| Sırası | Geçtiği Yer | Arapça | Harekesiz | Okunuşu | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|---|---|---|
| 150 | Nisâ 104. Ayet (4:104:12) | تَأْلَمُونَۚ | تألمون | te/lemûn(e) | sizin acı çektiğiniz | أ ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Düşman topluluğunu izlemekte gevşeklik göstermeyin. Eğer siz acı duyuyorsanız, kuşkusuz onlar da sizin acı duyduğunuz gibi acı duyuyorlar. Üstelik siz Allah’tan onların ümit edemeyecekleri şeyleri umuyorsunuz. Allah, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir. | |||||
| 151 | Nisâ 123. Ayet (4:123:2) | بِاَمَانِيِّكُمْ | بامانيكم | bi-emâniyyikum | sizin kuruntularınızla | م ن ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İş, ne sizin kuruntunuza, ne de kitap ehlinin kuruntusuna göredir. Kim kötü bir iş yaparsa, onunla cezalandırılır. O, kendisine Allah’tan başka ne bir dost, ne de bir yardımcı bulabilir. | |||||
| 152 | Nisâ 133. Ayet (4:133:3) | يُذْهِبْكُمْ | يذهبكم | yużhibkum | sizi götürür | ذ ه ب |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ey insanlar! Allah dilerse sizi yok eder ve başkalarını getirir. Allah, buna hakkıyla gücü yetendir. | |||||
| 153 | Nisâ 141. Ayet (4:141:3) | بِكُمْۚ | بكم | bikum | sizi | بِكُمْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlar sizi gözetleyip duran kimselerdir. Eğer Allah tarafından size bir fetih (zafer) nasip olursa, “Biz sizinle beraber değil miydik?” derler. Şayet kâfirlerin (zaferden) bir payı olursa, “Size üstünlük sağlayıp sizi mü’minlerden korumadık mı?” derler. Allah, kıyamet günü aranızda hükmünü verecektir. Allah, mü’minlerin aleyhine kâfirlere hiçbir yol vermeyecektir. | |||||
| 154 | Nisâ 141. Ayet (4:141:13) | مَعَكُمْۘ | معكم | me’akum | sizinle beraber | مَعَ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlar sizi gözetleyip duran kimselerdir. Eğer Allah tarafından size bir fetih (zafer) nasip olursa, “Biz sizinle beraber değil miydik?” derler. Şayet kâfirlerin (zaferden) bir payı olursa, “Size üstünlük sağlayıp sizi mü’minlerden korumadık mı?” derler. Allah, kıyamet günü aranızda hükmünü verecektir. Allah, mü’minlerin aleyhine kâfirlere hiçbir yol vermeyecektir. | |||||
| 155 | Nisâ 141. Ayet (4:141:22) | وَنَمْنَعْكُمْ | ونمنعكم | ve nemna’kum | ve sizi korumadık mı? | م ن ع |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlar sizi gözetleyip duran kimselerdir. Eğer Allah tarafından size bir fetih (zafer) nasip olursa, “Biz sizinle beraber değil miydik?” derler. Şayet kâfirlerin (zaferden) bir payı olursa, “Size üstünlük sağlayıp sizi mü’minlerden korumadık mı?” derler. Allah, kıyamet günü aranızda hükmünü verecektir. Allah, mü’minlerin aleyhine kâfirlere hiçbir yol vermeyecektir. | |||||
| 156 | Mâide 1. Ayet (5:1:8) | لَكُمْ | لكم | lekum | sizin için | لَكُم |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ey iman edenler! Akitlerinizi yerine getirin.[137] İhramlı iken avlanmayı helâl saymamanız kaydıyla[138], okunacak (bildirilecek) olanlardan başka hayvanlar[139], size helâl kılındı. Şüphesiz Allah istediği hükmü verir. | |||||
