| Sırası | Geçtiği Yer | Arapça | Harekesiz | Okunuşu | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|---|---|---|
| 1 | İnşikâk 18. Ayet (84:18:3) | اتَّسَقَۙ | اتسق | ttesak(e) | dolunay olduğu | و س ق |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Dolunay hâlindeki aya ki, | |||||
| 2 | Hûd 7. Ayet (11:7:15) | اَحْسَنُ | احسن | ahsenu | daha güzel (olduğunu) | ح س ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | O, hanginizin amelinin daha güzel olacağı konusunda sizi imtihan için, henüz Arş'ı[272] su üstünde iken gökleri ve yeri altı gün içinde (altı evrede) yaratandır. Böyle iken “Ölümden sonra şüphesiz diriltileceksiniz” desen, inkârcılar “Mutlaka bu, apaçık bir büyüdür” derler. | |||||
| 3 | Sebe' 31. Ayet (34:31:14) | اِذِ | اذ | iżi | olduğunda | إِذ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İnkâr edenler, “Biz bu Kur’an’a da ondan önceki kitaplara da asla inanmayız” dediler. Zalimler, Rablerinin huzurunda durduruldukları zaman hâllerini bir görsen! Birbirlerine laf çevirip dururlar. Zayıf ve güçsüz görülenler, büyüklük taslayanlara, “Siz olmasaydınız, biz mutlaka iman eden kimseler olurduk” derler. | |||||
| 4 | Nûr 55. Ayet (24:55:20) | ارْتَضٰى | ارتضى | -rtedâ | razı olduğu | ر ض و |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah, içinizden, iman edip de salih ameller işleyenlere, kendilerinden önce geçenleri egemen kıldığı gibi onları da yeryüzünde mutlaka egemen kılacağına, onlar için hoşnut ve razı olduğu dinlerini iyice yerleştireceğine, yaşadıkları korkularının ardından kendilerini mutlaka emniyete kavuşturacağına dair vaadde bulunmuştur. Onlar bana kulluk eder ve bana hiçbir şeyi ortak koşmazlar. Artık bundan sonra kimler inkâr ederse, işte onlar fasıkların ta kendileridir. | |||||
| 5 | Cin 27. Ayet (72:27:3) | ارْتَضٰى | ارتضى | -rtedâ | razı olduğu | ر ض و |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 27,28. Ancak seçtiği resûller başka. (Onlara bildirir.) Fakat O, Resûlün önünde ve arkasında gözetleyici (melek)ler yürütür ki resûllerin, Rablerinin vahiylerini tebliğ ettiklerini bilsin. Allah, onların her hâlini kuşatmış ve her şeyi inceden inceye sayıp dökmüştür. | |||||
| 6 | Yunus 30. Ayet (10:30:0) | اَسْلَفَتْ | اسلفت | eslefet | önceden işlemiş olduğunun | س ل ف |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Orada herkes daha önce yaptığı şeyleri yoklayacak (ve kendi akıbetini öğrenecek), hepsi de gerçek sahipleri olan Allah’a döndürülecekler ve (ilâh diye) uydurdukları şeyler (onları yüzüstü bırakıp) kendilerinden kaybolup gidecektir. | |||||
| 7 | Furkan 42. Ayet (25:42:16) | اَضَلُّ | اضل | edallu | sapık olduğunu | ض ل ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 41,42. Onlar seni görünce ancak eğlenceye alırlar. “Allah’ın peygamber olarak gönderdiği adam bu mu? Biz, ilâhlarımıza sımsıkı sarılmasaydık neredeyse bizi ilâhlarımızdan uzaklaştıracaktı” (derler.) Onlar yakında azabı gördükleri zaman, yolca kimin daha sapık olduğunu görecekler. | |||||
