| Sırası | Geçtiği Yer | Arapça | Harekesiz | Okunuşu | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|---|---|---|
| 1 | Mâide 58. Ayet (5:58:9) | بِاَنَّهُمْ | بانهم | bi-ennehum | oldukları içindir | أَنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Siz namaza çağırdığınız vakit onu alaya alıp eğlence yerine koyuyorlar. Bu, şüphesiz onların akılları ermeyen bir toplum olmalarındandır. | |||||
| 2 | Tevbe 127. Ayet (9:127:0) | بِاَنَّهُمْ | بانهم | bi-ennehum | oldukları için | أَنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bir sûre indirildi mi, “Sizi bir kimse görüyor mu?” diye birbirlerine göz ederler, sonra da sıvışıp giderler. Anlamayan bir toplum olmalarından dolayı, Allah onların kalplerini çevirmiştir. | |||||
| 3 | Enbiyâ 28. Ayet (21:28:10) | لِمَنِ | لمن | li-meni | olduklarından | مَنْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah, onların önlerindekini de arkalarındakini de (yaptıklarını da yapacaklarını da) bilir. Onlar, O’nun razı olduğu kimselerden başkasına şefaat etmezler ve hepsi O’nun korkusuyla titrerler. | |||||
| 4 | Mümtehine 10. Ayet (60:10:15) | مُؤْمِنَاتٍ | مؤمنات | mu/minâtin | inanmış olduklarını | أ م ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ey iman edenler! Mü’min kadınlar muhacir olarak size geldiklerinde, onları imtihan edin. Allah, onların imanlarını daha iyi bilir. Eğer siz onların inanmış kadınlar olduklarını anlarsanız, onları kâfirlere geri göndermeyin. Çünkü müslüman hanımlar kâfirlere helâl değillerdir. Kâfirler de müslüman hanımlara helâl olmazlar. Mehir olarak harcadıklarını onlara (kocalarına geri) verin. Mehirlerini verdiğiniz takdirde, bu kadınlarla evlenmenizde size bir günah yoktur. Müşrik karılarınızın nikâhlarına tutunmayın. (Zira bu nikâhlar ortadan kalkmıştır.) Onlara harcadığınız mehri, (evlendikleri kâfir kocalarından) isteyin. Kâfirler de (İslâm’ı kabul eden ve sizinle evlenen eski hanımlarına) harcamış oldukları mehri (sizden) istesinler. Bu, Allah’ın hükmüdür. O, aranızda hüküm veriyor. Allah, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.[539] | |||||
| 5 | Âl-i İmran 80. Ayet (3:80:11) | اِذْ | اذ | iż | olduktan | إِذ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onun size, “Melekleri ve peygamberleri ilâhlar edinin.” diye emretmesi de düşünülemez. Siz müslüman olduktan sonra, o size hiç inkârı emreder mi? | |||||
| 6 | Bakara 109. Ayet (2:109:19) | تَبَيَّنَ | تبين | tebeyyene | apaçık belli olduktan | ب ي ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kitap ehlinden birçoğu, hak kendilerine belirdikten sonra dahi, içlerindeki kıskançlıktan ötürü sizi, imanınızdan sonra küfre döndürmek isterler. Siz şimdilik, Allah onlar hakkındaki emrini getirinceye kadar affedin, hoşgörün. Şüphesiz Allah, gücü her şeye hakkıyla yetendir. | |||||
| 7 | Nisâ 115. Ayet (4:115:7) | تَبَيَّنَ | تبين | tebeyyene | belli olduktan | ب ي ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kim, kendisine hidayet (doğru yol) besbelli olduktan sonra peygambere karşı çıkar, mü’minlerin yolundan başkasına uyarsa, onu yöneldiği yolda bırakırız ve cehenneme sokarız. Orası ne kötü bir varış yeridir. | |||||
| 8 | Tevbe 113. Ayet (9:113:0) | تَبَيَّنَ | تبين | tebeyyene | belli olduktan | ب ي ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Cehennem ehli oldukları açıkça kendilerine belli olduktan sonra, -yakınları da olsalar- Allah’a ortak koşanlar için af dilemek ne Peygambere yaraşır, ne de mü’minlere. | |||||