| 157 | Mâide 2. Ayet (5:2:29) | يَجْرِمَنَّكُمْ | يجرمنكم | yecrimennekum | sizi itmesin | ج ر م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ey iman edenler! Allah’ın (koyduğu din) nişanelerine[140], haram aya[141], hac kurbanına, (bu kurbanlıklara takılı) gerdanlıklara ve de Rab’lerinden bol nimet ve hoşnutluk isteyerek Kâ’be’ye gelenlere sakın saygısızlık etmeyin. İhramdan çıktığınızda (isterseniz) avlanın. Sizi Mescid-i Haram’dan alıkoydular diye birtakımlarına beslediğiniz kin, sakın ha sizi, haddi aşmaya sürüklemesin. İyilik ve takva (Allah’a karşı gelmekten sakınma) üzere yardımlaşın. Ama günah ve düşmanlık üzere yardımlaşmayın. Allah'a karşı gelmekten sakının. Çünkü Allah’ın cezası çok şiddetlidir. | |||||
| 158 | Mâide 2. Ayet (5:2:33) | صَدُّوكُمْ | صدوكم | saddûkum | sizi çevirdiklerinden | ص د د |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ey iman edenler! Allah’ın (koyduğu din) nişanelerine[140], haram aya[141], hac kurbanına, (bu kurbanlıklara takılı) gerdanlıklara ve de Rab’lerinden bol nimet ve hoşnutluk isteyerek Kâ’be’ye gelenlere sakın saygısızlık etmeyin. İhramdan çıktığınızda (isterseniz) avlanın. Sizi Mescid-i Haram’dan alıkoydular diye birtakımlarına beslediğiniz kin, sakın ha sizi, haddi aşmaya sürüklemesin. İyilik ve takva (Allah’a karşı gelmekten sakınma) üzere yardımlaşın. Ama günah ve düşmanlık üzere yardımlaşmayın. Allah'a karşı gelmekten sakının. Çünkü Allah’ın cezası çok şiddetlidir. | |||||
| 159 | Mâide 3. Ayet (5:3:21) | ذَكَّيْتُمْ | ذكيتم | żekkeytum | sizin kestikleriniz | ذ ك و |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ölmüş hayvan, kan, domuz eti, Allah’tan başkası adına boğazlanan, (henüz canı çıkmamış iken) kestikleriniz hariç; boğulmuş, darbe sonucu ölmüş, yüksekten düşerek ölmüş, boynuzlanarak ölmüş ve yırtıcı hayvan tarafından parçalanmış hayvanlar ile dikili taşlar[142] üzerinde boğazlanan hayvanlar, bir de fal oklarıyla kısmet aramanız[143] size haram kılındı. İşte bütün bunlar fısk (Allah’a itaatten kopmak)tır. Bugün kâfirler dininizden (onu yok etmekten) ümitlerini kestiler. Artık onlardan korkmayın, benden korkun. Bugün sizin için dininizi kemale erdirdim. Size nimetimi tamamladım ve sizin için din olarak İslâm’ı seçtim.[144] Kim şiddetli açlık durumunda zorda kalır, günaha meyletmeksizin (haram etlerden) yerse, şüphesiz ki Allah çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir. | |||||
| 160 | Mâide 3. Ayet (5:3:36) | د۪ينِكُمْ | دينكم | dînikum | sizin dininizden | د ي ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ölmüş hayvan, kan, domuz eti, Allah’tan başkası adına boğazlanan, (henüz canı çıkmamış iken) kestikleriniz hariç; boğulmuş, darbe sonucu ölmüş, yüksekten düşerek ölmüş, boynuzlanarak ölmüş ve yırtıcı hayvan tarafından parçalanmış hayvanlar ile dikili taşlar[142] üzerinde boğazlanan hayvanlar, bir de fal oklarıyla kısmet aramanız[143] size haram kılındı. İşte bütün bunlar fısk (Allah’a itaatten kopmak)tır. Bugün kâfirler dininizden (onu yok etmekten) ümitlerini kestiler. Artık onlardan korkmayın, benden korkun. Bugün sizin için dininizi kemale erdirdim. Size nimetimi tamamladım ve sizin için din olarak İslâm’ı seçtim.[144] Kim şiddetli açlık durumunda zorda kalır, günaha meyletmeksizin (haram etlerden) yerse, şüphesiz ki Allah çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir. | |||||
