| Sırası | Geçtiği Yer | Arapça | Harekesiz | Okunuşu | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|---|---|---|
| 1 | Nisâ 30. Ayet (4:30:6) | فَسَوْفَ | فسوف | fe-sevfe | yakında | سَوْفَ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kim haddi aşarak ve zulmederek bunu yaparsa, onu cehennem ateşine atacağız. Bu, Allah’a pek kolaydır. | |||||
| 2 | Nisâ 56. Ayet (4:56:5) | سَوْفَ | سوف | sevfe | yakında | سَوْفَ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Şüphesiz âyetlerimizi inkâr edenleri biz ateşe atacağız. Derileri yanıp döküldükçe, azabı tatmaları için onların derilerini yenileyeceğiz. Şüphesiz Allah, mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir. | |||||
| 3 | Nisâ 74. Ayet (4:74:18) | فَسَوْفَ | فسوف | fe-sevfe | yakında | سَوْفَ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | O hâlde, dünya hayatını ahiret hayatı karşılığında satanlar, Allah yolunda savaşsınlar. Kim Allah yolunda savaşır da öldürülür veya galip gelirse, biz ona büyük bir mükâfat vereceğiz. | |||||
| 4 | Nisâ 114. Ayet (4:114:23) | فَسَوْفَ | فسوف | fe-sevfe | yakında | سَوْفَ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bir sadaka vermeyi, yahut iyilik yapmayı, yahut da insanların arasını düzeltmeyi emredenleri hariç, onların aralarındaki gizli konuşmaların çoğunda hiçbir hayır yoktur. Kim bunları sırf Allah’ın rızasını kazanmak için yaparsa, biz ona büyük bir mükâfat vereceğiz. | |||||
| 5 | Nisâ 146. Ayet (4:146:13) | وَسَوْفَ | وسوف | ve sevfe | yakında | سَوْفَ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ancak tövbe edenler, durumlarını düzeltenler, Allah’ın kitabına sarılanlar ve dinlerini Allah’a has kılanlar müstesnadır. Bunlar mü’minlerle beraberdirler. Allah, mü’minlere büyük bir mükâfat verecektir. | |||||
| 6 | Nisâ 152. Ayet (4:152:11) | سَوْفَ | سوف | sevfe | pek yakında | سَوْفَ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah’a ve peygamberlerine iman edenler ve onlardan hiçbirini diğerlerinden ayırmayanlara gelince, işte onlara Allah mükâfatlarını verecektir. Allah, çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir. | |||||
| 7 | Mâide 14. Ayet (5:14:20) | وَسَوْفَ | وسوف | ve sevfe | ve yakında | سَوْفَ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Biz hıristiyanız” diyenlerden de sağlam söz almıştık. Ama onlar da akıllarından çıkarmamaları istenen şeylerden önemli bir kısmını unuttular. Bu sebeple, biz de aralarına kıyamet gününe kadar sürecek düşmanlık ve kini salıverdik. Allah, ne yapmakta olduklarını onlara bildirecek! | |||||
| 8 | Mâide 54. Ayet (5:54:10) | فَسَوْفَ | فسوف | fe-sevfe | yakında | سَوْفَ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ey iman edenler! Sizden kim dininden dönerse, (bilin ki) Allah onların yerine öyle bir topluluk getirir ki, Allah onları sever, onlar da Allah’ı severler. Onlar mü’minlere karşı alçak gönüllü, kâfirlere karşı güçlü ve onurludurlar. Allah yolunda cihad ederler. (Bu yolda) hiçbir kınayıcının kınamasından da korkmazlar. İşte bu, Allah’ın bir lütfudur. Onu dilediğine verir. Allah, lütfu geniş olandır, hakkıyla bilendir. | |||||
| 9 | En'am 5. Ayet (6:5:6) | فَسَوْفَ | فسوف | fe-sevfe | fakat yakında | سَوْفَ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Nitekim hak (Kur’an) kendilerine gelince onu yalanladılar. Fakat alay ettikleri şeyin haberleri kendilerine ilerde gelecektir.[168] | |||||
| 10 | En'am 67. Ayet (6:67:4) | وَسَوْفَ | وسوف | ve sevfe | yakında | سَوْفَ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Her haberin gerçekleşeceği bir zamanı vardır. İleride bileceksiniz. | |||||
| 11 | En'am 135. Ayet (6:135:9) | فَسَوْفَ | فسوف | fe-sevfe | yakında | سَوْفَ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | De ki: “Ey kavmim! Elinizden geleni yapın. Ben de (görevimi) yapacağım. Ama dünya yurdunun sonucunun kimin olacağını yakında öğreneceksiniz. Şüphesiz, zalimler kurtuluşa eremezler. | |||||
