| Sırası | Geçtiği Yer | Arapça | Harekesiz | Okunuşu | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|---|---|---|
| 1 | Fatiha 7. Ayet (1:7:6) | الْمَغْضُوبِ | المغضوب | l-maġdûbi | gazabedilmiş olanların | غ ض ب |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 6,7. Bizi doğru yola, kendilerine nimet verdiklerinin yoluna ilet; gazaba uğrayanlarınkine ve sapıklarınkine değil. | |||||
| 2 | Bakara 16. Ayet (2:16:10) | كَانُوا | كانوا | kânû | olanlardan | ك و ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İşte onlar, hidayete karşılık sapıklığı satın almış kimselerdir. Bu yüzden alışverişleri onlara kâr getirmemiş ve (sonuçta) doğru yolu bulamamışlardır. | |||||
| 3 | Bakara 128. Ayet (2:128:3) | مُسْلِمَيْنِ | مسلمين | muslimeyni | teslim olanlardan | س ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Rabbimiz! Bizi sana teslim olmuş kimseler kıl. Soyumuzdan da sana teslim olmuş bir ümmet kıl. Bize ibadet yerlerini ve ilkelerini göster. Tövbemizi kabul et. Çünkü sen, tövbeleri çok kabul edensin, çok merhametli olansın.” | |||||
| 4 | Bakara 133. Ayet (2:133:27) | مُسْلِمُونَ | مسلمون | muslimûn(e) | teslim olanlarız | س ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Yoksa siz Yakub’un, ölüm döşeğinde iken çocuklarına, “Benden sonra kime ibadet edeceksiniz?” dediği, onların da, “Senin ilâhına ve ataların İbrahim, İsmail ve İshak’ın ilâhı olan tek bir ilâha ibadet edeceğiz; bizler O’na boyun eğmiş müslümanlarız.” dedikleri zaman orada hazır mı bulunuyordunuz? | |||||
| 5 | Bakara 136. Ayet (2:136:31) | مُسْلِمُونَ | مسلمون | muslimûn(e) | teslim olanlarız | س ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Deyin ki: “Biz Allah’a, bize indirilene (Kur’an’a), İbrahim, İsmail, İshak, Yakub ve Yakuboğullarına indirilene, Mûsâ ve İsa’ya verilen (Tevrat ve İncil) ile bütün diğer peygamberlere Rab’lerinden verilene iman ettik. Onlardan hiçbirini diğerinden ayırt etmeyiz ve biz ona teslim olmuş kimseleriz.” | |||||
| 6 | Bakara 213. Ayet (2:213:25) | اُو۫تُوهُ | اوتوه | ûtûhu | (Kitap) verilmiş olanlar | أ ت ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İnsanlar tek bir ümmetti. Allah, müjdeciler ve uyarıcılar olarak peygamberler gönderdi ve beraberlerinde, insanların anlaşmazlığa düştükleri şeyler konusunda, aralarında hüküm vermek üzere kitapları hak olarak indirdi. Kendilerine apaçık âyetler geldikten sonra o konuda ancak; kitap verilenler, aralarındaki kıskançlık yüzünden anlaşmazlığa düştüler. Bunun üzerine Allah iman edenleri, kendi izniyle, onların hakkında ayrılığa düştükleri gerçeğe iletti. Allah, dilediğini doğru yola iletir. | |||||
| 7 | Âl-i İmran 7. Ayet (3:7:20) | مَا | ما | mâ | olanlarının | مَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | O, sana Kitab’ı indirendir. Onun (Kur’an’ın) bazı âyetleri muhkemdir, onlar kitabın anasıdır. Diğerleri de müteşabihtir.[84] Kalplerinde bir eğrilik olanlar, fitne çıkarmak ve onun olmadık yorumlarını yapmak için müteşabih âyetlerinin ardına düşerler. Oysa onun gerçek manasını ancak Allah bilir. İlimde derinleşmiş olanlar, “Ona inandık, hepsi Rabbimiz katındandır” derler. (Bu inceliği) ancak akıl sahipleri düşünüp anlar. | |||||
| 8 | Âl-i İmran 7. Ayet (3:7:42) | وَمَا | وما | ve mâ | ve olanlarından | مَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | O, sana Kitab’ı indirendir. Onun (Kur’an’ın) bazı âyetleri muhkemdir, onlar kitabın anasıdır. Diğerleri de müteşabihtir.[84] Kalplerinde bir eğrilik olanlar, fitne çıkarmak ve onun olmadık yorumlarını yapmak için müteşabih âyetlerinin ardına düşerler. Oysa onun gerçek manasını ancak Allah bilir. İlimde derinleşmiş olanlar, “Ona inandık, hepsi Rabbimiz katındandır” derler. (Bu inceliği) ancak akıl sahipleri düşünüp anlar. | |||||