| 161 | Mâide 3. Ayet (5:3:42) | لَكُمْ | لكم | lekum | sizin için | لَكُم |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ölmüş hayvan, kan, domuz eti, Allah’tan başkası adına boğazlanan, (henüz canı çıkmamış iken) kestikleriniz hariç; boğulmuş, darbe sonucu ölmüş, yüksekten düşerek ölmüş, boynuzlanarak ölmüş ve yırtıcı hayvan tarafından parçalanmış hayvanlar ile dikili taşlar[142] üzerinde boğazlanan hayvanlar, bir de fal oklarıyla kısmet aramanız[143] size haram kılındı. İşte bütün bunlar fısk (Allah’a itaatten kopmak)tır. Bugün kâfirler dininizden (onu yok etmekten) ümitlerini kestiler. Artık onlardan korkmayın, benden korkun. Bugün sizin için dininizi kemale erdirdim. Size nimetimi tamamladım ve sizin için din olarak İslâm’ı seçtim.[144] Kim şiddetli açlık durumunda zorda kalır, günaha meyletmeksizin (haram etlerden) yerse, şüphesiz ki Allah çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir. | |||||
| 162 | Mâide 3. Ayet (5:3:48) | لَكُمُ | لكم | lekumu | sizin için | لَكُمُ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ölmüş hayvan, kan, domuz eti, Allah’tan başkası adına boğazlanan, (henüz canı çıkmamış iken) kestikleriniz hariç; boğulmuş, darbe sonucu ölmüş, yüksekten düşerek ölmüş, boynuzlanarak ölmüş ve yırtıcı hayvan tarafından parçalanmış hayvanlar ile dikili taşlar[142] üzerinde boğazlanan hayvanlar, bir de fal oklarıyla kısmet aramanız[143] size haram kılındı. İşte bütün bunlar fısk (Allah’a itaatten kopmak)tır. Bugün kâfirler dininizden (onu yok etmekten) ümitlerini kestiler. Artık onlardan korkmayın, benden korkun. Bugün sizin için dininizi kemale erdirdim. Size nimetimi tamamladım ve sizin için din olarak İslâm’ı seçtim.[144] Kim şiddetli açlık durumunda zorda kalır, günaha meyletmeksizin (haram etlerden) yerse, şüphesiz ki Allah çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir. | |||||
| 163 | Mâide 4. Ayet (5:4:21) | عَلَيْكُمْ | عليكم | ‘aleykum | sizin için | عَلَىٰ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Ey Muhammed!) Sana, kendilerine nelerin helâl kılındığını soruyorlar. De ki: “Size temiz ve hoş olan şeyler, bir de Allah’ın size verdiği yeteneklerle eğitip alıştırdığınız avcı hayvanların tuttuğu (avlar) helâl kılındı. Onların sizin için tuttuklarından yiyin. Onu (av için) salarken üzerine Allah’ın adını anın (besmele çekin). Allah’a karşı gelmekten sakının. Şüphesiz Allah, hesabı çabuk görendir. | |||||
| 164 | Mâide 5. Ayet (5:5:11) | وَطَعَامُكُمْ | وطعامكم | ve ta’âmukum | sizin yemeğiniz de | ط ع م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bu gün size temiz ve hoş şeyler helâl kılındı. Kendilerine kitap verilenlerin yiyecekleri size helâl, sizin yiyecekleriniz de onlara helâldir.[145] Mü’min kadınlardan iffetli olanlarla, daha önce kendilerine kitap verilenlerden olan iffetli kadınlar da, mehirlerini vermeniz kaydıyla; evlenmek, zina etmemek ve gizli dost tutmamak üzere size helâldir. Her kim de inanılması gerekenleri inkâr ederse, bütün işlediği boşa gider. Ahirette de o, ziyana uğrayanlardandır. | |||||