| 12 | A'raf 123. Ayet (7:123:18) | فَسَوْفَ | فسوف | fe-sevfe | ama yakında | سَوْفَ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Firavun, “Ben size izin vermeden ona iman ettiniz ha!” dedi. “Şüphesiz bu halkını oradan çıkarmak için şehirde kurduğunuz bir tuzaktır. Göreceksiniz!” | |||||
| 13 | A'raf 143. Ayet (7:143:22) | فَسَوْفَ | فسوف | fe-sevfe | o zaman | سَوْفَ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Mûsâ, belirlediğimiz yere (Tûr’a) gelip Rabbi de ona konuşunca, “Rabbim! Bana (kendini) göster, sana bakayım” dedi. Allah da, “Beni (dünyada) katiyen göremezsin. Fakat (şu) dağa bak, eğer o yerinde durursa sen de beni görebilirsin.” dedi. Rabbi, dağa tecelli edince[228] onu darmadağın ediverdi. Mûsâ da baygın düştü. Ayılınca, “Seni eksikliklerden uzak tutarım Allah’ım! Sana tövbe ettim. Ben inananların ilkiyim” dedi. | |||||
| 14 | Tevbe 28. Ayet (9:28:0) | فَسَوْفَ | فسوف | fe-sevfe | yakında | سَوْفَ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ey iman edenler! Allah'a ortak koşanlar ancak bir pislikten ibarettir. Artık bu yıllarından sonra, Mescid-i Haram’a yaklaşmasınlar. Eğer yoksulluktan korkarsanız, Allah dilerse lütfuyla sizi zengin kılar. Şüphesiz Allah hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir. | |||||
| 15 | Hûd 39. Ayet (11:39:1) | فَسَوْفَ | فسوف | fe-sevfe | yakında | سَوْفَ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Artık, geldiği kimseyi rezil eden azabın kime geleceğini, kimin üzerine sürekli bir azabın ineceğini ileride anlayacaksınız. | |||||
| 16 | Hûd 93. Ayet (11:93:8) | سَوْفَ | سوف | sevfe | yakında | سَوْفَ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Ey Kavmim! Elinizden geleni yapın. Şüphesiz ben de (elimden geleni) yapacağım. Rezil edici azabın kime geleceğini ve kimin yalancı olduğunu yakında bileceksiniz. Gözleyin. Şüphesiz ben de sizinle beraber gözlüyorum.” | |||||
| 17 | Yusuf 98. Ayet (12:98:2) | سَوْفَ | سوف | sevfe | (şimdi) | سَوْفَ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Yakub, “Rabbimden sizin bağışlanmanızı dileyeceğim. Şüphesiz O, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir” dedi. | |||||
| 18 | Hicr 3. Ayet (15:3:6) | فَسَوْفَ | فسوف | fe-sevfe | yakında | سَوْفَ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bırak onları yesinler (içsinler), yararlansınlar; emelleri onları oyalayadursun. İleride (gerçeği) bilecekler. | |||||
| 19 | Hicr 96. Ayet (15:96:7) | فَسَوْفَ | فسوف | fe-sevfe | yakında | سَوْفَ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 95,96. Şüphesiz biz, Allah ile beraber başka ilâh edinen alaycılara karşı sana yeteriz. İlerde bilecekler. | |||||
| 20 | Nahl 55. Ayet (16:55:5) | فَسَوْفَ | فسوف | fe-sevfe | yakında | سَوْفَ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kendilerine verdiğimiz nimetlere karşı nankörlük etmek için böyle yaparlar. Bir süre daha faydalanın bakalım! Yakında bileceksiniz! | |||||
| 21 | Kehf 87. Ayet (18:87:5) | فَسَوْفَ | فسوف | fe-sevfe | سَوْفَ | |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Zülkarneyn, “Her kim zulmederse, biz onu cezalandıracağız. Sonra o Rabbine döndürülür. O da kendisini görülmedik bir azaba uğratır” dedi. | |||||
| 22 | Meryem 59. Ayet (19:59:9) | فَسَوْفَ | فسوف | fe-sevfe | yakında | سَوْفَ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlardan sonra, namazı zayi eden, şehvet ve dünyevî tutkularının peşine düşen bir nesil geldi. Onlar bu tutumlarından ötürü büyük bir azaba çarptırılacaklardır.[347] | |||||
| 23 | Meryem 66. Ayet (19:66:6) | لَسَوْفَ | لسوف | le-sevfe | muhakkak | سَوْفَ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İnsan, “Öldüğümde gerçekten diri olarak (topraktan) çıkarılacak mıyım?” der. | |||||
| 24 | Furkan 42. Ayet (25:42:10) | وَسَوْفَ | وسوف | ve sevfe | ve yakında | سَوْفَ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 41,42. Onlar seni görünce ancak eğlenceye alırlar. “Allah’ın peygamber olarak gönderdiği adam bu mu? Biz, ilâhlarımıza sımsıkı sarılmasaydık neredeyse bizi ilâhlarımızdan uzaklaştıracaktı” (derler.) Onlar yakında azabı gördükleri zaman, yolca kimin daha sapık olduğunu görecekler. | |||||
