| Sırası | Geçtiği Yer | Arapça | Harekesiz | Okunuşu | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|---|---|---|
| 1 | Bakara 119. Ayet (2:119:7) | تُسْـَٔلُ | تسـل | tus-elu | sen sorumlu | س أ ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Şüphesiz biz seni hak ile; müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik. Sen cehennemlik olanlardan sorumlu tutulacak değilsin. | |||||
| 2 | Bakara 134. Ayet (2:134:12) | تُسْـَٔلُونَ | تسـلون | tus-elûne | siz sorulmazsınız | س أ ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlar gelip geçmiş bir ümmettir. Onların kazandıkları kendilerinin, sizin kazandıklarınız sizindir. Siz onların yaptıklarından sorumlu tutulacak değilsiniz. | |||||
| 3 | Bakara 141. Ayet (2:141:12) | تُسْـَٔلُونَ | تسـلون | tus-elûne | sorulmazsınız | س أ ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlar gelip geçmiş bir ümmettir. Onların kazandıkları kendilerinin, sizin kazandıklarınız sizindir. Siz onların yaptıklarından sorumlu tutulacak değilsiniz. | |||||
| 4 | Bakara 186. Ayet (2:186:2) | سَاَلَكَ | سالك | se-eleke | sana sorar(lar)sa | س أ ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kullarım, beni senden sorarlarsa, (bilsinler ki), gerçekten ben (onlara çok) yakınım. Bana dua edince, dua edenin duasına cevap veririm. O hâlde, doğru yolu bulmaları için benim davetime uysunlar, bana iman etsinler. | |||||
| 5 | Bakara 189. Ayet (2:189:1) | يَسْـَٔلُونَكَ | يسـلونك | yes-elûneke | sana soruyorlar | س أ ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Sana, hilâlleri soruyorlar. De ki: “Onlar, insanlar ve hac için vakit ölçüleridir.[53] İyilik, evlere arkalarından girmeniz değildir. Ama iyi davranış, takva sahibi (Allah’a karşı gelmekten sakınan) insanın davranışıdır. Evlere kapılarından girin. Allah’a karşı gelmekten sakının ki kurtuluşa eresiniz.[54] | |||||
| 6 | Bakara 211. Ayet (2:211:1) | سَلْ | سل | sel | sor | س أ ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İsrailoğullarına sor; biz onlara nice açık mucizeler verdik. Kendisine geldikten sonra kim Allah’ın nimetini değiştirirse, (bilsin ki) şüphesiz Allah, cezası pek çetin olandır. | |||||
| 7 | Bakara 215. Ayet (2:215:1) | يَسْـَٔلُونَكَ | يسـلونك | yes-elûneke | sana soruyorlar | س أ ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Sana Allah yolunda ne harcayacaklarını soruyorlar. De ki: “Hayır olarak ne harcarsanız o, ana-baba, akraba, yetimler, fakirler ve yolda kalmışlar içindir. Hayır olarak ne yaparsanız, gerçekten Allah onu hakkıyla bilir.” | |||||
| 8 | Bakara 217. Ayet (2:217:1) | يَسْـَٔلُونَكَ | يسـلونك | yes-elûneke | sana soruyorlar | س أ ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Sana haram ayda savaşmayı soruyorlar. De ki: “O ayda savaş büyük bir günahtır. Allah’ın yolundan alıkoymak, onu inkâr etmek, Mescid-i Haram’ın ziyaretine engel olmak ve halkını oradan çıkarmak, Allah katında daha büyük günahtır. Zulüm ve baskı ise adam öldürmekten daha büyüktür. Onlar, güç yetirebilseler, sizi dininizden döndürünceye kadar sizinle savaşmaya devam ederler. Sizden kim dininden döner de kâfir olarak ölürse, öylelerin bütün yapıp ettikleri dünyada da, ahirette de boşa gitmiştir. Bunlar cehennemliklerdir, orada sürekli kalacaklardır.[62] | |||||