| 165 | Mâide 6. Ayet (5:6:57) | لِيُطَهِّرَكُمْ | ليطهركم | li-yutahhirakum | sizi temizlemek | ط ه ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ey iman edenler! Namaza kalkacağınız zaman yüzlerinizi, dirseklere kadar ellerinizi ve -başlarınıza mesh edip- her iki topuğa kadar da ayaklarınızı yıkayın. Eğer cünüp iseniz, iyice yıkanarak temizlenin. Hasta olursanız veya seferde bulunursanız veya biriniz abdest bozmaktan (def-i hacetten) gelir veya kadınlara dokunur (cinsel ilişkide bulunur) da su bulamazsanız, o zaman temiz bir toprağa yönelin. Onunla yüzlerinizi ve ellerinizi meshedin (Teyemmüm edin). Allah, size herhangi bir güçlük çıkarmak istemez. Fakat O, sizi tertemiz yapmak ve üzerinizdeki nimetini tamamlamak ister ki şükredesiniz. | |||||
| 166 | Mâide 8. Ayet (5:8:11) | يَجْرِمَنَّكُمْ | يجرمنكم | yecrimennekum | sizi saptırmasın | ج ر م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ey iman edenler! Allah için hakkı titizlikle ayakta tutan, adalet ile şahitlik eden kimseler olun. Bir topluma olan kininiz, sakın ha sizi adaletsizliğe itmesin. Âdil olun. Bu, Allah’a karşı gelmekten sakınmaya daha yakındır. Allah’a karşı gelmekten sakının. Şüphesiz Allah, yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır. | |||||
| 167 | Mâide 12. Ayet (5:12:15) | مَعَكُمْۜ | معكم | me’akum | sizinle beraberim | مَعَ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Andolsun, Allah İsrailoğullarından sağlam söz almıştı. Onlardan on iki temsilci -başkan- seçmiştik. Allah, şöyle demişti: “Sizinle beraberim. Andolsun eğer namazı kılar, zekâtı verir ve elçilerime inanır, onları desteklerseniz, (fakirlere gönülden yardımda bulunarak) Allah’a güzel bir borç verirseniz, elbette sizin kötülüklerinizi örterim ve andolsun sizi, içinden ırmaklar akan cennetlere koyarım. Ama bundan sonra sizden kim inkâr ederse, mutlaka o, dümdüz yoldan sapmıştır.” | |||||
| 168 | Mâide 12. Ayet (5:12:29) | عَنْكُمْ | عنكم | ‘ankum | sizin | عَنْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Andolsun, Allah İsrailoğullarından sağlam söz almıştı. Onlardan on iki temsilci -başkan- seçmiştik. Allah, şöyle demişti: “Sizinle beraberim. Andolsun eğer namazı kılar, zekâtı verir ve elçilerime inanır, onları desteklerseniz, (fakirlere gönülden yardımda bulunarak) Allah’a güzel bir borç verirseniz, elbette sizin kötülüklerinizi örterim ve andolsun sizi, içinden ırmaklar akan cennetlere koyarım. Ama bundan sonra sizden kim inkâr ederse, mutlaka o, dümdüz yoldan sapmıştır.” | |||||
| 169 | Mâide 12. Ayet (5:12:31) | وَلَاُدْخِلَنَّكُمْ | ولادخلنكم | ve leudḣilennekum | ve sizi sokarım | د خ ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Andolsun, Allah İsrailoğullarından sağlam söz almıştı. Onlardan on iki temsilci -başkan- seçmiştik. Allah, şöyle demişti: “Sizinle beraberim. Andolsun eğer namazı kılar, zekâtı verir ve elçilerime inanır, onları desteklerseniz, (fakirlere gönülden yardımda bulunarak) Allah’a güzel bir borç verirseniz, elbette sizin kötülüklerinizi örterim ve andolsun sizi, içinden ırmaklar akan cennetlere koyarım. Ama bundan sonra sizden kim inkâr ederse, mutlaka o, dümdüz yoldan sapmıştır.” | |||||
