| Sırası | Geçtiği Yer | Arapça | Harekesiz | Okunuşu | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|---|---|---|
| 16000 | Necm 61. Ayet (53:61:2) | سَامِدُونَ | سامدون | sâmidûn(e) | baş kaldırıyorsunuz | س م د |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 59,60,61. Şimdi siz gaflet içinde eğlenerek bu söze mi (Kur’an’a mı) şaşıyorsunuz, gülüyorsunuz da ağlamıyorsunuz? | |||||
| 16001 | Kamer 2. Ayet (54:2:2) | يَرَوْا | يروا | yerav | görecek olsalar | ر أ ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlar bir mucize görseler yüz çevirirler ve “Süregelen bir sihirdir” derler. | |||||
| 16002 | Kamer 4. Ayet (54:4:1) | وَلَقَدْ | ولقد | ve lekad | ve andolsun | قَدْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Andolsun, onlara içinde caydırıcı tehditlerin bulunduğu haberler geldi. | |||||
| 16003 | Kamer 4. Ayet (54:4:2) | جَٓاءَهُمْ | جاءهم | câehum | onlara geldi | ج ي أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Andolsun, onlara içinde caydırıcı tehditlerin bulunduğu haberler geldi. | |||||
| 16004 | Kamer 4. Ayet (54:4:5) | مَا | ما | mâ | olan | مَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Andolsun, onlara içinde caydırıcı tehditlerin bulunduğu haberler geldi. | |||||
| 16005 | Kamer 4. Ayet (54:4:7) | مُزْدَجَرٌۙ | مزدجر | muzdecer(un) | önleyici | ز ج ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Andolsun, onlara içinde caydırıcı tehditlerin bulunduğu haberler geldi. | |||||
| 16006 | Kamer 5. Ayet (54:5:4) | تُغْنِ | تغن | tuġnî | fayda vermiyor | غ ن ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bu haberler, zirveye ulaşmış birer hikmettir! Fakat uyarılar fayda vermiyor! | |||||
| 16007 | Kamer 6. Ayet (54:6:1) | فَتَوَلَّ | فتول | fe-tevelle | öyleyse sen de yüz çevir | و ل ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 6,7. O hâlde sen de onlardan yüz çevir. Onlar, o davetçinin (İsrafil’in benzeri görülmemiş) bilinmedik (korkunç) bir şeye çağırdığı gün, gözleri düşmüş bir hâlde dağılmış çekirgeler gibi kabirlerden çıkarlar. | |||||
| 16008 | Kamer 6. Ayet (54:6:2) | عَنْهُمْۢ | عنهم | ‘anhum | onlardan | عَنْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 6,7. O hâlde sen de onlardan yüz çevir. Onlar, o davetçinin (İsrafil’in benzeri görülmemiş) bilinmedik (korkunç) bir şeye çağırdığı gün, gözleri düşmüş bir hâlde dağılmış çekirgeler gibi kabirlerden çıkarlar. | |||||
| 16009 | Kamer 6. Ayet (54:6:8) | نُكُرٍۙ | نكر | nukur(in) | görülmemiş tanınmamış | ن ك ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 6,7. O hâlde sen de onlardan yüz çevir. Onlar, o davetçinin (İsrafil’in benzeri görülmemiş) bilinmedik (korkunç) bir şeye çağırdığı gün, gözleri düşmüş bir hâlde dağılmış çekirgeler gibi kabirlerden çıkarlar. | |||||
| 16010 | Kamer 7. Ayet (54:7:1) | خُشَّعًا | خشعا | ḣuşşe’an | korkarak | خ ش ع |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 6,7. O hâlde sen de onlardan yüz çevir. Onlar, o davetçinin (İsrafil’in benzeri görülmemiş) bilinmedik (korkunç) bir şeye çağırdığı gün, gözleri düşmüş bir hâlde dağılmış çekirgeler gibi kabirlerden çıkarlar. | |||||
| 16011 | Kamer 7. Ayet (54:7:2) | اَبْصَارُهُمْ | ابصارهم | ebsâruhum | gözleri | ب ص ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 6,7. O hâlde sen de onlardan yüz çevir. Onlar, o davetçinin (İsrafil’in benzeri görülmemiş) bilinmedik (korkunç) bir şeye çağırdığı gün, gözleri düşmüş bir hâlde dağılmış çekirgeler gibi kabirlerden çıkarlar. | |||||
| 16012 | Kamer 8. Ayet (54:8:1) | مُهْطِع۪ينَ | مهطعين | muhti’îne | koşarlarken | ه ط ع |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Davetçiye doğru koşarlarken kâfirler, “Bu zor bir gün” derler. | |||||
| 16013 | Kamer 8. Ayet (54:8:2) | اِلَى | الى | ilâ | doğru | إِلَىٰ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Davetçiye doğru koşarlarken kâfirler, “Bu zor bir gün” derler. | |||||
| 16014 | Kamer 9. Ayet (54:9:2) | قَبْلَهُمْ | قبلهم | kablehum | onlardan önce | ق ب ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlardan önce Nuh’un kavmi de yalanlamıştı. Onlar kulumuzu yalanlayıp “Bu bir delidir” dediler ve kulumuz (tebliğ görevinden) alıkonuldu. | |||||
