| Sırası | Geçtiği Yer | Arapça | Harekesiz | Okunuşu | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|---|---|---|
| 1 | Âl-i İmran 15. Ayet (3:15:2) | اَؤُ۬نَبِّئُكُمْ | اؤنبئكم | e-unebbi-ukum | size söyleyeyim mi? | ن ب أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | De ki: “Size, onlardan daha hayırlısını haber vereyim mi? Allah’a karşı gelmekten sakınanlar için Rableri katında, içinden ırmaklar akan, içinde ebedî kalacakları cennetler, tertemiz eşler ve Allah’ın rızası vardır.” Allah, kullarını hakkıyla görendir. | |||||
| 2 | Muhammed 31. Ayet (47:31:8) | اَخْبَارَكُمْ | اخباركم | aḣbârakum | söylediğiniz sözleri | خ ب ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Andolsun, içinizden, cihad edenleri ve sabredenleri belirleyinceye ve durumlarınızı ortaya koyuncaya kadar sizi deneyeceğiz. | |||||
| 3 | Kehf 63. Ayet (18:63:15) | اَذْكُرَهُۚ | اذكره | eżkurah(u) | onu söylememi | ذ ك ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Genç, “Gördün mü! Kayaya sığındığımız sırada balığı unutmuşum. –Doğrusu onu sana söylememi bana ancak şeytan unutturdu- Balık şaşılacak bir şekilde denizde yolunu tutup gitmişti” dedi. | |||||
| 4 | En'am 47. Ayet (6:47:2) | اَرَاَيْتَكُمْ | ارايتكم | eraeytekum | söyleyin bana | ر أ ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | De ki: “Ne dersiniz, Allah’ın azabı size beklenmedik bir anda veya açıktan açığa gelse, zalimler toplumundan başkası mı helâk edilecek?” | |||||
| 5 | En'am 46. Ayet (6:46:2) | اَرَاَيْتُمْ | ارايتم | eraeytum | söyleyin bana | ر أ ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | De ki: “Ne dersiniz, eğer Allah sizin kulağınızı ve gözlerinizi alır, kalplerinizi de mühürlerse, Allah’tan başka onu size (geri) getirecek ilâh kimmiş?” Bak, biz âyetleri değişik biçimlerde nasıl açıklıyoruz, sonra onlar nasıl yüz çeviriyorlar? | |||||
| 6 | Yunus 50. Ayet (10:50:0) | اَرَاَيْتُمْ | ارايتم | eraeytum | söyleyin bakalım | ر أ ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | De ki: “Söyleyin bakalım, O’nun azabı size geceleyin veya gündüzün (ansızın) gelecek olsa, suçlular bunun hangisini acele isterler?!” (Bunların hiçbiri istenecek bir şey değildir.) | |||||
| 7 | Hûd 88. Ayet (11:88:4) | اَرَاَيْتُمْ | ارايتم | eraeytum | söyleyin bakalım | ر أ ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Şu’ayb, şöyle dedi: “Ey kavmim! Söyleyin bakayım, ya ben Rabbimden gelen açık bir delil üzere isem ve katından bana güzel bir rızık vermişse!. Ben size yasakladığımı kendim yapmak istemiyorum. Ben sadece gücüm yettiğince (sizi) düzeltmek istiyorum. Başarım ancak Allah’ın yardımı iledir. Ben sadece O’na tevekkül ettim ve sadece O’na yöneliyorum.” | |||||
| 8 | Neml 37. Ayet (27:37:1) | اِرْجِعْ | ارجع | irci’ | dön (söyle) | ر ج ع |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Sen onlara dön. Andolsun, biz onlara, karşı koyamayacakları ordularla gelir ve onları oradan aşağılanmış ve küçük düşürülmüş olarak çıkarırız.” | |||||