| 170 | Mâide 20. Ayet (5:20:15) | وَجَعَلَكُمْ | وجعلكم | v ece’alekum | ve sizi yaptı | ج ع ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Hani Mûsâ, kavmine demişti ki: “Ey kavmim! Allah’ın, üzerinizdeki nimetini hatırlayın. Hani içinizden peygamberler çıkarmıştı. Sizi hükümdarlar kılmıştı[147] ve (diğer) toplumlardan hiçbirine vermediğini size vermişti.” | |||||
| 171 | Mâide 32. Ayet (5:32:12) | بِغَيْرِ | بغير | bi-ġayri | olmaksızın | غ ي ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bundan dolayı İsrailoğullarına (Kitap’ta) şunu yazdık: “Kim, bir insanı, bir can karşılığı veya yeryüzünde bir bozgunculuk çıkarmak karşılığı olmaksızın öldürürse, o sanki bütün insanları öldürmüştür. Her kim de birini (hayatını kurtararak) yaşatırsa, sanki bütün insanları yaşatmıştır. Andolsun ki, onlara resûllerimiz apaçık deliller (mucize ve âyetler) getirdiler. Ama onlardan birçoğu bundan sonra da (hâlâ) yeryüzünde aşırı gitmektedir. | |||||
| 172 | Mâide 48. Ayet (5:48:37) | لِيَبْلُوَكُمْ | ليبلوكم | li-yebluvekum | sizi sınamak istedi | ب ل و |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Ey Muhammed!) Sana da o Kitab’ı (Kur’an’ı) hak, önündeki kitapları doğrulayıcı, onları gözetici olarak indirdik. Artık, Allah’ın indirdiği ile aralarında hükmet ve sana gelen haktan ayrılıp da onların arzularına uyma. Sizden her biriniz için bir şeriat ve bir yol koyduk. Eğer Allah dileseydi, elbette sizi tek bir ümmet yapardı. Fakat verdiği şeylerde sizi imtihan etmek için ümmetlere ayırdı. Öyle ise iyiliklerde yarışın. Hepinizin dönüşü Allah’adır. O zaman anlaşmazlığa düşmüş olduğunuz şeyleri size bildirecektir. | |||||
| 173 | Mâide 53. Ayet (5:53:11) | لَمَعَكُمْۜ | لمعكم | leme’akum | sizinle beraber olduklarına | مَعَ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (O zaman) iman edenler derler ki: “Sizinle beraber olduklarına dair var güçleriyle Allah’a yemin edenler şunlar mı?” Bunların çabaları boşa çıkmıştır. Böylece ziyan edenler olmuşlardır. | |||||
| 174 | Mâide 55. Ayet (5:55:2) | وَلِيُّكُمُ | وليكم | veliyyukumu | sizin veliniz | و ل ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Sizin dostunuz ancak Allah’tır, Resûlüdür ve Allah’ın emirlerine boyun eğerek namazı kılan, zekâtı veren mü’minlerdir. | |||||
| 175 | Mâide 59. Ayet (5:59:20) | اَكْثَرَكُمْ | اكثركم | ekśerakum | sizin çoğunuz | ك ث ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | De ki: “Ey kitap ehli! Sadece Allah’a, bize indirilene ve daha önce indirilmiş olan (ilâhî kitap)lara inandığımızdan ve çoğunuzun da fasıklar olmasından ötürü bizden hoşlanmıyorsunuz.” | |||||
| 176 | Mâide 72. Ayet (5:72:19) | وَرَبَّكُمْۜ | وربكم | ve rabbekum | ve sizin Rabbiniz olan | ر ب ب |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Andolsun, “Allah, Meryem oğlu Mesih’tir” diyenler kesinlikle kâfir oldu.[154] Oysa Mesih şöyle demişti: “Ey İsrailoğulları! Yalnız, benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allah’a kulluk edin. Kim Allah’a ortak koşarsa, artık, Allah ona cenneti muhakkak haram kılmıştır. Onun barınağı da ateştir. Zalimler için hiçbir yardımcı yoktur.” | |||||