| 9 | Muhammed 25. Ayet (47:25:9) | تَبَيَّنَ | تبين | tebeyyene | belli olduktan | ب ي ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kendileri için hidayet yolu belli olduktan sonra gerisingeri dönenleri, şeytan aldatıp peşinden sürüklemiş, ve kendilerini boş ümitlere düşürmüştür. | |||||
| 10 | Muhammed 32. Ayet (47:32:13) | تَبَيَّنَ | تبين | tebeyyene | belli olduktan | ب ي ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İnkâr edenler, Allah yolundan alıkoyanlar ve kendilerine hidayet yolu belli olduktan sonra Peygamber’e karşı gelenler hiçbir şekilde Allah’a zarar veremezler. Allah, onların amellerini boşa çıkaracaktır. | |||||
| 11 | Bakara 253. Ayet (2:253:33) | جَٓاءَتْهُمُ | جاءتهم | câethumu | gelmiş olduktan | ج ي أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İşte peygamberler! Biz, onların bir kısmını bir kısmına üstün kıldık. İçlerinden, Allah’ın konuştukları vardır. Bir kısmının da derecelerini yükseltmiştir. Meryem oğlu İsa’ya ise açık deliller verdik ve onu Ruhu’l-Kudüs (Cebrail) ile destekledik. Eğer Allah dileseydi, bunların arkasından gelen (millet)ler, kendilerine apaçık deliller geldikten sonra, birbirlerini öldürmezlerdi. Fakat ayrılığa düştüler. Onlardan inananlar da vardı, inkâr edenler de. Yine Allah dileseydi, birbirlerini öldürmezlerdi. Lâkin Allah dilediğini yapar.[69] | |||||
| 12 | Meryem 6. Ayet (19:6:8) | رَضِيًّا | رضيا | radiyyâ(n) | razı olduklarından | ر ض و |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 5,6. “Gerçek şu ki ben, benden sonra gelecek akrabalarım(ın isyankâr olmaların)dan korkuyorum. Karım ise kısırdır. Bana kendi tarafından; bana ve Yakub hanedanına varis olacak bir çocuk bağışla ve onu hoşnutluğuna ulaşmış bir kimse kıl!” | |||||
| 13 | Tevbe 74. Ayet (9:74:0) | اِسْلَامِهِمْ | اسلامهم | islâmihim | İslam olduktan | س ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bir şey söylemediklerine dair Allah’a yemin ediyorlar. Hâlbuki o küfür sözünü söylediler ve (sözde) müslüman olduktan sonra inkâr ettiler. Ayrıca başaramadıkları şeye (peygamberi öldürmeye) de yeltendiler. Sırf, Allah ve Resûlü kendi lütfu ile onları zengin kıldığı için intikam almaya kalktılar. Eğer tövbe ederlerse, kendileri için hayırlı olur. Şayet yüz çevirirlerse, Allah onları dünyada ve ahirette elem dolu bir azaba çarptıracaktır. Artık onlar için yeryüzünde ne bir dost, ne de bir yardımcı vardır. | |||||
| 14 | Hucurât 14. Ayet (49:14:9) | اَسْلَمْنَا | اسلمنا | eslemnâ | islam olduk | س ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bedevîler “İman ettik” dediler. De ki: “İman etmediniz. (Öyle ise, “iman ettik” demeyin.) “Fakat boyun eğdik” deyin.[500] Henüz iman kalplerinize girmedi. Eğer Allah’a ve Peygamberine itaat ederseniz, yaptıklarınızdan hiçbir şeyi eksiltmez. Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.” | |||||
| 15 | En'am 94. Ayet (6:94:21) | شُرَكٰٓؤُ۬اۜ | شركؤا | şurakâ/(u) | ortak olduklarını | ش ر ك |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Andolsun, sizi ilk defa yarattığımız gibi teker teker bize geldiniz. Size verdiğimiz dünyalık nimetleri de arkanızda bıraktınız. Hani hakkınızda Allah’ın ortakları olduğunu zannettiğiniz şefaatçilerinizi de yanınızda görmüyoruz? Artık aranızdaki bağlar tamamen kopmuş ve (Allah’ın ortağı olduklarını) iddia ettikleriniz, sizi yüzüstü bırakıp kaybolmuşlardır. | |||||
