| Sırası | Geçtiği Yer | Arapça | Harekesiz | Okunuşu | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|---|---|---|
| 1750 | Âl-i İmran 109. Ayet (3:109:5) | وَمَا | وما | ve mâ | ve olanlar | مَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Göklerdeki her şey, yerdeki her şey Allah’ındır. Bütün işler ancak Allah’a döndürülür. | |||||
| 1751 | Âl-i İmran 109. Ayet (3:109:10) | تُرْجَعُ | ترجع | turce’u | döndürülür | ر ج ع |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Göklerdeki her şey, yerdeki her şey Allah’ındır. Bütün işler ancak Allah’a döndürülür. | |||||
| 1752 | Âl-i İmran 110. Ayet (3:110:1) | كُنْتُمْ | كنتم | kuntum | siz oldunuz | ك و ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Siz, insanlar için çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz. İyiliği emreder, kötülükten men eder ve Allah’a iman edersiniz. Kitap ehli de inansalardı elbette kendileri için hayırlı olurdu. Onlardan iman edenler de var. Ama pek çoğu fasık kimselerdir. | |||||
| 1753 | Âl-i İmran 110. Ayet (3:110:6) | تَأْمُرُونَ | تأمرون | te/murûne | emrediyorsunuz | أ م ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Siz, insanlar için çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz. İyiliği emreder, kötülükten men eder ve Allah’a iman edersiniz. Kitap ehli de inansalardı elbette kendileri için hayırlı olurdu. Onlardan iman edenler de var. Ama pek çoğu fasık kimselerdir. | |||||
| 1754 | Âl-i İmran 110. Ayet (3:110:8) | وَتَنْهَوْنَ | وتنهون | ve tenhevne | men'ediyorsunuz | ن ه ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Siz, insanlar için çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz. İyiliği emreder, kötülükten men eder ve Allah’a iman edersiniz. Kitap ehli de inansalardı elbette kendileri için hayırlı olurdu. Onlardan iman edenler de var. Ama pek çoğu fasık kimselerdir. | |||||
| 1755 | Âl-i İmran 110. Ayet (3:110:10) | الْمُنْكَرِ | المنكر | l-munkeri | kötülük- | ن ك ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Siz, insanlar için çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz. İyiliği emreder, kötülükten men eder ve Allah’a iman edersiniz. Kitap ehli de inansalardı elbette kendileri için hayırlı olurdu. Onlardan iman edenler de var. Ama pek çoğu fasık kimselerdir. | |||||
| 1756 | Âl-i İmran 110. Ayet (3:110:11) | وَتُؤْمِنُونَ | وتؤمنون | ve tu/minûne | ve inanıyorsunuz | أ م ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Siz, insanlar için çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz. İyiliği emreder, kötülükten men eder ve Allah’a iman edersiniz. Kitap ehli de inansalardı elbette kendileri için hayırlı olurdu. Onlardan iman edenler de var. Ama pek çoğu fasık kimselerdir. | |||||
| 1757 | Âl-i İmran 110. Ayet (3:110:14) | اٰمَنَ | امن | âmene | inanmış olsaydı | أ م ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Siz, insanlar için çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz. İyiliği emreder, kötülükten men eder ve Allah’a iman edersiniz. Kitap ehli de inansalardı elbette kendileri için hayırlı olurdu. Onlardan iman edenler de var. Ama pek çoğu fasık kimselerdir. | |||||
| 1758 | Âl-i İmran 110. Ayet (3:110:17) | لَكَانَ | لكان | le-kâne | elbette olurdu | ك و ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Siz, insanlar için çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz. İyiliği emreder, kötülükten men eder ve Allah’a iman edersiniz. Kitap ehli de inansalardı elbette kendileri için hayırlı olurdu. Onlardan iman edenler de var. Ama pek çoğu fasık kimselerdir. | |||||