| 9 | Âl-i İmran 13. Ayet (3:13:28) | لِاُو۬لِي | لاولي | li-ulî | olanlar için | أ و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Şüphesiz, karşı karşıya gelen iki toplulukta sizin için bir ibret vardır: Bir topluluk Allah yolunda çarpışıyordu. Öteki ise kâfirdi. (Onları) göz bakışıyla kendilerinin iki katı görüyorlardı. Allah da dilediğini yardımıyla destekliyordu. Basireti olanlar için bunda elbette ibret vardır.[85] | |||||
| 10 | Âl-i İmran 17. Ayet (3:17:2) | وَالصَّادِق۪ينَ | والصادقين | ve-ssâdikîne | ve sadık olanlar | ص د ق |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 16,17. (Bunlar), “Rabbimiz, biz iman ettik. Bizim günahlarımızı bağışla. Bizi ateş azabından koru” diyenler, sabredenler, doğru olanlar, huzurunda gönülden boyun büküp divan duranlar, Allah yolunda harcayanlar ve seherlerde (Allah’tan) bağışlanma dileyenlerdir. | |||||
| 11 | Âl-i İmran 45. Ayet (3:45:21) | الْمُقَرَّب۪ينَۙ | المقربين | l-mukarrabîn(e) | ve (Allah'a) yakın olanlardandır | ق ر ب |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Hani melekler şöyle demişti: “Ey Meryem! Allah, seni kendi tarafından bir kelime ile müjdeliyor ki, adı Meryem oğlu İsa Mesih’tir. Dünyada da, ahirette de itibarlı ve Allah’a çok yakın olanlardandır.” | |||||
| 12 | Âl-i İmran 81. Ayet (3:81:33) | الشَّاهِد۪ينَ | الشاهدين | şşâhidîn(e) | tanık olanlardanım | ش ه د |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Hani, Allah peygamberlerden, “Andolsun, size vereceğim her kitap ve hikmetten sonra, elinizdekini doğrulayan bir peygamber geldiğinde, ona mutlaka iman edeceksiniz ve ona mutlaka yardım edeceksiniz” diye söz almış ve, “Bunu kabul ettiniz mi; verdiğim bu ağır görevi üstlendiniz mi?” demişti. Onlar, “Kabul ettik” demişlerdi. Allah da, “Öyleyse şahid olun, ben de sizinle beraber şahit olanlardanım” demişti. | |||||
| 13 | Âl-i İmran 83. Ayet (3:83:7) | مَنْ | من | men | olanların hepsi | مَنْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Göklerdeki ve yerdeki herkes ister istemez O’na boyun eğmişken ve O’na döndürülüp götürülecekken onlar Allah’ın dininden başkasını mı arıyorlar? | |||||
| 14 | Âl-i İmran 84. Ayet (3:84:29) | مُسْلِمُونَ | مسلمون | muslimûn(e) | teslim olanlarız | س ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | De ki: “Allah’a, bize indirilene (Kur’an’a), İbrahim’e, İsmail’e, İshak’a, Yakub’a ve Yakuboğullarına indirilene, Mûsâ’ya, İsa’ya ve peygamberlere Rablerinden verilene inandık. Onlardan hiçbirini diğerinden ayırt etmeyiz. Biz O’na teslim olanlarız.” | |||||
| 15 | Âl-i İmran 109. Ayet (3:109:2) | مَا | ما | mâ | olanlar | مَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Göklerdeki her şey, yerdeki her şey Allah’ındır. Bütün işler ancak Allah’a döndürülür. | |||||
| 16 | Âl-i İmran 109. Ayet (3:109:5) | وَمَا | وما | ve mâ | ve olanlar | مَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Göklerdeki her şey, yerdeki her şey Allah’ındır. Bütün işler ancak Allah’a döndürülür. | |||||
| 17 | Âl-i İmran 129. Ayet (3:129:2) | مَا | ما | mâ | olanlar | مَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Göklerdeki her şey ve yerdeki her şey Allah’ındır. O, dilediğini bağışlar, dilediğine azab eder. Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir. | |||||