| 25 | Furkan 77. Ayet (25:77:10) | فَسَوْفَ | فسوف | fe-sevfe | bu yüzden | سَوْفَ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Ey Muhammed!) De ki: “Duanız olmasa, Rabbim size ne diye değer versin! Siz yalanladınız. Öyle ise azap yakanızı bırakmayacak.” | |||||
| 26 | Şu'arâ 49. Ayet (26:49:13) | فَلَسَوْفَ | فلسوف | fe-lesevfe | öyleyse yakında | سَوْفَ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Firavun, “Ben size izin vermeden ona inandınız ha? Mutlaka o, size sihri öğreten büyüğünüzdür. Yakında bilip göreceksiniz siz! Andolsun, ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama keseceğim ve hepinizi asacağım” dedi. | |||||
| 27 | Ankebut 66. Ayet (29:66:5) | فَسَوْفَ | فسوف | fe-sevfe | ama yakında | سَوْفَ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kendilerine verdiğimiz nimetlere nankörlük etsinler ve bir süre daha faydalansınlar bakalım! İleride bilecekler. | |||||
| 28 | Rum 34. Ayet (30:34:5) | فَسَوْفَ | فسوف | fe-sevfe | yakında | سَوْفَ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kendilerine verdiğimiz nimetleri inkâr etsinler bakalım! Haydi (şimdilik) yararlanın, ama yakında bileceksiniz. | |||||
| 29 | Sâffât 170. Ayet (37:170:3) | فَسَوْفَ | فسوف | fe-sevfe | yakında | سَوْفَ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Fakat (kitap gelince) onu inkâr ettiler. Yakında (sonlarının ne olacağını) bilecekler. | |||||
| 30 | Sâffât 175. Ayet (37:175:2) | فَسَوْفَ | فسوف | fe-sevfe | yakında | سَوْفَ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Gözetle onları, yakında onlar da görecekler. | |||||
| 31 | Sâffât 179. Ayet (37:179:2) | فَسَوْفَ | فسوف | fe-sevfe | yakında | سَوْفَ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Bekle ve) gör. Onlar da yakında görecekler. | |||||
| 32 | Zümer 39. Ayet (39:39:9) | فَسَوْفَ | فسوف | fe-sevfe | yakında | سَوْفَ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 39,40. De ki: “Ey kavmim! Elinizden geleni yapın. Ben de yapacağım. Kişiyi rezil edici azabın kime geleceğini ve sürekli azabın kimin başına ineceğini yakında bileceksiniz!” | |||||
| 33 | Mü'min 70. Ayet (40:70:8) | فَسَوْفَ | فسوف | fe-sevfe | fakat yakında | سَوْفَ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlar, kitabı (Kur’an’ı) ve elçilerimize gönderdiklerimizi yalanlayanlardır. Onlar bilecekler. | |||||
| 34 | Zuhruf 44. Ayet (43:44:5) | وَسَوْفَ | وسوف | ve sevfe | ve yakında | سَوْفَ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Şüphesiz bu Kur’an, sana ve kavmine bir öğüt ve bir şereftir, ondan hesaba çekileceksiniz. | |||||
| 35 | Zuhruf 89. Ayet (43:89:5) | فَسَوْفَ | فسوف | fe-sevfe | yakında | سَوْفَ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Şimdilik sen onları hoş gör ve “size selâm olsun” de. Yakında bilecekler. | |||||
| 36 | Necm 40. Ayet (53:40:3) | سَوْفَ | سوف | sevfe | yakında | سَوْفَ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Şüphesiz onun çalışması ileride görülecektir. | |||||
| 37 | İnşikâk 8. Ayet (84:8:1) | فَسَوْفَ | فسوف | fe-sevfe | yakında | سَوْفَ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Hesabı çok kolay bir şekilde görülecek, | |||||
| 38 | İnşikâk 11. Ayet (84:11:1) | فَسَوْفَ | فسوف | fe-sevfe | sonra yakında | سَوْفَ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 11,12. “Helâk!” diye bağıracak ve alevli ateşe girecektir. | |||||
| 39 | Leyl 21. Ayet (92:21:1) | وَلَسَوْفَ | ولسوف | ve lesevfe | yakında | سَوْفَ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Elbette kendisi de hoşnut olacaktır. | |||||
| 40 | Duhâ 5. Ayet (93:5:1) | وَلَسَوْفَ | ولسوف | ve le-sevfe | ve yakında | سَوْفَ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Şüphesiz, Rabbin sana verecek ve sen de hoşnut olacaksın. | |||||
| 41 | Tekâsür 3. Ayet (102:3:2) | سَوْفَ | سوف | sevfe | yakında | سَوْفَ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Hayır; ileride bileceksiniz! | |||||
| 42 | Tekâsür 4. Ayet (102:4:3) | سَوْفَ | سوف | sevfe | yakında | سَوْفَ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Hayır, Hayır! İleride bileceksiniz! | |||||