| Sırası | Geçtiği Yer | Arapça | Harekesiz | Okunuşu | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|---|---|---|
| 550 | En'am 81. Ayet (6:81:6) | تَخَافُونَ | تخافون | teḣâfûne | korkmuyorsunuz da | خ و ف |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Allah’ın, size, hakkında hiçbir delil indirmediği şeyleri O’na ortak koşmaktan korkmuyorsunuz da, ben sizin ortak koştuğunuz şeylerden ne diye korkayım? Öyle ise iki taraftan hangisi güvende olmaya daha lâyıktır? Eğer biliyorsanız söyleyin.” | |||||
| 551 | En'am 83. Ayet (6:83:11) | اِنَّ | ان | inne | şüphesiz | إِنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İşte kavmine karşı İbrahim’e verdiğimiz delillerimiz.. Biz dilediğimiz kimsenin derecelerini yükseltiriz. Şüphesiz ki Rabbin hüküm ve hikmet sahibidir, hakkıyla bilendir. | |||||
| 552 | En'am 84. Ayet (6:84:14) | وَسُلَيْمٰنَ | وسليمن | ve suleymâne | ve Süleyman'a | سُلَيْمَان |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Biz ona İshak’ı ve Yakub’u armağan ettik. Hepsini hidayete erdirdik. Daha önce Nûh’u da hidayete erdirmiştik. Zürriyetinden Dâvud’u, Süleyman’ı, Eyyub’u, Yûsuf’u, Mûsâ’yı ve Hârûn’u da. İyilik yapanları işte böyle mükâfatlandırırız. | |||||
| 553 | En'am 84. Ayet (6:84:16) | وَيُوسُفَ | ويوسف | ve yûsufe | ve Yusuf'a | يُوسُف |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Biz ona İshak’ı ve Yakub’u armağan ettik. Hepsini hidayete erdirdik. Daha önce Nûh’u da hidayete erdirmiştik. Zürriyetinden Dâvud’u, Süleyman’ı, Eyyub’u, Yûsuf’u, Mûsâ’yı ve Hârûn’u da. İyilik yapanları işte böyle mükâfatlandırırız. | |||||
| 554 | En'am 89. Ayet (6:89:10) | هٰٓؤُ۬لَٓاءِ | هؤلاء | hâulâ-i | şimdi şunlar | هَٰذَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlar kendilerine kitap, hikmet ve peygamberlik verdiğimiz kimselerdir. Eğer şunlar (inanmayanlar) bunları tanımayıp inkâr ederlerse, biz onları inkâr etmeyecek olan bir kavmi, onlara vekil kılmışızdır.[182] | |||||
| 555 | En'am 91. Ayet (6:91:28) | تُبْدُونَهَا | تبدونها | tubdûnehâ | gösteriyorsunuz | ب د و |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah’ın kadrini gereği gibi bilemediler.[183] Çünkü, “Allah, hiç kimseye hiçbir şey indirmedi” dediler.[184] De ki: “Mûsâ’nın insanlara bir nur ve hidayet olarak getirdiği, parça parça kâğıtlar hâline koyup ortaya çıkardığınız, pek çoğunu ise gizlediğiniz; (kendisiyle) sizin de, babalarınızın da bilmediği şeylerin size öğretildiği Kitab’ı kim indirdi?” (Ey Muhammed!) “Allah” (indirdi) de, sonra bırak onları, içine daldıkları batakta oynayadursunlar. | |||||
| 556 | En'am 91. Ayet (6:91:29) | وَتُخْفُونَ | وتخفون | ve tuḣfûne | ve gizliyorsunuz | خ ف ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah’ın kadrini gereği gibi bilemediler.[183] Çünkü, “Allah, hiç kimseye hiçbir şey indirmedi” dediler.[184] De ki: “Mûsâ’nın insanlara bir nur ve hidayet olarak getirdiği, parça parça kâğıtlar hâline koyup ortaya çıkardığınız, pek çoğunu ise gizlediğiniz; (kendisiyle) sizin de, babalarınızın da bilmediği şeylerin size öğretildiği Kitab’ı kim indirdi?” (Ey Muhammed!) “Allah” (indirdi) de, sonra bırak onları, içine daldıkları batakta oynayadursunlar. | |||||
