"o" Analizi

Türkçe Meali ve benzeşen aramasında 18311 sonuç bulundu.
1750 - 1800 arasındaki sonuçlar gösteriliyor
Sırası Geçtiği Yer Arapça Harekesiz Okunuşu Anlamı Kökü
1750 Âl-i İmran 109. Ayet (3:109:5) وَمَا وما ve mâ ve olanlar مَا
Diyanet İşleri (Yeni) Göklerdeki her şey, yerdeki her şey Allah’ındır. Bütün işler ancak Allah’a döndürülür.
1751 Âl-i İmran 109. Ayet (3:109:10) تُرْجَعُ ترجع turce’u döndürülür ر ج ع
Diyanet İşleri (Yeni) Göklerdeki her şey, yerdeki her şey Allah’ındır. Bütün işler ancak Allah’a döndürülür.
1752 Âl-i İmran 110. Ayet (3:110:1) كُنْتُمْ كنتم kuntum siz oldunuz ك و ن
Diyanet İşleri (Yeni) Siz, insanlar için çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz. İyiliği emreder, kötülükten men eder ve Allah’a iman edersiniz. Kitap ehli de inansalardı elbette kendileri için hayırlı olurdu. Onlardan iman edenler de var. Ama pek çoğu fasık kimselerdir.
1753 Âl-i İmran 110. Ayet (3:110:6) تَأْمُرُونَ تأمرون te/murûne emrediyorsunuz أ م ر
Diyanet İşleri (Yeni) Siz, insanlar için çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz. İyiliği emreder, kötülükten men eder ve Allah’a iman edersiniz. Kitap ehli de inansalardı elbette kendileri için hayırlı olurdu. Onlardan iman edenler de var. Ama pek çoğu fasık kimselerdir.
1754 Âl-i İmran 110. Ayet (3:110:8) وَتَنْهَوْنَ وتنهون ve tenhevne men'ediyorsunuz ن ه ي
Diyanet İşleri (Yeni) Siz, insanlar için çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz. İyiliği emreder, kötülükten men eder ve Allah’a iman edersiniz. Kitap ehli de inansalardı elbette kendileri için hayırlı olurdu. Onlardan iman edenler de var. Ama pek çoğu fasık kimselerdir.
1755 Âl-i İmran 110. Ayet (3:110:10) الْمُنْكَرِ المنكر l-munkeri kötülük- ن ك ر
Diyanet İşleri (Yeni) Siz, insanlar için çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz. İyiliği emreder, kötülükten men eder ve Allah’a iman edersiniz. Kitap ehli de inansalardı elbette kendileri için hayırlı olurdu. Onlardan iman edenler de var. Ama pek çoğu fasık kimselerdir.
1756 Âl-i İmran 110. Ayet (3:110:11) وَتُؤْمِنُونَ وتؤمنون ve tu/minûne ve inanıyorsunuz أ م ن
Diyanet İşleri (Yeni) Siz, insanlar için çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz. İyiliği emreder, kötülükten men eder ve Allah’a iman edersiniz. Kitap ehli de inansalardı elbette kendileri için hayırlı olurdu. Onlardan iman edenler de var. Ama pek çoğu fasık kimselerdir.
1757 Âl-i İmran 110. Ayet (3:110:14) اٰمَنَ امن âmene inanmış olsaydı أ م ن
Diyanet İşleri (Yeni) Siz, insanlar için çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz. İyiliği emreder, kötülükten men eder ve Allah’a iman edersiniz. Kitap ehli de inansalardı elbette kendileri için hayırlı olurdu. Onlardan iman edenler de var. Ama pek çoğu fasık kimselerdir.
1758 Âl-i İmran 110. Ayet (3:110:17) لَكَانَ لكان le-kâne elbette olurdu ك و ن
Diyanet İşleri (Yeni) Siz, insanlar için çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz. İyiliği emreder, kötülükten men eder ve Allah’a iman edersiniz. Kitap ehli de inansalardı elbette kendileri için hayırlı olurdu. Onlardan iman edenler de var. Ama pek çoğu fasık kimselerdir.
