| Sırası | Geçtiği Yer | Arapça | Harekesiz | Okunuşu | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|---|---|---|
| 1 | Fatiha 2. Ayet (1:2:1) | اَلْحَمْدُ | الحمد | el-hamdu | hamdolsun | ح م د |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 2,3,4. Hamd[4], Âlemlerin Rabbi[5], Rahmân[6], Rahîm[7], hesap ve ceza gününün (ahiret gününün) mâliki Allah’a mahsustur. | |||||
| 2 | Fatiha 3. Ayet (1:3:1) | اَلرَّحْمٰنِ | الرحمن | errahmâni | (O) Rahman'dır | ر ح م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 2,3,4. Hamd[4], Âlemlerin Rabbi[5], Rahmân[6], Rahîm[7], hesap ve ceza gününün (ahiret gününün) mâliki Allah’a mahsustur. | |||||
| 3 | Fatiha 6. Ayet (1:6:2) | الصِّرَاطَ | الصراط | ssirâta | yola | ص ر ط |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 6,7. Bizi doğru yola, kendilerine nimet verdiklerinin yoluna ilet; gazaba uğrayanlarınkine ve sapıklarınkine değil. | |||||
| 4 | Fatiha 6. Ayet (1:6:3) | الْمُسْتَق۪يمَۙ | المستقيم | l-mustakîm(e) | doğru | ق و م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 6,7. Bizi doğru yola, kendilerine nimet verdiklerinin yoluna ilet; gazaba uğrayanlarınkine ve sapıklarınkine değil. | |||||
| 5 | Fatiha 7. Ayet (1:7:1) | صِرَاطَ | صراط | sirâta | yoluna | ص ر ط |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 6,7. Bizi doğru yola, kendilerine nimet verdiklerinin yoluna ilet; gazaba uğrayanlarınkine ve sapıklarınkine değil. | |||||
| 6 | Fatiha 7. Ayet (1:7:2) | الَّذ۪ينَ | الذين | lleżîne | onlar ki | ٱلَّذِى |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 6,7. Bizi doğru yola, kendilerine nimet verdiklerinin yoluna ilet; gazaba uğrayanlarınkine ve sapıklarınkine değil. | |||||
| 7 | Fatiha 7. Ayet (1:7:6) | الْمَغْضُوبِ | المغضوب | l-maġdûbi | gazabedilmiş olanların | غ ض ب |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 6,7. Bizi doğru yola, kendilerine nimet verdiklerinin yoluna ilet; gazaba uğrayanlarınkine ve sapıklarınkine değil. | |||||
| 8 | Bakara 2. Ayet (2:2:1) | ذٰلِكَ | ذلك | żâlike | işte o | ذَٰلِكَ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bu, kendisinde şüphe olmayan kitaptır. Allah’a karşı gelmekten sakınanlar için yol göstericidir. | |||||
| 9 | Bakara 2. Ayet (2:2:3) | لَا | لا | lâ | yoktur | لَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bu, kendisinde şüphe olmayan kitaptır. Allah’a karşı gelmekten sakınanlar için yol göstericidir. | |||||
| 10 | Bakara 2. Ayet (2:2:6) | هُدًى | هدى | huden | yol göstericidir | ه د ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bu, kendisinde şüphe olmayan kitaptır. Allah’a karşı gelmekten sakınanlar için yol göstericidir. | |||||
| 11 | Bakara 3. Ayet (2:3:1) | اَلَّذ۪ينَ | الذين | elleżîne | onlar ki | ٱلَّذِى |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlar gaybe[9] inanırlar, namazı dosdoğru kılarlar, kendilerine rızık olarak verdiğimizden de Allah yolunda harcarlar. | |||||
| 12 | Bakara 4. Ayet (2:4:1) | وَالَّذ۪ينَ | والذين | velleżîne | ve onlar ki | ٱلَّذِى |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlar sana indirilene de, senden önce indirilenlere de inanırlar. Ahirete de kesin olarak inanırlar. | |||||
| 13 | Bakara 4. Ayet (2:4:9) | قَبْلِكَۚ | قبلك | kablike | senden önce | ق ب ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlar sana indirilene de, senden önce indirilenlere de inanırlar. Ahirete de kesin olarak inanırlar. | |||||