| 16 | Tevbe 113. Ayet (9:113:0) | اَصْحَابُ | اصحاب | ashâbu | halkı oldukları | ص ح ب |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Cehennem ehli oldukları açıkça kendilerine belli olduktan sonra, -yakınları da olsalar- Allah’a ortak koşanlar için af dilemek ne Peygambere yaraşır, ne de mü’minlere. | |||||
| 17 | A'raf 149. Ayet (7:149:0) | ضَلُّواۙ | ضلوا | dallû | sapmış olduklarını | ض ل ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İsrailoğulları (yaptıklarına) pişman olup, gerçekten sapmış olduklarını görünce, “Eğer Rabbimiz bize acımaz ve bizi bağışlamazsa, mutlaka ziyana uğrayanlardan oluruz” dediler. | |||||
| 18 | Secde 10. Ayet (32:10:3) | ضَلَلْنَا | ضللنا | dalâlnâ | biz kaybolduktan | ض ل ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Kâfirler dediler ki:) “Biz toprakta yok olduktan sonra mı, biz mi yeniden yaratılacakmışız? Hayır, onlar Rablerine kavuşmayı inkâr etmektedirler. | |||||
| 19 | Mümtehine 7. Ayet (60:7:8) | عَادَيْتُمْ | عاديتم | ‘âdeytum | düşman olduklarınız | ع د و |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ola ki Allah sizinle, içlerinden düşman olduğunuz kimseler arasına bir sevgi (ve yakınlık) koyar. Allah, hakkıyla gücü yetendir. Allah çok bağışlayandır, çok merhametlidir. | |||||
| 20 | Mâide 13. Ayet (5:13:20) | عَلٰى | على | ‘alâ | üzerinde (olduklarına) | عَلَىٰ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İşte, verdikleri sözlerini bozmaları sebebiyledir ki onları lânetledik, kalplerini de kaskatı kıldık. Kelimeleri yerlerinden kaydırarak (tahrif edip) değiştiriyorlar. Akıllarından çıkarmamaları istenen şeylerden önemli bir kısmını da unuttular. (Ey Muhammed!) İçlerinden pek azı hariç, onların daima bir hainliğini görüyorsun. Yine de sen onları affet ve aldırış etme. Çünkü Allah, iyilik yapanları sever. | |||||
| 21 | Tevbe 93. Ayet (9:93:0) | اَغْنِيَٓاءُۚ | اغنياء | aġniyâ/(u) | zengin oldukları halde | غ ن ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Sorumluluk ancak, zengin oldukları hâlde senden izin isteyenleredir. Bunlar, geride kalan (kadın ve çocuk)larla birlikte olmaya razı oldular. Allah da kalplerini mühürledi. Artık onlar bilmezler. | |||||
| 22 | Yunus 24. Ayet (10:24:0) | قَادِرُونَ | قادرون | kâdirûne | kadir olduklarını | ق د ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Dünya hayatının hâli, ancak gökten indirdiğimiz bir yağmurun hâli gibidir ki, insanların ve hayvanların yedikleri yeryüzü bitkileri onunla yetişip birbirine karışmıştır. Nihayet yeryüzü (o bitkilerle) bütün zinet ve güzelliklerini alıp süslendiği ve sahipleri de onun üzerine (her türlü tasarrufa) kadir olduklarını sandıkları bir sırada, geceleyin veya güpegündüz ansızın ona emrimiz (afetimiz) geliverir de, bunları, sanki dün yerinde hiç yokmuş gibi, kökünden yolunmuş bir hâle getiririz. İşte düşünen bir toplum için, âyetleri böyle ayrı ayrı açıklıyoruz. | |||||
| 23 | Tevbe 42. Ayet (9:42:0) | لَكَاذِبُونَ۟ | لكاذبون | lekâżibûn(e) | yalancı olduklarını | ك ذ ب |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Eğer yakın bir dünya menfaati ve kolay bir yolculuk olsaydı, (sefere katılmayan münafıklar da) mutlaka sana uyarlardı. Fakat meşakkatli yol, onlara uzak geldi. Gerçi onlar, “Eğer gücümüz yetseydi, elbette sizinle beraber çıkardık” diye Allah’a yemin edeceklerdir. Onlar kendilerini helâke sürüklüyorlar. Allah, biliyor ki onlar kesinlikle yalancıdırlar. | |||||