| 177 | Mâide 89. Ayet (5:89:2) | يُؤَاخِذُكُمُ | يؤاخذكم | yuâḣiżukumu | sizi sorumlu tutmaz | أ خ ذ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah, boş bulunarak ettiğiniz yeminlerle sizi sorumlu tutmaz. Ama bile bile yaptığınız yeminlerle sizi sorumlu tutar. Bu durumda yeminin keffareti, ailenize yedirdiğinizin orta hâllisinden on yoksulu doyurmak, yahut onları giydirmek ya da bir köle azat etmektir. Kim (bu imkânı) bulamazsa, onun keffareti üç gün oruç tutmaktır. İşte yemin ettiğiniz vakit yeminlerinizin keffareti budur. Yeminlerinizi tutun. Allah, size âyetlerini işte böyle açıklıyor ki şükredesiniz.[157] | |||||
| 178 | Mâide 89. Ayet (5:89:8) | يُؤَاخِذُكُمْ | يؤاخذكم | yuâḣiżukum | sizi sorumlu tutar | أ خ ذ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah, boş bulunarak ettiğiniz yeminlerle sizi sorumlu tutmaz. Ama bile bile yaptığınız yeminlerle sizi sorumlu tutar. Bu durumda yeminin keffareti, ailenize yedirdiğinizin orta hâllisinden on yoksulu doyurmak, yahut onları giydirmek ya da bir köle azat etmektir. Kim (bu imkânı) bulamazsa, onun keffareti üç gün oruç tutmaktır. İşte yemin ettiğiniz vakit yeminlerinizin keffareti budur. Yeminlerinizi tutun. Allah, size âyetlerini işte böyle açıklıyor ki şükredesiniz.[157] | |||||
| 179 | Mâide 91. Ayet (5:91:12) | وَيَصُدَّكُمْ | ويصدكم | ve yasuddekum | ve sizi alakoymak | ص د د |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Şeytan, içki ve kumarla, ancak aranıza düşmanlık ve kin sokmak; sizi Allah’ı anmaktan ve namazdan alıkoymak ister. Artık vazgeçiyor musunuz? | |||||
| 180 | Mâide 94. Ayet (5:94:5) | لَيَبْلُوَنَّكُمُ | ليبلونكم | leyebluvennekumu | sizi dener | ب ل و |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ey iman edenler! Andolsun, Allah sizleri, ellerinizin ve mızraklarınızın erişebileceği av(lar) ile elbette deneyecek ki, görmediği hâlde kendisinden korkanı ayırıp meydana çıkarsın. Kim bundan (bu açıklamadan) sonra haddini tecavüz ederse, ona elem dolu bir azap vardır. | |||||
| 181 | Mâide 115. Ayet (5:115:5) | عَلَيْكُمْۚ | عليكم | ‘aleykum | sizin üzerinize | عَلَىٰ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah da, “Ben onu size indireceğim. Ama ondan sonra sizden her kim inkâr ederse, artık ben ona kâinatta hiçbir kimseye etmeyeceğim azabı ederim” demişti. | |||||
| 182 | Mâide 117. Ayet (5:117:12) | وَرَبَّكُمْۚ | وربكم | ve rabbekum | ve sizin Rabbiniz olan | ر ب ب |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Ben onlara, sadece bana emrettiğin şeyi söyledim: Benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allah’a kulluk edin (dedim.) Aralarında bulunduğum sürece onlara şahit (ve örnek) idim. Ama beni içlerinden aldığında, artık üzerlerine gözetleyici yalnız sen oldun. Sen, her şeye hakkıyla şahitsin.” | |||||
| 183 | En'am 2. Ayet (6:2:3) | خَلَقَكُمْ | خلقكم | ḣalekakum | sizi yaratıp | خ ل ق |
| Diyanet İşleri (Yeni) | O öyle bir Rab’dır ki, sizi çamurdan yaratmış, sonra (her birinize) bir ecel tayin etmiştir. (Kıyametin kopması için) belirlenmiş bir ecel de O’nun katındadır. Siz ise hâlâ şüphe ediyorsunuz. | |||||