1759 Âl-i İmran 110. Ayet (3:110:20) مِنْهُمُ منهم minhumu onlardan مِنْ
Diyanet İşleri (Yeni) Siz, insanlar için çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz. İyiliği emreder, kötülükten men eder ve Allah’a iman edersiniz. Kitap ehli de inansalardı elbette kendileri için hayırlı olurdu. Onlardan iman edenler de var. Ama pek çoğu fasık kimselerdir.
1760 Âl-i İmran 110. Ayet (3:110:22) وَاَكْثَرُهُمُ واكثرهم ve ekśeruhumu ama çokları ك ث ر
Diyanet İşleri (Yeni) Siz, insanlar için çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz. İyiliği emreder, kötülükten men eder ve Allah’a iman edersiniz. Kitap ehli de inansalardı elbette kendileri için hayırlı olurdu. Onlardan iman edenler de var. Ama pek çoğu fasık kimselerdir.
1761 Âl-i İmran 110. Ayet (3:110:23) الْفَاسِقُونَ الفاسقون l-fâsikûn(e) yoldan çıkmışlardır ف س ق
Diyanet İşleri (Yeni) Siz, insanlar için çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz. İyiliği emreder, kötülükten men eder ve Allah’a iman edersiniz. Kitap ehli de inansalardı elbette kendileri için hayırlı olurdu. Onlardan iman edenler de var. Ama pek çoğu fasık kimselerdir.
1762 Âl-i İmran 111. Ayet (3:111:7) يُوَلُّوكُمُ يولوكم yuvellûkumu size dönüp kaçarlar و ل ي
Diyanet İşleri (Yeni) Onlar size eziyetten başka bir zarar veremezler. Eğer sizinle savaşmaya kalkışsalar, size arkalarını dönüp kaçarlar. Sonra onlara yardım da edilmez.
1763 Âl-i İmran 111. Ayet (3:111:9) ثُمَّ ثم śümme sonra  ثُمَّ
Diyanet İşleri (Yeni) Onlar size eziyetten başka bir zarar veremezler. Eğer sizinle savaşmaya kalkışsalar, size arkalarını dönüp kaçarlar. Sonra onlara yardım da edilmez.
1764 Âl-i İmran 111. Ayet (3:111:11) يُنْصَرُونَ ينصرون yunsarûn(e) onlara yardım da edilmez ن ص ر
Diyanet İşleri (Yeni) Onlar size eziyetten başka bir zarar veremezler. Eğer sizinle savaşmaya kalkışsalar, size arkalarını dönüp kaçarlar. Sonra onlara yardım da edilmez.
1765 Âl-i İmran 112. Ayet (3:112:2) عَلَيْهِمُ عليهم ‘aleyhimu onlara عَلَىٰ
Diyanet İşleri (Yeni) Onlar nerede bulunurlarsa bulunsunlar, Allah’ın ve (mü’min) insanların güvencesine sığınmadıkça kendilerini zillet kaplamıştır. Onlar Allah’ın gazabına uğradılar ve yoksulluk onları kapladı. Bunun sebebi onların; Allah’ın âyetlerini inkâr ediyor ve peygamberleri haksız yere öldürüyor olmaları idi. Bütün bunların sebebi ise, isyan etmekte ve (Allah’ın koyduğu) sınırları çiğnemekte oluşları idi.
1766 Âl-i İmran 112. Ayet (3:112:21) ذٰلِكَ ذلك żâlike böyledir ذَٰلِكَ
Diyanet İşleri (Yeni) Onlar nerede bulunurlarsa bulunsunlar, Allah’ın ve (mü’min) insanların güvencesine sığınmadıkça kendilerini zillet kaplamıştır. Onlar Allah’ın gazabına uğradılar ve yoksulluk onları kapladı. Bunun sebebi onların; Allah’ın âyetlerini inkâr ediyor ve peygamberleri haksız yere öldürüyor olmaları idi. Bütün bunların sebebi ise, isyan etmekte ve (Allah’ın koyduğu) sınırları çiğnemekte oluşları idi.
1767 Âl-i İmran 112. Ayet (3:112:22) بِاَنَّهُمْ بانهم bi-ennehum çünkü onlar  أَنَّ
Diyanet İşleri (Yeni) Onlar nerede bulunurlarsa bulunsunlar, Allah’ın ve (mü’min) insanların güvencesine sığınmadıkça kendilerini zillet kaplamıştır. Onlar Allah’ın gazabına uğradılar ve yoksulluk onları kapladı. Bunun sebebi onların; Allah’ın âyetlerini inkâr ediyor ve peygamberleri haksız yere öldürüyor olmaları idi. Bütün bunların sebebi ise, isyan etmekte ve (Allah’ın koyduğu) sınırları çiğnemekte oluşları idi.