| 8 | Nisâ 11. Ayet (4:11:61) | اَقْرَبُ | اقرب | akrabu | daha yakın olduğunu | ق ر ب |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah, size, çocuklarınız(ın alacağı miras) hakkında, erkeğe iki dişinin payı kadarını emreder. (Çocuklar sadece) ikiden fazla kız iseler, (ölenin geriye) bıraktığının üçte ikisi onlarındır.[107] Eğer kız bir ise (mirasın) yarısı onundur. Ölenin çocuğu varsa, geriye bıraktığı maldan, ana babasından her birinin altıda bir hissesi vardır. Eğer çocuğu yok da (yalnız) ana babası ona varis oluyorsa, anasına üçte bir düşer. Eğer kardeşleri varsa, anasının hissesi altıda birdir. (Bu paylaştırma, ölenin) yapacağı vasiyetten ya da borcundan sonradır. Babalarınız ve oğullarınızdan, hangisinin size daha faydalı olduğunu bilemezsiniz. Bunlar, Allah tarafından farz kılınmıştır. Şüphesiz Allah, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir. | |||||
| 9 | Enbiyâ 109. Ayet (21:109:9) | اَقَر۪يبٌ | اقريب | ekarîbun | yakın mı (olduğunu) | ق ر ب |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Eğer yüz çevirirlerse, de ki: “(Bana emrolunanı, ayırım yapmadan) size eşit olarak bildirdim. Tehdit edildiğiniz şey yakın mı yoksa uzak mı, bilmiyorum.” | |||||
| 10 | Bakara 144. Ayet (2:144:27) | الْحَقُّ | الحق | l-hakku | bir gerçek olduğunu | ح ق ق |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Ey Muhammed!) Biz senin çok defa yüzünü göğe doğru çevirip durduğunu (vahiy beklediğini) görüyoruz. (Merak etme) elbette seni, hoşnut olacağın kıbleye çevireceğiz. (Bundan böyle), yüzünü Mescid-i Haram yönüne çevir. (Ey Müslümanlar!) Siz de nerede olursanız olun, (namazda) yüzünüzü hep onun yönüne çevirin. Şüphesiz kendilerine kitap verilenler, bunun Rabblerinden (gelen) bir gerçek olduğunu elbette bilirler. Allah, onların yaptıklarından habersiz değildir.[38] | |||||
| 11 | Ra'd 19. Ayet (13:19:8) | الْحَقُّ | الحق | l-hakku | hak olduğunu | ح ق ق |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Rabbinden sana indirilenin gerçek olduğunu bilen kimse, (onu bilemeyen) kör gibi olur mu? (Bunu) ancak akıl sahipleri anlar. | |||||
| 12 | Hacc 54. Ayet (22:54:6) | الْحَقُّ | الحق | l-hakku | bir hak (gerçek) olduğunu | ح ق ق |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bir de kendilerine ilim verilmiş olanlar onun, Rabbinden gelen hak olduğunu bilsinler, böylece ona iman etsinler ve sonuçta da kalpleri ona saygı duysun diye Allah böyle yapar. Hiç şüphe yok ki Allah, iman edenleri doğru yola iletir. | |||||
| 13 | Sebe' 6. Ayet (34:6:11) | الْحَقَّۙ | الحق | l-hakka | gerçek olduğunu | ح ق ق |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kendilerine ilim verilenler, Rabbinden sana indirilen Kur’an’ın gerçek olduğunu ve onun, mutlak güç sahibi ve övgüye lâyık Allah’ın yoluna ilettiğini görürler. | |||||
| 14 | Fussilet 53. Ayet (41:53:11) | الْحَقُّۜ | الحق | l-hakk(u) | gerçek olduğu | ح ق ق |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Varlığımızın delillerini, (kâinattaki uçsuz bucaksız) ufuklarda ve kendi nefislerinde onlara göstereceğiz ki, o Kur’an’ın gerçek olduğu onlara iyice belli olsun. Rabbinin, her şeye şâhit olması yetmez mi? | |||||
| 15 | Şûrâ 18. Ayet (42:18:13) | الْحَقُّۜ | الحق | l-hakk(u) | gerçek olduğunu | ح ق ق |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kıyamete inanmayanlar, onun çabuk kopmasını isterler. İnananlar ise, ondan korkarlar ve onun gerçek olduğunu bilirler. İyi bilin ki, Kıyamet günü hakkında tartışanlar derin bir sapıklık içindedirler. | |||||
| 16 | Kıyamet 28. Ayet (75:28:3) | الْفِرَاقُۙ | الفراق | l-firâk(u) | ayrılık zamanı olduğunu | ف ر ق |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 26,27,28,29,30. Hayır, can boğaza dayandığı, “Kimdir (bunu) iyi edecek?” dendiği, (ölmek üzere olanın da) bunun ayrılış olduğunu bildiği, bacakların birbirine dolandığı zaman, işte o gün sevk ediliş, Rabbinedir. | |||||
