"onlar" Analizi

Türkçe Meali ve benzeşen aramasında 2887 sonuç bulundu.
1900 - 1950 arasındaki sonuçlar gösteriliyor
Sırası Geçtiği Yer Arapça Harekesiz Okunuşu Anlamı Kökü
1900 Ankebut 40. Ayet (29:40:4) فَمِنْهُمْ فمنهم fe-minhum onlardan مِنْ
Diyanet İşleri (Yeni) Bunların her birini kendi günahları yüzünden yakaladık. Onlardan taş yağmuruna tuttuklarımız var. Onlardan o korkunç sesin yakaladığı kimseler var. Onlardan yerin dibine geçirdiklerimiz var. Onlardan suda boğduklarımız var. Allah, onlara zulmediyor değildi, fakat onlar kendilerine zulmediyorlardı.
1901 Ankebut 40. Ayet (29:40:9) وَمِنْهُمْ ومنهم ve minhum ve onlardan مِنْ
Diyanet İşleri (Yeni) Bunların her birini kendi günahları yüzünden yakaladık. Onlardan taş yağmuruna tuttuklarımız var. Onlardan o korkunç sesin yakaladığı kimseler var. Onlardan yerin dibine geçirdiklerimiz var. Onlardan suda boğduklarımız var. Allah, onlara zulmediyor değildi, fakat onlar kendilerine zulmediyorlardı.
1902 Ankebut 40. Ayet (29:40:13) وَمِنْهُمْ ومنهم ve minhum ve onlardan مِنْ
Diyanet İşleri (Yeni) Bunların her birini kendi günahları yüzünden yakaladık. Onlardan taş yağmuruna tuttuklarımız var. Onlardan o korkunç sesin yakaladığı kimseler var. Onlardan yerin dibine geçirdiklerimiz var. Onlardan suda boğduklarımız var. Allah, onlara zulmediyor değildi, fakat onlar kendilerine zulmediyorlardı.
1903 Ankebut 40. Ayet (29:40:18) وَمِنْهُمْ ومنهم ve minhum ve onlardan مِنْ
Diyanet İşleri (Yeni) Bunların her birini kendi günahları yüzünden yakaladık. Onlardan taş yağmuruna tuttuklarımız var. Onlardan o korkunç sesin yakaladığı kimseler var. Onlardan yerin dibine geçirdiklerimiz var. Onlardan suda boğduklarımız var. Allah, onlara zulmediyor değildi, fakat onlar kendilerine zulmediyorlardı.
1904 Ankebut 40. Ayet (29:40:24) لِيَظْلِمَهُمْ ليظلمهم li-yazlimehum onlara zulmedecek ظ ل م
Diyanet İşleri (Yeni) Bunların her birini kendi günahları yüzünden yakaladık. Onlardan taş yağmuruna tuttuklarımız var. Onlardan o korkunç sesin yakaladığı kimseler var. Onlardan yerin dibine geçirdiklerimiz var. Onlardan suda boğduklarımız var. Allah, onlara zulmediyor değildi, fakat onlar kendilerine zulmediyorlardı.
1905 Ankebut 40. Ayet (29:40:26) كَانُٓوا كانوا kânû onlar ك و ن
Diyanet İşleri (Yeni) Bunların her birini kendi günahları yüzünden yakaladık. Onlardan taş yağmuruna tuttuklarımız var. Onlardan o korkunç sesin yakaladığı kimseler var. Onlardan yerin dibine geçirdiklerimiz var. Onlardan suda boğduklarımız var. Allah, onlara zulmediyor değildi, fakat onlar kendilerine zulmediyorlardı.
1906 Ankebut 42. Ayet (29:42:5) يَدْعُونَ يدعون yed’ûne onların yalvardıklarını د ع و
Diyanet İşleri (Yeni) Şüphesiz Allah, onların, kendini bırakıp da başka ne tür şeylere taptıklarını biliyor. O, mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.
1907 Ankebut 43. Ayet (29:43:6) يَعْقِلُهَٓا يعقلها ya’kiluhâ onları düşünüp anlamaz ع ق ل
Diyanet İşleri (Yeni) İşte bu temsilleri biz insanlar için getiriyoruz. Onları ancak bilginler düşünüp anlarlar.
