | Âl-i İmran 63. Ayet (3:63:2) | تَوَلَّوْا | تولوا | tevellev | dönerlerse | و ل ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Eğer yüz çevirirlerse, şüphesiz ki Allah fesat çıkaranları çok iyi bilir. | |||||
| 1558 | Âl-i İmran 63. Ayet (3:63:6) | بِالْمُفْسِد۪ينَ۟ | بالمفسدين | bil-mufsidîn(e) | bozguncuları | ف س د |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Eğer yüz çevirirlerse, şüphesiz ki Allah fesat çıkaranları çok iyi bilir. | |||||
| 1559 | Âl-i İmran 64. Ayet (3:64:8) | سَوَٓاءٍ | سواء | sevâ-in | eşit olan | س و ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | De ki: “Ey kitap ehli! Bizimle sizin aranızda ortak bir söze gelin: Yalnız Allah’a ibadet edelim. O’na hiçbir şeyi ortak koşmayalım. Allah’ı bırakıp da kimimiz kimimizi ilâh edinmesin.” Eğer onlar yine yüz çevirirlerse, deyin ki: “Şahit olun, biz müslümanlarız.”[93] | |||||
| 1560 | Âl-i İmran 64. Ayet (3:64:16) | نُشْرِكَ | نشرك | nuşrike | ortak koşmayalım | ش ر ك |
| Diyanet İşleri (Yeni) | De ki: “Ey kitap ehli! Bizimle sizin aranızda ortak bir söze gelin: Yalnız Allah’a ibadet edelim. O’na hiçbir şeyi ortak koşmayalım. Allah’ı bırakıp da kimimiz kimimizi ilâh edinmesin.” Eğer onlar yine yüz çevirirlerse, deyin ki: “Şahit olun, biz müslümanlarız.”[93] | |||||
| 1561 | Âl-i İmran 64. Ayet (3:64:17) | بِه۪ | به | bihi | O'na | بِه۪ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | De ki: “Ey kitap ehli! Bizimle sizin aranızda ortak bir söze gelin: Yalnız Allah’a ibadet edelim. O’na hiçbir şeyi ortak koşmayalım. Allah’ı bırakıp da kimimiz kimimizi ilâh edinmesin.” Eğer onlar yine yüz çevirirlerse, deyin ki: “Şahit olun, biz müslümanlarız.”[93] | |||||
| 1562 | Âl-i İmran 64. Ayet (3:64:30) | اشْهَدُوا | اشهدوا | -şhedû | şahid olun | ش ه د |
| Diyanet İşleri (Yeni) | De ki: “Ey kitap ehli! Bizimle sizin aranızda ortak bir söze gelin: Yalnız Allah’a ibadet edelim. O’na hiçbir şeyi ortak koşmayalım. Allah’ı bırakıp da kimimiz kimimizi ilâh edinmesin.” Eğer onlar yine yüz çevirirlerse, deyin ki: “Şahit olun, biz müslümanlarız.”[93] | |||||
| 1563 | Âl-i İmran 65. Ayet (3:65:5) | تُحَٓاجُّونَ | تحاجون | tuhâccûne | tartışıyorsunuz | ح ج ج |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ey kitap ehli! İbrahim hakkında niçin tartışıyorsunuz. Oysa Tevrat da, İncil de ondan sonra indirilmiştir. Siz hiç düşünmüyor musunuz? | |||||
| 1564 | Âl-i İmran 65. Ayet (3:65:9) | اُنْزِلَتِ | انزلت | unzileti | oysa indirilmiştir | ن ز ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ey kitap ehli! İbrahim hakkında niçin tartışıyorsunuz. Oysa Tevrat da, İncil de ondan sonra indirilmiştir. Siz hiç düşünmüyor musunuz? | |||||
| 1565 | Âl-i İmran 65. Ayet (3:65:14) | بَعْدِه۪ۜ | بعده | ba’dih(i) | ondan sonra | ب ع د |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ey kitap ehli! İbrahim hakkında niçin tartışıyorsunuz. Oysa Tevrat da, İncil de ondan sonra indirilmiştir. Siz hiç düşünmüyor musunuz? | |||||
