| Sırası | Geçtiği Yer | Arapça | Harekesiz | Okunuşu | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|---|---|---|
| 1 | Bakara 31. Ayet (2:31:10) | اَنْبِؤُ۫ن۪ي | انبؤني | enbiûnî | bana söyleyin | ن ب أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah, Âdem’e bütün varlıkların isimlerini öğretti. Sonra onları meleklere göstererek, “Eğer doğru söyleyenler iseniz, haydi bana bunların isimlerini bildirin” dedi. | |||||
| 2 | Bakara 59. Ayet (2:59:7) | ق۪يلَ | قيل | kîle | söylenenden | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Derken, onların içindeki zalimler, sözü kendilerine söylenenden başka şekle soktular. Biz de haktan ayrılmaları sebebiyle, o zalimlere gökten bir azap indirdik.[19] | |||||
| 3 | Bakara 71. Ayet (2:71:3) | يَقُولُ | يقول | yekûlu | şöyle diyor | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Mûsâ şöyle dedi: “Rabbim diyor ki; o, çift sürmek, ekin sulamak için boyunduruğa vurulmamış, kusursuz, hiç alacası olmayan bir sığırdır.” Onlar, “İşte, şimdi tam doğrusunu bildirdin” dediler. Nihayet o sığırı kestiler. Neredeyse bunu yapmayacaklardı. | |||||
| 4 | Bakara 83. Ayet (2:83:16) | وَقُولُوا | وقولوا | ve kûlû | ve söyleyin | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Hani, biz İsrailoğulları’ndan, “Allah’tan başkasına ibadet etmeyeceksiniz, anne babaya, yakınlara, yetimlere, yoksullara iyilik edeceksiniz, herkese güzel sözler söyleyeceksiniz, namazı kılacaksınız, zekâtı vereceksiniz” diye söz almıştık. Sonra pek azınız hariç, yüz çevirerek sözünüzden döndünüz. | |||||
| 5 | Bakara 113. Ayet (2:113:17) | قَالَ | قال | kâle | söylediler | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Yahudiler, “Hıristiyanlar bir temel üzerinde değiller” dediler. Hıristiyanlar da, “Yahudiler bir temel üzerinde değiller” dediler. Oysa hepsi Kitab’ı[31] okuyorlar. (Kitab'ı) bilmeyenler de tıpkı bunların söyledikleri gibi demişti. Artık onların aralarında uyuşamadıkları davada, kıyamet gününde hükmü Allah verecektir. | |||||
| 6 | Bakara 118. Ayet (2:118:12) | قَالَ | قال | kâle | söyle(mişler)di | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bilmeyenler, “Allah bizimle konuşsa, ya da bize bir mucize gelse ya!” derler. Bunlardan öncekiler de tıpkı böyle, bunların dedikleri gibi demişti. Onların kalpleri (anlayışları) birbirine benziyor. Biz âyetleri, kesin olarak inanacak bir toplum için açıkladık. | |||||
| 7 | Bakara 139. Ayet (2:139:1) | قُلْ | قل | kul | söyle (onlara) | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlara de ki: “Allah hakkında mı bizimle tartışıp duruyorsunuz? Hâlbuki O, bizim de Rabbimiz, sizin de Rabbinizdir. Bizim işlediklerimiz bize, sizin işledikleriniz size aittir. Biz O’na gönülden bağlanmış kimseleriz.” | |||||
| 8 | Bakara 167. Ayet (2:167:1) | وَقَالَ | وقال | ve kâle | ve şöyle dediler | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Uyanlar şöyle derler: “Keşke dünyaya bir dönüşümüz olsaydı da onların şimdi bizden uzaklaştıkları gibi, biz de onlardan uzaklaşsaydık.” Böylece Allah, onlara işledikleri fiilleri pişmanlık kaynağı olarak gösterir. Onlar ateşten çıkacak da değillerdir. | |||||
| 9 | Bakara 169. Ayet (2:169:6) | تَقُولُوا | تقولوا | tekûlû | ve söylemenizi | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | O, size ancak kötülüğü, hayâsızlığı ve Allah’a karşı bilmediğiniz şeyleri söylemenizi emreder. | |||||