| 14 | Bakara 4. Ayet (2:4:11) | هُمْ | هم | hum | onlar | هُم |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlar sana indirilene de, senden önce indirilenlere de inanırlar. Ahirete de kesin olarak inanırlar. | |||||
| 15 | Bakara 5. Ayet (2:5:1) | اُو۬لٰٓئِكَ | اولئك | ulâike | işte onlar | أُولَٰئِكَ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İşte onlar Rab’lerinden (gelen) bir doğru yol üzeredirler ve kurtuluşa erenler de işte onlardır. | |||||
| 16 | Bakara 5. Ayet (2:5:7) | هُمُ | هم | humu | onlardır | هُم |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İşte onlar Rab’lerinden (gelen) bir doğru yol üzeredirler ve kurtuluşa erenler de işte onlardır. | |||||
| 17 | Bakara 6. Ayet (2:6:5) | عَلَيْهِمْ | عليهم | ‘aleyhim | onlara | عَلَىٰ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Küfre saplananlara gelince, onları uyarsan da, uyarmasan da, onlar için birdir, inanmazlar.[10] | |||||
| 18 | Bakara 6. Ayet (2:6:6) | ءَاَنْذَرْتَهُمْ | ءانذرتهم | e-enżertehum | onları uyarman | ن ذ ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Küfre saplananlara gelince, onları uyarsan da, uyarmasan da, onlar için birdir, inanmazlar.[10] | |||||
| 19 | Bakara 7. Ayet (2:7:8) | اَبْصَارِهِمْ | ابصارهم | ebsârihim | gözlerinin | ب ص ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah, onların kalplerini ve kulaklarını mühürlemiştir. Gözleri üzerinde de bir perde vardır. Onlar için büyük bir azap vardır. | |||||
| 20 | Bakara 7. Ayet (2:7:10) | وَلَهُمْ | ولهم | ve lehum | Onlar için vardır | لَهُم |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah, onların kalplerini ve kulaklarını mühürlemiştir. Gözleri üzerinde de bir perde vardır. Onlar için büyük bir azap vardır. | |||||
| 21 | Bakara 8. Ayet (2:8:3) | مَنْ | من | men | öyleleri de | مَنْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İnsanlardan, inanmadıkları hâlde, “Allah’a ve ahiret gününe inandık” diyenler de vardır. | |||||
| 22 | Bakara 8. Ayet (2:8:9) | وَمَا | وما | ve mâ | olmadıkları halde | مَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İnsanlardan, inanmadıkları hâlde, “Allah’a ve ahiret gününe inandık” diyenler de vardır. | |||||
| 23 | Bakara 8. Ayet (2:8:10) | هُمْ | هم | hum | onlar | هُم |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İnsanlardan, inanmadıkları hâlde, “Allah’a ve ahiret gününe inandık” diyenler de vardır. | |||||
| 24 | Bakara 8. Ayet (2:8:11) | بِمُؤْمِن۪ينَۢ | بمؤمنين | bi-mu/minîn(e) | inanıyor | أ م ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İnsanlardan, inanmadıkları hâlde, “Allah’a ve ahiret gününe inandık” diyenler de vardır. | |||||
| 25 | Bakara 10. Ayet (2:10:2) | قُلُوبِهِمْ | قلوبهم | kulûbihim | onların kablerinde | ق ل ب |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kalplerinde münafıklıktan kaynaklanan bir hastalık vardır. Allah da onların hastalıklarını artırmıştır. Söyledikleri yalana karşılık da onlara elem dolu bir azap vardır. | |||||
| 26 | Bakara 10. Ayet (2:10:7) | وَلَهُمْ | ولهم | ve lehum | onlara vardır | لَهُم |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kalplerinde münafıklıktan kaynaklanan bir hastalık vardır. Allah da onların hastalıklarını artırmıştır. Söyledikleri yalana karşılık da onlara elem dolu bir azap vardır. | |||||
| 27 | Bakara 10. Ayet (2:10:10) | بِمَا | بما | bimâ | ötürü | مَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kalplerinde münafıklıktan kaynaklanan bir hastalık vardır. Allah da onların hastalıklarını artırmıştır. Söyledikleri yalana karşılık da onlara elem dolu bir azap vardır. | |||||
