| Sırası | Geçtiği Yer | Arapça | Harekesiz | Okunuşu | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|---|---|---|
| 1900 | Ankebut 40. Ayet (29:40:4) | فَمِنْهُمْ | فمنهم | fe-minhum | onlardan | مِنْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bunların her birini kendi günahları yüzünden yakaladık. Onlardan taş yağmuruna tuttuklarımız var. Onlardan o korkunç sesin yakaladığı kimseler var. Onlardan yerin dibine geçirdiklerimiz var. Onlardan suda boğduklarımız var. Allah, onlara zulmediyor değildi, fakat onlar kendilerine zulmediyorlardı. | |||||
| 1901 | Ankebut 40. Ayet (29:40:9) | وَمِنْهُمْ | ومنهم | ve minhum | ve onlardan | مِنْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bunların her birini kendi günahları yüzünden yakaladık. Onlardan taş yağmuruna tuttuklarımız var. Onlardan o korkunç sesin yakaladığı kimseler var. Onlardan yerin dibine geçirdiklerimiz var. Onlardan suda boğduklarımız var. Allah, onlara zulmediyor değildi, fakat onlar kendilerine zulmediyorlardı. | |||||
| 1902 | Ankebut 40. Ayet (29:40:13) | وَمِنْهُمْ | ومنهم | ve minhum | ve onlardan | مِنْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bunların her birini kendi günahları yüzünden yakaladık. Onlardan taş yağmuruna tuttuklarımız var. Onlardan o korkunç sesin yakaladığı kimseler var. Onlardan yerin dibine geçirdiklerimiz var. Onlardan suda boğduklarımız var. Allah, onlara zulmediyor değildi, fakat onlar kendilerine zulmediyorlardı. | |||||
| 1903 | Ankebut 40. Ayet (29:40:18) | وَمِنْهُمْ | ومنهم | ve minhum | ve onlardan | مِنْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bunların her birini kendi günahları yüzünden yakaladık. Onlardan taş yağmuruna tuttuklarımız var. Onlardan o korkunç sesin yakaladığı kimseler var. Onlardan yerin dibine geçirdiklerimiz var. Onlardan suda boğduklarımız var. Allah, onlara zulmediyor değildi, fakat onlar kendilerine zulmediyorlardı. | |||||
| 1904 | Ankebut 40. Ayet (29:40:24) | لِيَظْلِمَهُمْ | ليظلمهم | li-yazlimehum | onlara zulmedecek | ظ ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bunların her birini kendi günahları yüzünden yakaladık. Onlardan taş yağmuruna tuttuklarımız var. Onlardan o korkunç sesin yakaladığı kimseler var. Onlardan yerin dibine geçirdiklerimiz var. Onlardan suda boğduklarımız var. Allah, onlara zulmediyor değildi, fakat onlar kendilerine zulmediyorlardı. | |||||
| 1905 | Ankebut 40. Ayet (29:40:26) | كَانُٓوا | كانوا | kânû | onlar | ك و ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bunların her birini kendi günahları yüzünden yakaladık. Onlardan taş yağmuruna tuttuklarımız var. Onlardan o korkunç sesin yakaladığı kimseler var. Onlardan yerin dibine geçirdiklerimiz var. Onlardan suda boğduklarımız var. Allah, onlara zulmediyor değildi, fakat onlar kendilerine zulmediyorlardı. | |||||
| 1906 | Ankebut 42. Ayet (29:42:5) | يَدْعُونَ | يدعون | yed’ûne | onların yalvardıklarını | د ع و |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Şüphesiz Allah, onların, kendini bırakıp da başka ne tür şeylere taptıklarını biliyor. O, mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir. | |||||
| 1907 | Ankebut 43. Ayet (29:43:6) | يَعْقِلُهَٓا | يعقلها | ya’kiluhâ | onları düşünüp anlamaz | ع ق ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İşte bu temsilleri biz insanlar için getiriyoruz. Onları ancak bilginler düşünüp anlarlar. | |||||