| 10 | Bakara 235. Ayet (2:235:24) | تَقُولُوا | تقولوا | tekûlû | söylemeniz | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Vefat iddeti beklemekte olan) kadınlara kendileri ile evlenmek istediğinizi üstü kapalı olarak anlatmanızda veya bu isteğinizi içinizde saklamanızda sizin için bir günah yoktur. Allah biliyor ki, siz onlara (bunu er geç mutlaka) söyleyeceksiniz. Meşru sözler söylemeniz dışında sakın onlarla gizliden gizliye buluşma yönünde sözleşmeyin. Bekleme müddeti bitinceye kadar da nikâh yapmaya kalkışmayın.[65] Şunu da bilin ki, Allah içinizden geçeni hakkıyla bilir. Onun için Allah’a karşı gelmekten sakının ve yine şunu da bilin ki Allah gerçekten çok bağışlayandır, halîmdir. (Hemen cezalandırmaz, mühlet verir.) | |||||
| 11 | Bakara 250. Ayet (2:250:5) | قَالُوا | قالوا | kâlû | şöyle dediler | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Tâlût’un askerleri) Câlût ve askerleriyle karşı karşıya gelince şöyle dediler: “Ey Rabbimiz! Üzerimize sabır yağdır, ayaklarımızı sağlam bastır ve şu kâfir kavme karşı bize yardım et.” | |||||
| 12 | Bakara 263. Ayet (2:263:1) | قَوْلٌ | قول | kavlun | bir söz (söylemek) | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Güzel bir söz ve bağışlama, peşinden gönül kırma gelen bir sadakadan daha hayırlıdır. Allah, her bakımdan sınırsız zengindir, halîmdir (hemen cezalandırmaz, mühlet verir). | |||||
| 13 | Âl-i İmran 12. Ayet (3:12:1) | قُلْ | قل | kul | söyle | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İnkâr edenlere de ki: “Siz mutlaka yenilgiye uğrayacak ve toplanıp cehenneme doldurulacaksınız. Orası ne fena yataktır!” | |||||
| 14 | Âl-i İmran 15. Ayet (3:15:2) | اَؤُ۬نَبِّئُكُمْ | اؤنبئكم | e-unebbi-ukum | size söyleyeyim mi? | ن ب أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | De ki: “Size, onlardan daha hayırlısını haber vereyim mi? Allah’a karşı gelmekten sakınanlar için Rableri katında, içinden ırmaklar akan, içinde ebedî kalacakları cennetler, tertemiz eşler ve Allah’ın rızası vardır.” Allah, kullarını hakkıyla görendir. | |||||
| 15 | Âl-i İmran 36. Ayet (3:36:3) | قَالَتْ | قالت | kâlet | şöyle söyledi | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onu doğurunca, “Rabbim!” dedi, “Onu kız doğurdum.” -Oysa Allah, onun ne doğurduğunu daha iyi bilir-[87] “Erkek, kız gibi değildir. Ona Meryem adını verdim. Onu ve soyunu kovulmuş şeytandan senin korumana bırakıyorum.” | |||||
| 16 | Âl-i İmran 49. Ayet (3:49:1) | وَرَسُولًا | ورسولا | ve rasûlen | ve bir elçi (şöyle diyen) | ر س ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah, onu İsrailoğullarına bir Peygamber olarak gönderecek (ve o da onlara şöyle diyecek): “Şüphesiz ben size Rabbinizden bir mucize getirdim. Ben çamurdan kuş şeklinde bir şey yapar, ona üflerim. O da Allah’ın izniyle hemen kuş oluverir. Körü ve alacalıyı iyileştiririm ve Allah’ın izniyle ölüleri diriltirim. Evlerinizde ne yiyip ne biriktirdiğinizi size haber veririm. Eğer mü’minler iseniz bunda sizin için elbette bir ibret vardır.” | |||||
| 17 | Âl-i İmran 78. Ayet (3:78:24) | وَيَقُولُونَ | ويقولون | ve yekûlûne | ve söylerler | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlardan (Kitap ehlinden) bir grup var ki, Kitab’dan olmadığı hâlde Kitab’dan sanasınız diye (okudukları) Kitap’tanmış gibi dillerini eğip bükerler ve, “Bu, Allah katındandır” derler. Hâlbuki o, Allah katından değildir. Bile bile Allah’a karşı yalan söylerler. | |||||