| 1566 | Âl-i İmran 65. Ayet (3:65:16) | تَعْقِلُونَ | تعقلون | ta’kilûn(e) | düşünmüyor musunuz? | ع ق ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ey kitap ehli! İbrahim hakkında niçin tartışıyorsunuz. Oysa Tevrat da, İncil de ondan sonra indirilmiştir. Siz hiç düşünmüyor musunuz? | |||||
| 1567 | Âl-i İmran 66. Ayet (3:66:3) | هٰٓؤُ۬لَٓاءِ | هؤلاء | hâulâ-i | böylesiniz | هَٰذَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İşte siz böyle kimselersiniz! Diyelim ki biraz bilginiz olan şey hakkında tartıştınız. Ya hiç bilginiz olmayan şey hakkında niçin tartışıyorsunuz? Allah bilir, siz bilmezsiniz. | |||||
| 1568 | Âl-i İmran 66. Ayet (3:66:4) | حَاجَجْتُمْ | حاججتم | hâcectum | tartışıyorsunuz | ح ج ج |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İşte siz böyle kimselersiniz! Diyelim ki biraz bilginiz olan şey hakkında tartıştınız. Ya hiç bilginiz olmayan şey hakkında niçin tartışıyorsunuz? Allah bilir, siz bilmezsiniz. | |||||
| 1569 | Âl-i İmran 66. Ayet (3:66:5) | ف۪يمَا | فيما | fîmâ | olan şey | فِي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İşte siz böyle kimselersiniz! Diyelim ki biraz bilginiz olan şey hakkında tartıştınız. Ya hiç bilginiz olmayan şey hakkında niçin tartışıyorsunuz? Allah bilir, siz bilmezsiniz. | |||||
| 1570 | Âl-i İmran 66. Ayet (3:66:7) | بِه۪ | به | bihi | onun (hakkında) | بِه۪ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İşte siz böyle kimselersiniz! Diyelim ki biraz bilginiz olan şey hakkında tartıştınız. Ya hiç bilginiz olmayan şey hakkında niçin tartışıyorsunuz? Allah bilir, siz bilmezsiniz. | |||||
| 1571 | Âl-i İmran 66. Ayet (3:66:10) | تُحَٓاجُّونَ | تحاجون | tuhâccûne | tartışıyorsunuz | ح ج ج |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İşte siz böyle kimselersiniz! Diyelim ki biraz bilginiz olan şey hakkında tartıştınız. Ya hiç bilginiz olmayan şey hakkında niçin tartışıyorsunuz? Allah bilir, siz bilmezsiniz. | |||||
| 1572 | Âl-i İmran 66. Ayet (3:66:12) | لَيْسَ | ليس | leyse | olmayan | ل ي س |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İşte siz böyle kimselersiniz! Diyelim ki biraz bilginiz olan şey hakkında tartıştınız. Ya hiç bilginiz olmayan şey hakkında niçin tartışıyorsunuz? Allah bilir, siz bilmezsiniz. | |||||
| 1573 | Âl-i İmran 66. Ayet (3:66:14) | بِه۪ | به | bihi | onun (hakkında) | بِه۪ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İşte siz böyle kimselersiniz! Diyelim ki biraz bilginiz olan şey hakkında tartıştınız. Ya hiç bilginiz olmayan şey hakkında niçin tartışıyorsunuz? Allah bilir, siz bilmezsiniz. | |||||
| 1574 | Âl-i İmran 67. Ayet (3:67:9) | حَن۪يفًا | حنيفا | hanîfen | dosdoğru | ح ن ف |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İbrahim, ne Yahudi idi, ne de Hıristiyan. Fakat o, hanif (Allah’ı bir tanıyan, hakka yönelen) bir müslümandı. Allah’a ortak koşanlardan da değildi.[94] | |||||
| 1575 | Âl-i İmran 68. Ayet (3:68:1) | اِنَّ | ان | inne | doğrusu | إِنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Şüphesiz, insanların İbrahim’e en yakın olanı, elbette ona uyanlar, bir de bu peygamber (Muhammed) ve mü’minlerdir. Allah da mü’minlerin dostudur. | |||||
