| Sırası | Geçtiği Yer | Arapça | Harekesiz | Okunuşu | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|---|---|---|
| 500 | Mâide 110. Ayet (5:110:17) | تُكَلِّمُ | تكلم | tukellimu | konuşuyordun | ك ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | O gün Allah, şöyle diyecek: “Ey Meryem oğlu İsa! Senin üzerindeki ve annen üzerindeki nimetimi düşün. Hani, seni Ruhu’l-Kudüs (Cebrail) ile desteklemiştim. Beşikte iken de, yetişkin iken de insanlara konuşuyordun.[164] Hani, sana kitabı, hikmeti, Tevrat’ı, İncil’i de öğretmiştim.[165] Hani iznimle çamurdan kuş şekline benzer bir şey yapıyordun da içine üflüyordun, benim iznimle hemen bir kuş oluyordu.[166] Yine benim iznimle doğuştan körü ve alacalıyı iyileştiriyordun. Hani benim iznimle ölüleri de (hayata) çıkarıyordun. Hani sen, İsrailoğullarına açık mucizeler getirdiğin zaman, ben seni onlardan kurtarmıştım da onlardan inkâr edenler, “Bu, ancak açık bir büyüdür” demişlerdi. | |||||
| 501 | Mâide 114. Ayet (5:114:12) | تَكُونُ | تكون | tekûnu | olsun | ك و ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Meryem oğlu İsa, “Ey Allahım! Ey Rabbimiz! Bize gökten bir sofra indir ki; önce gelenlerimize (zamanımızdaki dindaşlarımıza) ve sonradan geleceklerimize bir bayram ve senden (gelen) bir mucize olsun. Bizi rızıklandır. Sen rızıklandıranların en hayırlısısın” dedi. | |||||
| 502 | Mâide 114. Ayet (5:114:17) | وَاٰيَةً | واية | ve âyeten | ve bir mu'cize (olsun) | أ ي ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Meryem oğlu İsa, “Ey Allahım! Ey Rabbimiz! Bize gökten bir sofra indir ki; önce gelenlerimize (zamanımızdaki dindaşlarımıza) ve sonradan geleceklerimize bir bayram ve senden (gelen) bir mucize olsun. Bizi rızıklandır. Sen rızıklandıranların en hayırlısısın” dedi. | |||||
| 503 | Mâide 116. Ayet (5:116:42) | اِنَّكَ | انك | inneke | şüphesiz sen | إِنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah, kıyamet günü şöyle diyecek: “Ey Meryem oğlu İsa! Sen mi insanlara, Allah’ı bırakarak beni ve anamı iki ilâh edinin, dedin?” İsa da şöyle diyecek: “Seni bütün eksikliklerden uzak tutarım. Hakkım olmayan bir şeyi söylemem, benim için söz konusu olamaz. Eğer ben onu söylemiş olsaydım, elbette sen bunu bilirdin. Sen benim içimde olanı bilirsin, ama ben sende olanı bilemem. Şüphesiz ki yalnızca sen gaybları hakkıyla bilensin.” | |||||
| 504 | Mâide 117. Ayet (5:117:17) | دُمْتُ | دمت | dumtu | olduğum sürece | د و م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Ben onlara, sadece bana emrettiğin şeyi söyledim: Benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allah’a kulluk edin (dedim.) Aralarında bulunduğum sürece onlara şahit (ve örnek) idim. Ama beni içlerinden aldığında, artık üzerlerine gözetleyici yalnız sen oldun. Sen, her şeye hakkıyla şahitsin.” | |||||
| 505 | Mâide 118. Ayet (5:118:3) | فَاِنَّهُمْ | فانهم | fe-innehum | şüphesiz onlar | إِنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Eğer onlara azap edersen, şüphe yok ki onlar senin kullarındır. Eğer onları bağışlarsan, yine şüphe yok ki sen mutlak güç sahibisin, hüküm ve hikmet sahibisin. | |||||