| 9 | Bakara 219. Ayet (2:219:1) | يَسْـَٔلُونَكَ | يسـلونك | yes-elûneke | sana soruyorlar | س أ ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Sana içkiyi ve kumarı sorarlar. De ki: “Onlarda hem büyük günah, hem de insanlar için (bazı zahirî) yararlar vardır. Ama günahları yararlarından büyüktür.” Yine sana Allah yolunda ne harcayacaklarını soruyorlar. De ki: “İhtiyaçtan arta kalanı.” Allah, size âyetleri böyle açıklıyor ki düşünesiniz.[63] | |||||
| 10 | Bakara 219. Ayet (2:219:15) | وَيَسْـَٔلُونَكَ | ويسـلونك | ve yes-elûneke | ve sana soruyorlar | س أ ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Sana içkiyi ve kumarı sorarlar. De ki: “Onlarda hem büyük günah, hem de insanlar için (bazı zahirî) yararlar vardır. Ama günahları yararlarından büyüktür.” Yine sana Allah yolunda ne harcayacaklarını soruyorlar. De ki: “İhtiyaçtan arta kalanı.” Allah, size âyetleri böyle açıklıyor ki düşünesiniz.[63] | |||||
| 11 | Bakara 220. Ayet (2:220:4) | وَيَسْـَٔلُونَكَ | ويسـلونك | ve yes-elûneke | ve sana soruyarlar | س أ ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Dünya ve ahiret hakkında düşünesiniz, diye böyle yapıyor. Bir de sana yetimleri soruyorlar. De ki: “Onların durumlarını düzeltmek hayırlıdır. Eğer onlara karışıp (birlikte yaşar)sanız (sakıncası yok). (Onlar da) sizin kardeşlerinizdir. Allah, bozguncuyu yapıcı olandan ayırır. Allah, dileseydi sizi zora sokardı. Şüphesiz Allah mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir. | |||||
| 12 | Bakara 222. Ayet (2:222:1) | وَيَسْـَٔلُونَكَ | ويسـلونك | ve yes-elûneke | ve sana soruyorlar | س أ ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Sana kadınların ay hâlini sorarlar. De ki: “O bir ezadır (rahatsızlıktır). Ay hâlinde kadınlardan uzak durun. Temizleninceye kadar onlara yaklaşmayın. Temizlendikleri vakit, Allah’ın size emrettiği yerden onlara yaklaşın. Şüphesiz Allah çok tövbe edenleri sever, çok temizlenenleri sever.”[64] | |||||
| 13 | Bakara 225. Ayet (2:225:2) | يُؤَاخِذُكُمُ | يؤاخذكم | yu-âḣiżukumu | sizi sorumlu tutmaz | أ خ ذ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah, sizi kasıtsız yeminlerinizden dolayı sorumlu tutmaz, fakat sizi kalplerinizin kazandığı (bile bile yaptığınız) yeminlerden sorumlu tutar. Allah, çok bağışlayandır, halîmdir. (Hemen cezalandırmaz, mühlet verir.) | |||||
| 14 | Bakara 225. Ayet (2:225:8) | يُؤَاخِذُكُمْ | يؤاخذكم | yu-âḣiżukum | sorumlu tutar | أ خ ذ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah, sizi kasıtsız yeminlerinizden dolayı sorumlu tutmaz, fakat sizi kalplerinizin kazandığı (bile bile yaptığınız) yeminlerden sorumlu tutar. Allah, çok bağışlayandır, halîmdir. (Hemen cezalandırmaz, mühlet verir.) | |||||
| 15 | Bakara 286. Ayet (2:286:15) | تُؤَاخِذْنَٓا | تؤاخذنا | tu-âḣiżnâ | bizi sorumlu tutma | أ خ ذ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah, bir kimseyi ancak gücünün yettiği şeyle yükümlü kılar. Onun kazandığı iyilik kendi yararına, kötülük de kendi zararınadır. (Şöyle diyerek dua ediniz): “Ey Rabbimiz! Unutur, ya da yanılırsak bizi sorumlu tutma! Ey Rabbimiz! Bize, bizden öncekilere yüklediğin gibi ağır yük yükleme. Ey Rabbimiz! Bize gücümüzün yetmediği şeyleri yükleme! Bizi affet, bizi bağışla, bize acı! Sen bizim Mevlâmızsın. Kâfirler topluluğuna karşı bize yardım et.” | |||||