| 18 | Âl-i İmran 81. Ayet (3:81:4) | م۪يثَاقَ | ميثاق | mîśâka | şöyle söz | و ث ق |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Hani, Allah peygamberlerden, “Andolsun, size vereceğim her kitap ve hikmetten sonra, elinizdekini doğrulayan bir peygamber geldiğinde, ona mutlaka iman edeceksiniz ve ona mutlaka yardım edeceksiniz” diye söz almış ve, “Bunu kabul ettiniz mi; verdiğim bu ağır görevi üstlendiniz mi?” demişti. Onlar, “Kabul ettik” demişlerdi. Allah da, “Öyleyse şahid olun, ben de sizinle beraber şahit olanlardanım” demişti. | |||||
| 19 | Âl-i İmran 95. Ayet (3:95:2) | صَدَقَ | صدق | sadeka | doğru söyledi | ص د ق |
| Diyanet İşleri (Yeni) | De ki: “Allah, doğru söylemiştir. Öyle ise hakka yönelen İbrahim’in dinine uyun. O, Allah’a ortak koşanlardan değildi.” | |||||
| 20 | Nisâ 5. Ayet (4:5:13) | وَقُولُوا | وقولوا | ve kûlû | ve söyleyin | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah’ın, sizin için geçim kaynağı yaptığı mallarınızı aklı ermezlere vermeyin. O mallarla onları besleyin, giydirin ve onlara güzel söz söyleyin.[106] | |||||
| 21 | Nisâ 8. Ayet (4:8:10) | وَقُولُوا | وقولوا | ve kûlû | ve söyleyin | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Miras taksiminde (kendilerine pay düşmeyen) akrabalar, yetimler ve fakirler hazır bulunurlarsa, onlara da maldan bir şeyler verin ve onlara (gönüllerini alacak) güzel sözler söyleyin. | |||||
| 22 | Nisâ 9. Ayet (4:9:13) | وَلْيَقُولُوا | وليقولوا | vel-yekûlû | ve söylesinler | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kendileri, geriye zayıf çocuklar bıraktıkları takdirde, onlar hakkında endişeye kapılanlar, (yetimler hakkında da) ürperip korksunlar. Allah’a karşı gelmekten sakınsınlar ve doğru söz söylesinler. | |||||
| 23 | Nisâ 63. Ayet (4:63:11) | وَقُلْ | وقل | ve kul | ve söyle | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlar, Allah’ın kalplerindekini bildiği kimselerdir. Öyleyse onlara aldırma. Onlara öğüt ver ve onlara, kendileri hakkında etkili ve güzel söz söyle. | |||||
| 24 | Nisâ 81. Ayet (4:81:12) | تَقُولُۜ | تقول | tekûl(u) | söylemiş olduğun | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Sana “baş üstüne” derler. Fakat senin yanından çıktıklarında, içlerinden birtakımı, geceleyin; (senin gündüz) söylediklerinin aksini kurarlar. Allah, onların geceleyin kurduklarını yazmaktadır. Sen onlara aldırma. Allah’a tevekkül et. Vekil olarak Allah yeter.[126] | |||||
| 25 | Nisâ 108. Ayet (4:108:11) | يُبَيِّتُونَ | يبيتون | yubeyyitûne | geceleyin söyledikleri | ب ي ت |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bunlar, insanlardan gizlenmeye çalışırlar da Allah’tan gizlenmezler. Hâlbuki Allah, geceleyin, razı olmayacağı sözleri kurarlarken onlarla beraberdir. Allah, onların yaptıklarını (ilmiyle) kuşatmıştır. | |||||
| 26 | Nisâ 135. Ayet (4:135:32) | تُعْرِضُوا | تعرضوا | tu’ridû | doğruyu söylemezseniz | ع ر ض |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ey iman edenler! Kendiniz, ana babanız ve en yakınlarınızın aleyhine de olsa, Allah için şahitlik yaparak adaleti titizlikle ayakta tutan kimseler olun. (Şahitlik ettikleriniz) zengin veya fakir de olsalar (adaletten ayrılmayın). Çünkü Allah ikisine de daha yakındır. (Onları sizden çok kayırır.) Öyle ise adaleti yerine getirmede nefsinize uymayın. Eğer (şahitlik ederken gerçeği) çarpıtırsanız veya (şahitlikten) çekinirseniz (bilin ki) şüphesiz Allah, yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır. | |||||