| 18 | Âl-i İmran 129. Ayet (3:129:5) | وَمَا | وما | ve mâ | ve olanlar | مَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Göklerdeki her şey ve yerdeki her şey Allah’ındır. O, dilediğini bağışlar, dilediğine azab eder. Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir. | |||||
| 19 | Âl-i İmran 154. Ayet (3:154:57) | الَّذ۪ينَ | الذين | lleżîne | olanlar | ٱلَّذِى |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Sonra o kederin ardından (Allah) üzerinize içinizden bir kısmını örtüp bürüyen bir güven, bir uyku indirdi. Bir kısmınız da kendi canlarının kaygısına düşmüştü. Allah’a karşı cahiliye zannı gibi gerçek dışı zanda bulunuyorlar; “Bu işte bizim hiçbir dahlimiz yok” diyorlardı. De ki: “Bütün iş, Allah’ındır.” Onlar sana açıklayamadıklarını içlerinde saklıyorlar ve diyorlar ki: “Bu konuda bizim elimizde bir şey olsaydı, burada öldürülmezdik.” De ki: “Evlerinizde dahi olsaydınız, üzerlerine öldürülmesi yazılmış bulunanlar mutlaka yatacakları (öldürülecekleri) yerlere çıkıp gideceklerdi. Allah, bunu göğüslerinizdekini denemek, kalplerinizdekini arındırmak için yaptı. Allah, göğüslerin özünü (kalplerde olanı) bilir.” | |||||
| 20 | Nisâ 22. Ayet (4:22:9) | مَا | ما | mâ | olanlar | مَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Geçmişte olanlar hariç, artık babalarınızın evlendiği kadınlarla evlenmeyin. Çünkü bu bir hayâsızlık, öfke ve nefret gerektiren bir iştir. Bu, ne kötü bir yoldur. | |||||
| 21 | Nisâ 23. Ayet (4:23:47) | مَا | ما | mâ | olanlar | مَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Size şunlarla evlenmek haram kılındı: Analarınız, kızlarınız, kız kardeşleriniz, halalarınız, teyzeleriniz, erkek kardeş kızları, kız kardeş kızları, sizi emziren sütanneleriniz, süt kız kardeşleriniz, karılarınızın anneleri, kendileriyle zifafa girdiğiniz karılarınızdan olup evlerinizde bulunan üvey kızlarınız, -eğer anneleri ile zifafa girmemişseniz onlarla evlenmenizde size bir günah yoktur- öz oğullarınızın karıları, iki kız kardeşi (nikâh altında) bir araya getirmeniz. Ancak geçenler (önceden yapılan bu tür evlilikler) başka.[113] Şüphesiz Allah çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir. | |||||
| 22 | Nisâ 24. Ayet (4:24:1) | وَالْمُحْصَنَاتُ | والمحصنات | vel-muhsanâtu | ve evli olanlar (haramdır) | ح ص ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Savaş esiri olarak) sahip olduklarınız hariç, evli kadınlar (da size) haram kılındı. (Bunlar) üzerinize Allah’ın emri olarak yazılmıştır. Bunların dışında kalanlar ise, iffetli yaşamak ve zina etmemek şartıyla mallarınızla (mehirlerini verip) istemeniz size helâl kılındı. Onlardan (nikâhlanıp) faydalanmanıza karşılık sabit bir hak olarak kendilerine mehirlerini verin. Mehir belirlendikten sonra, onunla ilgili olarak uzlaştığınız şeyler konusunda size günah yoktur. Şüphesiz ki Allah (her şeyi) hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir. | |||||
| 23 | Nisâ 126. Ayet (4:126:3) | فِي | في | fî | olanların | فِي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Göklerdeki her şey, yerdeki her şey Allah’ındır. Allah, her şeyi kuşatıcıdır. | |||||
| 24 | Nisâ 126. Ayet (4:126:6) | فِي | في | fî | olanların | فِي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Göklerdeki her şey, yerdeki her şey Allah’ındır. Allah, her şeyi kuşatıcıdır. | |||||
| 25 | Nisâ 131. Ayet (4:131:2) | مَا | ما | mâ | olanlar | مَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Göklerdeki her şey, yerdeki her şey Allah’ındır. Sizden önce kendilerine kitap verilenlere de, size de “Allah’a karşı gelmekten sakının” diye tavsiye ettik. Eğer inkâr ederseniz, (bilin ki) göklerdeki her şey, yerdeki her şey Allah’ındır. Allah, zengindir, övülmeye lâyıktır. | |||||