1768 Âl-i İmran 112. Ayet (3:112:24) يَكْفُرُونَ يكفرون yekfurûne inkar ediyorlar ك ف ر
Diyanet İşleri (Yeni) Onlar nerede bulunurlarsa bulunsunlar, Allah’ın ve (mü’min) insanların güvencesine sığınmadıkça kendilerini zillet kaplamıştır. Onlar Allah’ın gazabına uğradılar ve yoksulluk onları kapladı. Bunun sebebi onların; Allah’ın âyetlerini inkâr ediyor ve peygamberleri haksız yere öldürüyor olmaları idi. Bütün bunların sebebi ise, isyan etmekte ve (Allah’ın koyduğu) sınırları çiğnemekte oluşları idi.
1769 Âl-i İmran 112. Ayet (3:112:27) وَيَقْتُلُونَ ويقتلون ve yaktulûne öldürüyorlardı ق ت ل
Diyanet İşleri (Yeni) Onlar nerede bulunurlarsa bulunsunlar, Allah’ın ve (mü’min) insanların güvencesine sığınmadıkça kendilerini zillet kaplamıştır. Onlar Allah’ın gazabına uğradılar ve yoksulluk onları kapladı. Bunun sebebi onların; Allah’ın âyetlerini inkâr ediyor ve peygamberleri haksız yere öldürüyor olmaları idi. Bütün bunların sebebi ise, isyan etmekte ve (Allah’ın koyduğu) sınırları çiğnemekte oluşları idi.
1770 Âl-i İmran 112. Ayet (3:112:31) ذٰلِكَ ذلك żâlike böyledir ذَٰلِكَ
Diyanet İşleri (Yeni) Onlar nerede bulunurlarsa bulunsunlar, Allah’ın ve (mü’min) insanların güvencesine sığınmadıkça kendilerini zillet kaplamıştır. Onlar Allah’ın gazabına uğradılar ve yoksulluk onları kapladı. Bunun sebebi onların; Allah’ın âyetlerini inkâr ediyor ve peygamberleri haksız yere öldürüyor olmaları idi. Bütün bunların sebebi ise, isyan etmekte ve (Allah’ın koyduğu) sınırları çiğnemekte oluşları idi.
1771 Âl-i İmran 112. Ayet (3:112:35) يَعْتَدُونَ۠ يعتدون ya’tedûn(e) ve haddi aşıyorlardı ع د و
Diyanet İşleri (Yeni) Onlar nerede bulunurlarsa bulunsunlar, Allah’ın ve (mü’min) insanların güvencesine sığınmadıkça kendilerini zillet kaplamıştır. Onlar Allah’ın gazabına uğradılar ve yoksulluk onları kapladı. Bunun sebebi onların; Allah’ın âyetlerini inkâr ediyor ve peygamberleri haksız yere öldürüyor olmaları idi. Bütün bunların sebebi ise, isyan etmekte ve (Allah’ın koyduğu) sınırları çiğnemekte oluşları idi.
1772 Âl-i İmran 113. Ayet (3:113:6) اُمَّةٌ امة ummetun bir topluluk vardır أ م م
Diyanet İşleri (Yeni) Onların (Kitap ehlinin) hepsi bir değildir. Kitap ehli içinde, gece saatlerinde ayakta duran, secdeye kapanarak Allah’ın âyetlerini okuyan bir topluluk da vardır.[98]
1773 Âl-i İmran 113. Ayet (3:113:8) يَتْلُونَ يتلون yetlûne okuyarak ت ل و
Diyanet İşleri (Yeni) Onların (Kitap ehlinin) hepsi bir değildir. Kitap ehli içinde, gece saatlerinde ayakta duran, secdeye kapanarak Allah’ın âyetlerini okuyan bir topluluk da vardır.[98]
1774 Âl-i İmran 113. Ayet (3:113:13) وَهُمْ وهم ve hum ve onlar هُمْ
Diyanet İşleri (Yeni) Onların (Kitap ehlinin) hepsi bir değildir. Kitap ehli içinde, gece saatlerinde ayakta duran, secdeye kapanarak Allah’ın âyetlerini okuyan bir topluluk da vardır.[98]
1775 Âl-i İmran 114. Ayet (3:114:9) الْمُنْكَرِ المنكر l-munkeri kötülük- ن ك ر
Diyanet İşleri (Yeni) Onlar, Allah’a ve ahiret gününe inanırlar. İyiliği emrederler. Kötülükten men ederler, hayır işlerinde birbirleriyle yarışırlar. İşte onlar salihlerdendir.