| 1759 | Âl-i İmran 110. Ayet (3:110:20) | مِنْهُمُ | منهم | minhumu | onlardan | مِنْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Siz, insanlar için çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz. İyiliği emreder, kötülükten men eder ve Allah’a iman edersiniz. Kitap ehli de inansalardı elbette kendileri için hayırlı olurdu. Onlardan iman edenler de var. Ama pek çoğu fasık kimselerdir. | |||||
| 1760 | Âl-i İmran 110. Ayet (3:110:22) | وَاَكْثَرُهُمُ | واكثرهم | ve ekśeruhumu | ama çokları | ك ث ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Siz, insanlar için çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz. İyiliği emreder, kötülükten men eder ve Allah’a iman edersiniz. Kitap ehli de inansalardı elbette kendileri için hayırlı olurdu. Onlardan iman edenler de var. Ama pek çoğu fasık kimselerdir. | |||||
| 1761 | Âl-i İmran 110. Ayet (3:110:23) | الْفَاسِقُونَ | الفاسقون | l-fâsikûn(e) | yoldan çıkmışlardır | ف س ق |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Siz, insanlar için çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz. İyiliği emreder, kötülükten men eder ve Allah’a iman edersiniz. Kitap ehli de inansalardı elbette kendileri için hayırlı olurdu. Onlardan iman edenler de var. Ama pek çoğu fasık kimselerdir. | |||||
| 1762 | Âl-i İmran 111. Ayet (3:111:7) | يُوَلُّوكُمُ | يولوكم | yuvellûkumu | size dönüp kaçarlar | و ل ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlar size eziyetten başka bir zarar veremezler. Eğer sizinle savaşmaya kalkışsalar, size arkalarını dönüp kaçarlar. Sonra onlara yardım da edilmez. | |||||
| 1763 | Âl-i İmran 111. Ayet (3:111:9) | ثُمَّ | ثم | śümme | sonra | ثُمَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlar size eziyetten başka bir zarar veremezler. Eğer sizinle savaşmaya kalkışsalar, size arkalarını dönüp kaçarlar. Sonra onlara yardım da edilmez. | |||||
| 1764 | Âl-i İmran 111. Ayet (3:111:11) | يُنْصَرُونَ | ينصرون | yunsarûn(e) | onlara yardım da edilmez | ن ص ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlar size eziyetten başka bir zarar veremezler. Eğer sizinle savaşmaya kalkışsalar, size arkalarını dönüp kaçarlar. Sonra onlara yardım da edilmez. | |||||
| 1765 | Âl-i İmran 112. Ayet (3:112:2) | عَلَيْهِمُ | عليهم | ‘aleyhimu | onlara | عَلَىٰ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlar nerede bulunurlarsa bulunsunlar, Allah’ın ve (mü’min) insanların güvencesine sığınmadıkça kendilerini zillet kaplamıştır. Onlar Allah’ın gazabına uğradılar ve yoksulluk onları kapladı. Bunun sebebi onların; Allah’ın âyetlerini inkâr ediyor ve peygamberleri haksız yere öldürüyor olmaları idi. Bütün bunların sebebi ise, isyan etmekte ve (Allah’ın koyduğu) sınırları çiğnemekte oluşları idi. | |||||
| 1766 | Âl-i İmran 112. Ayet (3:112:21) | ذٰلِكَ | ذلك | żâlike | böyledir | ذَٰلِكَ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlar nerede bulunurlarsa bulunsunlar, Allah’ın ve (mü’min) insanların güvencesine sığınmadıkça kendilerini zillet kaplamıştır. Onlar Allah’ın gazabına uğradılar ve yoksulluk onları kapladı. Bunun sebebi onların; Allah’ın âyetlerini inkâr ediyor ve peygamberleri haksız yere öldürüyor olmaları idi. Bütün bunların sebebi ise, isyan etmekte ve (Allah’ın koyduğu) sınırları çiğnemekte oluşları idi. | |||||