| 26 | Nisâ 131. Ayet (4:131:5) | وَمَا | وما | ve mâ | ve olanlar | مَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Göklerdeki her şey, yerdeki her şey Allah’ındır. Sizden önce kendilerine kitap verilenlere de, size de “Allah’a karşı gelmekten sakının” diye tavsiye ettik. Eğer inkâr ederseniz, (bilin ki) göklerdeki her şey, yerdeki her şey Allah’ındır. Allah, zengindir, övülmeye lâyıktır. | |||||
| 27 | Nisâ 131. Ayet (4:131:23) | مَا | ما | mâ | olanlar | مَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Göklerdeki her şey, yerdeki her şey Allah’ındır. Sizden önce kendilerine kitap verilenlere de, size de “Allah’a karşı gelmekten sakının” diye tavsiye ettik. Eğer inkâr ederseniz, (bilin ki) göklerdeki her şey, yerdeki her şey Allah’ındır. Allah, zengindir, övülmeye lâyıktır. | |||||
| 28 | Nisâ 131. Ayet (4:131:26) | وَمَا | وما | ve mâ | ve olanlar | مَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Göklerdeki her şey, yerdeki her şey Allah’ındır. Sizden önce kendilerine kitap verilenlere de, size de “Allah’a karşı gelmekten sakının” diye tavsiye ettik. Eğer inkâr ederseniz, (bilin ki) göklerdeki her şey, yerdeki her şey Allah’ındır. Allah, zengindir, övülmeye lâyıktır. | |||||
| 29 | Nisâ 132. Ayet (4:132:2) | مَا | ما | mâ | olanlar | مَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Göklerdeki her şey, yerdeki her şey Allah’ındır. Vekil olarak Allah yeter. | |||||
| 30 | Nisâ 132. Ayet (4:132:5) | وَمَا | وما | ve mâ | ve olanlar | مَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Göklerdeki her şey, yerdeki her şey Allah’ındır. Vekil olarak Allah yeter. | |||||
| 31 | Nisâ 160. Ayet (4:160:3) | الَّذ۪ينَ | الذين | lleżîne | olanların | ٱلَّذِى |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 160,161. Yahudilerin yaptıkları zulüm ve birçok kimseyi Allah yolundan alıkoymaları, kendilerine yasaklanmış olduğu hâlde faiz almaları, insanların mallarını haksız yere yemeleri sebebiyle önceden kendilerine helâl kılınmış temiz ve hoş şeyleri onlara haram kıldık. İçlerinden inkâr edenlere de acı bir azap hazırladık. | |||||
| 32 | Nisâ 162. Ayet (4:162:2) | الرَّاسِخُونَ | الراسخون | rrâsiḣûne | derinleşmiş olanlar | ر س خ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Fakat onlardan ilimde derinleşmiş olanlar ve mü’minler, sana indirilene ve senden önce indirilene iman ederler. O namazı kılanlar, zekâtı verenler, Allah’a ve ahiret gününe inananlar var ya, işte onlara büyük bir mükâfat vereceğiz. | |||||
| 33 | Nisâ 170. Ayet (4:170:17) | مَا | ما | mâ | olanlar | مَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ey insanlar! Peygamber size Rabbinizden hakkı (gerçeği) getirdi. O hâlde, kendi iyiliğiniz için iman edin. Eğer inkâr ederseniz bilin ki, göklerdeki her şey, yerdeki her şey Allah’ındır. Allah, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir. | |||||
| 34 | Nisâ 171. Ayet (4:171:46) | مَا | ما | mâ | olanlar | مَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ey Kitab ehli! Dininizde sınırları aşmayın ve Allah hakkında ancak hakkı söyleyin. Meryem oğlu İsa Mesih, ancak Allah’ın peygamberi, Meryem’e ulaştırdığı (emriyle onda var ettiği) kelimesi ve kendisinden bir ruhtur. Öyleyse Allah’a ve peygamberlerine iman edin, “(Allah) üçtür” demeyin.[136] Kendi iyiliğiniz için buna son verin. Allah, ancak bir tek ilâhtır. O, çocuk sahibi olmaktan uzaktır. Göklerdeki her şey, yerdeki her şey O’nundur. Vekil olarak Allah yeter. | |||||