| 16 | Âl-i İmran 75. Ayet (3:75:30) | سَب۪يلٌۚ | سبيل | sebîlun | bir yol (sorumluluk) | س ب ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kitap ehlinden öylesi vardır ki, ona yüklerle mal emanet etsen, onu sana (eksiksiz) iade eder. Fakat onlardan öylesi de vardır ki, ona bir dinar emanet etsen, tepesine dikilip durmadıkça onu sana iade etmez. Bu da onların, “Ümmîlere karşı (yaptıklarımızdan) bize vebal yoktur” demelerinden dolayıdır. Onlar, bile bile Allah’a karşı yalan söylerler.[96] | |||||
| 17 | Nisâ 1. Ayet (4:1:22) | تَسَٓاءَلُونَ | تساءلون | tesâelûne | sorduğunuz | س أ ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ey insanlar! Sizi bir tek nefisten yaratan ve ondan da[104] eşini yaratan; ikisinden birçok erkek ve kadın (meydana getirip) yayan Rabbinize karşı gelmekten sakının. Kendisi adına birbirinizden dilekte bulunduğunuz Allah’a karşı gelmekten ve akrabalık bağlarını koparmaktan sakının. Şüphesiz Allah, üzerinizde bir gözetleyicidir. | |||||
| 18 | Nisâ 84. Ayet (4:84:6) | تُكَلَّفُ | تكلف | tukellefu | sen sorumlu değilsin | ك ل ف |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Ey Muhammed!) Artık Allah yolunda savaş! Sen ancak kendinden sorumlusun! Mü’minleri de savaşa teşvik et. Umulur ki Allah inkâr edenlerin gücünü kırar. Allah’ın gücü daha üstündür, cezası daha şiddetlidir. | |||||
| 19 | Mâide 4. Ayet (5:4:1) | يَسْـَٔلُونَكَ | يسـلونك | yes-elûneke | sana soruyarlar | س أ ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Ey Muhammed!) Sana, kendilerine nelerin helâl kılındığını soruyorlar. De ki: “Size temiz ve hoş olan şeyler, bir de Allah’ın size verdiği yeteneklerle eğitip alıştırdığınız avcı hayvanların tuttuğu (avlar) helâl kılındı. Onların sizin için tuttuklarından yiyin. Onu (av için) salarken üzerine Allah’ın adını anın (besmele çekin). Allah’a karşı gelmekten sakının. Şüphesiz Allah, hesabı çabuk görendir. | |||||
| 20 | Mâide 89. Ayet (5:89:2) | يُؤَاخِذُكُمُ | يؤاخذكم | yuâḣiżukumu | sizi sorumlu tutmaz | أ خ ذ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah, boş bulunarak ettiğiniz yeminlerle sizi sorumlu tutmaz. Ama bile bile yaptığınız yeminlerle sizi sorumlu tutar. Bu durumda yeminin keffareti, ailenize yedirdiğinizin orta hâllisinden on yoksulu doyurmak, yahut onları giydirmek ya da bir köle azat etmektir. Kim (bu imkânı) bulamazsa, onun keffareti üç gün oruç tutmaktır. İşte yemin ettiğiniz vakit yeminlerinizin keffareti budur. Yeminlerinizi tutun. Allah, size âyetlerini işte böyle açıklıyor ki şükredesiniz.[157] | |||||
| 21 | Mâide 89. Ayet (5:89:8) | يُؤَاخِذُكُمْ | يؤاخذكم | yuâḣiżukum | sizi sorumlu tutar | أ خ ذ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah, boş bulunarak ettiğiniz yeminlerle sizi sorumlu tutmaz. Ama bile bile yaptığınız yeminlerle sizi sorumlu tutar. Bu durumda yeminin keffareti, ailenize yedirdiğinizin orta hâllisinden on yoksulu doyurmak, yahut onları giydirmek ya da bir köle azat etmektir. Kim (bu imkânı) bulamazsa, onun keffareti üç gün oruç tutmaktır. İşte yemin ettiğiniz vakit yeminlerinizin keffareti budur. Yeminlerinizi tutun. Allah, size âyetlerini işte böyle açıklıyor ki şükredesiniz.[157] | |||||