| 28 | Bakara 10. Ayet (2:10:11) | كَانُوا | كانوا | kânû | olduklarından | ك و ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kalplerinde münafıklıktan kaynaklanan bir hastalık vardır. Allah da onların hastalıklarını artırmıştır. Söyledikleri yalana karşılık da onlara elem dolu bir azap vardır. | |||||
| 29 | Bakara 11. Ayet (2:11:3) | لَهُمْ | لهم | lehum | onlara | لَهُم |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bunlara, “Yeryüzünde fesat çıkarmayın” denildiğinde, “Biz ancak ıslah edicileriz!” derler. | |||||
| 30 | Bakara 11. Ayet (2:11:5) | تُفْسِدُوا | تفسدوا | tufsidû | bozgunculuk | ف س د |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bunlara, “Yeryüzünde fesat çıkarmayın” denildiğinde, “Biz ancak ıslah edicileriz!” derler. | |||||
| 31 | Bakara 12. Ayet (2:12:3) | هُمُ | هم | humu | onlar | هُم |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İyi bilin ki, onlar bozguncuların ta kendileridir. Fakat farkında değillerdir. | |||||
| 32 | Bakara 12. Ayet (2:12:4) | الْمُفْسِدُونَ | المفسدون | l-mufsidûne | bozgunculardır | ف س د |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İyi bilin ki, onlar bozguncuların ta kendileridir. Fakat farkında değillerdir. | |||||
| 33 | Bakara 13. Ayet (2:13:3) | لَهُمْ | لهم | lehum | onlara | لَهُم |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlara, “İnsanların inandıkları gibi siz de inanın” denildiğinde ise, “Biz de akılsızlar gibi iman mı edelim?” derler.[11] İyi bilin ki, asıl akılsızlar kendileridir, fakat bilmezler. | |||||
| 34 | Bakara 13. Ayet (2:13:14) | اِنَّهُمْ | انهم | innehum | doğrusu onlardır | إِنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlara, “İnsanların inandıkları gibi siz de inanın” denildiğinde ise, “Biz de akılsızlar gibi iman mı edelim?” derler.[11] İyi bilin ki, asıl akılsızlar kendileridir, fakat bilmezler. | |||||
| 35 | Bakara 13. Ayet (2:13:15) | هُمُ | هم | humu | onlar | هُم |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlara, “İnsanların inandıkları gibi siz de inanın” denildiğinde ise, “Biz de akılsızlar gibi iman mı edelim?” derler.[11] İyi bilin ki, asıl akılsızlar kendileridir, fakat bilmezler. | |||||
| 36 | Bakara 14. Ayet (2:14:16) | مُسْتَهْزِؤُ۫نَ | مستهزؤن | mustehziûn(e) | (onlarla) alay ediyoruz | ه ز أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İman edenlerle karşılaştıkları zaman, “İnandık” derler. Fakat şeytanlarıyla (münafık dostlarıyla) yalnız kaldıkları zaman, “Şüphesiz, biz sizinle beraberiz. Biz ancak onlarla alay ediyoruz” derler. | |||||
| 37 | Bakara 15. Ayet (2:15:4) | وَيَمُدُّهُمْ | ويمدهم | ve yemudduhum | ve onları bırakır | م د د |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Gerçekte Allah onlarla alay eder (alaylarından dolayı onları cezalandırır); azgınlıkları içinde bocalayıp dururlarken onlara mühlet verir. | |||||
| 38 | Bakara 15. Ayet (2:15:7) | يَعْمَهُونَ | يعمهون | ya’mehûn(e) | bocalayıp dururlar | ع م ه |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Gerçekte Allah onlarla alay eder (alaylarından dolayı onları cezalandırır); azgınlıkları içinde bocalayıp dururlarken onlara mühlet verir. | |||||
| 39 | Bakara 16. Ayet (2:16:1) | اُو۬لٰٓئِكَ | اولئك | ulâike | işte onlar | أُولَٰئِكَ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İşte onlar, hidayete karşılık sapıklığı satın almış kimselerdir. Bu yüzden alışverişleri onlara kâr getirmemiş ve (sonuçta) doğru yolu bulamamışlardır. | |||||