| 1908 | Ankebut 46. Ayet (29:46:12) | مِنْهُمْ | منهم | minhum | onların | مِنْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İçlerinden zulmedenler hariç, Kitap ehli ile ancak en güzel bir yolla mücadele edin ve (onlara) şöyle deyin: “Biz, bize indirilene de, size indirilene de inandık. Bizim ilâhımız ve sizin ilâhınız birdir (aynı ilâhtır). Biz sadece O’na teslim olmuş kimseleriz.” | |||||
| 1909 | Ankebut 51. Ayet (29:51:2) | يَكْفِهِمْ | يكفهم | yekfihim | onlara yetmedi mi? | ك ف ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kendilerine okunan kitabı sana indirmiş olmamız onlara yetmedi mi?[419] Şüphesiz bunda inanan bir kavim için bir rahmet ve bir öğüt vardır. | |||||
| 1910 | Ankebut 52. Ayet (29:52:18) | هُمُ | هم | humu | onlardır | هُم |
| Diyanet İşleri (Yeni) | De ki: “Benimle sizin aranızda şahit olarak Allah yeter. O, göklerde ve yerde olanları bilir. Batıla inanıp Allah’ı inkâr edenler var ya; işte onlar asıl ziyana uğrayanlardır.” | |||||
| 1911 | Ankebut 53. Ayet (29:53:6) | لَجَٓاءَهُمُ | لجاءهم | le-câehumu | onlara hemen gelirdi | ج ي أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Senden azabın çabucak gelmesini istiyorlar. (Hikmet gereği) belirlenmiş bir süre olmasaydı, azap onlara mutlaka gelirdi. Onlar farkında değillerken kendilerine ansızın elbette gelecektir. | |||||
| 1912 | Ankebut 53. Ayet (29:53:10) | وَهُمْ | وهم | ve hum | ve onlar | هُمْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Senden azabın çabucak gelmesini istiyorlar. (Hikmet gereği) belirlenmiş bir süre olmasaydı, azap onlara mutlaka gelirdi. Onlar farkında değillerken kendilerine ansızın elbette gelecektir. | |||||
| 1913 | Ankebut 55. Ayet (29:55:2) | يَغْشٰيهُمُ | يغشيهم | yaġşâhumu | onları örter | غ ش و |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 54,55. Senden azabın çabucak gelmesini istiyorlar. Oysa azap kâfirleri üstlerinden ve ayaklarının altından bürüyeceği gün, şüphesiz cehennem onları mutlaka kuşatmış olacaktır. Allah, onlara, “Yapmakta olduklarınızın cezasını tadın” diyecektir. | |||||
| 1914 | Ankebut 59. Ayet (29:59:1) | اَلَّذ۪ينَ | الذين | elleżîne | onlar ki | ٱلَّذِى |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlar, sabreden ve yalnız Rablerine tevekkül eden kimselerdir. | |||||
| 1915 | Ankebut 60. Ayet (29:60:8) | يَرْزُقُهَا | يرزقها | yerzukuhâ | onları da besler | ر ز ق |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Nice canlılar vardır ki, rızıklarını taşımazlar (yiyecek biriktirmezler). Onları da sizi de Allah rızıklandırır. O, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir. | |||||
| 1916 | Ankebut 61. Ayet (29:61:2) | سَاَلْتَهُمْ | سالتهم | in-seeltehum | onlara desen ki | س أ ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Andolsun, eğer onlara, “Gökleri ve yeri kim yarattı, güneşi ve ayı hizmetinize kim verdi?” diye soracak olsan mutlaka, “Allah” diyeceklerdir. O hâlde nasıl (haktan) döndürülüyorlar? | |||||
| 1917 | Ankebut 63. Ayet (29:63:2) | سَاَلْتَهُمْ | سالتهم | se-eltehum | onlara sorsan | س أ ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Andolsun, eğer onlara, “Gökten yağmuru kim indirip de onunla yeryüzünü ölümünden sonra diriltti?” diye soracak olsan, mutlaka, “Allah” diyeceklerdir. De ki: “Hamd Allah’a mahsustur.” Fakat onların çoğu akıllarını kullanmazlar. | |||||
| 1918 | Ankebut 65. Ayet (29:65:11) | نَجّٰيهُمْ | نجيهم | neccâhum | onları salimen çıkarınca | ن ج و |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Gemiye bindikleri zaman dini Allah’a has kılarak O’na dua ederler. Onları kurtarıp karaya çıkardığı zaman ise bir de bakarsın ki, Allah’a ortak koşuyorlar. | |||||