| 35 | Nisâ 171. Ayet (4:171:49) | وَمَا | وما | ve mâ | ve olanlar | مَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ey Kitab ehli! Dininizde sınırları aşmayın ve Allah hakkında ancak hakkı söyleyin. Meryem oğlu İsa Mesih, ancak Allah’ın peygamberi, Meryem’e ulaştırdığı (emriyle onda var ettiği) kelimesi ve kendisinden bir ruhtur. Öyleyse Allah’a ve peygamberlerine iman edin, “(Allah) üçtür” demeyin.[136] Kendi iyiliğiniz için buna son verin. Allah, ancak bir tek ilâhtır. O, çocuk sahibi olmaktan uzaktır. Göklerdeki her şey, yerdeki her şey O’nundur. Vekil olarak Allah yeter. | |||||
| 36 | Mâide 1. Ayet (5:1:13) | يُتْلٰى | يتلى | yutlâ | oku(nup açıkla)nacak olanların | ت ل و |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ey iman edenler! Akitlerinizi yerine getirin.[137] İhramlı iken avlanmayı helâl saymamanız kaydıyla[138], okunacak (bildirilecek) olanlardan başka hayvanlar[139], size helâl kılındı. Şüphesiz Allah istediği hükmü verir. | |||||
| 37 | Mâide 31. Ayet (5:31:26) | النَّادِم۪ينَۚۛ | النادمين | nnâdimîn(e) | pişman olanlar- | ن د م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Nihayet Allah, ona kardeşinin ölmüş cesedini nasıl örtüp gizleyeceğini göstermek için yeri eşeleyen bir karga gönderdi. “Yazıklar olsun bana! Şu karga kadar olup da kardeşimin cesedini örtmekten âciz miyim ben?” dedi. Artık pişmanlık duyanlardan olmuştu. | |||||
| 38 | Mâide 36. Ayet (5:36:7) | مَا | ما | mâ | olanların | مَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Şüphesiz yeryüzünde olanların hepsi ve yanında bir o kadarı daha kendilerinin (kâfirlerin) olsa da onu kıyamet gününün azabından kurtulmak için fidye verecek olsalar, onlardan yine kabul edilmez. Onlara elem dolu bir azap vardır. | |||||
| 39 | Mâide 41. Ayet (5:41:19) | الَّذ۪ينَ | الذين | lleżîne | olanlar | ٱلَّذِى |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ey Peygamber! Kalpten inanmadıkları hâlde, ağızlarıyla “İnandık” diyenler (münafıklar) ile Yahudilerden küfürde yarışanlar seni üzmesin. Onlar (Yahudiler) yalan uydurmak için (seni) dinlerler[150], sana gelmeyen bir topluluk hesabına dinlerler. Kelimelerin (ifade içindeki) yerlerini bildikten sonra yerlerini değiştirir ve şöyle derler: “Eğer size şu hüküm verilirse, onu tutun. O verilmezse sakının.” Allah, kimin azaba uğramasını istemişse artık sen onun için asla Allah’a karşı hiçbir şey yapamazsın. Onlar, Allah’ın kalplerini temizlemeyi istemediği kimselerdir.[151] Onlara dünyada bir rüsvaylık, ahirette ise yine onlara büyük bir azap vardır. | |||||
| 40 | Mâide 56. Ayet (5:56:11) | الْغَالِبُونَ۟ | الغالبون | l-ġâlibûn(e) | galib gelecek olanlar | غ ل ب |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kim Allah’ı, O‘nun peygamberini ve inananları dost edinirse, bilsin ki şüphesiz Allah taraftarları galiplerin ta kendileridir. | |||||
| 41 | Mâide 97. Ayet (5:97:17) | مَا | ما | mâ | olanları | مَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah; Ka’be’yi, o saygıdeğer evi, haram ayı[159], hac kurbanını ve (bu kurbanlara takılı) gerdanlıkları insanlar(ın din ve dünyaları) için ayakta kalma (ve canlanma) sebebi kıldı. Bunlar, göklerde ve yerde ne varsa hepsini Allah’ın bildiğini ve Allah’ın (zaten) her şeyi hakkıyla bilmekte olduğunu bilmeniz içindir.[160] | |||||