| 9 | Tahrim 3. Ayet (66:3:2) | اَسَرَّ | اسر | eserra | gizlice söylemişti | س ر ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Hani peygamber eşlerinden birine, gizli bir söz söylemişti. Fakat eşi o sözü (başkasına) haber verip Allah da bunu peygambere bildirince, peygamber bunun bir kısmını bildirmiş, bir kısmından da vazgeçmişti. Peygamber, bunu ona (sırrı açıklayan eşine) haber verince o, “Bunu sana kim bildirdi?” dedi. Peygamber, “Bunu bana, hakkıyla bilen ve hakkıyla haberdar olan Allah haber verdi” dedi. | |||||
| 10 | Neml 27. Ayet (27:27:3) | اَصَدَقْتَ | اصدقت | esadakte | doğru mu söyledin | ص د ق |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Süleyman, Hüdhüd’e şöyle dedi: “Doğru mu söylüyorsun, yoksa yalancılardan mısın, göreceğiz.” | |||||
| 11 | Nûh 9. Ayet (71:9:3) | اَعْلَنْتُ | اعلنت | a’lentu | açıktan söyledim | ع ل ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Sonra, onlarla hem açıktan açığa, hem de gizli gizli konuştum.” | |||||
| 12 | Mâide 116. Ayet (5:116:23) | اَقُولَ | اقول | ekûle | söylemek | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah, kıyamet günü şöyle diyecek: “Ey Meryem oğlu İsa! Sen mi insanlara, Allah’ı bırakarak beni ve anamı iki ilâh edinin, dedin?” İsa da şöyle diyecek: “Seni bütün eksikliklerden uzak tutarım. Hakkım olmayan bir şeyi söylemem, benim için söz konusu olamaz. Eğer ben onu söylemiş olsaydım, elbette sen bunu bilirdin. Sen benim içimde olanı bilirsin, ama ben sende olanı bilemem. Şüphesiz ki yalnızca sen gaybları hakkıyla bilensin.” | |||||
| 13 | A'raf 105. Ayet (7:105:5) | اَقُولَ | اقول | ekûle | söylememem | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bana, Allah’a karşı sadece gerçeği söylemem yaraşır. Ben size Rabbinizden açık bir delil (mucize) getirdim. Artık İsrailoğullarını benimle gönder.[223] | |||||
| 14 | Mü'min 44. Ayet (40:44:3) | اَقُولُ | اقول | ekûlu | söylediysem | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Size söylediklerimi hatırlayacaksınız. Ben işimi Allah’a havale ediyorum. Şüphesiz Allah, kullarını hakkıyla görendir.” | |||||
| 15 | Ra'd 35. Ayet (13:35:3) | الَّت۪ي | التي | lletî | şöyledir | ٱلَّذِى |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah’a karşı gelmekten sakınanlara va’dolunan cennetin durumu şudur: Onun içinden ırmaklar akar, yemişleri ve gölgeleri devamlıdır. İşte bu, Allah’a karşı gelmekten sakınanların sonudur. İnkâr edenlerin sonu ise ateştir. | |||||
| 16 | Ahzab 53. Ayet (33:53:39) | الْحَقِّۜ | الحق | l-hakk(i) | gerçek(i söylemek)- | ح ق ق |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ey iman edenler! Yemek için çağrılmaksızın ve yemeğin pişmesini beklemeksizin (vakitli vakitsiz) Peygamber’in evlerine girmeyin, çağrıldığınız zaman girin. Yemeği yiyince de hemen dağılın. Sohbet için beklemeyin. Çünkü bu davranışınız Peygamber’i rahatsız etmekte, fakat o sizden de çekinmektedir. Allah ise gerçeği söylemekten çekinmez. Peygamberin hanımlarından bir şey istediğiniz zaman perde arkasından isteyin. Böyle davranmanız hem sizin kalpleriniz, hem de onların kalpleri için daha temizdir. Allah’ın Resûlüne rahatsızlık vermeniz ve kendisinden sonra hanımlarını nikâhlamanız ebediyyen söz konusu olamaz. Çünkü bu, Allah katında büyük bir günahtır. | |||||