| 1919 | Ankebut 65. Ayet (29:65:15) | هُمْ | هم | hum | onlar | هُم |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Gemiye bindikleri zaman dini Allah’a has kılarak O’na dua ederler. Onları kurtarıp karaya çıkardığı zaman ise bir de bakarsın ki, Allah’a ortak koşuyorlar. | |||||
| 1920 | Rum 3. Ayet (30:3:4) | وَهُمْ | وهم | ve hum | ve onlar | هُمْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 2,3,4,5. Rumlar, yakın bir yerde yenilgiye uğratıldılar. Onlar yenilgilerinden sonra birkaç yıl içinde galip geleceklerdir. Önce de, sonra da emir Allah’ındır. O gün Allah’ın (Rumlara) zafer vermesiyle mü’minler sevinecektir. Allah, dilediğine yardım eder. O, mutlak güç sahibidir, çok merhametlidir.[422] | |||||
| 1921 | Rum 7. Ayet (30:7:6) | وَهُمْ | وهم | ve hum | ve onlar | هُمْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlar dünya hayatının ancak dış yönünü bilirler. Ahiret konusunda ise tamamen gaflettedirler. | |||||
| 1922 | Rum 7. Ayet (30:7:9) | هُمْ | هم | hum | onlar | هُم |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlar dünya hayatının ancak dış yönünü bilirler. Ahiret konusunda ise tamamen gaflettedirler. | |||||
| 1923 | Rum 9. Ayet (30:9:22) | وَجَٓاءَتْهُمْ | وجاءتهم | ve câethum | onlara gelmişti | ج ي أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Yine) onlar, yeryüzünde dolaşıp kendilerinden öncekilerin sonunun nasıl olduğuna bakmadılar mı? Onlar kendilerinden daha kuvvetli idiler. Yeryüzünü sürüp işlemişler ve orayı kendilerinin imar ettiğinden daha çok imar etmişlerdi. Onlara da peygamberleri apaçık deliller getirmişlerdi. Allah, onlara asla zulmediyor değildi. Fakat onlar kendilerine zulmediyorlardı. | |||||
| 1924 | Rum 9. Ayet (30:9:28) | لِيَظْلِمَهُمْ | ليظلمهم | li-yazlimehum | onlara zulmedecek | ظ ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Yine) onlar, yeryüzünde dolaşıp kendilerinden öncekilerin sonunun nasıl olduğuna bakmadılar mı? Onlar kendilerinden daha kuvvetli idiler. Yeryüzünü sürüp işlemişler ve orayı kendilerinin imar ettiğinden daha çok imar etmişlerdi. Onlara da peygamberleri apaçık deliller getirmişlerdi. Allah, onlara asla zulmediyor değildi. Fakat onlar kendilerine zulmediyorlardı. | |||||
| 1925 | Rum 9. Ayet (30:9:30) | كَانُٓوا | كانوا | kânû | onlar | ك و ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Yine) onlar, yeryüzünde dolaşıp kendilerinden öncekilerin sonunun nasıl olduğuna bakmadılar mı? Onlar kendilerinden daha kuvvetli idiler. Yeryüzünü sürüp işlemişler ve orayı kendilerinin imar ettiğinden daha çok imar etmişlerdi. Onlara da peygamberleri apaçık deliller getirmişlerdi. Allah, onlara asla zulmediyor değildi. Fakat onlar kendilerine zulmediyorlardı. | |||||
| 1926 | Rum 10. Ayet (30:10:12) | بِهَا | بها | bihâ | onlarla | بِهَٓا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Sonra, Allah’ın âyetlerini yalanladıkları ve onlarla alay etmekte oldukları için, kötülük işleyenin sonu daha da kötü oldu. | |||||
| 1927 | Rum 15. Ayet (30:15:6) | فَهُمْ | فهم | fehum | onlar | فَهُمْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İman edip salih ameller işleyenlere gelince, işte onlar cennet bahçelerinde sevindirilirler. | |||||
| 1928 | Rum 16. Ayet (30:16:8) | فَاُو۬لٰٓئِكَ | فاولئك | fe-ulâike | onlar da | أُولَٰئِكَ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İnkâr edip âyetlerimizi ve ahirete kavuşmayı yalanlayanlara gelince, işte onlar azabın içine atılacaklardır. | |||||