| 1767 | Âl-i İmran 112. Ayet (3:112:22) | بِاَنَّهُمْ | بانهم | bi-ennehum | çünkü onlar | أَنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlar nerede bulunurlarsa bulunsunlar, Allah’ın ve (mü’min) insanların güvencesine sığınmadıkça kendilerini zillet kaplamıştır. Onlar Allah’ın gazabına uğradılar ve yoksulluk onları kapladı. Bunun sebebi onların; Allah’ın âyetlerini inkâr ediyor ve peygamberleri haksız yere öldürüyor olmaları idi. Bütün bunların sebebi ise, isyan etmekte ve (Allah’ın koyduğu) sınırları çiğnemekte oluşları idi. | |||||
| 1768 | Âl-i İmran 112. Ayet (3:112:24) | يَكْفُرُونَ | يكفرون | yekfurûne | inkar ediyorlar | ك ف ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlar nerede bulunurlarsa bulunsunlar, Allah’ın ve (mü’min) insanların güvencesine sığınmadıkça kendilerini zillet kaplamıştır. Onlar Allah’ın gazabına uğradılar ve yoksulluk onları kapladı. Bunun sebebi onların; Allah’ın âyetlerini inkâr ediyor ve peygamberleri haksız yere öldürüyor olmaları idi. Bütün bunların sebebi ise, isyan etmekte ve (Allah’ın koyduğu) sınırları çiğnemekte oluşları idi. | |||||
| 1769 | Âl-i İmran 112. Ayet (3:112:27) | وَيَقْتُلُونَ | ويقتلون | ve yaktulûne | öldürüyorlardı | ق ت ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlar nerede bulunurlarsa bulunsunlar, Allah’ın ve (mü’min) insanların güvencesine sığınmadıkça kendilerini zillet kaplamıştır. Onlar Allah’ın gazabına uğradılar ve yoksulluk onları kapladı. Bunun sebebi onların; Allah’ın âyetlerini inkâr ediyor ve peygamberleri haksız yere öldürüyor olmaları idi. Bütün bunların sebebi ise, isyan etmekte ve (Allah’ın koyduğu) sınırları çiğnemekte oluşları idi. | |||||
| 1770 | Âl-i İmran 112. Ayet (3:112:31) | ذٰلِكَ | ذلك | żâlike | böyledir | ذَٰلِكَ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlar nerede bulunurlarsa bulunsunlar, Allah’ın ve (mü’min) insanların güvencesine sığınmadıkça kendilerini zillet kaplamıştır. Onlar Allah’ın gazabına uğradılar ve yoksulluk onları kapladı. Bunun sebebi onların; Allah’ın âyetlerini inkâr ediyor ve peygamberleri haksız yere öldürüyor olmaları idi. Bütün bunların sebebi ise, isyan etmekte ve (Allah’ın koyduğu) sınırları çiğnemekte oluşları idi. | |||||
| 1771 | Âl-i İmran 112. Ayet (3:112:35) | يَعْتَدُونَ۠ | يعتدون | ya’tedûn(e) | ve haddi aşıyorlardı | ع د و |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlar nerede bulunurlarsa bulunsunlar, Allah’ın ve (mü’min) insanların güvencesine sığınmadıkça kendilerini zillet kaplamıştır. Onlar Allah’ın gazabına uğradılar ve yoksulluk onları kapladı. Bunun sebebi onların; Allah’ın âyetlerini inkâr ediyor ve peygamberleri haksız yere öldürüyor olmaları idi. Bütün bunların sebebi ise, isyan etmekte ve (Allah’ın koyduğu) sınırları çiğnemekte oluşları idi. | |||||
| 1772 | Âl-i İmran 113. Ayet (3:113:6) | اُمَّةٌ | امة | ummetun | bir topluluk vardır | أ م م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onların (Kitap ehlinin) hepsi bir değildir. Kitap ehli içinde, gece saatlerinde ayakta duran, secdeye kapanarak Allah’ın âyetlerini okuyan bir topluluk da vardır.[98] | |||||
| 1773 | Âl-i İmran 113. Ayet (3:113:8) | يَتْلُونَ | يتلون | yetlûne | okuyarak | ت ل و |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onların (Kitap ehlinin) hepsi bir değildir. Kitap ehli içinde, gece saatlerinde ayakta duran, secdeye kapanarak Allah’ın âyetlerini okuyan bir topluluk da vardır.[98] | |||||