| 1576 | Âl-i İmran 68. Ayet (3:68:2) | اَوْلَى | اولى | evlâ | en yakın olanı | و ل ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Şüphesiz, insanların İbrahim’e en yakın olanı, elbette ona uyanlar, bir de bu peygamber (Muhammed) ve mü’minlerdir. Allah da mü’minlerin dostudur. | |||||
| 1577 | Âl-i İmran 68. Ayet (3:68:6) | اتَّبَعُوهُ | اتبعوه | ttebe’ûhu | ona uyan(lar) | ت ب ع |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Şüphesiz, insanların İbrahim’e en yakın olanı, elbette ona uyanlar, bir de bu peygamber (Muhammed) ve mü’minlerdir. Allah da mü’minlerin dostudur. | |||||
| 1578 | Âl-i İmran 68. Ayet (3:68:12) | وَلِيُّ | ولي | veliyyu | dostudur | و ل ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Şüphesiz, insanların İbrahim’e en yakın olanı, elbette ona uyanlar, bir de bu peygamber (Muhammed) ve mü’minlerdir. Allah da mü’minlerin dostudur. | |||||
| 1579 | Âl-i İmran 69. Ayet (3:69:8) | وَمَا | وما | ve mâ | oysa | مَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kitap ehlinden bir grup sizi saptırabilmeyi çok arzu etti. Oysa sadece kendilerini saptırıyorlar, fakat farkına varmıyorlar. | |||||
| 1580 | Âl-i İmran 69. Ayet (3:69:9) | يُضِلُّونَ | يضلون | yudillûne | saptırıyorlar | ض ل ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kitap ehlinden bir grup sizi saptırabilmeyi çok arzu etti. Oysa sadece kendilerini saptırıyorlar, fakat farkına varmıyorlar. | |||||
| 1581 | Âl-i İmran 70. Ayet (3:70:5) | تَكْفُرُونَ | تكفرون | tekfurûne | inkar ediyorsunuz | ك ف ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ey Kitap ehli! (Gerçeğe) şahit olduğunuz hâlde, niçin Allah’ın âyetlerini inkâr ediyorsunuz? | |||||
| 1582 | Âl-i İmran 70. Ayet (3:70:9) | تَشْهَدُونَ | تشهدون | teşhedûn(e) | (gerçeği) gördüğünüz halde | ش ه د |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ey Kitap ehli! (Gerçeğe) şahit olduğunuz hâlde, niçin Allah’ın âyetlerini inkâr ediyorsunuz? | |||||
| 1583 | Âl-i İmran 71. Ayet (3:71:5) | تَلْبِسُونَ | تلبسون | telbisûne | karıştırıyorsunuz | ل ب س |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ey Kitap ehli! Niçin hakkı batılla karıştırıyor ve bile bile gerçeği gizliyorsunuz? | |||||
| 1584 | Âl-i İmran 71. Ayet (3:71:8) | وَتَكْتُمُونَ | وتكتمون | ve tektumûne | ve gizliyorsunuz | ك ت م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ey Kitap ehli! Niçin hakkı batılla karıştırıyor ve bile bile gerçeği gizliyorsunuz? | |||||
| 1585 | Âl-i İmran 72. Ayet (3:72:7) | بِالَّذ۪ٓي | بالذي | billeżî | olana | ٱلَّذِى |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kitap ehlinden bir grup, “Mü’minlere indirilene günün başlangıcında inanın, sonunda da inkâr edin, belki onlar (size bakarak) dönerler” dedi.[95] | |||||
| 1586 | Âl-i İmran 72. Ayet (3:72:12) | وَجْهَ | وجه | veche | önünde | و ج ه |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kitap ehlinden bir grup, “Mü’minlere indirilene günün başlangıcında inanın, sonunda da inkâr edin, belki onlar (size bakarak) dönerler” dedi.[95] | |||||