| 40 | Bakara 16. Ayet (2:16:10) | كَانُوا | كانوا | kânû | olanlardan | ك و ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İşte onlar, hidayete karşılık sapıklığı satın almış kimselerdir. Bu yüzden alışverişleri onlara kâr getirmemiş ve (sonuçta) doğru yolu bulamamışlardır. | |||||
| 41 | Bakara 16. Ayet (2:16:11) | مُهْتَد۪ينَ | مهتدين | muhtedîn(e) | doğru yolu bulan | ه د ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İşte onlar, hidayete karşılık sapıklığı satın almış kimselerdir. Bu yüzden alışverişleri onlara kâr getirmemiş ve (sonuçta) doğru yolu bulamamışlardır. | |||||
| 42 | Bakara 17. Ayet (2:17:1) | مَثَلُهُمْ | مثلهم | meśeluhum | Onların durumu | م ث ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onların durumu, (geceleyin) ateş yakan kimsenin durumuna benzer: Ateş tam çevresini aydınlattığı sırada Allah ışıklarını yok ediverir de onları göremez bir şekilde karanlıklar içinde bırakıverir. | |||||
| 43 | Bakara 17. Ayet (2:17:12) | بِنُورِهِمْ | بنورهم | binûrihim | onların nurunu | ن و ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onların durumu, (geceleyin) ateş yakan kimsenin durumuna benzer: Ateş tam çevresini aydınlattığı sırada Allah ışıklarını yok ediverir de onları göremez bir şekilde karanlıklar içinde bırakıverir. | |||||
| 44 | Bakara 17. Ayet (2:17:13) | وَتَرَكَهُمْ | وتركهم | veterakehum | ve onları bıraktı | ت ر ك |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onların durumu, (geceleyin) ateş yakan kimsenin durumuna benzer: Ateş tam çevresini aydınlattığı sırada Allah ışıklarını yok ediverir de onları göremez bir şekilde karanlıklar içinde bırakıverir. | |||||
| 45 | Bakara 17. Ayet (2:17:17) | يُبْصِرُونَ | يبصرون | yubsirûn(e) | görenlerden | ب ص ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onların durumu, (geceleyin) ateş yakan kimsenin durumuna benzer: Ateş tam çevresini aydınlattığı sırada Allah ışıklarını yok ediverir de onları göremez bir şekilde karanlıklar içinde bırakıverir. | |||||
| 46 | Bakara 18. Ayet (2:18:3) | عُمْيٌ | عمي | ‘umyun | kördürler | ع م ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlar, sağırdırlar, dilsizdirler, kördürler. Artık (hakka) dönmezler. | |||||
| 47 | Bakara 18. Ayet (2:18:4) | فَهُمْ | فهم | fehum | onlar | فَهُمْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlar, sağırdırlar, dilsizdirler, kördürler. Artık (hakka) dönmezler. | |||||
| 48 | Bakara 18. Ayet (2:18:6) | يَرْجِعُونَۙ | يرجعون | yerci’ûn(e) | dönecek | ر ج ع |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlar, sağırdırlar, dilsizdirler, kördürler. Artık (hakka) dönmezler. | |||||
| 49 | Bakara 19. Ayet (2:19:1) | اَوْ | او | ev | ya da (onlar) | أَوْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Yahut onların durumu, gökten yoğun karanlıklar içinde gök gürültüsü ve şimşekle sağanak hâlinde boşanan yağmura tutulmuş kimselerin durumu gibidir. Ölüm korkusuyla, yıldırım seslerinden parmaklarını kulaklarına tıkarlar. Oysa Allah, kâfirleri çepeçevre kuşatmıştır. | |||||
| 50 | Bakara 19. Ayet (2:19:2) | كَصَيِّبٍ | كصيب | kesayyibin | boşanan yağmur gibi | ص و ب |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Yahut onların durumu, gökten yoğun karanlıklar içinde gök gürültüsü ve şimşekle sağanak hâlinde boşanan yağmura tutulmuş kimselerin durumu gibidir. Ölüm korkusuyla, yıldırım seslerinden parmaklarını kulaklarına tıkarlar. Oysa Allah, kâfirleri çepeçevre kuşatmıştır. | |||||