| 506 | Mâide 118. Ayet (5:118:8) | فَاِنَّكَ | فانك | fe-inneke | şüphesiz sen | إِنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Eğer onlara azap edersen, şüphe yok ki onlar senin kullarındır. Eğer onları bağışlarsan, yine şüphe yok ki sen mutlak güç sahibisin, hüküm ve hikmet sahibisin. | |||||
| 507 | Mâide 118. Ayet (5:118:10) | الْعَز۪يزُ | العزيز | l-’azîzu | daima üstünsün | ع ز ز |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Eğer onlara azap edersen, şüphe yok ki onlar senin kullarındır. Eğer onları bağışlarsan, yine şüphe yok ki sen mutlak güç sahibisin, hüküm ve hikmet sahibisin. | |||||
| 508 | En'am 1. Ayet (6:1:1) | اَلْحَمْدُ | الحمد | el-hamdu | hamdolsun | ح م د |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Hamd, gökleri ve yeri yaratan, karanlıkları ve aydınlığı var eden Allah’a mahsustur. Böyle iken inkâr edenler başka şeyleri Rablerine denk tutuyorlar. | |||||
| 509 | En'am 2. Ayet (6:2:8) | اَجَلًاۜ | اجلا | ecelâ(en) | bir süre | أ ج ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | O öyle bir Rab’dır ki, sizi çamurdan yaratmış, sonra (her birinize) bir ecel tayin etmiştir. (Kıyametin kopması için) belirlenmiş bir ecel de O’nun katındadır. Siz ise hâlâ şüphe ediyorsunuz. | |||||
| 510 | En'am 2. Ayet (6:2:9) | وَاَجَلٌ | واجل | ve ecelun | ve bir süre | أ ج ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | O öyle bir Rab’dır ki, sizi çamurdan yaratmış, sonra (her birinize) bir ecel tayin etmiştir. (Kıyametin kopması için) belirlenmiş bir ecel de O’nun katındadır. Siz ise hâlâ şüphe ediyorsunuz. | |||||
| 511 | En'am 2. Ayet (6:2:14) | تَمْتَرُونَ | تمترون | temterûn(e) | kuşkulanıyorsunuz | م ر ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | O öyle bir Rab’dır ki, sizi çamurdan yaratmış, sonra (her birinize) bir ecel tayin etmiştir. (Kıyametin kopması için) belirlenmiş bir ecel de O’nun katındadır. Siz ise hâlâ şüphe ediyorsunuz. | |||||
| 512 | En'am 9. Ayet (6:9:6) | وَلَلَبَسْنَا | وللبسنا | ve lelebesnâ | ve yine düşürürdük | ل ب س |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Eğer onu (Peygamberi) bir melek kılsaydık yine onu bir adam (suretinde) yapardık[169] ve onları yine içinde bulundukları karmaşaya düşürmüş olurduk.[170] | |||||
| 513 | En'am 12. Ayet (6:12:18) | رَيْبَ | ريب | raybe | şüphe olmayan | ر ي ب |
| Diyanet İşleri (Yeni) | De ki: “Şu göklerdekiler ve yerdekiler kimindir?” “Allah’ındır” de. O, merhamet etmeyi kendine gerekli kıldı. Andolsun sizi mutlaka kıyamet gününe toplayacak. Bunda hiç şüphe yok. Kendilerini ziyana uğratanlar var ya, işte onlar inanmazlar. | |||||
| 514 | En'am 15. Ayet (6:15:2) | اِنّ۪ٓي | اني | innî | şüphesiz ben | إِنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | De ki: “Ben Rabbime isyan edersem gerçekten, büyük bir günün (kıyamet gününün) azabından korkarım.” | |||||
| 515 | En'am 17. Ayet (6:17:13) | فَهُوَ | فهو | fe-huve | kuşkusuz O | فَهُوَ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Şayet Allah sana bir zarar dokundursa, bunu O’ndan başka giderecek yoktur. Fakat sana bir hayır dokunduracak olsa onu da kimse gideremez. Bil ki O, her şeye hakkıyla gücü yetendir. | |||||