| 1587 | Âl-i İmran 72. Ayet (3:72:15) | اٰخِرَهُ | اخره | âḣirahu | sonunda | أ خ ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kitap ehlinden bir grup, “Mü’minlere indirilene günün başlangıcında inanın, sonunda da inkâr edin, belki onlar (size bakarak) dönerler” dedi.[95] | |||||
| 1588 | Âl-i İmran 72. Ayet (3:72:16) | لَعَلَّهُمْ | لعلهم | le’allehum | belki onlar | لَعَلَّكُمْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kitap ehlinden bir grup, “Mü’minlere indirilene günün başlangıcında inanın, sonunda da inkâr edin, belki onlar (size bakarak) dönerler” dedi.[95] | |||||
| 1589 | Âl-i İmran 72. Ayet (3:72:17) | يَرْجِعُونَۚ | يرجعون | yerci’ûn(e) | dönerler | ر ج ع |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kitap ehlinden bir grup, “Mü’minlere indirilene günün başlangıcında inanın, sonunda da inkâr edin, belki onlar (size bakarak) dönerler” dedi.[95] | |||||
| 1590 | Âl-i İmran 73. Ayet (3:73:27) | يُؤْت۪يهِ | يؤتيه | yu/tîhi | onu verir | أ ت ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Sizin dininize uyandan başkasına inanmayın” (dediler). De ki: “Şüphesiz hidayet, Allah’ın hidayetidir. Birine, size verilenin benzerinin verilmesinden veya Rabbinizin huzurunda aleyhinize deliller getireceklerinden ötürü mü (böyle söylüyorsunuz)?” De ki: “Lütuf Allah’ın elindedir. Onu dilediğine verir. Allah, lütfu geniş olandır, hakkıyla bilendir.” | |||||
| 1591 | Âl-i İmran 73. Ayet (3:73:32) | عَل۪يمٌۚ | عليم | ‘alîm(un) | (O her şeyi) bilendir | ع ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Sizin dininize uyandan başkasına inanmayın” (dediler). De ki: “Şüphesiz hidayet, Allah’ın hidayetidir. Birine, size verilenin benzerinin verilmesinden veya Rabbinizin huzurunda aleyhinize deliller getireceklerinden ötürü mü (böyle söylüyorsunuz)?” De ki: “Lütuf Allah’ın elindedir. Onu dilediğine verir. Allah, lütfu geniş olandır, hakkıyla bilendir.” | |||||
| 1592 | Âl-i İmran 75. Ayet (3:75:4) | مَنْ | من | men | öylesi (vardır ki) | مَنْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kitap ehlinden öylesi vardır ki, ona yüklerle mal emanet etsen, onu sana (eksiksiz) iade eder. Fakat onlardan öylesi de vardır ki, ona bir dinar emanet etsen, tepesine dikilip durmadıkça onu sana iade etmez. Bu da onların, “Ümmîlere karşı (yaptıklarımızdan) bize vebal yoktur” demelerinden dolayıdır. Onlar, bile bile Allah’a karşı yalan söylerler.[96] | |||||
| 1593 | Âl-i İmran 75. Ayet (3:75:6) | تَأْمَنْهُ | تأمنه | te/menhu | ona emanet bıraksan | أ م ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kitap ehlinden öylesi vardır ki, ona yüklerle mal emanet etsen, onu sana (eksiksiz) iade eder. Fakat onlardan öylesi de vardır ki, ona bir dinar emanet etsen, tepesine dikilip durmadıkça onu sana iade etmez. Bu da onların, “Ümmîlere karşı (yaptıklarımızdan) bize vebal yoktur” demelerinden dolayıdır. Onlar, bile bile Allah’a karşı yalan söylerler.[96] | |||||