1776 Âl-i İmran 114. Ayet (3:114:10) وَيُسَارِعُونَ ويسارعون ve yusâri’ûne ve koşarlar س ر ع
Diyanet İşleri (Yeni) Onlar, Allah’a ve ahiret gününe inanırlar. İyiliği emrederler. Kötülükten men ederler, hayır işlerinde birbirleriyle yarışırlar. İşte onlar salihlerdendir.
1777 Âl-i İmran 114. Ayet (3:114:13) وَاُو۬لٰٓئِكَ واولئك ve ulâike işte onlar أُولَٰئِكَ
Diyanet İşleri (Yeni) Onlar, Allah’a ve ahiret gününe inanırlar. İyiliği emrederler. Kötülükten men ederler, hayır işlerinde birbirleriyle yarışırlar. İşte onlar salihlerdendir.
1778 Âl-i İmran 115. Ayet (3:115:9) بِالْمُتَّق۪ينَ بالمتقين bil-muttekîn(e) (günahlardan) korunanları و ق ي
Diyanet İşleri (Yeni) Onlar ne hayır işlerlerse karşılıksız bırakılmayacaklardır. Allah, kendisine karşı gelmekten sakınanları bilir.
1779 Âl-i İmran 116. Ayet (3:116:6) عَنْهُمْ عنهم ‘anhum onlara عَنْ
Diyanet İşleri (Yeni) İnkâr edenlerin ne malları ne evlatları, onlara Allah’a karşı bir yarar sağlar. İşte onlar cehennemliktirler. Onlar orada ebedî kalacaklardır.
1780 Âl-i İmran 116. Ayet (3:116:13) وَاُو۬لٰٓئِكَ واولئك ve ulâike ve onlar أُولَٰئِكَ
Diyanet İşleri (Yeni) İnkâr edenlerin ne malları ne evlatları, onlara Allah’a karşı bir yarar sağlar. İşte onlar cehennemliktirler. Onlar orada ebedî kalacaklardır.
1781 Âl-i İmran 116. Ayet (3:116:16) هُمْ هم hum onlar هُم
Diyanet İşleri (Yeni) İnkâr edenlerin ne malları ne evlatları, onlara Allah’a karşı bir yarar sağlar. İşte onlar cehennemliktirler. Onlar orada ebedî kalacaklardır.
1782 Âl-i İmran 116. Ayet (3:116:17) ف۪يهَا فيها fîhâ orada فِي
Diyanet İşleri (Yeni) İnkâr edenlerin ne malları ne evlatları, onlara Allah’a karşı bir yarar sağlar. İşte onlar cehennemliktirler. Onlar orada ebedî kalacaklardır.
1783 Âl-i İmran 117. Ayet (3:117:11) صِرٌّ صر sirrun dondurucu ص ر ر
Diyanet İşleri (Yeni) Onların bu dünya hayatında harcadıkları malların durumu, kendilerine zulmeden bir topluluğun ekinlerini vurup mahveden kavurucu ve soğuk bir rüzgârın durumu gibidir. Allah, onlara zulmetmedi. Fakat onlar kendi kendilerine zulmediyorlar.
1784 Âl-i İmran 117. Ayet (3:117:14) قَوْمٍ قوم kavmin bir topluluğun ق و م
Diyanet İşleri (Yeni) Onların bu dünya hayatında harcadıkları malların durumu, kendilerine zulmeden bir topluluğun ekinlerini vurup mahveden kavurucu ve soğuk bir rüzgârın durumu gibidir. Allah, onlara zulmetmedi. Fakat onlar kendi kendilerine zulmediyorlar.