| 1774 | Âl-i İmran 113. Ayet (3:113:13) | وَهُمْ | وهم | ve hum | ve onlar | هُمْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onların (Kitap ehlinin) hepsi bir değildir. Kitap ehli içinde, gece saatlerinde ayakta duran, secdeye kapanarak Allah’ın âyetlerini okuyan bir topluluk da vardır.[98] | |||||
| 1775 | Âl-i İmran 114. Ayet (3:114:9) | الْمُنْكَرِ | المنكر | l-munkeri | kötülük- | ن ك ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlar, Allah’a ve ahiret gününe inanırlar. İyiliği emrederler. Kötülükten men ederler, hayır işlerinde birbirleriyle yarışırlar. İşte onlar salihlerdendir. | |||||
| 1776 | Âl-i İmran 114. Ayet (3:114:10) | وَيُسَارِعُونَ | ويسارعون | ve yusâri’ûne | ve koşarlar | س ر ع |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlar, Allah’a ve ahiret gününe inanırlar. İyiliği emrederler. Kötülükten men ederler, hayır işlerinde birbirleriyle yarışırlar. İşte onlar salihlerdendir. | |||||
| 1777 | Âl-i İmran 114. Ayet (3:114:13) | وَاُو۬لٰٓئِكَ | واولئك | ve ulâike | işte onlar | أُولَٰئِكَ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlar, Allah’a ve ahiret gününe inanırlar. İyiliği emrederler. Kötülükten men ederler, hayır işlerinde birbirleriyle yarışırlar. İşte onlar salihlerdendir. | |||||
| 1778 | Âl-i İmran 115. Ayet (3:115:9) | بِالْمُتَّق۪ينَ | بالمتقين | bil-muttekîn(e) | (günahlardan) korunanları | و ق ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlar ne hayır işlerlerse karşılıksız bırakılmayacaklardır. Allah, kendisine karşı gelmekten sakınanları bilir. | |||||
| 1779 | Âl-i İmran 116. Ayet (3:116:6) | عَنْهُمْ | عنهم | ‘anhum | onlara | عَنْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İnkâr edenlerin ne malları ne evlatları, onlara Allah’a karşı bir yarar sağlar. İşte onlar cehennemliktirler. Onlar orada ebedî kalacaklardır. | |||||
| 1780 | Âl-i İmran 116. Ayet (3:116:13) | وَاُو۬لٰٓئِكَ | واولئك | ve ulâike | ve onlar | أُولَٰئِكَ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İnkâr edenlerin ne malları ne evlatları, onlara Allah’a karşı bir yarar sağlar. İşte onlar cehennemliktirler. Onlar orada ebedî kalacaklardır. | |||||
| 1781 | Âl-i İmran 116. Ayet (3:116:16) | هُمْ | هم | hum | onlar | هُم |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İnkâr edenlerin ne malları ne evlatları, onlara Allah’a karşı bir yarar sağlar. İşte onlar cehennemliktirler. Onlar orada ebedî kalacaklardır. | |||||
| 1782 | Âl-i İmran 116. Ayet (3:116:17) | ف۪يهَا | فيها | fîhâ | orada | فِي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İnkâr edenlerin ne malları ne evlatları, onlara Allah’a karşı bir yarar sağlar. İşte onlar cehennemliktirler. Onlar orada ebedî kalacaklardır. | |||||
| 1783 | Âl-i İmran 117. Ayet (3:117:11) | صِرٌّ | صر | sirrun | dondurucu | ص ر ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onların bu dünya hayatında harcadıkları malların durumu, kendilerine zulmeden bir topluluğun ekinlerini vurup mahveden kavurucu ve soğuk bir rüzgârın durumu gibidir. Allah, onlara zulmetmedi. Fakat onlar kendi kendilerine zulmediyorlar. | |||||
| 1784 | Âl-i İmran 117. Ayet (3:117:14) | قَوْمٍ | قوم | kavmin | bir topluluğun | ق و م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onların bu dünya hayatında harcadıkları malların durumu, kendilerine zulmeden bir topluluğun ekinlerini vurup mahveden kavurucu ve soğuk bir rüzgârın durumu gibidir. Allah, onlara zulmetmedi. Fakat onlar kendi kendilerine zulmediyorlar. | |||||