1908 Ankebut 46. Ayet (29:46:12) مِنْهُمْ منهم minhum onların مِنْ
Diyanet İşleri (Yeni) İçlerinden zulmedenler hariç, Kitap ehli ile ancak en güzel bir yolla mücadele edin ve (onlara) şöyle deyin: “Biz, bize indirilene de, size indirilene de inandık. Bizim ilâhımız ve sizin ilâhınız birdir (aynı ilâhtır). Biz sadece O’na teslim olmuş kimseleriz.”
1909 Ankebut 51. Ayet (29:51:2) يَكْفِهِمْ يكفهم yekfihim onlara yetmedi mi? ك ف ي
Diyanet İşleri (Yeni) Kendilerine okunan kitabı sana indirmiş olmamız onlara yetmedi mi?[419] Şüphesiz bunda inanan bir kavim için bir rahmet ve bir öğüt vardır.
1910 Ankebut 52. Ayet (29:52:18) هُمُ هم humu onlardır هُم
Diyanet İşleri (Yeni) De ki: “Benimle sizin aranızda şahit olarak Allah yeter. O, göklerde ve yerde olanları bilir. Batıla inanıp Allah’ı inkâr edenler var ya; işte onlar asıl ziyana uğrayanlardır.”
1911 Ankebut 53. Ayet (29:53:6) لَجَٓاءَهُمُ لجاءهم le-câehumu onlara hemen gelirdi ج ي أ
Diyanet İşleri (Yeni) Senden azabın çabucak gelmesini istiyorlar. (Hikmet gereği) belirlenmiş bir süre olmasaydı, azap onlara mutlaka gelirdi. Onlar farkında değillerken kendilerine ansızın elbette gelecektir.
1912 Ankebut 53. Ayet (29:53:10) وَهُمْ وهم ve hum ve onlar هُمْ
Diyanet İşleri (Yeni) Senden azabın çabucak gelmesini istiyorlar. (Hikmet gereği) belirlenmiş bir süre olmasaydı, azap onlara mutlaka gelirdi. Onlar farkında değillerken kendilerine ansızın elbette gelecektir.
1913 Ankebut 55. Ayet (29:55:2) يَغْشٰيهُمُ يغشيهم yaġşâhumu onları örter غ ش و
Diyanet İşleri (Yeni) 54,55. Senden azabın çabucak gelmesini istiyorlar. Oysa azap kâfirleri üstlerinden ve ayaklarının altından bürüyeceği gün, şüphesiz cehennem onları mutlaka kuşatmış olacaktır. Allah, onlara, “Yapmakta olduklarınızın cezasını tadın” diyecektir.
1914 Ankebut 59. Ayet (29:59:1) اَلَّذ۪ينَ الذين elleżîne onlar ki ٱلَّذِى
Diyanet İşleri (Yeni) Onlar, sabreden ve yalnız Rablerine tevekkül eden kimselerdir.
1915 Ankebut 60. Ayet (29:60:8) يَرْزُقُهَا يرزقها yerzukuhâ onları da besler ر ز ق
Diyanet İşleri (Yeni) Nice canlılar vardır ki, rızıklarını taşımazlar (yiyecek biriktirmezler). Onları da sizi de Allah rızıklandırır. O, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.
1916 Ankebut 61. Ayet (29:61:2) سَاَلْتَهُمْ سالتهم in-seeltehum onlara desen ki س أ ل
Diyanet İşleri (Yeni) Andolsun, eğer onlara, “Gökleri ve yeri kim yarattı, güneşi ve ayı hizmetinize kim verdi?” diye soracak olsan mutlaka, “Allah” diyeceklerdir. O hâlde nasıl (haktan) döndürülüyorlar?
1917 Ankebut 63. Ayet (29:63:2) سَاَلْتَهُمْ سالتهم se-eltehum onlara sorsan س أ ل
Diyanet İşleri (Yeni) Andolsun, eğer onlara, “Gökten yağmuru kim indirip de onunla yeryüzünü ölümünden sonra diriltti?” diye soracak olsan, mutlaka, “Allah” diyeceklerdir. De ki: “Hamd Allah’a mahsustur.” Fakat onların çoğu akıllarını kullanmazlar.
1918 Ankebut 65. Ayet (29:65:11) نَجّٰيهُمْ نجيهم neccâhum onları salimen çıkarınca ن ج و
Diyanet İşleri (Yeni) Gemiye bindikleri zaman dini Allah’a has kılarak O’na dua ederler. Onları kurtarıp karaya çıkardığı zaman ise bir de bakarsın ki, Allah’a ortak koşuyorlar.