| 516 | En'am 19. Ayet (6:19:20) | لَتَشْهَدُونَ | لتشهدون | leteşhedûne | şahidlik ediyor musunuz? | ش ه د |
| Diyanet İşleri (Yeni) | De ki: “Şahitlik bakımından hangi şey daha büyüktür?” De ki: “Allah benimle sizin aranızda şahittir.[171] İşte bu Kur’an bana, onunla sizi ve eriştiği herkesi uyarayım diye vahyolundu. Gerçekten siz mi Allah ile beraber başka ilâhlar olduğuna şahitlik ediyorsunuz?” De ki: “Ben şahitlik etmem.” De ki: “O, ancak tek bir ilâhtır ve şüphesiz ben sizin Allah’a ortak koştuğunuz şeylerden uzağım.” | |||||
| 517 | En'am 19. Ayet (6:19:34) | وَاِنَّن۪ي | وانني | ve innenî | şüphesiz ben | إِنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | De ki: “Şahitlik bakımından hangi şey daha büyüktür?” De ki: “Allah benimle sizin aranızda şahittir.[171] İşte bu Kur’an bana, onunla sizi ve eriştiği herkesi uyarayım diye vahyolundu. Gerçekten siz mi Allah ile beraber başka ilâhlar olduğuna şahitlik ediyorsunuz?” De ki: “Ben şahitlik etmem.” De ki: “O, ancak tek bir ilâhtır ve şüphesiz ben sizin Allah’a ortak koştuğunuz şeylerden uzağım.” | |||||
| 518 | En'am 21. Ayet (6:21:11) | اِنَّهُ | انه | innehu | şüphesiz | إِنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kim Allah’a karşı yalan uydurandan, ya da O’nun âyetlerini yalanlayandan daha zalimdir? Şüphesiz ki, zalimler kurtuluşa eremez. | |||||
| 519 | En'am 23. Ayet (6:23:8) | وَاللّٰهِ | والله | va(A)llâhi | Allah'a andolsun ki | اللَّهُ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Sonunda onların manevraları, “Rabbimiz Allah’a andolsun ki biz (O’na) ortak koşanlar değildik” demelerinden başka bir şey olmayacaktır. | |||||
| 520 | En'am 31. Ayet (6:31:17) | فَرَّطْنَا | فرطنا | ferratnâ | kusurlarımızdan | ف ر ط |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah’ın huzuruna çıkmayı yalanlayanlar gerçekten ziyana uğramıştır. Nihayet onlara ansızın o saat (kıyamet) gelip çatınca, bütün günahlarını sırtlarına yüklenerek, “Hayatta yaptığımız kusurlardan ötürü vay hâlimize!” diyecekler. Dikkat edin, yüklendikleri günah yükü ne kötüdür! | |||||
| 521 | En'am 32. Ayet (6:32:13) | تَعْقِلُونَ | تعقلون | ta’kilûn(e) | düşünmüyor musunuz? | ع ق ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Dünya hayatı ancak bir oyun ve bir eğlencedir. Elbette ki ahiret yurdu Allah’a karşı gelmekten sakınanlar için daha hayırlıdır. Hâlâ akıllanmayacak mısınız? | |||||
| 522 | En'am 33. Ayet (6:33:3) | اِنَّهُ | انه | innehu | şüphesiz | إِنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ey Muhammed! Biz çok iyi biliyoruz ki söyledikleri elbette seni incitiyor. Onlar gerçekte seni yalanlamıyorlar; fakat o zalimler Allah’ın âyetlerini inadına inkâr ediyorlar. | |||||
| 523 | En'am 34. Ayet (6:34:1) | وَلَقَدْ | ولقد | ve lekad | ve andolsun | قَدْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Andolsun ki, senden önce de birçok Peygamberler yalanlanmıştı da onlar yalanlanmalarına ve eziyet edilmelerine karşı sabretmişler ve nihayet kendilerine yardımımız yetişmişti. Allah’ın kelimelerini değiştirebilecek bir güç de yoktur.[174] Andolsun peygamberler ile ilgili haberlerin bir kısmı sana gelmiş bulunuyor. | |||||