| 16015 | Kamer 9. Ayet (54:9:9) | وَازْدُجِرَ | وازدجر | vezducir(a) | ve o menedildi | ز ج ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlardan önce Nuh’un kavmi de yalanlamıştı. Onlar kulumuzu yalanlayıp “Bu bir delidir” dediler ve kulumuz (tebliğ görevinden) alıkonuldu. | |||||
| 16016 | Kamer 11. Ayet (54:11:3) | السَّمَٓاءِ | السماء | ssemâ-i | göğün | س م و |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Biz de göğün kapılarını dökülürcesine yağan bir yağmurla açtık. | |||||
| 16017 | Kamer 11. Ayet (54:11:5) | مُنْهَمِرٍۘ | منهمر | munhemir(in) | boşalan | ه م ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Biz de göğün kapılarını dökülürcesine yağan bir yağmurla açtık. | |||||
| 16018 | Kamer 12. Ayet (54:12:4) | فَالْتَقَى | فالتقى | feltekâ | sonra birleşti | ل ق ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Yeryüzünü pınar pınar fışkırttık. Derken sular takdir edilmiş bir iş için birleşti. | |||||
| 16019 | Kamer 13. Ayet (54:13:1) | وَحَمَلْنَاهُ | وحملناه | ve hamelnâhu | Onu (Nuh'u) taşıdık | ح م ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Biz Nûh’u çivilerle perçinli levhalardan oluşan gemiye bindirdik. | |||||
| 16020 | Kamer 14. Ayet (54:14:1) | تَجْر۪ي | تجري | tecrî | akıp gidiyordu | ج ر ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Gemi, inkâr edilen kimseye (Nuh’a) bir mükâfat olarak gözetimimiz altında yüzüyordu. | |||||
| 16021 | Kamer 14. Ayet (54:14:2) | بِاَعْيُنِنَاۚ | باعيننا | bi-a’yuninâ | gözlerimizin önünde | ع ي ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Gemi, inkâr edilen kimseye (Nuh’a) bir mükâfat olarak gözetimimiz altında yüzüyordu. | |||||
| 16022 | Kamer 14. Ayet (54:14:3) | جَزَٓاءً | جزاء | cezâen | bir mükafat olmak üzere | ج ز ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Gemi, inkâr edilen kimseye (Nuh’a) bir mükâfat olarak gözetimimiz altında yüzüyordu. | |||||
| 16023 | Kamer 14. Ayet (54:14:6) | كُفِرَ | كفر | kufir(a) | nankörlük | ك ف ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Gemi, inkâr edilen kimseye (Nuh’a) bir mükâfat olarak gözetimimiz altında yüzüyordu. | |||||
| 16024 | Kamer 15. Ayet (54:15:1) | وَلَقَدْ | ولقد | ve lekad | ve andolsun | قَدْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Andolsun, biz onu (tufan olayını) bir ibret olarak bıraktık. Var mı düşünüp öğüt alan? | |||||
| 16025 | Kamer 15. Ayet (54:15:2) | تَرَكْنَاهَٓا | تركناها | teraknâhâ | onu bıraktık | ت ر ك |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Andolsun, biz onu (tufan olayını) bir ibret olarak bıraktık. Var mı düşünüp öğüt alan? | |||||
| 16026 | Kamer 15. Ayet (54:15:3) | اٰيَةً | اية | âyeten | bir ibret olarak | أ ي ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Andolsun, biz onu (tufan olayını) bir ibret olarak bıraktık. Var mı düşünüp öğüt alan? | |||||
| 16027 | Kamer 15. Ayet (54:15:4) | فَهَلْ | فهل | fehel | yok mudur? | هَلْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Andolsun, biz onu (tufan olayını) bir ibret olarak bıraktık. Var mı düşünüp öğüt alan? | |||||
| 16028 | Kamer 17. Ayet (54:17:1) | وَلَقَدْ | ولقد | ve lekad | ve andolsun | قَدْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Andolsun biz, Kur’an’ı düşünüp öğüt almak için kolaylaştırdık. Var mı düşünüp öğüt alan? | |||||
| 16029 | Kamer 17. Ayet (54:17:2) | يَسَّرْنَا | يسرنا | yessernâ | biz kolaylaştırdık | ي س ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Andolsun biz, Kur’an’ı düşünüp öğüt almak için kolaylaştırdık. Var mı düşünüp öğüt alan? | |||||
| 16030 | Kamer 17. Ayet (54:17:4) | لِلذِّكْرِ | للذكر | li-żżikri | öğüt almak için | ذ ك ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Andolsun biz, Kur’an’ı düşünüp öğüt almak için kolaylaştırdık. Var mı düşünüp öğüt alan? | |||||
| 16031 | Kamer 17. Ayet (54:17:5) | فَهَلْ | فهل | fehel | yok mudur? | هَلْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Andolsun biz, Kur’an’ı düşünüp öğüt almak için kolaylaştırdık. Var mı düşünüp öğüt alan? | |||||