| 42 | Mâide 97. Ayet (5:97:20) | وَمَا | وما | ve mâ | ve olanları | مَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah; Ka’be’yi, o saygıdeğer evi, haram ayı[159], hac kurbanını ve (bu kurbanlara takılı) gerdanlıkları insanlar(ın din ve dünyaları) için ayakta kalma (ve canlanma) sebebi kıldı. Bunlar, göklerde ve yerde ne varsa hepsini Allah’ın bildiğini ve Allah’ın (zaten) her şeyi hakkıyla bilmekte olduğunu bilmeniz içindir.[160] | |||||
| 43 | En'am 12. Ayet (6:12:3) | مَا | ما | mâ | olanlar | مَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | De ki: “Şu göklerdekiler ve yerdekiler kimindir?” “Allah’ındır” de. O, merhamet etmeyi kendine gerekli kıldı. Andolsun sizi mutlaka kıyamet gününe toplayacak. Bunda hiç şüphe yok. Kendilerini ziyana uğratanlar var ya, işte onlar inanmazlar. | |||||
| 44 | En'am 14. Ayet (6:14:19) | مَنْ | من | men | olanların | مَنْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | De ki: “Göklerin ve yerin yaratıcısı olan, beslediği hâlde beslenmeye ihtiyacı olmayan Allah’tan başkasını mı dost edineceğim.” De ki: “Bana, (Allah’a) teslim olanların ilki olmam emredildi ve sakın Allah’a ortak koşanlardan olma (denildi).” | |||||
| 45 | En'am 119. Ayet (6:119:5) | مِمَّا | مما | mimmâ | olanlardan | مِنْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah, yemek zorunda kaldıklarınız dışında size neleri haram kıldığını tek tek açıklamışken, üzerine adının anıldığı hayvanları yememenizin sebebi nedir.[191] Gerçekten birçokları nefislerinin arzularına uyarak bilmeden (halkı) saptırıyorlar. Şüphesiz senin Rabbin, haddi aşanları çok iyi bilir. | |||||
| 46 | En'am 139. Ayet (6:139:2) | مَا | ما | mâ | olanlar | مَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bir de dediler ki: “Şu hayvanların karınlarındaki yavrular (canlı olursa) sırf erkeklerimize aittir. Karılarımıza ise haramdır.” Eğer ölü olursa, o vakit onda hepsi ortaktırlar. Allah, onların bu tür nitelemelerinin cezasını verecektir.[195] Şüphesiz O, hüküm ve hikmet sahibidir, hakkıyla bilendir. | |||||
| 47 | En'am 146. Ayet (6:146:6) | ذ۪ي | ذي | żî | olanları | ذُو |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Yahudilere tırnaklı hayvanların hepsini haram kıldık. Sığır ve koyunların ise, sırtlarında veya bağırsaklarında bulunanlar, ya da kemiklerine karışanlar dışındaki içyağlarını (yine) onlara haram kıldık. İşte böyle, azgınlıkları sebebiyle onları cezalandırdık.[201] Biz elbette doğru söyleyenleriz. | |||||
| 48 | En'am 159. Ayet (6:159:5) | وَكَانُوا | وكانوا | ve kânû | ve olanlar (var ya) | ك و ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Şu dinlerini parça parça edenler ve kendileri de grup grup ayrılmış olanlar var ya, (senin) onlarla hiçbir ilişiğin yoktur. Onların işi ancak Allah’a kalmıştır. Sonra (O), yapmakta olduklarını kendilerine haber verecektir. | |||||
| 49 | A'raf 6. Ayet (7:6:2) | الَّذ۪ينَ | الذين | lleżîne | olanlara | ٱلَّذِى |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kendilerine peygamber gönderilenlere mutlaka soracağız.[212] Peygamberlere de elbette soracağız.[213] | |||||
| 50 | A'raf 53. Ayet (7:53:9) | الَّذ۪ينَ | الذين | lleżîne | olanlar | ٱلَّذِى |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlar ise ancak, (“Görelim bakalım!” diyerek) Kur’an’ın bildirdiği sonucu (te’vilini) bekliyorlar. Onun bildirdiği sonuç gelip çattığı gün, önceden onu unutmuş olanlar derler ki: “Gerçekten Rabbimizin peygamberleri hakkı getirmişler. Şimdi bizim için şefaatçılar var mı ki bize şefaat etseler veya (dünyaya) döndürülsek de yaptıklarımızdan başkasını yapsak?” Gerçekten onlar kendilerine yazık etmişlerdir. (İlâh diye) uydurdukları (putlar) da onları yüzüstü bırakarak uzaklaşıp kaybolmuşlardır. | |||||