1919 Ankebut 65. Ayet (29:65:15) هُمْ هم hum onlar هُم
Diyanet İşleri (Yeni) Gemiye bindikleri zaman dini Allah’a has kılarak O’na dua ederler. Onları kurtarıp karaya çıkardığı zaman ise bir de bakarsın ki, Allah’a ortak koşuyorlar.
1920 Rum 3. Ayet (30:3:4) وَهُمْ وهم ve hum ve onlar هُمْ
Diyanet İşleri (Yeni) 2,3,4,5. Rumlar, yakın bir yerde yenilgiye uğratıldılar. Onlar yenilgilerinden sonra birkaç yıl içinde galip geleceklerdir. Önce de, sonra da emir Allah’ındır. O gün Allah’ın (Rumlara) zafer vermesiyle mü’minler sevinecektir. Allah, dilediğine yardım eder. O, mutlak güç sahibidir, çok merhametlidir.[422]
1921 Rum 7. Ayet (30:7:6) وَهُمْ وهم ve hum ve onlar هُمْ
Diyanet İşleri (Yeni) Onlar dünya hayatının ancak dış yönünü bilirler. Ahiret konusunda ise tamamen gaflettedirler.
1922 Rum 7. Ayet (30:7:9) هُمْ هم hum onlar هُم
Diyanet İşleri (Yeni) Onlar dünya hayatının ancak dış yönünü bilirler. Ahiret konusunda ise tamamen gaflettedirler.
1923 Rum 9. Ayet (30:9:22) وَجَٓاءَتْهُمْ وجاءتهم ve câethum onlara gelmişti ج ي أ
Diyanet İşleri (Yeni) (Yine) onlar, yeryüzünde dolaşıp kendilerinden öncekilerin sonunun nasıl olduğuna bakmadılar mı? Onlar kendilerinden daha kuvvetli idiler. Yeryüzünü sürüp işlemişler ve orayı kendilerinin imar ettiğinden daha çok imar etmişlerdi. Onlara da peygamberleri apaçık deliller getirmişlerdi. Allah, onlara asla zulmediyor değildi. Fakat onlar kendilerine zulmediyorlardı.
1924 Rum 9. Ayet (30:9:28) لِيَظْلِمَهُمْ ليظلمهم li-yazlimehum onlara zulmedecek ظ ل م
Diyanet İşleri (Yeni) (Yine) onlar, yeryüzünde dolaşıp kendilerinden öncekilerin sonunun nasıl olduğuna bakmadılar mı? Onlar kendilerinden daha kuvvetli idiler. Yeryüzünü sürüp işlemişler ve orayı kendilerinin imar ettiğinden daha çok imar etmişlerdi. Onlara da peygamberleri apaçık deliller getirmişlerdi. Allah, onlara asla zulmediyor değildi. Fakat onlar kendilerine zulmediyorlardı.
1925 Rum 9. Ayet (30:9:30) كَانُٓوا كانوا kânû onlar ك و ن
Diyanet İşleri (Yeni) (Yine) onlar, yeryüzünde dolaşıp kendilerinden öncekilerin sonunun nasıl olduğuna bakmadılar mı? Onlar kendilerinden daha kuvvetli idiler. Yeryüzünü sürüp işlemişler ve orayı kendilerinin imar ettiğinden daha çok imar etmişlerdi. Onlara da peygamberleri apaçık deliller getirmişlerdi. Allah, onlara asla zulmediyor değildi. Fakat onlar kendilerine zulmediyorlardı.
1926 Rum 10. Ayet (30:10:12) بِهَا بها bihâ onlarla بِهَٓا
Diyanet İşleri (Yeni) Sonra, Allah’ın âyetlerini yalanladıkları ve onlarla alay etmekte oldukları için, kötülük işleyenin sonu daha da kötü oldu.
1927 Rum 15. Ayet (30:15:6) فَهُمْ فهم fehum onlar فَهُمْ
Diyanet İşleri (Yeni) İman edip salih ameller işleyenlere gelince, işte onlar cennet bahçelerinde sevindirilirler.
1928 Rum 16. Ayet (30:16:8) فَاُو۬لٰٓئِكَ فاولئك fe-ulâike onlar da أُولَٰئِكَ
Diyanet İşleri (Yeni) İnkâr edip âyetlerimizi ve ahirete kavuşmayı yalanlayanlara gelince, işte onlar azabın içine atılacaklardır.