| 1785 | Âl-i İmran 117. Ayet (3:117:17) | فَاَهْلَكَتْهُۜ | فاهلكته | fe-ehleket(hu) | onu mahveden | ه ل ك |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onların bu dünya hayatında harcadıkları malların durumu, kendilerine zulmeden bir topluluğun ekinlerini vurup mahveden kavurucu ve soğuk bir rüzgârın durumu gibidir. Allah, onlara zulmetmedi. Fakat onlar kendi kendilerine zulmediyorlar. | |||||
| 1786 | Âl-i İmran 117. Ayet (3:117:19) | ظَلَمَهُمُ | ظلمهم | zalemehumu | onlara zulmetmedi | ظ ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onların bu dünya hayatında harcadıkları malların durumu, kendilerine zulmeden bir topluluğun ekinlerini vurup mahveden kavurucu ve soğuk bir rüzgârın durumu gibidir. Allah, onlara zulmetmedi. Fakat onlar kendi kendilerine zulmediyorlar. | |||||
| 1787 | Âl-i İmran 117. Ayet (3:117:22) | اَنْفُسَهُمْ | انفسهم | enfusehum | onlar kendi kendilerine | ن ف س |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onların bu dünya hayatında harcadıkları malların durumu, kendilerine zulmeden bir topluluğun ekinlerini vurup mahveden kavurucu ve soğuk bir rüzgârın durumu gibidir. Allah, onlara zulmetmedi. Fakat onlar kendi kendilerine zulmediyorlar. | |||||
| 1788 | Âl-i İmran 117. Ayet (3:117:23) | يَظْلِمُونَ | يظلمون | yazlimûn(e) | zulmediyorlardı | ظ ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onların bu dünya hayatında harcadıkları malların durumu, kendilerine zulmeden bir topluluğun ekinlerini vurup mahveden kavurucu ve soğuk bir rüzgârın durumu gibidir. Allah, onlara zulmetmedi. Fakat onlar kendi kendilerine zulmediyorlar. | |||||
| 1789 | Âl-i İmran 118. Ayet (3:118:7) | بِطَانَةً | بطانة | bitâneten | kendinize dost | ب ط ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ey iman edenler! Sizden olmayanlardan hiçbir sırdaş edinmeyin. Onlar size fenalık etmekten asla geri kalmazlar. Hep sıkıntıya düşmenizi isterler. Onların kinleri konuşmalarından apaçık ortaya çıkmıştır. Kalplerinde gizledikleri ise daha büyüktür. Eğer düşünürseniz size âyetleri açıkladık. | |||||
| 1790 | Âl-i İmran 118. Ayet (3:118:11) | يَأْلُونَكُمْ | يألونكم | ye/lûnekum | onlar sizi geri durmazlar | أ ل و |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ey iman edenler! Sizden olmayanlardan hiçbir sırdaş edinmeyin. Onlar size fenalık etmekten asla geri kalmazlar. Hep sıkıntıya düşmenizi isterler. Onların kinleri konuşmalarından apaçık ortaya çıkmıştır. Kalplerinde gizledikleri ise daha büyüktür. Eğer düşünürseniz size âyetleri açıkladık. | |||||
| 1791 | Âl-i İmran 118. Ayet (3:118:12) | خَبَالًاۜ | خبالا | ḣabâlen | bozmaktan | خ ب ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ey iman edenler! Sizden olmayanlardan hiçbir sırdaş edinmeyin. Onlar size fenalık etmekten asla geri kalmazlar. Hep sıkıntıya düşmenizi isterler. Onların kinleri konuşmalarından apaçık ortaya çıkmıştır. Kalplerinde gizledikleri ise daha büyüktür. Eğer düşünürseniz size âyetleri açıkladık. | |||||
| 1792 | Âl-i İmran 118. Ayet (3:118:16) | قَدْ | قد | kad | doğrusu | قَدْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ey iman edenler! Sizden olmayanlardan hiçbir sırdaş edinmeyin. Onlar size fenalık etmekten asla geri kalmazlar. Hep sıkıntıya düşmenizi isterler. Onların kinleri konuşmalarından apaçık ortaya çıkmıştır. Kalplerinde gizledikleri ise daha büyüktür. Eğer düşünürseniz size âyetleri açıkladık. | |||||