| 17 | Fussilet 6. Ayet (41:6:10) | اِلٰهٌ | اله | ilâhun | tanrı olduğu | أ ل ه |
| Diyanet İşleri (Yeni) | De ki: “Ben de ancak sizin gibi bir insanım. Fakat bana ilâhınızın yalnızca bir tek ilâh olduğu vahyediliyor. Artık O’na yönelin ve O’ndan bağışlanma dileyin. Allah’a ortak koşanların vay hâline!” | |||||
| 18 | En'am 19. Ayet (6:19:24) | اٰلِهَةً | الهة | âliheten | tanrılar olduğuna | أ ل ه |
| Diyanet İşleri (Yeni) | De ki: “Şahitlik bakımından hangi şey daha büyüktür?” De ki: “Allah benimle sizin aranızda şahittir.[171] İşte bu Kur’an bana, onunla sizi ve eriştiği herkesi uyarayım diye vahyolundu. Gerçekten siz mi Allah ile beraber başka ilâhlar olduğuna şahitlik ediyorsunuz?” De ki: “Ben şahitlik etmem.” De ki: “O, ancak tek bir ilâhtır ve şüphesiz ben sizin Allah’a ortak koştuğunuz şeylerden uzağım.” | |||||
| 19 | Sâd 70. Ayet (38:70:6) | اَنَا۬ | انا | ene | ben (olduğum için) | اَنَا۬ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Bana ancak, benim sadece bir uyarıcı olduğum vahyediliyor.” | |||||
| 20 | Nisâ 166. Ayet (4:166:7) | اَنْزَلَهُ | انزله | enzelehu | indirmiş olduğuna | ن ز ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Fakat Allah, sana indirdiğini kendi ilmiyle indirmiş olduğuna şahitlik eder. Melekler de buna şahitlik eder. Şahit olarak Allah yeter. | |||||
| 21 | Mâide 105. Ayet (5:105:12) | اهْتَدَيْتُمْۜ | اهتديتم | -htedeytum | siz doğru yolda olduğunuz | ه د ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ey iman edenler! Siz kendinizi düzeltin. Siz doğru yolda olursanız, yoldan sapan kimse size zarar veremez. Hepinizin dönüşü Allah’adır. O zaman Allah, size yaptıklarınızı haber verecektir. | |||||
| 22 | Meryem 70. Ayet (19:70:6) | اَوْلٰى | اولى | evlâ | uygun olduğunu | و ل ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Sonra, oraya girmeye en lâyık olanları muhakkak ki en iyi biz biliriz. | |||||
| 23 | Enbiyâ 109. Ayet (21:109:11) | بَع۪يدٌ | بعيد | ba’îdun | uzak (mı olduğunu) | ب ع د |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Eğer yüz çevirirlerse, de ki: “(Bana emrolunanı, ayırım yapmadan) size eşit olarak bildirdim. Tehdit edildiğiniz şey yakın mı yoksa uzak mı, bilmiyorum.” | |||||
| 24 | Ahkaf 33. Ayet (46:33:12) | بِقَادِرٍ | بقادر | bi-kâdirin | kadir olduğunu | ق د ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Gökleri ve yeri yaratan ve onları yaratmaktan yorulmayan Allah’ın, ölüleri diriltmeye gücünün yeteceğini görmediler mi? Evet şüphesiz O, her şeye hakkıyla gücü yetendir. | |||||
| 25 | Hadîd 29. Ayet (57:29:14) | بِيَدِ | بيد | bi-yedi | elinde olduğunu | ي د ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bunları açıkladık ki, kitap ehli, Allah’ın lütfundan hiçbir şeyi kendilerine has kılmaya güçlerinin yetmeyeceğini ve lütfun, Allah’ın elinde olduğunu, onu dilediği kimseye vereceğini bilsinler. Allah, büyük lütuf sahibidir. | |||||
| 26 | Kasas 63. Ayet (28:63:13) | تَبَرَّأْنَٓا | تبرأنا | teberra/nâ | uzak olduğumuzu | ب ر أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Haklarında azap hükmü gerçekleşenler, “Ey Rabbimiz! İşte şunlar bizim azdırdıklarımızdır. Kendimiz azdığımız gibi onları da azdırdık. Şimdi de onlardan uzaklaşıp sana döndük. Zaten (gerçekte) onlar bize tapmıyorlardı” diyeceklerdir. | |||||