1929 Rum 28. Ayet (30:28:20) تَخَافُونَهُمْ تخافونهم teḣâfûnehum onlardan çekindiğiniz خ و ف
Diyanet İşleri (Yeni) Allah, size kendinizden şöyle bir örnek getirdi: Kölelerinizden, verdiğimiz rızıklarda sizinle eşit haklara sahip olan ve birbirinizden çekindiğiniz gibi kendilerinden çekindiğiniz ortaklarınız var mı? Düşünen bir topluluk için âyetleri böyle ayrı ayrı açıklıyoruz.
1930 Rum 29. Ayet (30:29:14) لَهُمْ لهم lehum onların لَهُم
Diyanet İşleri (Yeni) Fakat, zulmedenler bilgisizce nefislerinin arzularına uydular. Allah’ın (bu şekilde) saptırdığı kimseleri kim doğru yola iletir? Onların hiçbir yardımcıları yoktur.
1931 Rum 32. Ayet (30:32:2) الَّذ۪ينَ الذين lleżîne onlar ki ٱلَّذِى
Diyanet İşleri (Yeni) 31,32. Allah’a yönelmiş kimseler olarak yüzünüzü hak dine çevirin, O’na karşı gelmekten sakının, namazı dosdoğru kılın ve müşriklerden; dinlerini darmadağınık edip grup grup olan kimselerden olmayın. (Ki onlardan) her bir grup kendi katındaki (dinî anlayış) ile sevinip böbürlenmektedir.
1932 Rum 33. Ayet (30:33:11) اَذَاقَهُمْ اذاقهم eżâkahum onlara taddırdığı ذ و ق
Diyanet İşleri (Yeni) İnsanlara bir zarar dokunduğu zaman, Rablerine yönelerek O’na dua ederler. Sonra Allah, onlara kendinden bir rahmet tattırınca da, bir bakarsın ki içlerinden bir grup, Rablerine ortak koşuyorlar.
1933 Rum 33. Ayet (30:33:16) مِنْهُمْ منهم minhum onlardan مِنْ
Diyanet İşleri (Yeni) İnsanlara bir zarar dokunduğu zaman, Rablerine yönelerek O’na dua ederler. Sonra Allah, onlara kendinden bir rahmet tattırınca da, bir bakarsın ki içlerinden bir grup, Rablerine ortak koşuyorlar.
1934 Rum 35. Ayet (30:35:3) عَلَيْهِمْ عليهم ‘aleyhim onlara عَلَىٰ
Diyanet İşleri (Yeni) Yoksa biz kendilerine bir delil mi indirdik de o, Allah’a ortak koşmaları konusunda (isabetli olduklarını) söylüyor?
1935 Rum 36. Ayet (30:36:8) تُصِبْهُمْ تصبهم tusibhum onlara erişirse ص و ب
Diyanet İşleri (Yeni) İnsanlara bir rahmet tattırdığımız zaman ona sevinirler. Eğer kendi işledikleri şeyler sebebiyle başlarına bir kötülük gelirse, bir de bakarsın ki ümitsizliğe düşerler.
1936 Rum 36. Ayet (30:36:14) هُمْ هم hum onlar هُم
Diyanet İşleri (Yeni) İnsanlara bir rahmet tattırdığımız zaman ona sevinirler. Eğer kendi işledikleri şeyler sebebiyle başlarına bir kötülük gelirse, bir de bakarsın ki ümitsizliğe düşerler.
1937 Rum 38. Ayet (30:38:15) هُمُ هم humu onlar هُم
Diyanet İşleri (Yeni) Öyle ise akrabaya, yoksula, ve yolcuya hakkını ver. Bu, Allah’ın hoşnutluğunu kazanmak isteyenler için daha hayırlıdır. İşte onlar kurtuluşa erenlerdir.
1938 Rum 39. Ayet (30:39:21) هُمُ هم humu onlar هُم
Diyanet İşleri (Yeni) İnsanların malları içinde artsın diye faizle her ne verirseniz, Allah katında artmaz. Ama Allah’ın hoşnutluğunu isteyerek her ne zekât verirseniz; işte bunu yapanlar sevaplarını kat kat arttıranlardır.