| 22 | Mâide 101. Ayet (5:101:6) | تَسْـَٔلُوا | تسـلوا | tes-elû | sormayın | س أ ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ey iman edenler! Size açıklandığı takdirde, sizi üzecek olan şeylere dair soru sormayın.[161] Eğer Kur’an indirilirken bunlara dair soru sorarsanız size açıklanır. (Hâlbuki) Allah onları bağışlamıştır. Allah, çok bağışlayandır, halîmdir (hemen cezalandırmaz, mühlet verir.) | |||||
| 23 | Mâide 101. Ayet (5:101:14) | تَسْـَٔلُوا | تسـلوا | tes-elû | sorarsanız | س أ ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ey iman edenler! Size açıklandığı takdirde, sizi üzecek olan şeylere dair soru sormayın.[161] Eğer Kur’an indirilirken bunlara dair soru sorarsanız size açıklanır. (Hâlbuki) Allah onları bağışlamıştır. Allah, çok bağışlayandır, halîmdir (hemen cezalandırmaz, mühlet verir.) | |||||
| 24 | Mâide 102. Ayet (5:102:2) | سَاَلَهَا | سالها | se-elehâ | onları sormuştu | س أ ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Sizden önceki bir millet o tür şeyleri sordu da sonra o yüzden kâfir oldu. | |||||
| 25 | En'am 52. Ayet (6:52:15) | شَيْءٍ | شيء | şey-in | şey (sorumluluk) | ش ي أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Rab’lerinin rızasını isteyerek sabah akşam O’na dua edenleri yanından kovma. Onların hesabından sana bir şey yok, senin hesabından da onlara bir şey yok ki onları kovasın. Eğer kovarsan zalimlerden olursun.[176] | |||||
| 26 | En'am 52. Ayet (6:52:21) | شَيْءٍ | شيء | şey-in | şey (sorumluk) | ش ي أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Rab’lerinin rızasını isteyerek sabah akşam O’na dua edenleri yanından kovma. Onların hesabından sana bir şey yok, senin hesabından da onlara bir şey yok ki onları kovasın. Eğer kovarsan zalimlerden olursun.[176] | |||||
| 27 | En'am 69. Ayet (6:69:8) | شَيْءٍ | شيء | şey-in | şey (sorumluluk) | ش ي أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah’a karşı gelmekten sakınanlara, onların hesabından bir şey (sorumluluk) yoktur. Fakat üzerlerine düşen bir hatırlatmadır. Belki sakınırlar. | |||||
| 28 | A'raf 6. Ayet (7:6:1) | فَلَنَسْـَٔلَنَّ | فلنسـلن | fe-lenes-elenne | soracağız | س أ ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kendilerine peygamber gönderilenlere mutlaka soracağız.[212] Peygamberlere de elbette soracağız.[213] | |||||
| 29 | A'raf 6. Ayet (7:6:5) | وَلَنَسْـَٔلَنَّ | ولنسـلن | ve lenes-elenne | ve soracağız | س أ ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kendilerine peygamber gönderilenlere mutlaka soracağız.[212] Peygamberlere de elbette soracağız.[213] | |||||
| 30 | A'raf 163. Ayet (7:163:0) | وَسْـَٔلْهُمْ | وسـلهم | ves-elhum | onlara sor | س أ ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Ey Muhammed!) Onlara, deniz kıyısında bulunan kent halkının[233] durumunu sor. Hani onlar Cumartesi (yasağı) konusunda haddi aşıyorlardı. Zira tatil yaptıkları Cumartesi günü balıklar onlara akın akın geliyor, tatil yapmadıkları (diğer) günlerde ise gelmiyorlardı. İşte onları yoldan çıkmaları sebebiyle böyle imtihan ediyorduk.[234] | |||||
| 31 | A'raf 187. Ayet (7:187:0) | يَسْـَٔلُونَكَ | يسـلونك | yes-elûneke | sana soruyorlar | س أ ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Sana kıyametin ne zaman kopacağını soruyorlar. De ki: “Onun bilgisi ancak Rabbimin katındadır. Onu vaktinde ancak O (Allah) ortaya çıkaracaktır. O göklere de, yere de ağır basmıştır. O, size ancak ansızın gelecektir.” Sanki senin ondan haberin varmış gibi sana soruyorlar. De ki: “Onun bilgisi sadece Allah katındadır. Fakat insanların çoğu bilmiyorlar.” | |||||