| 16032 | Kamer 17. Ayet (54:17:7) | مُدَّكِرٍ | مدكر | muddekir(in) | öğüt alan | ذ ك ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Andolsun biz, Kur’an’ı düşünüp öğüt almak için kolaylaştırdık. Var mı düşünüp öğüt alan? | |||||
| 16033 | Kamer 18. Ayet (54:18:4) | كَانَ | كان | kâne | oldu | ك و ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Âd kavmi de (Hûd’u) yalanladı. Azabım ve uyarılarım nasılmış! | |||||
| 16034 | Kamer 19. Ayet (54:19:2) | اَرْسَلْنَا | ارسلنا | erselnâ | gönderdik | ر س ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Biz onların üstüne, uğursuzluğu sürekli bir günde gürültülü ve dondurucu bir rüzgâr gönderdik. | |||||
| 16035 | Kamer 19. Ayet (54:19:3) | عَلَيْهِمْ | عليهم | ‘aleyhim | onların üstüne | عَلَىٰ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Biz onların üstüne, uğursuzluğu sürekli bir günde gürültülü ve dondurucu bir rüzgâr gönderdik. | |||||
| 16036 | Kamer 20. Ayet (54:20:1) | تَنْزِعُ | تنزع | tenzi’u | koparıp deviriyordu | ن ز ع |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İnsanları köklerinden sökülmüş hurma kütükleri gibi kaldırıp atıyordu. | |||||
| 16037 | Kamer 20. Ayet (54:20:6) | مُنْقَعِرٍ | منقعر | munka’ir(in) | köklerinden sökülmüş | ق ع ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İnsanları köklerinden sökülmüş hurma kütükleri gibi kaldırıp atıyordu. | |||||
| 16038 | Kamer 21. Ayet (54:21:2) | كَانَ | كان | kâne | oldu | ك و ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Azabım ve uyarılarım nasılmış, (gördüler)! | |||||
| 16039 | Kamer 22. Ayet (54:22:1) | وَلَقَدْ | ولقد | ve lekad | ve andolsun | قَدْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Andolsun biz, Kur’an’ı düşünüp öğüt almak için kolaylaştırdık. Var mı düşünüp öğüt alan? | |||||
| 16040 | Kamer 22. Ayet (54:22:2) | يَسَّرْنَا | يسرنا | yessernâ | biz kolaylaştırdık | ي س ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Andolsun biz, Kur’an’ı düşünüp öğüt almak için kolaylaştırdık. Var mı düşünüp öğüt alan? | |||||
| 16041 | Kamer 22. Ayet (54:22:4) | لِلذِّكْرِ | للذكر | li-żżikri | öğüt almak için | ذ ك ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Andolsun biz, Kur’an’ı düşünüp öğüt almak için kolaylaştırdık. Var mı düşünüp öğüt alan? | |||||
| 16042 | Kamer 22. Ayet (54:22:5) | فَهَلْ | فهل | fehel | yok mudur? | هَلْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Andolsun biz, Kur’an’ı düşünüp öğüt almak için kolaylaştırdık. Var mı düşünüp öğüt alan? | |||||
| 16043 | Kamer 22. Ayet (54:22:7) | مُدَّكِرٍ۟ | مدكر | muddekir(in) | öğüt alan | ذ ك ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Andolsun biz, Kur’an’ı düşünüp öğüt almak için kolaylaştırdık. Var mı düşünüp öğüt alan? | |||||
| 16044 | Kamer 24. Ayet (54:24:7) | اِذًا | اذا | iżen | o takdirde | إِذًا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 23,24. Semûd kavmi de uyarıcıları yalanlamış ve şöyle demişlerdi: “İçimizden bir insana mı uyacağız? (Asıl) o takdirde biz apaçık bir sapıklık ve delilik içine düşmüş oluruz.” | |||||
| 16045 | Kamer 24. Ayet (54:24:8) | لَف۪ي | لفي | lefî | içine düşmüş oluruz | فِي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 23,24. Semûd kavmi de uyarıcıları yalanlamış ve şöyle demişlerdi: “İçimizden bir insana mı uyacağız? (Asıl) o takdirde biz apaçık bir sapıklık ve delilik içine düşmüş oluruz.” | |||||
| 16046 | Kamer 25. Ayet (54:25:3) | عَلَيْهِ | عليه | ‘aleyhi | ona- | عَلَىٰ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Bizim aramızdan vahiy ona mı verildi? Hayır o, yalancının, şımarığın biridir.” | |||||
| 16047 | Kamer 25. Ayet (54:25:7) | هُوَ | هو | huve | o | هُوَ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Bizim aramızdan vahiy ona mı verildi? Hayır o, yalancının, şımarığın biridir.” | |||||
| 16048 | Kamer 26. Ayet (54:26:1) | سَيَعْلَمُونَ | سيعلمون | se-ya’lemûne | onlar bilecekler | ع ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlar yarın bilecekler: Kimmiş yalancı, kimmiş şımarık! | |||||
| 16049 | Kamer 26. Ayet (54:26:3) | مَنِ | من | meni | kim olduğunu | مَنْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlar yarın bilecekler: Kimmiş yalancı, kimmiş şımarık! | |||||