| 27 | Bakara 282. Ayet (2:282:64) | تَرْضَوْنَ | ترضون | terdavne | razı olduğunuz | ر ض و |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ey iman edenler! Belli bir süre için birbirinize borçlandığınız zaman bunu yazın. Aranızda bir yazıcı adaletle yazsın. Yazıcı, Allah’ın kendisine öğrettiği şekilde yazmaktan kaçınmasın, (her şeyi olduğu gibi dosdoğru) yazsın. Üzerinde hak olan (borçlu) da yazdırsın ve Rabbi olan Allah’tan korkup sakınsın da borçtan hiçbir şeyi eksik etmesin (hepsini tam yazdırsın). Eğer borçlu, aklı ermeyen, veya zayıf bir kimse ise, ya da yazdıramıyorsa, velisi adaletle yazdırsın. (Bu işleme) şahitliklerine güvendiğiniz iki erkeği; eğer iki erkek olmazsa, bir erkek ve iki kadını şahit tutun. Bu, onlardan biri unutacak olursa, diğerinin ona hatırlatması içindir. Şahitler çağırıldıkları zaman (gelmekten) kaçınmasınlar. Az olsun, çok olsun, borcu süresine kadar yazmaktan usanmayın. Bu, Allah katında adalete daha uygun, şahitlik için daha sağlam, şüpheye düşmemeniz için daha elverişlidir. Yalnız, aranızda hemen alıp verdiğiniz peşin ticaret olursa, onu yazmamanızdan ötürü üzerinize bir günah yoktur. Alışveriş yaptığınız zaman da şahit tutun. Yazana da, şahide de bir zarar verilmesin.[79] Eğer aksini yaparsanız, bu sizin için günahkârca bir davranış olur. Allah’a karşı gelmekten sakının. Allah, size öğretiyor. Allah, her şeyi hakkıyla bilendir.[80] | |||||
| 28 | Nisâ 81. Ayet (4:81:12) | تَقُولُۜ | تقول | tekûl(u) | söylemiş olduğun | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Sana “baş üstüne” derler. Fakat senin yanından çıktıklarında, içlerinden birtakımı, geceleyin; (senin gündüz) söylediklerinin aksini kurarlar. Allah, onların geceleyin kurduklarını yazmaktadır. Sen onlara aldırma. Allah’a tevekkül et. Vekil olarak Allah yeter.[126] | |||||
| 29 | Nahl 92. Ayet (16:92:15) | تَكُونَ | تكون | tekûne | olduğu için | ك و ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bir topluluk diğer bir topluluktan daha (güçlü ve) çoktur diye yeminlerinizi aranızda bir hile ve fesat sebebi yaparak, ipliğini iyice eğirip büktükten sonra (tekrar) çözüp bozan kadın gibi olmayın. Allah, bununla sizi ancak imtihan eder. Hakkında ayrılığa düştüğünüz şeyleri kıyamet günü size elbette açıklayacaktır. | |||||
| 30 | Bakara 151. Ayet (2:151:16) | تَكُونُوا | تكونوا | tekûnû | olduğunuz | ك و ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Nitekim kendi aranızdan, size âyetlerimizi okuyan, sizi her kötülükten arındıran, size kitap ve hikmeti öğreten, ayrıca bilmediklerinizi de öğreten bir peygamber gönderdik. | |||||
| 31 | Âl-i İmran 86. Ayet (3:86:11) | حَقٌّ | حق | hakkun | hak olduğunu | ح ق ق |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İman ettikten, Peygamberin hak olduğuna şahitlik ettikten ve kendilerine açık deliller geldikten sonra inkâr eden bir toplumu Allah nasıl doğru yola eriştirir? Allah, zalim toplumu doğru yola iletmez. | |||||
| 32 | Kehf 21. Ayet (18:21:8) | حَقٌّ | حق | hakkun | gerçek olduğunu | ح ق ق |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Böylece biz, (insanları) onların hâlinden haberdar ettik ki, Allah’ın va’dinin hak olduğunu ve kıyametin gerçekleşmesinde de hiçbir şüphe olmadığını bilsinler. Hani onlar (olayın mucizevî tarafını ve asıl hikmetini bırakmışlar da) aralarında onların durumunu tartışıyorlardı. (Bazıları), “Onların üstüne bir bina yapın, Rableri onların hâlini daha iyi bilir” dediler. Duruma hâkim olanlar ise, “Üzerlerine mutlaka bir mescit yapacağız” dediler. | |||||