| 32 | A'raf 187. Ayet (7:187:0) | يَسْـَٔلُونَكَ | يسـلونك | yes-elûneke | sana soruyorlar | س أ ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Sana kıyametin ne zaman kopacağını soruyorlar. De ki: “Onun bilgisi ancak Rabbimin katındadır. Onu vaktinde ancak O (Allah) ortaya çıkaracaktır. O göklere de, yere de ağır basmıştır. O, size ancak ansızın gelecektir.” Sanki senin ondan haberin varmış gibi sana soruyorlar. De ki: “Onun bilgisi sadece Allah katındadır. Fakat insanların çoğu bilmiyorlar.” | |||||
| 33 | Enfal 1. Ayet (8:1:0) | يَسْـَٔلُونَكَ | يسـلونك | yes-elûneke | sana sorarlar | س أ ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Ey Muhammed!) Sana ganimetler hakkında soruyorlar. De ki: “Ganimetler, Allah’a ve Resûlüne aittir. O hâlde, eğer mü’minler iseniz Allah’a karşı gelmekten sakının, aranızı düzeltin, Allah ve Rasûlüne itaat edin.” | |||||
| 34 | Tevbe 65. Ayet (9:65:0) | سَاَلْتَهُمْ | سالتهم | se-eltehum | onlara sorsan | س أ ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Şâyet kendilerine (niçin alay ettiklerini) sorsan, “Biz sadece lâfa dalmıştık ve aramızda eğleniyorduk”, derler. De ki: “Allah’la, O’nun âyetleriyle ve peygamberiyle mi eğleniyordunuz?” | |||||
| 35 | Tevbe 92. Ayet (9:92:0) | وَلَا | ولا | velâ | ve yoktur (sorumluluk) | لَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kendilerini bindirip (cepheye) sevk edesin diye sana geldikleri zaman, senin, “Sizi bindirebileceğim bir şey bulamıyorum” dediğin; bu uğurda harcayacakları bir şey bulamadıklarından dolayı üzüntüden gözleri yaş döke döke geri dönen kimselere de bir sorumluluk yoktur. | |||||
| 36 | Yunus 53. Ayet (10:53:0) | وَيَسْتَنْبِؤُ۫نَكَ | ويستنبؤنك | ve yestenbiûneke | senden soruyorlar | ن ب أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “O (azap) gerçek midir?” diye senden haber soruyorlar. De ki: “Evet, Rabbime andolsun ki o elbette gerçektir. Siz (bu konuda Allah’ı) âciz kılacak değilsiniz.” | |||||
| 37 | Yunus 94. Ayet (10:94:0) | فَسْـَٔلِ | فسـل | fes-eli | o halde sor | س أ ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Eğer sana indirdiğimiz şeyden şüphe içinde isen, senden önce Kitab’ı (Tevrat’ı) okuyanlara sor. Andolsun ki, sana Rabbinden hak gelmiştir. O hâlde, sakın şüphe edenlerden olma! | |||||
| 38 | Yusuf 7. Ayet (12:7:7) | لِلسَّٓائِل۪ينَ | للسائلين | li-ssâilîn(e) | soranlar için | س أ ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Andolsun, Yûsuf ve kardeşlerinde (hakikati arayıp) soranlar için ibretler vardır. | |||||
| 39 | Yusuf 41. Ayet (12:41:20) | تَسْتَفْتِيَانِۜ | تستفتيان | testeftiyân(i) | sorduğunuz | ف ت ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Ey zindan arkadaşlarım! (Rüyanızın yorumuna gelince,) biriniz efendisine şarap sunacak, diğeri ise asılacak ve kuşlar başından yiyecektir. Yorumunu sorduğunuz iş böylece kesinleşmiştir.” | |||||
| 40 | Yusuf 50. Ayet (12:50:12) | فَسْـَٔلْهُ | فسـله | fes-elhu | ve ona sor | س أ ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kral, “Onu bana getirin” dedi. Elçi, Yûsuf’a gelince (Yûsuf) dedi ki: “Efendine dön de, ellerini kesen o kadınların derdi ne idi, diye sor. Şüphesiz Rabbim onların hilesini hakkıyla bilendir.” | |||||