| 17 | A'raf 106. Ayet (7:106:11) | الصَّادِق۪ينَ | الصادقين | ssâdikîn(e) | doğru söyleyenler- | ص د ق |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Firavun, “Eğer açık bir delil getirdiysen haydi göster onu bakalım, şayet doğru söyleyenlerden isen” dedi. | |||||
| 18 | Nûr 6. Ayet (24:6:17) | الصَّادِق۪ينَ | الصادقين | ssâdikîn(e) | doğru söyleyenler- | ص د ق |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 6,7. Eşlerine zina isnat edip de kendilerinden başka şahitleri olmayanlara gelince, onların her birinin şahitliği; kendisinin doğru söyleyenlerden olduğuna dair, Allah adına dört defa yemin ederek şahitlik etmesi, beşinci defada da; eğer yalancılardan ise, Allah’ın lânetinin kendi üzerine olmasını ifade etmesiyle yerine gelir. | |||||
| 19 | Yusuf 46. Ayet (12:46:3) | الصِّدّ۪يقُ | الصديق | ssiddîku | çok doğru söyleyen | ص د ق |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Zindana varınca), “Yûsuf! Ey doğru sözlü! Rüyada yedi semiz ineği yedi zayıf ineğin yemesi, bir de yedi yeşil başakla diğer yedi kuru başak hakkında bize yorum yap. Ümid ederim ki (vereceğin bilgi ile) insanlara dönerim de onlar da (senin değerini) bilirler” dedi. | |||||
| 20 | Nisâ 148. Ayet (4:148:7) | الْقَوْلِ | القول | l-kavli | söz söylenmesini | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah, zulme uğrayanın dile getirmesi dışında, çirkin sözün açıklanmasını sevmez. Şüphesiz Allah, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir. | |||||
| 21 | Tevbe 43. Ayet (9:43:0) | الْكَاذِب۪ينَ | الكاذبين | l-kâżibîn(e) | yalan söyleyenler | ك ذ ب |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah, seni affetsin! Doğru söyleyenler sana iyice belli olup, yalancıları bilinceye kadar beklemeden niçin onlara izin verdin? | |||||
| 22 | Nûr 7. Ayet (24:7:9) | الْكَاذِب۪ينَ | الكاذبين | l-kâżibîn(e) | yalan söyleyenler- | ك ذ ب |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 6,7. Eşlerine zina isnat edip de kendilerinden başka şahitleri olmayanlara gelince, onların her birinin şahitliği; kendisinin doğru söyleyenlerden olduğuna dair, Allah adına dört defa yemin ederek şahitlik etmesi, beşinci defada da; eğer yalancılardan ise, Allah’ın lânetinin kendi üzerine olmasını ifade etmesiyle yerine gelir. | |||||
| 23 | Nûr 8. Ayet (24:8:11) | الْكَاذِب۪ينَۙ | الكاذبين | l-kâżibîn(e) | yalan söyleyenler- | ك ذ ب |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 8,9. Kocasının yalancılardan olduğuna dair Allah’ı dört defa şahit getirmesi (Allah adına yemin etmesi), beşinci defada da eğer kocası doğru söyleyenlerden ise Allah’ın gazabının kendi üzerine olmasını dilemesi, kadından cezayı kaldırır. | |||||
| 24 | Neml 56. Ayet (27:56:6) | اَنْ | ان | en | şöyle | أَنْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bunun üzerine kavminin cevabı ancak şöyle demek oldu: “Lût’un ailesini memleketinizden çıkarın. Çünkü onlar temiz kalmak isteyen insanlarmış(!)” | |||||