| 1929 | Rum 28. Ayet (30:28:20) | تَخَافُونَهُمْ | تخافونهم | teḣâfûnehum | onlardan çekindiğiniz | خ و ف |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah, size kendinizden şöyle bir örnek getirdi: Kölelerinizden, verdiğimiz rızıklarda sizinle eşit haklara sahip olan ve birbirinizden çekindiğiniz gibi kendilerinden çekindiğiniz ortaklarınız var mı? Düşünen bir topluluk için âyetleri böyle ayrı ayrı açıklıyoruz. | |||||
| 1930 | Rum 29. Ayet (30:29:14) | لَهُمْ | لهم | lehum | onların | لَهُم |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Fakat, zulmedenler bilgisizce nefislerinin arzularına uydular. Allah’ın (bu şekilde) saptırdığı kimseleri kim doğru yola iletir? Onların hiçbir yardımcıları yoktur. | |||||
| 1931 | Rum 32. Ayet (30:32:2) | الَّذ۪ينَ | الذين | lleżîne | onlar ki | ٱلَّذِى |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 31,32. Allah’a yönelmiş kimseler olarak yüzünüzü hak dine çevirin, O’na karşı gelmekten sakının, namazı dosdoğru kılın ve müşriklerden; dinlerini darmadağınık edip grup grup olan kimselerden olmayın. (Ki onlardan) her bir grup kendi katındaki (dinî anlayış) ile sevinip böbürlenmektedir. | |||||
| 1932 | Rum 33. Ayet (30:33:11) | اَذَاقَهُمْ | اذاقهم | eżâkahum | onlara taddırdığı | ذ و ق |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İnsanlara bir zarar dokunduğu zaman, Rablerine yönelerek O’na dua ederler. Sonra Allah, onlara kendinden bir rahmet tattırınca da, bir bakarsın ki içlerinden bir grup, Rablerine ortak koşuyorlar. | |||||
| 1933 | Rum 33. Ayet (30:33:16) | مِنْهُمْ | منهم | minhum | onlardan | مِنْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İnsanlara bir zarar dokunduğu zaman, Rablerine yönelerek O’na dua ederler. Sonra Allah, onlara kendinden bir rahmet tattırınca da, bir bakarsın ki içlerinden bir grup, Rablerine ortak koşuyorlar. | |||||
| 1934 | Rum 35. Ayet (30:35:3) | عَلَيْهِمْ | عليهم | ‘aleyhim | onlara | عَلَىٰ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Yoksa biz kendilerine bir delil mi indirdik de o, Allah’a ortak koşmaları konusunda (isabetli olduklarını) söylüyor? | |||||
| 1935 | Rum 36. Ayet (30:36:8) | تُصِبْهُمْ | تصبهم | tusibhum | onlara erişirse | ص و ب |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İnsanlara bir rahmet tattırdığımız zaman ona sevinirler. Eğer kendi işledikleri şeyler sebebiyle başlarına bir kötülük gelirse, bir de bakarsın ki ümitsizliğe düşerler. | |||||
| 1936 | Rum 36. Ayet (30:36:14) | هُمْ | هم | hum | onlar | هُم |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İnsanlara bir rahmet tattırdığımız zaman ona sevinirler. Eğer kendi işledikleri şeyler sebebiyle başlarına bir kötülük gelirse, bir de bakarsın ki ümitsizliğe düşerler. | |||||
| 1937 | Rum 38. Ayet (30:38:15) | هُمُ | هم | humu | onlar | هُم |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Öyle ise akrabaya, yoksula, ve yolcuya hakkını ver. Bu, Allah’ın hoşnutluğunu kazanmak isteyenler için daha hayırlıdır. İşte onlar kurtuluşa erenlerdir. | |||||
| 1938 | Rum 39. Ayet (30:39:21) | هُمُ | هم | humu | onlar | هُم |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İnsanların malları içinde artsın diye faizle her ne verirseniz, Allah katında artmaz. Ama Allah’ın hoşnutluğunu isteyerek her ne zekât verirseniz; işte bunu yapanlar sevaplarını kat kat arttıranlardır. | |||||