| 24 | Haşr 11. Ayet (59:11:28) | لَكَاذِبُونَ | لكاذبون | lekâżibûn(e) | yalancı olduklarına | ك ذ ب |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kitap ehlinden o inkâr eden kardeşlerine, “Yemin ederiz ki, siz (Medine’den) çıkarılırsanız, muhakkak biz de sizinle beraber çıkarız. Sizin hakkınızda asla kimseye boyun eğmeyiz. Eğer size karşı savaşılırsa, size mutlaka yardım ederiz” diyerek münafıklık yapanlara bakmaz mısın? Hâlbuki Allah onların kesinlikle yalancı olduklarına şahitlik eder. | |||||
| 25 | Bakara 10. Ayet (2:10:11) | كَانُوا | كانوا | kânû | olduklarından | ك و ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kalplerinde münafıklıktan kaynaklanan bir hastalık vardır. Allah da onların hastalıklarını artırmıştır. Söyledikleri yalana karşılık da onlara elem dolu bir azap vardır. | |||||
| 26 | Bakara 61. Ayet (2:61:59) | وَكَانُوا | وكانوا | ve kânû | ve oldukları | ك و ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Hani, “Ey Mûsâ! Biz bir çeşit yemeğe asla katlanamayız. O hâlde, bizim için Rabbine yalvar da, o bize yerden biten sebze, kabak, sarımsak, mercimek, soğan versin” demiştiniz. O da size, “İyi olanı düşük olanla değiştirmek mi istiyorsunuz? Öyle ise inin şehre! İstedikleriniz orada var” demişti. Böylece zillet ve yoksulluk onları kapladı. Onlar, Allah’ın gazabına uğradılar. Bunun sebebi, onların; Allah’ın âyetlerini inkâr ediyor, peygamberleri de haksız yere öldürüyor olmaları idi. Bütün bunların sebebi ise, isyan etmek ve aşırı gitmekte oluşlarıydı. | |||||
| 27 | Bakara 113. Ayet (2:113:29) | كَانُوا | كانوا | kânû | oldukları | ك و ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Yahudiler, “Hıristiyanlar bir temel üzerinde değiller” dediler. Hıristiyanlar da, “Yahudiler bir temel üzerinde değiller” dediler. Oysa hepsi Kitab’ı[31] okuyorlar. (Kitab'ı) bilmeyenler de tıpkı bunların söyledikleri gibi demişti. Artık onların aralarında uyuşamadıkları davada, kıyamet gününde hükmü Allah verecektir. | |||||
| 28 | Bakara 134. Ayet (2:134:14) | كَانُوا | كانوا | kânu | oldukları | ك و ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlar gelip geçmiş bir ümmettir. Onların kazandıkları kendilerinin, sizin kazandıklarınız sizindir. Siz onların yaptıklarından sorumlu tutulacak değilsiniz. | |||||
| 29 | Bakara 140. Ayet (2:140:9) | كَانُوا | كانوا | kânû | olduklarını | ك و ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Yoksa siz, “İbrahim de, İsmail de, İshak da, Yakub ile Yakuboğulları da yahudi, ya da hıristiyan idiler” mi diyorsunuz? De ki: “Sizler mi daha iyi bilirsiniz, yoksa Allah mı?” Allah tarafından kendisine ulaşan bir gerçeği gizleyen kimseden daha zalim kimdir? Allah, yaptıklarınızdan habersiz değildir. | |||||
| 30 | Bakara 141. Ayet (2:141:14) | كَانُوا | كانوا | kânû | oldukları | ك و ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlar gelip geçmiş bir ümmettir. Onların kazandıkları kendilerinin, sizin kazandıklarınız sizindir. Siz onların yaptıklarından sorumlu tutulacak değilsiniz. | |||||
| 31 | Âl-i İmran 24. Ayet (3:24:14) | كَانُوا | كانوا | kânû | oldukları | ك و ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bunun sebebi, onların, “Bize, ateş sadece sayılı günlerde dokunacaktır.” demeleridir. Uydurageldikleri şeyler dinleri konusunda kendilerini aldatmıştır. | |||||