| 1793 | Âl-i İmran 118. Ayet (3:118:18) | الْبَغْضَٓاءُ | البغضاء | l-baġdâu | öfke | ب غ ض |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ey iman edenler! Sizden olmayanlardan hiçbir sırdaş edinmeyin. Onlar size fenalık etmekten asla geri kalmazlar. Hep sıkıntıya düşmenizi isterler. Onların kinleri konuşmalarından apaçık ortaya çıkmıştır. Kalplerinde gizledikleri ise daha büyüktür. Eğer düşünürseniz size âyetleri açıkladık. | |||||
| 1794 | Âl-i İmran 118. Ayet (3:118:20) | اَفْوَاهِهِمْۚ | افواههم | efvâhihim | onların ağızları- | ف و ه |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ey iman edenler! Sizden olmayanlardan hiçbir sırdaş edinmeyin. Onlar size fenalık etmekten asla geri kalmazlar. Hep sıkıntıya düşmenizi isterler. Onların kinleri konuşmalarından apaçık ortaya çıkmıştır. Kalplerinde gizledikleri ise daha büyüktür. Eğer düşünürseniz size âyetleri açıkladık. | |||||
| 1795 | Âl-i İmran 118. Ayet (3:118:23) | صُدُورُهُمْ | صدورهم | sudûruhum | göğüslerinde | ص د ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ey iman edenler! Sizden olmayanlardan hiçbir sırdaş edinmeyin. Onlar size fenalık etmekten asla geri kalmazlar. Hep sıkıntıya düşmenizi isterler. Onların kinleri konuşmalarından apaçık ortaya çıkmıştır. Kalplerinde gizledikleri ise daha büyüktür. Eğer düşünürseniz size âyetleri açıkladık. | |||||
| 1796 | Âl-i İmran 118. Ayet (3:118:31) | تَعْقِلُونَ | تعقلون | ta’kilûn(e) | düşünüyor | ع ق ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ey iman edenler! Sizden olmayanlardan hiçbir sırdaş edinmeyin. Onlar size fenalık etmekten asla geri kalmazlar. Hep sıkıntıya düşmenizi isterler. Onların kinleri konuşmalarından apaçık ortaya çıkmıştır. Kalplerinde gizledikleri ise daha büyüktür. Eğer düşünürseniz size âyetleri açıkladık. | |||||
| 1797 | Âl-i İmran 119. Ayet (3:119:3) | اُو۬لَٓاءِ | اولاء | ulâ-i | öyle kimselersiniz ki | أُولَاءِ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İşte siz öyle kimselersiniz ki, onları seversiniz; onlar ise, bütün kitaplara iman ettiğiniz hâlde, sizi sevmezler. Onlar sizinle karşılaştıkları zaman “inandık” derler. Ama kendi başlarına kaldıklarında, size karşı kinlerinden dolayı parmaklarını ısırırlar. De ki: “Öfkenizden ölün!” Şüphesiz Allah, göğüslerin özünü (kalplerde olanı) bilir. | |||||
| 1798 | Âl-i İmran 119. Ayet (3:119:4) | تُحِبُّونَهُمْ | تحبونهم | tuhibbûnehum | onları seversiniz | ح ب ب |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İşte siz öyle kimselersiniz ki, onları seversiniz; onlar ise, bütün kitaplara iman ettiğiniz hâlde, sizi sevmezler. Onlar sizinle karşılaştıkları zaman “inandık” derler. Ama kendi başlarına kaldıklarında, size karşı kinlerinden dolayı parmaklarını ısırırlar. De ki: “Öfkenizden ölün!” Şüphesiz Allah, göğüslerin özünü (kalplerde olanı) bilir. | |||||
| 1799 | Âl-i İmran 119. Ayet (3:119:6) | يُحِبُّونَكُمْ | يحبونكم | yuhibbûnekum | halbuki onlar sizi sevmezler | ح ب ب |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İşte siz öyle kimselersiniz ki, onları seversiniz; onlar ise, bütün kitaplara iman ettiğiniz hâlde, sizi sevmezler. Onlar sizinle karşılaştıkları zaman “inandık” derler. Ama kendi başlarına kaldıklarında, size karşı kinlerinden dolayı parmaklarını ısırırlar. De ki: “Öfkenizden ölün!” Şüphesiz Allah, göğüslerin özünü (kalplerde olanı) bilir. | |||||