| 27 | Nisâ 148. Ayet (4:148:7) | الْقَوْلِ | القول | l-kavli | söz söylenmesini | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah, zulme uğrayanın dile getirmesi dışında, çirkin sözün açıklanmasını sevmez. Şüphesiz Allah, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir. | |||||
| 28 | Nisâ 171. Ayet (4:171:9) | تَقُولُوا | تقولوا | takûlû | ve söylemeyin | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ey Kitab ehli! Dininizde sınırları aşmayın ve Allah hakkında ancak hakkı söyleyin. Meryem oğlu İsa Mesih, ancak Allah’ın peygamberi, Meryem’e ulaştırdığı (emriyle onda var ettiği) kelimesi ve kendisinden bir ruhtur. Öyleyse Allah’a ve peygamberlerine iman edin, “(Allah) üçtür” demeyin.[136] Kendi iyiliğiniz için buna son verin. Allah, ancak bir tek ilâhtır. O, çocuk sahibi olmaktan uzaktır. Göklerdeki her şey, yerdeki her şey O’nundur. Vekil olarak Allah yeter. | |||||
| 29 | Nisâ 176. Ayet (4:176:4) | يُفْت۪يكُمْ | يفتيكم | yuftîkum | size şöyle açıklıyor | ف ت ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Senden fetva istiyorlar. De ki: “Allah, size “kelâle” (babasız ve çocuksuz kimse)nin mirası hakkında hükmünü açıklıyor: Çocuğu olmayan bir kişi ölür de kız kardeşi bulunursa, bıraktığı malın yarısı onundur. Eğer kız kardeşi ölür ve çocuğu da bulunmazsa, erkek kardeş ona varis olur. Eğer kız kardeşler iki iseler, (erkek kardeşin) bıraktığının üçte ikisi onlarındır. Eğer kardeşler erkekli kızlı iseler, o zaman (bir) erkeğe, iki kızın hissesi kadar (pay) vardır. Sapmayasınız diye Allah size (hükmünü) açıklıyor. Allah, her şeyi hakkıyla bilendir. | |||||
| 30 | Mâide 60. Ayet (5:60:3) | اُنَبِّئُكُمْ | انبئكم | unebbi-ukum | size söyleyeyim mi? | ن ب أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | De ki: “Allah katında cezası bundan daha kötü olanları size haber vereyim mi? Onlar, Allah’ın lânetlediği ve gazabına uğrattığı, içlerinden maymunlar ve domuzlar çıkardığı kimseler ile şeytanlara tapan kimselerdir. İşte bunların yeri daha kötüdür ve onlar doğru yoldan daha çok sapmışlardır.” | |||||
| 31 | Mâide 64. Ayet (5:64:10) | قَالُواۢ | قالوا | kâlû | söylediklerinden | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bir de Yahudiler, “Allah’ın eli bağlıdır” dediler. Söylediklerinden ötürü kendi elleri bağlansın ve lânete uğrasınlar! Hayır, O’nun iki eli de açıktır, dilediği gibi verir. Andolsun, sana Rabbinden indirilen (Kur’an) onlardan birçoğunun azgınlık ve küfrünü artıracaktır. Biz onların arasına kıyamete kadar düşmanlık ve kin saldık. Her ne zaman savaş için bir ateş yakmışlarsa, Allah onu söndürmüştür. Onlar yeryüzünde bozgunculuk çıkarmaya çalışırlar. Allah, bozguncuları sevmez. | |||||
| 32 | Mâide 113. Ayet (5:113:11) | صَدَقْتَنَا | صدقتنا | sadaktenâ | bize doğru söylediğini | ص د ق |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlar, “İstiyoruz ki ondan yiyelim, kalplerimiz yatışsın. Senin bize doğru söylediğini bilelim ve ona, (gözü ile) görmüş şahitlerden olalım” demişlerdi. | |||||