| 32 | Mâide 14. Ayet (5:14:24) | كَانُوا | كانوا | kânû | oldukları | ك و ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Biz hıristiyanız” diyenlerden de sağlam söz almıştık. Ama onlar da akıllarından çıkarmamaları istenen şeylerden önemli bir kısmını unuttular. Bu sebeple, biz de aralarına kıyamet gününe kadar sürecek düşmanlık ve kini salıverdik. Allah, ne yapmakta olduklarını onlara bildirecek! | |||||
| 33 | Mâide 61. Ayet (5:61:15) | كَانُوا | كانوا | kânû | oldukları | ك و ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Yanınıza) küfürle girip yine (yanınızdan) küfürle çıktıkları hâlde, size geldiklerinde “İnandık” dediler. Allah, onların saklamakta oldukları şeyi daha iyi bilir. | |||||
| 34 | Mâide 62. Ayet (5:62:12) | كَانُوا | كانوا | kânû | oldukları | ك و ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlardan çoğunun günahta, düşmanlıkta, haram yemede birbirleriyle yarıştıklarını görürsün. Yapmakta oldukları şey ne kötüdür! | |||||
| 35 | Mâide 63. Ayet (5:63:12) | كَانُوا | كانوا | kânû | oldukları | ك و ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bunları, din adamları ve bilginler günah söz söylemekten ve haram yemekten sakındırsalardı ya! Yapmakta oldukları şey ne kötüdür! | |||||
| 36 | En'am 24. Ayet (6:24:9) | كَانُوا | كانوا | kânû | oldukları | ك و ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bak, kendilerine karşı nasıl yalan söylediler ve iftira edip durdukları şeyler (uydurma ilâhları) onları nasıl yüzüstü bırakıp kayboluverdi? | |||||
| 37 | En'am 28. Ayet (6:28:5) | كَانُوا | كانوا | kânû | oldukları | ك و ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Hayır, (bu yakınmaları) daha önce gizlemekte oldukları şeyler onlara göründü (de ondan). Eğer çevrilselerdi, elbette kendilerine yasaklanan şeylere yine döneceklerdi. Şüphesiz onlar yalancıdırlar. | |||||
| 38 | En'am 43. Ayet (6:43:13) | كَانُوا | كانوا | kânû | oldukları | ك و ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Hiç olmazsa onlara azabımız geldiği zaman yakarıp tövbe etselerdi ya.. Fakat (onu yapmadılar) kalpleri katılaştı. Şeytan da yapmakta olduklarını zaten onlara süslü göstermişti. | |||||
| 39 | En'am 70. Ayet (6:70:44) | كَانُوا | كانوا | kânû | olduklarından | ك و ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Dinlerini oyun ve eğlence edinenleri ve dünya hayatı kendilerini aldatmış olanları bırak. Hiç kimsenin kazandığı yüzünden mahrumiyete sürüklenmemesi için Kur’an ile öğüt ver. Yoksa ona Allah’tan başka ne bir dost vardır, ne de bir şefaatçi. (Kurtuluşu için) her türlü fidyeyi verse de bu ondan kabul edilmez. İşte onlar kazandıkları yüzünden helâke sürüklenmiş kimselerdir. Küfre saplanıp kalmalarından dolayı onlara çılgınca kaynamış bir içecek ve elem dolu bir azap vardır. | |||||
| 40 | En'am 88. Ayet (6:88:15) | كَانُوا | كانوا | kânû | oldukları | ك و ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İşte bu, Allah’ın hidayetidir ki, kullarından dilediğini buna iletip yöneltir. Eğer onlar da Allah’a ortak koşsalardı, bütün yaptıkları boşa gitmişti. | |||||
| 41 | En'am 108. Ayet (6:108:24) | كَانُوا | كانوا | kânû | oldukları | ك و ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onların, Allah’ı bırakıp tapındıklarına sövmeyin, sonra onlar da haddi aşarak, bilgisizce Allah’a söverler. Böylece her ümmete yaptıklarını süslü gösterdik. Sonra dönüşleri ancak Rablerinedir. O, yapmakta olduklarını kendilerine bildirecektir. | |||||