| 524 | En'am 34. Ayet (6:34:18) | وَلَقَدْ | ولقد | ve lekad | andolsun | قَدْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Andolsun ki, senden önce de birçok Peygamberler yalanlanmıştı da onlar yalanlanmalarına ve eziyet edilmelerine karşı sabretmişler ve nihayet kendilerine yardımımız yetişmişti. Allah’ın kelimelerini değiştirebilecek bir güç de yoktur.[174] Andolsun peygamberler ile ilgili haberlerin bir kısmı sana gelmiş bulunuyor. | |||||
| 525 | En'am 37. Ayet (6:37:9) | اِنَّ | ان | inne | şüphesiz | إِنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Dediler ki: “Ona Rabbinden bir mucize indirilse ya!” (Ey Muhammed!) De ki: “Şüphesiz Allah’ın, bir mucize indirmeğe gücü yeter. Fakat onların çoğu bilmiyor.” | |||||
| 526 | En'am 41. Ayet (6:41:10) | وَتَنْسَوْنَ | وتنسون | ve tensevne | ve unutursunuz | ن س ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Hayır! (Bu durumda) yalnız O’na dua edersiniz, O da dilerse (kurtulmak için) dua ettiğiniz sıkıntıyı giderir ve siz o an Allah’a ortak koştuklarınızı unutursunuz.” | |||||
| 527 | En'am 43. Ayet (6:43:9) | وَزَيَّنَ | وزين | ve zeyyene | ve süslü gösterdi | ز ي ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Hiç olmazsa onlara azabımız geldiği zaman yakarıp tövbe etselerdi ya.. Fakat (onu yapmadılar) kalpleri katılaştı. Şeytan da yapmakta olduklarını zaten onlara süslü göstermişti. | |||||
| 528 | En'am 45. Ayet (6:45:6) | وَالْحَمْدُ | والحمد | vel-hamdu | hamdolsun | ح م د |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Böylece zulmeden o toplumun kökü kesildi. Hamd, âlemlerin Rabbi Allah’a mahsustur. | |||||
| 529 | En'am 50. Ayet (6:50:28) | تَتَفَكَّرُونَ۟ | تتفكرون | tetefekkerûn(e) | düşünmüyor musunuz? | ف ك ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | De ki: “Ben size, ‘Allah’ın hazineleri benim yanımdadır’ demiyorum. Ben gaybı da bilmem. Size ‘Ben bir meleğim’ de demiyorum. Ben sadece, bana gönderilen vahye uyuyorum.” De ki: “Görmeyenle gören bir olur mu? Siz hiç düşünmez misiniz?” | |||||
| 530 | En'am 53. Ayet (6:53:6) | اَهٰٓؤُ۬لَٓاءِ | اهؤلاء | e-hâulâ-i | şunlara mı? | هَٰذَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Böylece insanların bazısını bazısı ile denedik ki, “Allah, aramızdan şu adamları mı iman nimetine lâyık gördü?” desinler. Allah, şükreden kullarını daha iyi bilen değil mi? | |||||
| 531 | En'am 53. Ayet (6:53:15) | بِالشَّاكِر۪ينَ | بالشاكرين | bi-şşâkirîn(e) | şükredenleri | ش ك ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Böylece insanların bazısını bazısı ile denedik ki, “Allah, aramızdan şu adamları mı iman nimetine lâyık gördü?” desinler. Allah, şükreden kullarını daha iyi bilen değil mi? | |||||
| 532 | En'am 54. Ayet (6:54:7) | سَلَامٌ | سلام | selâmun | selam olsun | س ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Âyetlerimize iman edenler sana geldikleri zaman, de ki: “Selâm olsun size! Rabbiniz kendi üzerine rahmeti (merhameti) yazdı. Şöyle ki: Sizden kim cahillikle bir kabahat işler de sonra peşinden tövbe eder, kendini düzeltirse (bilmiş olun ki) O, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.” | |||||