| 33 | Nûr 33. Ayet (24:33:21) | خَيْرًاۗ | خيرا | ḣayrâ(an) | hayırlı olduğunu | خ ي ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Evlenmeye güçleri yetmeyenler de, Allah kendilerini lütfuyla zengin edinceye kadar iffetlerini korusunlar. Sahip olduğunuz kölelerden “mükâtebe” yapmak isteyenlere gelince, eğer onlarda bir hayır görürseniz onlarla mükâtebe yapın.[387] Allah’ın size verdiği maldan onlara verin. Dünya hayatının geçici menfaatlerini elde etmek için iffetli olmak isteyen cariyelerinizi fuhşa zorlamayın. Kim onları buna zorlarsa bilinmelidir ki hiç şüphesiz onların zorlanmasından sonra Allah (onları) çok bağışlayıcıdır, çok merhametlidir. | |||||
| 34 | Mâide 24. Ayet (5:24:9) | دَامُوا | داموا | dâmû | onlar olduğu sürece | د و م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Dediler ki: “Ey Mûsa! Onlar orada bulundukça, biz oraya asla girmeyeceğiz. Sen ve Rabbin gidin, onlarla savaşın. Biz burada oturacağız.” | |||||
| 35 | Mâide 117. Ayet (5:117:17) | دُمْتُ | دمت | dumtu | olduğum sürece | د و م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Ben onlara, sadece bana emrettiğin şeyi söyledim: Benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allah’a kulluk edin (dedim.) Aralarında bulunduğum sürece onlara şahit (ve örnek) idim. Ama beni içlerinden aldığında, artık üzerlerine gözetleyici yalnız sen oldun. Sen, her şeye hakkıyla şahitsin.” | |||||
| 36 | Meryem 31. Ayet (19:31:10) | دُمْتُ | دمت | dumtu | olduğum sürece | د و م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Nerede olursam olayım beni kutlu ve erdemli kıldı ve bana yaşadığım sürece namazı ve zekâtı emretti.” | |||||
| 37 | Mâide 96. Ayet (5:96:14) | دُمْتُمْ | دمتم | dumtum | olduğunuz sürece | د و م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Sizin için de yolcular için de bir geçimlik olmak üzere deniz avı yapmak ve deniz ürünlerini yemek sizlere helâl kılındı. Kara avı ise ihramlı olduğunuz sürece size haram kılındı. Huzurunda toplanacağınız Allah’a karşı gelmekten sakının. | |||||
| 38 | Saf 5. Ayet (61:5:12) | رَسُولُ | رسول | rasûlu | elçisi (olduğumu) | ر س ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Hani Mûsâ kavmine, “Ey kavmim! Allah’ın size gönderdiği peygamberi olduğumu bilip durduğunuz hâlde, niçin bana eziyet ediyorsunuz?” demişti. Onlar yoldan sapınca, Allah da kalplerini (doğru yoldan) saptırdı. Allah, fasıklar topluluğunu hidayete erdirmez. | |||||
| 39 | İsrâ 56. Ayet (17:56:4) | زَعَمْتُمْ | زعمتم | ze’amtum | (tanrı olduğunu) sandığınız şeylere | ز ع م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | De ki: “Onu bırakıp da ilâh diye ileri sürdüklerinizi çağırın. Onlar, başınızdaki sıkıntıyı ne kaldırabilirler ne de değiştirebilirler.” | |||||
| 40 | Meryem 10. Ayet (19:10:13) | سَوِيًّا | سويا | seviyyâ(n) | sapasağlam olduğun halde | س و ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Zekeriyya, “Rabbim, öyleyse bana (çocuğumun olacağına) bir işaret ver”, dedi. Allah da, “Senin işaretin, sapasağlam olduğun hâlde insanlarla (üç gün) üç gece konuşamamandır” dedi. | |||||
| 41 | Âl-i İmran 99. Ayet (3:99:15) | شُهَدَٓاءُۜ | شهداء | şuhedâ(u) | (gerçeğe) tanık olduğunuz halde | ش ه د |