1785 Âl-i İmran 117. Ayet (3:117:17) فَاَهْلَكَتْهُۜ فاهلكته fe-ehleket(hu) onu mahveden ه ل ك
Diyanet İşleri (Yeni) Onların bu dünya hayatında harcadıkları malların durumu, kendilerine zulmeden bir topluluğun ekinlerini vurup mahveden kavurucu ve soğuk bir rüzgârın durumu gibidir. Allah, onlara zulmetmedi. Fakat onlar kendi kendilerine zulmediyorlar.
1786 Âl-i İmran 117. Ayet (3:117:19) ظَلَمَهُمُ ظلمهم zalemehumu onlara zulmetmedi ظ ل م
Diyanet İşleri (Yeni) Onların bu dünya hayatında harcadıkları malların durumu, kendilerine zulmeden bir topluluğun ekinlerini vurup mahveden kavurucu ve soğuk bir rüzgârın durumu gibidir. Allah, onlara zulmetmedi. Fakat onlar kendi kendilerine zulmediyorlar.
1787 Âl-i İmran 117. Ayet (3:117:22) اَنْفُسَهُمْ انفسهم enfusehum onlar kendi kendilerine ن ف س
Diyanet İşleri (Yeni) Onların bu dünya hayatında harcadıkları malların durumu, kendilerine zulmeden bir topluluğun ekinlerini vurup mahveden kavurucu ve soğuk bir rüzgârın durumu gibidir. Allah, onlara zulmetmedi. Fakat onlar kendi kendilerine zulmediyorlar.
1788 Âl-i İmran 117. Ayet (3:117:23) يَظْلِمُونَ يظلمون yazlimûn(e) zulmediyorlardı ظ ل م
Diyanet İşleri (Yeni) Onların bu dünya hayatında harcadıkları malların durumu, kendilerine zulmeden bir topluluğun ekinlerini vurup mahveden kavurucu ve soğuk bir rüzgârın durumu gibidir. Allah, onlara zulmetmedi. Fakat onlar kendi kendilerine zulmediyorlar.
1789 Âl-i İmran 118. Ayet (3:118:7) بِطَانَةً بطانة bitâneten kendinize dost ب ط ن
Diyanet İşleri (Yeni) Ey iman edenler! Sizden olmayanlardan hiçbir sırdaş edinmeyin. Onlar size fenalık etmekten asla geri kalmazlar. Hep sıkıntıya düşmenizi isterler. Onların kinleri konuşmalarından apaçık ortaya çıkmıştır. Kalplerinde gizledikleri ise daha büyüktür. Eğer düşünürseniz size âyetleri açıkladık.
1790 Âl-i İmran 118. Ayet (3:118:11) يَأْلُونَكُمْ يألونكم ye/lûnekum onlar sizi geri durmazlar أ ل و
Diyanet İşleri (Yeni) Ey iman edenler! Sizden olmayanlardan hiçbir sırdaş edinmeyin. Onlar size fenalık etmekten asla geri kalmazlar. Hep sıkıntıya düşmenizi isterler. Onların kinleri konuşmalarından apaçık ortaya çıkmıştır. Kalplerinde gizledikleri ise daha büyüktür. Eğer düşünürseniz size âyetleri açıkladık.
1791 Âl-i İmran 118. Ayet (3:118:12) خَبَالًاۜ خبالا ḣabâlen bozmaktan خ ب ل
Diyanet İşleri (Yeni) Ey iman edenler! Sizden olmayanlardan hiçbir sırdaş edinmeyin. Onlar size fenalık etmekten asla geri kalmazlar. Hep sıkıntıya düşmenizi isterler. Onların kinleri konuşmalarından apaçık ortaya çıkmıştır. Kalplerinde gizledikleri ise daha büyüktür. Eğer düşünürseniz size âyetleri açıkladık.
1792 Âl-i İmran 118. Ayet (3:118:16) قَدْ قد kad doğrusu قَدْ
Diyanet İşleri (Yeni) Ey iman edenler! Sizden olmayanlardan hiçbir sırdaş edinmeyin. Onlar size fenalık etmekten asla geri kalmazlar. Hep sıkıntıya düşmenizi isterler. Onların kinleri konuşmalarından apaçık ortaya çıkmıştır. Kalplerinde gizledikleri ise daha büyüktür. Eğer düşünürseniz size âyetleri açıkladık.