| 533 | En'am 54. Ayet (6:54:14) | اَنَّهُ | انه | ennehu | kuşkusuz | أَنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Âyetlerimize iman edenler sana geldikleri zaman, de ki: “Selâm olsun size! Rabbiniz kendi üzerine rahmeti (merhameti) yazdı. Şöyle ki: Sizden kim cahillikle bir kabahat işler de sonra peşinden tövbe eder, kendini düzeltirse (bilmiş olun ki) O, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.” | |||||
| 534 | En'am 55. Ayet (6:55:4) | وَلِتَسْتَب۪ينَ | ولتستبين | ve litestebîne | belli olsun diye | ب ي ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Suçluların yolu da açığa çıksın diye âyetleri işte böyle ayrı ayrı açıklarız. | |||||
| 535 | En'am 55. Ayet (6:55:6) | الْمُجْرِم۪ينَ۟ | المجرمين | l-mucrimîn(e) | suçluların | ج ر م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Suçluların yolu da açığa çıksın diye âyetleri işte böyle ayrı ayrı açıklarız. | |||||
| 536 | En'am 60. Ayet (6:60:13) | اَجَلٌ | اجل | ecelun | süre | أ ج ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | O, geceleyin sizi ölü gibi kendinizden geçirip alan (uyutan) ve gündüzün kazandıklarınızı bilen, sonra da belirlenmiş eceliniz tamamlanıncaya kadar gündüzleri sizi tekrar diriltendir (uyandırandır). Sonra dönüşünüz yalnız O’nadır. Sonra O, işlemekte olduklarınızı size haber verecektir. | |||||
| 537 | En'am 60. Ayet (6:60:17) | مَرْجِعُكُمْ | مرجعكم | merci’ukum | dönüşünüz | ر ج ع |
| Diyanet İşleri (Yeni) | O, geceleyin sizi ölü gibi kendinizden geçirip alan (uyutan) ve gündüzün kazandıklarınızı bilen, sonra da belirlenmiş eceliniz tamamlanıncaya kadar gündüzleri sizi tekrar diriltendir (uyandırandır). Sonra dönüşünüz yalnız O’nadır. Sonra O, işlemekte olduklarınızı size haber verecektir. | |||||
| 538 | En'am 62. Ayet (6:62:7) | اَلَا | الا | elâ | doğrusu | أَلَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Sonra hepsi, gerçek sahipleri Allah’a döndürülürler. İyi bilin ki hüküm yalnız O’nundur. O, hesap görenlerin en çabuğudur. | |||||
| 539 | En'am 63. Ayet (6:63:17) | الشَّاكِر۪ينَ | الشاكرين | şşâkirîn(e) | şükredenler- | ش ك ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | De ki: “Sizler, açıktan ve gizlice O’na ‘Eğer bizi bundan kurtarırsa, elbette şükredenlerden olacağız’ diye dua ederken, sizi karanın ve denizin karanlıklarından (tehlikelerinden) kim kurtarır?” | |||||
| 540 | En'am 64. Ayet (6:64:10) | تُشْرِكُونَ | تشركون | tuşrikûn(e) | O'na ortak koşuyorsunuz | ش ر ك |
| Diyanet İşleri (Yeni) | De ki: “Onlardan ve her türlü sıkıntıdan sizi Allah kurtarır. Ama siz yine de O’na ortak koşuyorsunuz.” | |||||
| 541 | En'am 65. Ayet (6:65:16) | يَلْبِسَكُمْ | يلبسكم | yelbisekum | sizi birbirinize düşürüp | ل ب س |
| Diyanet İşleri (Yeni) | De ki: “O, size üstünüzden (gökten) veya ayaklarınızın altından (yerden) bir azap göndermeğe, ya da sizi grup grup birbirinize düşürmeğe ve kiminizin şiddetini kiminize tattırmaya gücü yetendir.” Bak, anlasınlar diye, âyetleri değişik biçimlerde nasıl açıklıyoruz. | |||||