| 42 | En'am 120. Ayet (6:120:11) | كَانُوا | كانوا | kânû | olduklarının | ك و ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Günahın açığını da bırakın, gizlisini de. Çünkü günah kazananlar yaptıkları karşılığında cezalandırılacaklardır. | |||||
| 43 | En'am 122. Ayet (6:122:23) | كَانُوا | كانوا | kânû | oldukları | ك و ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ölü iken dirilttiğimiz ve kendisine, insanlar arasında yürüyeceği bir nur verdiğimiz kimsenin durumu, hiç, karanlıklar içinde kalmış, bir türlü ondan çıkamamış kimsenin durumu gibi olur mu? İşte kâfirlere, işlemekte oldukları çirkinlikler böyle süslü gösterilmiştir. | |||||
| 44 | En'am 127. Ayet (6:127:9) | كَانُوا | كانوا | kânû | olduklarından | ك و ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Rableri katında selâm yurdu (cennet) onlarındır. Allah, yapmakta oldukları şeylerden dolayı onların dostudur. | |||||
| 45 | En'am 129. Ayet (6:129:7) | كَانُوا | كانوا | kânû | olduklarından | ك و ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İşte biz, kazanmakta oldukları günahlar sebebiyle zalimlerin bir kısmını diğer bir kısmına böyle musallat ederiz. | |||||
| 46 | En'am 130. Ayet (6:130:27) | كَانُوا | كانوا | kânû | olduklarına | ك و ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (O gün Allah, şöyle diyecektir:) “Ey cin ve insan topluluğu! İçinizden size âyetlerimi anlatan ve bu gününüzün gelip çatacağı hakkında sizi uyaran peygamberler gelmedi mi?” Onlar şöyle diyecekler: “Biz kendi aleyhimize şahitlik ederiz.” Dünya hayatı onları aldattı ve kâfir olduklarına dair kendi aleyhlerine şahitlik ettiler. | |||||
| 47 | En'am 159. Ayet (6:159:18) | كَانُوا | كانوا | kânû | oldukları | ك و ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Şu dinlerini parça parça edenler ve kendileri de grup grup ayrılmış olanlar var ya, (senin) onlarla hiçbir ilişiğin yoktur. Onların işi ancak Allah’a kalmıştır. Sonra (O), yapmakta olduklarını kendilerine haber verecektir. | |||||
| 48 | A'raf 37. Ayet (7:37:24) | كُنْتُمْ | كنتم | kuntum | olduklarınız | ك و ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kim, Allah’a karşı yalan uyduran veya O’nun âyetlerini yalanlayanlardan daha zalimdir? İşte onlara kitaptan (kendileri için yazılmış ömür ve rızıklardan) payları erişir. Sonunda kendilerine melek elçilerimiz, canlarını almak için geldiğinde, “Hani Allah’ı bırakıp tapınmakta olduğunuz şeyler nerede?” derler. Onlar da, “Bizi yüzüstü bırakıp kayboldular” derler ve kâfir olduklarına dair kendi aleyhlerine şahitlik ederler. | |||||
| 49 | A'raf 37. Ayet (7:37:36) | كَانُوا | كانوا | kânû | olduklarına | ك و ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kim, Allah’a karşı yalan uyduran veya O’nun âyetlerini yalanlayanlardan daha zalimdir? İşte onlara kitaptan (kendileri için yazılmış ömür ve rızıklardan) payları erişir. Sonunda kendilerine melek elçilerimiz, canlarını almak için geldiğinde, “Hani Allah’ı bırakıp tapınmakta olduğunuz şeyler nerede?” derler. Onlar da, “Bizi yüzüstü bırakıp kayboldular” derler ve kâfir olduklarına dair kendi aleyhlerine şahitlik ederler. | |||||
| 50 | A'raf 39. Ayet (7:39:13) | كُنْتُمْ | كنتم | kuntum | olduklarınıza | ك و ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Öncekiler sonrakilere, “Sizin bize karşı bir üstünlüğünüz yoktur. Artık kazanmış olduğunuz şeylere karşılık, azabı tadın” derler. | |||||