| 184 | En'am 3. Ayet (6:3:8) | سِرَّكُمْ | سركم | sirrakum | sizin gizlinizi | س ر ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Hâlbuki O, göklerde de Allah’tır, yerde de. Sizin gizlinizi de bilir, açığa vurduğunuzu da. Sizin daha ne kazanacağınızı da bilir. | |||||
| 185 | En'am 12. Ayet (6:12:13) | لَيَجْمَعَنَّكُمْ | ليجمعنكم | leyecme’annekum | sizi elbette toplayacaktır | ج م ع |
| Diyanet İşleri (Yeni) | De ki: “Şu göklerdekiler ve yerdekiler kimindir?” “Allah’ındır” de. O, merhamet etmeyi kendine gerekli kıldı. Andolsun sizi mutlaka kıyamet gününe toplayacak. Bunda hiç şüphe yok. Kendilerini ziyana uğratanlar var ya, işte onlar inanmazlar. | |||||
| 186 | En'am 19. Ayet (6:19:10) | وَبَيْنَكُمْ | وبينكم | ve beynekum | sizin aranızda | ب ي ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | De ki: “Şahitlik bakımından hangi şey daha büyüktür?” De ki: “Allah benimle sizin aranızda şahittir.[171] İşte bu Kur’an bana, onunla sizi ve eriştiği herkesi uyarayım diye vahyolundu. Gerçekten siz mi Allah ile beraber başka ilâhlar olduğuna şahitlik ediyorsunuz?” De ki: “Ben şahitlik etmem.” De ki: “O, ancak tek bir ilâhtır ve şüphesiz ben sizin Allah’a ortak koştuğunuz şeylerden uzağım.” | |||||
| 187 | En'am 19. Ayet (6:19:15) | لِاُنْذِرَكُمْ | لانذركم | li-unżirakum | sizi uyarayım | ن ذ ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | De ki: “Şahitlik bakımından hangi şey daha büyüktür?” De ki: “Allah benimle sizin aranızda şahittir.[171] İşte bu Kur’an bana, onunla sizi ve eriştiği herkesi uyarayım diye vahyolundu. Gerçekten siz mi Allah ile beraber başka ilâhlar olduğuna şahitlik ediyorsunuz?” De ki: “Ben şahitlik etmem.” De ki: “O, ancak tek bir ilâhtır ve şüphesiz ben sizin Allah’a ortak koştuğunuz şeylerden uzağım.” | |||||
| 188 | En'am 19. Ayet (6:19:37) | تُشْرِكُونَۢ | تشركون | tuşrikûn(e) | sizin ortak koştuğunuz | ش ر ك |
| Diyanet İşleri (Yeni) | De ki: “Şahitlik bakımından hangi şey daha büyüktür?” De ki: “Allah benimle sizin aranızda şahittir.[171] İşte bu Kur’an bana, onunla sizi ve eriştiği herkesi uyarayım diye vahyolundu. Gerçekten siz mi Allah ile beraber başka ilâhlar olduğuna şahitlik ediyorsunuz?” De ki: “Ben şahitlik etmem.” De ki: “O, ancak tek bir ilâhtır ve şüphesiz ben sizin Allah’a ortak koştuğunuz şeylerden uzağım.” | |||||
| 189 | En'am 31. Ayet (6:31:11) | بَغْتَةً | بغتة | baġteten | ansızın | ب غ ت |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah’ın huzuruna çıkmayı yalanlayanlar gerçekten ziyana uğramıştır. Nihayet onlara ansızın o saat (kıyamet) gelip çatınca, bütün günahlarını sırtlarına yüklenerek, “Hayatta yaptığımız kusurlardan ötürü vay hâlimize!” diyecekler. Dikkat edin, yüklendikleri günah yükü ne kötüdür! | |||||
| 190 | En'am 38. Ayet (6:38:12) | اَمْثَالُكُمْۜ | امثالكم | emśâlukum | sizin gibi | م ث ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Yeryüzünde gezen her türlü canlı ve (gökte) iki kanadıyla uçan her tür kuş, sizin gibi birer topluluktan başka bir şey değildir. Biz Kitap’ta hiçbir şeyi eksik bırakmadık. Sonunda hepsi Rablerinin huzuruna toplanıp getirilecekler. | |||||