| 542 | En'am 70. Ayet (6:70:40) | حَم۪يمٍ | حميم | hamîmin | kaynar su- | ح م م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Dinlerini oyun ve eğlence edinenleri ve dünya hayatı kendilerini aldatmış olanları bırak. Hiç kimsenin kazandığı yüzünden mahrumiyete sürüklenmemesi için Kur’an ile öğüt ver. Yoksa ona Allah’tan başka ne bir dost vardır, ne de bir şefaatçi. (Kurtuluşu için) her türlü fidyeyi verse de bu ondan kabul edilmez. İşte onlar kazandıkları yüzünden helâke sürüklenmiş kimselerdir. Küfre saplanıp kalmalarından dolayı onlara çılgınca kaynamış bir içecek ve elem dolu bir azap vardır. | |||||
| 543 | En'am 73. Ayet (6:73:18) | الصُّورِۜ | الصور | ssûr(i) | Sur'a | ص و ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | O, gökleri ve yeri, hak ve hikmete uygun olarak yaratandır. Allah’ın “ol” deyip de her şeyin oluvereceği günü hatırla. O’nun sözü gerçektir. Sûr’a üflendiği gün de mülk (hükümranlık) O’nundur. Gaybı da, görülen âlemi de bilendir. O, hüküm ve hikmet sahibidir, (her şeyden) hakkıyla haberdardır. | |||||
| 544 | En'am 74. Ayet (6:74:6) | اَتَتَّخِذُ | اتتخذ | etetteḣiżu | mi ediniyorsun? | أ خ ذ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Hani İbrahim, babası Âzer’e, “Sen putları ilâh mı ediniyorsun? Şüphesiz, ben seni de, kavmini de apaçık bir sapıklık içinde görüyorum” demişti. | |||||
| 545 | En'am 74. Ayet (6:74:9) | اِنّ۪ٓي | اني | innî | doğrusu ben | إِنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Hani İbrahim, babası Âzer’e, “Sen putları ilâh mı ediniyorsun? Şüphesiz, ben seni de, kavmini de apaçık bir sapıklık içinde görüyorum” demişti. | |||||
| 546 | En'am 75. Ayet (6:75:7) | وَلِيَكُونَ | وليكون | ve liyekûne | olsun diye | ك و ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İşte böylece İbrahim’e göklerdeki ve yerdeki hükümranlığı ve nizamı[181] gösteriyorduk ki kesin ilme erenlerden olsun. | |||||
| 547 | En'am 79. Ayet (6:79:1) | اِنّ۪ي | اني | innî | şüphesiz ben | إِنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Ben, hakka yönelen birisi olarak yüzümü, gökleri ve yeri yaratana döndürdüm. Ben, Allah’a ortak koşanlardan değilim.” | |||||
| 548 | En'am 80. Ayet (6:80:4) | اَتُحَٓاجُّٓونّ۪ي | اتحاجوني | etuhâccûnnî | benimle tartışıyor musunuz? | ح ج ج |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kavmi onunla tartışmaya girişti. Dedi ki: “Beni doğru yola iletmişken, Allah hakkında benimle tartışmaya mı kalkışıyorsunuz? Hem sizin O’na ortak koştuklarınızdan ben korkmam; ancak Rabbimin bir şey dilemiş olması başka. Rabbimin ilmi her şeyi kuşatmıştır. Hâlâ düşünüp öğüt almayacak mısınız?” | |||||
| 549 | En'am 80. Ayet (6:80:25) | تَتَذَكَّرُونَ | تتذكرون | teteżekkerûn(e) | hala öğüt almıyor musunuz? | ذ ك ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kavmi onunla tartışmaya girişti. Dedi ki: “Beni doğru yola iletmişken, Allah hakkında benimle tartışmaya mı kalkışıyorsunuz? Hem sizin O’na ortak koştuklarınızdan ben korkmam; ancak Rabbimin bir şey dilemiş olması başka. Rabbimin ilmi her şeyi kuşatmıştır. Hâlâ düşünüp öğüt almayacak mısınız?” | |||||