| 25 | Şûrâ 13. Ayet (42:13:18) | اَنْ | ان | en | şöyle ki | أَنْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Dini dosdoğru tutun ve onda ayrılığa düşmeyin!” diye Nûh’a emrettiğini, sana vahyettiğini, İbrâhim’e, Mûsâ’ya ve İsâ’ya emrettiğini size de din kıldı. Fakat senin kendilerini çağırdığın şey (İslâm dini), Allah’a ortak koşanlara ağır geldi. Allah, ona dilediğini seçer. İçtenlikle kendine yönelenleri de ona ulaştırır. | |||||
| 26 | Bakara 31. Ayet (2:31:10) | اَنْبِؤُ۫ن۪ي | انبؤني | enbiûnî | bana söyleyin | ن ب أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah, Âdem’e bütün varlıkların isimlerini öğretti. Sonra onları meleklere göstererek, “Eğer doğru söyleyenler iseniz, haydi bana bunların isimlerini bildirin” dedi. | |||||
| 27 | Mâide 60. Ayet (5:60:3) | اُنَبِّئُكُمْ | انبئكم | unebbi-ukum | size söyleyeyim mi? | ن ب أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | De ki: “Allah katında cezası bundan daha kötü olanları size haber vereyim mi? Onlar, Allah’ın lânetlediği ve gazabına uğrattığı, içlerinden maymunlar ve domuzlar çıkardığı kimseler ile şeytanlara tapan kimselerdir. İşte bunların yeri daha kötüdür ve onlar doğru yoldan daha çok sapmışlardır.” | |||||
| 28 | Tahrim 3. Ayet (66:3:24) | اَنْبَاَكَ | انباك | enbe-eke | sana söyledi | ن ب أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Hani peygamber eşlerinden birine, gizli bir söz söylemişti. Fakat eşi o sözü (başkasına) haber verip Allah da bunu peygambere bildirince, peygamber bunun bir kısmını bildirmiş, bir kısmından da vazgeçmişti. Peygamber, bunu ona (sırrı açıklayan eşine) haber verince o, “Bunu sana kim bildirdi?” dedi. Peygamber, “Bunu bana, hakkıyla bilen ve hakkıyla haberdar olan Allah haber verdi” dedi. | |||||
| 29 | Zümer 65. Ayet (39:65:2) | اُو۫حِيَ | اوحي | ûhiye | şöyle vahyedildi | و ح ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Andolsun, sana ve senden önceki peygamberlere şöyle vahyedildi: “Eğer Allah’a ortak koşarsan elbette amelin boşa çıkar ve elbette ziyana uğrayanlardan olursun.” | |||||
| 30 | Tâhâ 7. Ayet (20:7:2) | تَجْهَرْ | تجهر | techer | açık da söylesen | ج ه ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Sen sözü açığa vursan da, gizlesen de Allah için birdir. Çünkü O, gizliyi de bilir, ondan daha gizli olanı da. | |||||
| 31 | Zilzâl 4. Ayet (99:4:2) | تُحَدِّثُ | تحدث | tuhaddiśu | söyler | ح د ث |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İşte o gün, yer, kendi haberlerini anlatır. | |||||
| 32 | Nisâ 135. Ayet (4:135:32) | تُعْرِضُوا | تعرضوا | tu’ridû | doğruyu söylemezseniz | ع ر ض |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ey iman edenler! Kendiniz, ana babanız ve en yakınlarınızın aleyhine de olsa, Allah için şahitlik yaparak adaleti titizlikle ayakta tutan kimseler olun. (Şahitlik ettikleriniz) zengin veya fakir de olsalar (adaletten ayrılmayın). Çünkü Allah ikisine de daha yakındır. (Onları sizden çok kayırır.) Öyle ise adaleti yerine getirmede nefsinize uymayın. Eğer (şahitlik ederken gerçeği) çarpıtırsanız veya (şahitlikten) çekinirseniz (bilin ki) şüphesiz Allah, yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır. | |||||