1793 Âl-i İmran 118. Ayet (3:118:18) الْبَغْضَٓاءُ البغضاء l-baġdâu öfke ب غ ض
Diyanet İşleri (Yeni) Ey iman edenler! Sizden olmayanlardan hiçbir sırdaş edinmeyin. Onlar size fenalık etmekten asla geri kalmazlar. Hep sıkıntıya düşmenizi isterler. Onların kinleri konuşmalarından apaçık ortaya çıkmıştır. Kalplerinde gizledikleri ise daha büyüktür. Eğer düşünürseniz size âyetleri açıkladık.
1794 Âl-i İmran 118. Ayet (3:118:20) اَفْوَاهِهِمْۚ افواههم efvâhihim onların ağızları- ف و ه
Diyanet İşleri (Yeni) Ey iman edenler! Sizden olmayanlardan hiçbir sırdaş edinmeyin. Onlar size fenalık etmekten asla geri kalmazlar. Hep sıkıntıya düşmenizi isterler. Onların kinleri konuşmalarından apaçık ortaya çıkmıştır. Kalplerinde gizledikleri ise daha büyüktür. Eğer düşünürseniz size âyetleri açıkladık.
1795 Âl-i İmran 118. Ayet (3:118:23) صُدُورُهُمْ صدورهم sudûruhum göğüslerinde ص د ر
Diyanet İşleri (Yeni) Ey iman edenler! Sizden olmayanlardan hiçbir sırdaş edinmeyin. Onlar size fenalık etmekten asla geri kalmazlar. Hep sıkıntıya düşmenizi isterler. Onların kinleri konuşmalarından apaçık ortaya çıkmıştır. Kalplerinde gizledikleri ise daha büyüktür. Eğer düşünürseniz size âyetleri açıkladık.
1796 Âl-i İmran 118. Ayet (3:118:31) تَعْقِلُونَ تعقلون ta’kilûn(e) düşünüyor ع ق ل
Diyanet İşleri (Yeni) Ey iman edenler! Sizden olmayanlardan hiçbir sırdaş edinmeyin. Onlar size fenalık etmekten asla geri kalmazlar. Hep sıkıntıya düşmenizi isterler. Onların kinleri konuşmalarından apaçık ortaya çıkmıştır. Kalplerinde gizledikleri ise daha büyüktür. Eğer düşünürseniz size âyetleri açıkladık.
1797 Âl-i İmran 119. Ayet (3:119:3) اُو۬لَٓاءِ اولاء ulâ-i öyle kimselersiniz ki  أُولَاءِ
Diyanet İşleri (Yeni) İşte siz öyle kimselersiniz ki, onları seversiniz; onlar ise, bütün kitaplara iman ettiğiniz hâlde, sizi sevmezler. Onlar sizinle karşılaştıkları zaman “inandık” derler. Ama kendi başlarına kaldıklarında, size karşı kinlerinden dolayı parmaklarını ısırırlar. De ki: “Öfkenizden ölün!” Şüphesiz Allah, göğüslerin özünü (kalplerde olanı) bilir.
1798 Âl-i İmran 119. Ayet (3:119:4) تُحِبُّونَهُمْ تحبونهم tuhibbûnehum onları seversiniz ح ب ب
Diyanet İşleri (Yeni) İşte siz öyle kimselersiniz ki, onları seversiniz; onlar ise, bütün kitaplara iman ettiğiniz hâlde, sizi sevmezler. Onlar sizinle karşılaştıkları zaman “inandık” derler. Ama kendi başlarına kaldıklarında, size karşı kinlerinden dolayı parmaklarını ısırırlar. De ki: “Öfkenizden ölün!” Şüphesiz Allah, göğüslerin özünü (kalplerde olanı) bilir.
1799 Âl-i İmran 119. Ayet (3:119:6) يُحِبُّونَكُمْ يحبونكم yuhibbûnekum halbuki onlar sizi sevmezler ح ب ب
Diyanet İşleri (Yeni) İşte siz öyle kimselersiniz ki, onları seversiniz; onlar ise, bütün kitaplara iman ettiğiniz hâlde, sizi sevmezler. Onlar sizinle karşılaştıkları zaman “inandık” derler. Ama kendi başlarına kaldıklarında, size karşı kinlerinden dolayı parmaklarını ısırırlar. De ki: “Öfkenizden ölün!” Şüphesiz Allah, göğüslerin özünü (kalplerde olanı) bilir.