| 1939 | Rum 40. Ayet (30:40:22) | يُشْرِكُونَ۟ | يشركون | yuşrikûn(e) | onların ortak koştukları | ش ر ك |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah, sizi yaratan, sonra size rızık veren, sonra sizi öldürecek ve daha sonra da diriltecek olandır. Allah’a koştuğunuz ortaklardan, bunlardan herhangi bir şeyi yapabilen var mı? O, onların ortak koştuklarından uzaktır, yücedir. | |||||
| 1940 | Rum 41. Ayet (30:41:10) | لِيُذ۪يقَهُمْ | ليذيقهم | li-yużîkahum | onlara taddırıyor | ذ و ق |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İnsanların kendi işledikleri (kötülükler) sebebiyle karada ve denizde bozulma ortaya çıkmıştır. Dönmeleri için Allah, yaptıklarının bazı (kötü) sonuçlarını (dünyada) onlara tattıracaktır.[427] | |||||
| 1941 | Rum 41. Ayet (30:41:14) | لَعَلَّهُمْ | لعلهم | le’allehum | belki onlar | لَعَلَّكُمْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İnsanların kendi işledikleri (kötülükler) sebebiyle karada ve denizde bozulma ortaya çıkmıştır. Dönmeleri için Allah, yaptıklarının bazı (kötü) sonuçlarını (dünyada) onlara tattıracaktır.[427] | |||||
| 1942 | Rum 42. Ayet (30:42:13) | اَكْثَرُهُمْ | اكثرهم | ekśeruhum | onların çoğu | ك ث ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | De ki: “Yeryüzünde dolaşın da önceki milletlerin sonlarının nasıl olduğuna bakın.” Onların çoğu Allah’a ortak koşan kimselerdi. | |||||
| 1943 | Rum 47. Ayet (30:47:8) | فَجَٓاؤُ۫هُمْ | فجاؤهم | fe-câûhum | onlara geldiler | ج ي أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Andolsun, senden önce biz nice peygamberleri kendi kavimlerine gönderdik. Peygamberler onlara apaçık mucizeler getirdiler. Biz de suç işleyenlerden intikam aldık. Mü’minlere yardım etmek ise üzerimizde bir haktır. | |||||
| 1944 | Rum 48. Ayet (30:48:27) | هُمْ | هم | hum | onlar | هُم |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah, rüzgârları gönderendir. Onlar da bulutları harekete geçirir. Allah, onları dilediği gibi, (bazen) yayar ve (bazen) yoğunlaştırır. Nihayet yağmurun onların arasından çıktığını görürsün. Onu kullarından dilediklerine uğrattığı zaman bir de bakarsın sevinirler. | |||||
| 1945 | Rum 49. Ayet (30:49:2) | كَانُوا | كانوا | kânû | onlar idiler | ك و ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Oysa onlar daha önce kendilerine yağmur yağdırılmadan evvel kesin bir ümitsizliğe kapılmışlardı. | |||||
| 1946 | Rum 53. Ayet (30:53:13) | فَهُمْ | فهم | fehum | ve onlar | فَهُمْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Sen, körleri sapkınlıklarından çıkarıp doğru yola iletemezsin. Sen, çağrını ancak âyetlerimize inanıp müslüman olan kimselere işittirebilirsin. | |||||
| 1947 | Rum 55. Ayet (30:55:11) | كَانُوا | كانوا | kânû | onlar | ك و ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kıyametin kopacağı gün suçlular, (dünyada) bir andan fazla kalmadıklarına yemin ederler. Onlar (dünyada haktan) işte böyle döndürülüyorlardı. | |||||
| 1948 | Rum 57. Ayet (30:57:8) | هُمْ | هم | hum | onlardan | هُم |
| Diyanet İşleri (Yeni) | O gün zulmedenlere mazeretleri fayda sağlamaz, Allah’ı razı edecek amelleri işleme istekleri de kabul edilmez. | |||||
| 1949 | Rum 58. Ayet (30:58:11) | جِئْتَهُمْ | جئتهم | ci/tehum | onlara getirsen | ج ي أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Andolsun, biz bu Kur’an’da insanlara her türlü misali verdik. Andolsun, eğer sen onlara bir âyet getirsen, inkâr edenler mutlaka, “Siz ancak asılsız şeyler uyduranlarsınız” derler. | |||||