| 33 | Mâide 116. Ayet (5:116:23) | اَقُولَ | اقول | ekûle | söylemek | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah, kıyamet günü şöyle diyecek: “Ey Meryem oğlu İsa! Sen mi insanlara, Allah’ı bırakarak beni ve anamı iki ilâh edinin, dedin?” İsa da şöyle diyecek: “Seni bütün eksikliklerden uzak tutarım. Hakkım olmayan bir şeyi söylemem, benim için söz konusu olamaz. Eğer ben onu söylemiş olsaydım, elbette sen bunu bilirdin. Sen benim içimde olanı bilirsin, ama ben sende olanı bilemem. Şüphesiz ki yalnızca sen gaybları hakkıyla bilensin.” | |||||
| 34 | Mâide 117. Ayet (5:117:2) | قُلْتُ | قلت | kultu | ben söylemedim | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Ben onlara, sadece bana emrettiğin şeyi söyledim: Benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allah’a kulluk edin (dedim.) Aralarında bulunduğum sürece onlara şahit (ve örnek) idim. Ama beni içlerinden aldığında, artık üzerlerine gözetleyici yalnız sen oldun. Sen, her şeye hakkıyla şahitsin.” | |||||
| 35 | En'am 24. Ayet (6:24:3) | كَذَبُوا | كذبوا | keżebû | yalan söylediler | ك ذ ب |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bak, kendilerine karşı nasıl yalan söylediler ve iftira edip durdukları şeyler (uydurma ilâhları) onları nasıl yüzüstü bırakıp kayboluverdi? | |||||
| 36 | En'am 40. Ayet (6:40:14) | كُنْتُمْ | كنتم | kuntum | iseniz (söyleyin) | ك و ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Ey Muhammed!) De ki: “Söyleyin bakalım. Acaba size Allah’ın azabı gelse veya size kıyamet saati gelip çatsa (böyle bir durumda) siz Allah’tan başkasını mı çağırırsınız? Eğer (putların size yararı dokunduğu iddianızda) doğru söyleyenlerseniz (haydi onları yardıma çağırın). | |||||
| 37 | En'am 46. Ayet (6:46:2) | اَرَاَيْتُمْ | ارايتم | eraeytum | söyleyin bana | ر أ ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | De ki: “Ne dersiniz, eğer Allah sizin kulağınızı ve gözlerinizi alır, kalplerinizi de mühürlerse, Allah’tan başka onu size (geri) getirecek ilâh kimmiş?” Bak, biz âyetleri değişik biçimlerde nasıl açıklıyoruz, sonra onlar nasıl yüz çeviriyorlar? | |||||
| 38 | En'am 47. Ayet (6:47:2) | اَرَاَيْتَكُمْ | ارايتكم | eraeytekum | söyleyin bana | ر أ ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | De ki: “Ne dersiniz, Allah’ın azabı size beklenmedik bir anda veya açıktan açığa gelse, zalimler toplumundan başkası mı helâk edilecek?” | |||||
| 39 | En'am 134. Ayet (6:134:3) | تُوعَدُونَ | توعدون | tû’adûne | size söylenen uyarı | و ع د |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Şüphesiz size va’dedilen şeyler mutlaka gelecektir.[193] Siz bunun önüne geçemezsiniz. | |||||
| 40 | En'am 146. Ayet (6:146:28) | لَصَادِقُونَ | لصادقون | lesâdikûn(e) | doğru söyleyenleriz | ص د ق |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Yahudilere tırnaklı hayvanların hepsini haram kıldık. Sığır ve koyunların ise, sırtlarında veya bağırsaklarında bulunanlar, ya da kemiklerine karışanlar dışındaki içyağlarını (yine) onlara haram kıldık. İşte böyle, azgınlıkları sebebiyle onları cezalandırdık.[201] Biz elbette doğru söyleyenleriz. | |||||
| 41 | En'am 152. Ayet (6:152:22) | قُلْتُمْ | قلتم | kultum | söylediğiniz | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Rüşdüne erişinceye kadar yetimin malına ancak en güzel şekilde yaklaşın.[205] Ölçüyü ve tartıyı adaletle tam yapın. Biz herkesi ancak gücünün yettiği kadarıyla sorumlu tutarız.[206] (Birisi hakkında) konuştuğunuz zaman yakınınız bile olsa âdil olun. Allah’a verdiğiniz sözü tutun. İşte bunları Allah size öğüt alasınız diye emretti. | |||||