| 33 | Nisâ 81. Ayet (4:81:12) | تَقُولُۜ | تقول | tekûl(u) | söylemiş olduğun | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Sana “baş üstüne” derler. Fakat senin yanından çıktıklarında, içlerinden birtakımı, geceleyin; (senin gündüz) söylediklerinin aksini kurarlar. Allah, onların geceleyin kurduklarını yazmaktadır. Sen onlara aldırma. Allah’a tevekkül et. Vekil olarak Allah yeter.[126] | |||||
| 34 | Hûd 91. Ayet (11:91:8) | تَقُولُ | تقول | tekûlu | senin söylediğin | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Dediler ki: “Ey Şu’ayb! Dediklerinin çoğunu anlamıyoruz. Hem biz seni aramızda zayıf görüyoruz. Eğer kabilen olmasaydı, seni taşa tutardık. Zaten sen bizce itibarlı biri değilsin.” | |||||
| 35 | Cin 5. Ayet (72:5:5) | تَقُولَ | تقول | tekûle | söylemeyeceklerini | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Şüphesiz biz, insanların ve cinlerin Allah hakkında asla yalan söylemeyeceklerini sanıyorduk.” | |||||
| 36 | Bakara 169. Ayet (2:169:6) | تَقُولُوا | تقولوا | tekûlû | ve söylemenizi | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | O, size ancak kötülüğü, hayâsızlığı ve Allah’a karşı bilmediğiniz şeyleri söylemenizi emreder. | |||||
| 37 | Bakara 235. Ayet (2:235:24) | تَقُولُوا | تقولوا | tekûlû | söylemeniz | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Vefat iddeti beklemekte olan) kadınlara kendileri ile evlenmek istediğinizi üstü kapalı olarak anlatmanızda veya bu isteğinizi içinizde saklamanızda sizin için bir günah yoktur. Allah biliyor ki, siz onlara (bunu er geç mutlaka) söyleyeceksiniz. Meşru sözler söylemeniz dışında sakın onlarla gizliden gizliye buluşma yönünde sözleşmeyin. Bekleme müddeti bitinceye kadar da nikâh yapmaya kalkışmayın.[65] Şunu da bilin ki, Allah içinizden geçeni hakkıyla bilir. Onun için Allah’a karşı gelmekten sakının ve yine şunu da bilin ki Allah gerçekten çok bağışlayandır, halîmdir. (Hemen cezalandırmaz, mühlet verir.) | |||||
| 38 | Nisâ 171. Ayet (4:171:9) | تَقُولُوا | تقولوا | takûlû | ve söylemeyin | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ey Kitab ehli! Dininizde sınırları aşmayın ve Allah hakkında ancak hakkı söyleyin. Meryem oğlu İsa Mesih, ancak Allah’ın peygamberi, Meryem’e ulaştırdığı (emriyle onda var ettiği) kelimesi ve kendisinden bir ruhtur. Öyleyse Allah’a ve peygamberlerine iman edin, “(Allah) üçtür” demeyin.[136] Kendi iyiliğiniz için buna son verin. Allah, ancak bir tek ilâhtır. O, çocuk sahibi olmaktan uzaktır. Göklerdeki her şey, yerdeki her şey O’nundur. Vekil olarak Allah yeter. | |||||
| 39 | A'raf 33. Ayet (7:33:24) | تَقُولُوا | تقولوا | tekûlû | söylemenizi | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | De ki: “Rabbim ancak, açık ve gizli çirkin işleri, günahı, haksız saldırıyı, hakkında hiçbir delil indirmediği herhangi bir şeyi Allah’a ortak koşmanızı ve Allah’a karşı bilmediğiniz şeyleri söylemenizi haram kılmıştır.” | |||||
| 40 | Saf 3. Ayet (61:3:6) | تَقُولُوا | تقولوا | tekûlû | söylemenin | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Yapmayacağınız şeyleri söylemeniz, Allah katında büyük gazap gerektiren bir iştir. | |||||