1939 Rum 40. Ayet (30:40:22) يُشْرِكُونَ۟ يشركون yuşrikûn(e) onların ortak koştukları ش ر ك
Diyanet İşleri (Yeni) Allah, sizi yaratan, sonra size rızık veren, sonra sizi öldürecek ve daha sonra da diriltecek olandır. Allah’a koştuğunuz ortaklardan, bunlardan herhangi bir şeyi yapabilen var mı? O, onların ortak koştuklarından uzaktır, yücedir.
1940 Rum 41. Ayet (30:41:10) لِيُذ۪يقَهُمْ ليذيقهم li-yużîkahum onlara taddırıyor ذ و ق
Diyanet İşleri (Yeni) İnsanların kendi işledikleri (kötülükler) sebebiyle karada ve denizde bozulma ortaya çıkmıştır. Dönmeleri için Allah, yaptıklarının bazı (kötü) sonuçlarını (dünyada) onlara tattıracaktır.[427]
1941 Rum 41. Ayet (30:41:14) لَعَلَّهُمْ لعلهم le’allehum belki onlar  لَعَلَّكُمْ
Diyanet İşleri (Yeni) İnsanların kendi işledikleri (kötülükler) sebebiyle karada ve denizde bozulma ortaya çıkmıştır. Dönmeleri için Allah, yaptıklarının bazı (kötü) sonuçlarını (dünyada) onlara tattıracaktır.[427]
1942 Rum 42. Ayet (30:42:13) اَكْثَرُهُمْ اكثرهم ekśeruhum onların çoğu ك ث ر
Diyanet İşleri (Yeni) De ki: “Yeryüzünde dolaşın da önceki milletlerin sonlarının nasıl olduğuna bakın.” Onların çoğu Allah’a ortak koşan kimselerdi.
1943 Rum 47. Ayet (30:47:8) فَجَٓاؤُ۫هُمْ فجاؤهم fe-câûhum onlara geldiler ج ي أ
Diyanet İşleri (Yeni) Andolsun, senden önce biz nice peygamberleri kendi kavimlerine gönderdik. Peygamberler onlara apaçık mucizeler getirdiler. Biz de suç işleyenlerden intikam aldık. Mü’minlere yardım etmek ise üzerimizde bir haktır.
1944 Rum 48. Ayet (30:48:27) هُمْ هم hum onlar هُم
Diyanet İşleri (Yeni) Allah, rüzgârları gönderendir. Onlar da bulutları harekete geçirir. Allah, onları dilediği gibi, (bazen) yayar ve (bazen) yoğunlaştırır. Nihayet yağmurun onların arasından çıktığını görürsün. Onu kullarından dilediklerine uğrattığı zaman bir de bakarsın sevinirler.
1945 Rum 49. Ayet (30:49:2) كَانُوا كانوا kânû onlar idiler ك و ن
Diyanet İşleri (Yeni) Oysa onlar daha önce kendilerine yağmur yağdırılmadan evvel kesin bir ümitsizliğe kapılmışlardı.
1946 Rum 53. Ayet (30:53:13) فَهُمْ فهم fehum ve onlar فَهُمْ
Diyanet İşleri (Yeni) Sen, körleri sapkınlıklarından çıkarıp doğru yola iletemezsin. Sen, çağrını ancak âyetlerimize inanıp müslüman olan kimselere işittirebilirsin.
1947 Rum 55. Ayet (30:55:11) كَانُوا كانوا kânû onlar ك و ن
Diyanet İşleri (Yeni) Kıyametin kopacağı gün suçlular, (dünyada) bir andan fazla kalmadıklarına yemin ederler. Onlar (dünyada haktan) işte böyle döndürülüyorlardı.
1948 Rum 57. Ayet (30:57:8) هُمْ هم hum onlardan هُم
Diyanet İşleri (Yeni) O gün zulmedenlere mazeretleri fayda sağlamaz, Allah’ı razı edecek amelleri işleme istekleri de kabul edilmez.
1949 Rum 58. Ayet (30:58:11) جِئْتَهُمْ جئتهم ci/tehum onlara getirsen ج ي أ
Diyanet İşleri (Yeni) Andolsun, biz bu Kur’an’da insanlara her türlü misali verdik. Andolsun, eğer sen onlara bir âyet getirsen, inkâr edenler mutlaka, “Siz ancak asılsız şeyler uyduranlarsınız” derler.