| 42 | A'raf 33. Ayet (7:33:24) | تَقُولُوا | تقولوا | tekûlû | söylemenizi | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | De ki: “Rabbim ancak, açık ve gizli çirkin işleri, günahı, haksız saldırıyı, hakkında hiçbir delil indirmediği herhangi bir şeyi Allah’a ortak koşmanızı ve Allah’a karşı bilmediğiniz şeyleri söylemenizi haram kılmıştır.” | |||||
| 43 | A'raf 105. Ayet (7:105:5) | اَقُولَ | اقول | ekûle | söylememem | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bana, Allah’a karşı sadece gerçeği söylemem yaraşır. Ben size Rabbinizden açık bir delil (mucize) getirdim. Artık İsrailoğullarını benimle gönder.[223] | |||||
| 44 | A'raf 106. Ayet (7:106:11) | الصَّادِق۪ينَ | الصادقين | ssâdikîn(e) | doğru söyleyenler- | ص د ق |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Firavun, “Eğer açık bir delil getirdiysen haydi göster onu bakalım, şayet doğru söyleyenlerden isen” dedi. | |||||
| 45 | A'raf 162. Ayet (7:162:0) | ق۪يلَ | قيل | kîle | söylenenden | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlardan zulmedenler hemen sözü, kendilerine söylenenden başka şekle soktular. Biz de zulmetmelerine karşılık üzerlerine gökten bir azab gönderdik.[232] | |||||
| 46 | A'raf 169. Ayet (7:169:0) | يَقُولُوا | يقولوا | yekûlû | söylemeyecekler | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Derken, onların ardından yerlerine Kitab’a (Tevrat’a) varis olan (kötü) bir nesil geldi. Şu geçici dünyanın değersiz malını alır ve “(nasıl olsa) biz bağışlanacağız” derlerdi. Kendilerine benzeri bir mal gelse onu da alırlar. Allah hakkında, gerçek dışında bir şey söylemeyeceklerine dair onlardan Kitap’ta söz alınmamış mıydı? Onun içindekileri okumamışlar mıydı? Hâlbuki, Allah’a karşı gelmekten sakınanlar için ahiret yurdu daha hayırlıdır. Hiç düşünmüyor musunuz? | |||||
| 47 | Enfal 31. Ayet (8:31:0) | لَقُلْنَا | لقلنا | lekulnâ | biz de söyleriz | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlara karşı âyetlerimiz okunduğu zaman, “Duyduk, istesek biz de bunun benzerini elbette söyleriz. Bu, eskilerin masallarından başka bir şey değildir” dediler. | |||||
| 48 | Enfal 38. Ayet (8:38:0) | قُلْ | قل | kul | söyle | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ey Muhammed! İnkâr edenlere söyle: Eğer (iman edip, düşmanlık ve savaştan) vazgeçerlerse, geçmiş günahları bağışlanır. Eğer (düşmanlık ve savaşa) dönerlerse, öncekilere uygulanan ilâhî kanun devam etmiş olacaktır.[250] | |||||
| 49 | Enfal 70. Ayet (8:70:0) | قُلْ | قل | kul | söyle | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ey Peygamber! Elinizdeki esirlere söyle: Eğer Allah, kalplerinizde (iman, ihlâs, iyi niyet gibi) bir hayır (olduğunu) bilirse, sizden alınan fidyeden daha hayırlısını size verir ve sizi bağışlar. Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir. | |||||
| 50 | Tevbe 43. Ayet (9:43:0) | صَدَقُوا | صدقوا | sadekû | doğru söyleyen(ler) | ص د ق |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah, seni affetsin! Doğru söyleyenler sana iyice belli olup, yalancıları bilinceye kadar beklemeden niçin onlara izin verdin? | |||||