| 41 | Yusuf 82. Ayet (12:82:1) | وَسْـَٔلِ | وسـل | ves-eli | (istersen) sor | س أ ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Bulunduğumuz kent halkına ve aralarında olduğumuz kervana da sor. Şüphesiz biz doğru söyleyenleriz.” | |||||
| 42 | Hicr 92. Ayet (15:92:2) | لَنَسْـَٔلَنَّهُمْ | لنسـلنهم | lenes-elennehum | biz mutlaka soracağız | س أ ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 92,93. Rabbine andolsun, onların hepsine yapmakta olduklarını mutlaka soracağız. | |||||
| 43 | Nahl 43. Ayet (16:43:9) | فَسْـَٔلُٓوا | فسـلوا | fes-elû | sorun | س أ ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Senden önce de ancak, kendilerine vahyettiğimiz birtakım erkekleri peygamber olarak gönderdik. Eğer bilmiyorsanız ilim sahiplerine sorun.[304] | |||||
| 44 | Nahl 56. Ayet (16:56:9) | لَتُسْـَٔلُنَّ | لتسـلن | letus-elunne | siz mutlaka sorulacaksınız | س أ ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bir de kendilerine rızık olarak verdiklerimizden (mahiyetini) bilmedikleri şeylere (putlara) pay ayırıyorlar. Allah’a andolsun ki, uydurmakta olduğunuz şeylerden mutlaka sorguya çekileceksiniz. | |||||
| 45 | Nahl 93. Ayet (16:93:14) | وَلَتُسْـَٔلُنَّ | ولتسـلن | ve letus-elunne | ve siz mutlaka sorulacaksınız | س أ ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah dileseydi, sizi tek bir ümmet yapardı. Fakat O, dilediğini saptırır, dilediğini de doğru yola iletir. Yapmakta olduğunuz şeylerden mutlaka sorguya çekileceksiniz. | |||||
| 46 | İsrâ 34. Ayet (17:34:17) | مَسْؤُ۫لًا | مسؤلا | mes-ûlâ(n) | sorulacaktır | س أ ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Rüştüne erişinceye kadar, yetimin malına ancak en güzel şekilde yaklaşın, verdiğiniz sözü de yerine getirin. Çünkü söz (veren sözünden) sorumludur. | |||||
| 47 | İsrâ 36. Ayet (17:36:16) | مَسْؤُ۫لًا | مسؤلا | mes-ûlâ(n) | sorumludur | س أ ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Hakkında kesin bilgi sahibi olmadığın şeyin peşine düşme. Çünkü kulak, göz ve kalp, bunların hepsi ondan sorumludur. | |||||
| 48 | İsrâ 85. Ayet (17:85:1) | وَيَسْـَٔلُونَكَ | ويسـلونك | ve yes-elûneke | ve sana sorarlar | س أ ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Sana ruh hakkında soru soruyorlar. De ki: “Ruh, Rabbimin bileceği bir şeydir. Size pek az ilim verilmiştir.” | |||||
| 49 | İsrâ 101. Ayet (17:101:7) | فَسْـَٔلْ | فسـل | fes-el | sor | س أ ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Andolsun, biz Mûsâ’ya apaçık dokuz mucize verdik. İsrailoğullarına sor (sana anlatsınlar): Hani Mûsâ onlara gelmiş ve Firavun da ona, “Ben senin kesinlikle büyülendiğini zannediyorum ey Mûsâ!” demişti.[323] | |||||
| 50 | Kehf 19. Ayet (18:19:3) | لِيَتَسَٓاءَلُوا | ليتساءلوا | li-yetesâelû | sormaları için | س أ ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Böylece biz, birbirlerine sorsunlar diye onları uyandırdık. İçlerinden biri: “Ne kadar kaldınız”? dedi. (Bir kısmı) “Bir gün, ya da bir günden az”, dediler. (Diğerleri de) şöyle dediler: “Ne kadar kaldığınızı Rabbiniz daha iyi bilir. Şimdi siz birinizi şu gümüş para ile kente gönderin de baksın; (şehir halkından) hangisinin yiyeceği daha temiz ve lezzetli ise ondan size bir rızık getirsin. Ayrıca, çok nazik davransın (da dikkat çekmesin) ve sizi hiçbir kimseye sakın sezdirmesin.” | |||||