| 41 | Neml 82. Ayet (27:82:10) | تُكَلِّمُهُمْۙ | تكلمهم | tukellimuhum | o onlara söyler | ك ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Kıyametin kopacağına dair) o söz başlarına gelince, onlar için yerden kendilerine bir dâbbe (canlı bir yaratık) çıkarırız. O, onlara insanların âyetlerimize kesin olarak inanmadıklarını söyler. | |||||
| 42 | Mü'minûn 108. Ayet (23:108:5) | تُكَلِّمُونِ | تكلمون | tukellimûn(i) | bana bir şey söylemeyin | ك ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah, ”Aşağılık içinde kalın orada, artık benimle konuşmayın!” der. | |||||
| 43 | En'am 134. Ayet (6:134:3) | تُوعَدُونَ | توعدون | tû’adûne | size söylenen uyarı | و ع د |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Şüphesiz size va’dedilen şeyler mutlaka gelecektir.[193] Siz bunun önüne geçemezsiniz. | |||||
| 44 | Cin 25. Ayet (72:25:6) | تُوعَدُونَ | توعدون | tû’adûne | size söylenen | و ع د |
| Diyanet İşleri (Yeni) | De ki: “Sizin uyarıldığınız şey yakın mıdır, yoksa Rabbim ona uzun bir süre mi koyacaktır, bilemem.” | |||||
| 45 | Ra'd 10. Ayet (13:10:7) | جَهَرَ | جهر | cehera | açık (söyleyen) | ج ه ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (O’na göre) içinizden sözü gizleyen ile açığa vuran, geceleyin gizlenenle gündüz ortaya çıkan eşittir. | |||||
| 46 | Yusuf 42. Ayet (12:42:12) | ذِكْرَ | ذكر | żikra | söylemeyi | ذ ك ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Yûsuf, onlardan kurtulacağını düşündüğü kişiye, “Efendinin yanında beni an”, dedi. Fakat şeytan onu efendisine hatırlatmayı unutturdu da bu yüzden o, birkaç yıl daha zindanda kaldı. | |||||
| 47 | Nâzi'ât 43. Ayet (79:43:4) | ذِكْرٰيهَاۜ | ذكريها | żikrâhâ | onun söyleyesin | ذ ك ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onu bilip söylemek nerede, sen nerede? | |||||
| 48 | Fetih 29. Ayet (48:29:25) | ذٰلِكَ | ذلك | żâlike | şöyledir | ذَٰلِكَ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Muhammed, Allah’ın Resûlüdür. Onunla beraber olanlar, inkârcılara karşı çetin, birbirlerine karşı da merhametlidirler. Onların, rükû ve secde hâlinde, Allah’tan lütuf ve hoşnutluk istediklerini görürsün. Onların secde eseri olan alametleri yüzlerindedir. İşte bu, onların Tevrat’ta ve İncil’de anlatılan durumlarıdır: Onlar filizini çıkarmış, onu kuvvetlendirmiş, kalınlaşmış, gövdesi üzerine dikilmiş, ziraatçıların hoşuna giden bir ekin gibidirler. Allah, kendileri sebebiyle inkârcıları öfkelendirmek için onları böyle sağlam ve dirençli kılar. Allah, içlerinden iman edip salih amel işleyenlere bir bağışlama ve büyük bir mükâfat vaad etmiştir. | |||||
| 49 | Enbiyâ 38. Ayet (21:38:7) | صَادِق۪ينَ | صادقين | sâdikîn(e) | doğru söyleyenler | ص د ق |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bir de “Eğer doğru söyleyenler iseniz, bu tehdit ne zaman gerçekleşecek?” diyorlar. | |||||
| 50 | Âl-i İmran 95. Ayet (3:95:2) | صَدَقَ | صدق | sadeka | doğru söyledi | ص د ق |
| Diyanet İşleri (Yeni) | De ki: “Allah, doğru söylemiştir. Öyle ise hakka yönelen İbrahim’in dinine uyun. O, Allah’a ortak koşanlardan değildi.” | |||||