| 1594 | Âl-i İmran 75. Ayet (3:75:8) | يُؤَدِّه۪ٓ | يؤده | yu-eddihi | onu öder | أ د ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kitap ehlinden öylesi vardır ki, ona yüklerle mal emanet etsen, onu sana (eksiksiz) iade eder. Fakat onlardan öylesi de vardır ki, ona bir dinar emanet etsen, tepesine dikilip durmadıkça onu sana iade etmez. Bu da onların, “Ümmîlere karşı (yaptıklarımızdan) bize vebal yoktur” demelerinden dolayıdır. Onlar, bile bile Allah’a karşı yalan söylerler.[96] | |||||
| 1595 | Âl-i İmran 75. Ayet (3:75:10) | وَمِنْهُمْ | ومنهم | ve minhum | ve onlardan | مِنْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kitap ehlinden öylesi vardır ki, ona yüklerle mal emanet etsen, onu sana (eksiksiz) iade eder. Fakat onlardan öylesi de vardır ki, ona bir dinar emanet etsen, tepesine dikilip durmadıkça onu sana iade etmez. Bu da onların, “Ümmîlere karşı (yaptıklarımızdan) bize vebal yoktur” demelerinden dolayıdır. Onlar, bile bile Allah’a karşı yalan söylerler.[96] | |||||
| 1596 | Âl-i İmran 75. Ayet (3:75:11) | مَنْ | من | men | öylesi (de vardır ki) | مَنْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kitap ehlinden öylesi vardır ki, ona yüklerle mal emanet etsen, onu sana (eksiksiz) iade eder. Fakat onlardan öylesi de vardır ki, ona bir dinar emanet etsen, tepesine dikilip durmadıkça onu sana iade etmez. Bu da onların, “Ümmîlere karşı (yaptıklarımızdan) bize vebal yoktur” demelerinden dolayıdır. Onlar, bile bile Allah’a karşı yalan söylerler.[96] | |||||
| 1597 | Âl-i İmran 75. Ayet (3:75:13) | تَأْمَنْهُ | تأمنه | te/menhu | ona versen | أ م ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kitap ehlinden öylesi vardır ki, ona yüklerle mal emanet etsen, onu sana (eksiksiz) iade eder. Fakat onlardan öylesi de vardır ki, ona bir dinar emanet etsen, tepesine dikilip durmadıkça onu sana iade etmez. Bu da onların, “Ümmîlere karşı (yaptıklarımızdan) bize vebal yoktur” demelerinden dolayıdır. Onlar, bile bile Allah’a karşı yalan söylerler.[96] | |||||
| 1598 | Âl-i İmran 75. Ayet (3:75:16) | يُؤَدِّه۪ٓ | يؤده | yu-eddihi | onu ödemez | أ د ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kitap ehlinden öylesi vardır ki, ona yüklerle mal emanet etsen, onu sana (eksiksiz) iade eder. Fakat onlardan öylesi de vardır ki, ona bir dinar emanet etsen, tepesine dikilip durmadıkça onu sana iade etmez. Bu da onların, “Ümmîlere karşı (yaptıklarımızdan) bize vebal yoktur” demelerinden dolayıdır. Onlar, bile bile Allah’a karşı yalan söylerler.[96] | |||||
| 1599 | Âl-i İmran 75. Ayet (3:75:24) | بِاَنَّهُمْ | بانهم | bi-ennehum | onların (içindir) | أَنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kitap ehlinden öylesi vardır ki, ona yüklerle mal emanet etsen, onu sana (eksiksiz) iade eder. Fakat onlardan öylesi de vardır ki, ona bir dinar emanet etsen, tepesine dikilip durmadıkça onu sana iade etmez. Bu da onların, “Ümmîlere karşı (yaptıklarımızdan) bize vebal yoktur” demelerinden dolayıdır. Onlar, bile bile Allah’a karşı yalan söylerler.[96] | |||||