| Diyanet İşleri (Yeni) | De ki: “Ey kitab ehli! (Gerçeği) görüp bildiğiniz hâlde, niçin Allah’ın yolunu eğri ve çelişkili göstermeğe yeltenerek inananları Allah’ın yolundan çevirmeye kalkışıyorsunuz? Allah, yaptıklarınızdan habersiz değildir.” | |||||
| 42 | Nahl 94. Ayet (16:94:13) | صَدَدْتُمْ | صددتم | sadedtum | engel olduğunuzdan | ص د د |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Yeminlerinizi aranızda hile ve fesat sebebi yapmayın. Sonra sağlamca bastıktan sonra ayak(larınız) kayar da Allah yolundan sapmanız sebebiyle kötü azabı tadarsınız. (Ahirette de) sizin için büyük bir azap vardır. | |||||
| 43 | Tevbe 114. Ayet (9:114:0) | عَدُوٌّ | عدو | ‘aduvvun | düşmanı olduğu | ع د و |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İbrahim’in, babası için af dilemesi, sadece ona verdiği bir söz yüzündendi.[263] Onun bir Allah düşmanı olduğu kendisine açıkça belli olunca, ondan uzaklaştı. Şüphesiz İbrahim, çok içli, yumuşak huylu bir kişiydi. | |||||
| 44 | Nûr 64. Ayet (24:64:12) | عَلَيْهِۜ | عليه | ‘aleyhi | üzerinde olduğunuzu | عَلَىٰ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bilmiş olun ki şüphesiz göklerdeki her şey, yerdeki her şey Allah’ındır. O, içinde bulunduğunuz durumu gerçekten bilir. Allah’a döndürülecekleri ve yaptıklarını Allah’ın onlara haber vereceği günü hatırla. Allah, her şeyi hakkıyla bilendir. | |||||
| 45 | Kasas 15. Ayet (28:15:5) | غَفْلَةٍ | غفلة | ġafletin | (kendisinden) habersiz olduğu | غ ف ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Mûsâ, halkın habersiz olduğu bir sırada şehre girdi. Orada biri kendi tarafından, diğeri düşmanı tarafından; kavga eden iki adam gördü. Kendi tarafından olan, düşmanına karşı ondan yardım istedi. Mûsâ da ona bir yumruk indirip onu öldürdü. Mûsâ, “Bu şeytanın işidir. O, gerçekten apaçık bir saptırıcı düşmandır” dedi.[413] | |||||
| 46 | Rahman 37. Ayet (55:37:4) | فَكَانَتْ | فكانت | fe-kânet | ve olduğunda | ك و ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Gök yarılıp da, yanıp kızaran yağ gibi kırmızı gül hâline geldiği zaman (hâliniz ne olur?) | |||||
| 47 | Enfal 70. Ayet (8:70:0) | ف۪ي | في | fî | olduğunu | فِي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ey Peygamber! Elinizdeki esirlere söyle: Eğer Allah, kalplerinizde (iman, ihlâs, iyi niyet gibi) bir hayır (olduğunu) bilirse, sizden alınan fidyeden daha hayırlısını size verir ve sizi bağışlar. Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir. | |||||
| 48 | Talak 12. Ayet (65:12:18) | قَد۪يرٌۙ | قدير | kadîrun | kadir olduğunu | ق د ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah, yedi göğü ve yerden bir o kadarını yaratandır. Allah’ın emri bunlar arasından inip durmaktadır ki, Allah’ın her şeye kadir olduğunu ve Allah’ın her şeyi ilmiyle kuşattığını bilesiniz. | |||||
| 49 | Hûd 93. Ayet (11:93:16) | كَاذِبٌۜ | كاذب | kâżib(un) | yalancı olduğunu | ك ذ ب |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Ey Kavmim! Elinizden geleni yapın. Şüphesiz ben de (elimden geleni) yapacağım. Rezil edici azabın kime geleceğini ve kimin yalancı olduğunu yakında bileceksiniz. Gözleyin. Şüphesiz ben de sizinle beraber gözlüyorum.” | |||||
| 50 | Âl-i İmran 137. Ayet (3:137:11) | كَانَ | كان | kâne | olduğunu | ك و ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Sizden önce(ki milletlerin başından) nice olaylar gelip geçmiştir. Yeryüzünde gezin dolaşın da yalanlayanların sonunun nasıl olduğunu bir görün. | |||||