| 191 | En'am 44. Ayet (6:44:17) | بَغْتَةً | بغتة | baġteten | ansızın | ب غ ت |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Derken onlar kendilerine hatırlatılanı unuttuklarında, (önce) üzerlerine her şeyin kapılarını açtık. Sonra kendilerine verilenle sevinip şımardıkları sırada, onları ansızın yakaladık da bir anda tüm ümitlerini kaybedip yıkıldılar. | |||||
| 192 | En'am 47. Ayet (6:47:7) | بَغْتَةً | بغتة | baġteten | ansızın | ب غ ت |
| Diyanet İşleri (Yeni) | De ki: “Ne dersiniz, Allah’ın azabı size beklenmedik bir anda veya açıktan açığa gelse, zalimler toplumundan başkası mı helâk edilecek?” | |||||
| 193 | En'am 56. Ayet (6:56:14) | اَهْوَٓاءَكُمْۙ | اهواءكم | ehvâekum | sizin keyiflerinize | ه و ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | De ki: “Sizin, Allah’tan başka ibadet ettiğiniz şeylere ibadet etmem bana kesinlikle yasaklandı. Ben sizin arzularınıza uymam. (Uyarsam) o takdirde sapmış olurum, hidayete erenlerden olmam.” | |||||
| 194 | En'am 58. Ayet (6:58:11) | وَبَيْنَكُمْۜ | وبينكم | ve beynekum | ve sizin aranızda | ب ي ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | De ki: “Sizin acele istediğiniz azap şayet benim elimde olsaydı, benimle sizin aranızda iş elbette bitirilmiş olurdu.” Allah, zalimleri daha iyi bilir.[177] | |||||
| 195 | En'am 60. Ayet (6:60:3) | يَتَوَفّٰيكُمْ | يتوفيكم | yeteveffâkum | sizi öldüren | و ف ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | O, geceleyin sizi ölü gibi kendinizden geçirip alan (uyutan) ve gündüzün kazandıklarınızı bilen, sonra da belirlenmiş eceliniz tamamlanıncaya kadar gündüzleri sizi tekrar diriltendir (uyandırandır). Sonra dönüşünüz yalnız O’nadır. Sonra O, işlemekte olduklarınızı size haber verecektir. | |||||
| 196 | En'am 60. Ayet (6:60:10) | يَبْعَثُكُمْ | يبعثكم | yeb’aśukum | sizi diriltir | ب ع ث |
| Diyanet İşleri (Yeni) | O, geceleyin sizi ölü gibi kendinizden geçirip alan (uyutan) ve gündüzün kazandıklarınızı bilen, sonra da belirlenmiş eceliniz tamamlanıncaya kadar gündüzleri sizi tekrar diriltendir (uyandırandır). Sonra dönüşünüz yalnız O’nadır. Sonra O, işlemekte olduklarınızı size haber verecektir. | |||||
| 197 | En'am 63. Ayet (6:63:3) | يُنَجّ۪يكُمْ | ينجيكم | yuneccîkum | sizi kurtarıyor | ن ج و |
| Diyanet İşleri (Yeni) | De ki: “Sizler, açıktan ve gizlice O’na ‘Eğer bizi bundan kurtarırsa, elbette şükredenlerden olacağız’ diye dua ederken, sizi karanın ve denizin karanlıklarından (tehlikelerinden) kim kurtarır?” | |||||
| 198 | En'am 64. Ayet (6:64:3) | يُنَجّ۪يكُمْ | ينجيكم | yuneccîkum | sizi kurtarıyor | ن ج و |
| Diyanet İşleri (Yeni) | De ki: “Onlardan ve her türlü sıkıntıdan sizi Allah kurtarır. Ama siz yine de O’na ortak koşuyorsunuz.” | |||||
| 199 | En'am 65. Ayet (6:65:7) | عَلَيْكُمْ | عليكم | ‘aleykum | sizin üzerinize | عَلَىٰ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | De ki: “O, size üstünüzden (gökten) veya ayaklarınızın altından (yerden) bir azap göndermeğe, ya da sizi grup grup birbirinize düşürmeğe ve kiminizin şiddetini kiminize tattırmaya gücü yetendir.” Bak, anlasınlar diye, âyetleri değişik biçimlerde nasıl açıklıyoruz. | |||||