| 557 | En'am 91. Ayet (6:91:44) | يَلْعَبُونَ | يلعبون | yel’abûn(e) | oynayadursunlar | ل ع ب |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah’ın kadrini gereği gibi bilemediler.[183] Çünkü, “Allah, hiç kimseye hiçbir şey indirmedi” dediler.[184] De ki: “Mûsâ’nın insanlara bir nur ve hidayet olarak getirdiği, parça parça kâğıtlar hâline koyup ortaya çıkardığınız, pek çoğunu ise gizlediğiniz; (kendisiyle) sizin de, babalarınızın da bilmediği şeylerin size öğretildiği Kitab’ı kim indirdi?” (Ey Muhammed!) “Allah” (indirdi) de, sonra bırak onları, içine daldıkları batakta oynayadursunlar. | |||||
| 558 | En'am 94. Ayet (6:94:1) | وَلَقَدْ | ولقد | ve lekad | ve andolsun | قَدْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Andolsun, sizi ilk defa yarattığımız gibi teker teker bize geldiniz. Size verdiğimiz dünyalık nimetleri de arkanızda bıraktınız. Hani hakkınızda Allah’ın ortakları olduğunu zannettiğiniz şefaatçilerinizi de yanınızda görmüyoruz? Artık aranızdaki bağlar tamamen kopmuş ve (Allah’ın ortağı olduklarını) iddia ettikleriniz, sizi yüzüstü bırakıp kaybolmuşlardır. | |||||
| 559 | En'am 94. Ayet (6:94:22) | لَقَدْ | لقد | lekad | andolsun | قَدْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Andolsun, sizi ilk defa yarattığımız gibi teker teker bize geldiniz. Size verdiğimiz dünyalık nimetleri de arkanızda bıraktınız. Hani hakkınızda Allah’ın ortakları olduğunu zannettiğiniz şefaatçilerinizi de yanınızda görmüyoruz? Artık aranızdaki bağlar tamamen kopmuş ve (Allah’ın ortağı olduklarını) iddia ettikleriniz, sizi yüzüstü bırakıp kaybolmuşlardır. | |||||
| 560 | En'am 95. Ayet (6:95:1) | اِنَّ | ان | inne | şüphesiz | إِنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Şüphesiz Allah, taneyi ve çekirdeği yarıp filizlendirendir. Ölüden diriyi çıkarır. Diriden de ölüyü çıkarandır. İşte budur Allah! Peki (O’ndan) nasıl çevriliyorsunuz? | |||||
| 561 | En'am 95. Ayet (6:95:17) | تُؤْفَكُونَ | تؤفكون | tu/fekûn(e) | çevriliyorsunuz | أ ف ك |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Şüphesiz Allah, taneyi ve çekirdeği yarıp filizlendirendir. Ölüden diriyi çıkarır. Diriden de ölüyü çıkarandır. İşte budur Allah! Peki (O’ndan) nasıl çevriliyorsunuz? | |||||
| 562 | En'am 96. Ayet (6:96:8) | حُسْبَانًاۜ | حسبانا | husbânâ(en) | hesap (ölçüsü) yapmıştır | ح س ب |
| Diyanet İşleri (Yeni) | O, karanlığı yarıp sabahı çıkarandır. Geceyi dinlenme zamanı, güneşi ve ayı da ince birer hesap ölçüsü kıldı. Bütün bunlar mutlak güç sahibinin, hakkıyla bilenin takdiridir (ölçüp biçmesidir). | |||||
| 563 | En'am 99. Ayet (6:99:6) | مَٓاءًۚ | ماء | mâen | suyu | م و ه |
| Diyanet İşleri (Yeni) | O, gökten su indirendir. İşte biz onunla her türlü bitkiyi çıkarıp onlardan yeşillik meydana getirir ve o yeşil bitkilerden, üst üste binmiş taneler, -hurma ağacının tomurcuğunda da aşağıya sarkmış salkımlar- üzüm bahçeleri, zeytin ve nar çıkarırız: (Her biri) birbirine benzer ve (her biri) birbirinden farklı.[186] Bunların meyvesine, bir meyve verdiği zaman, bir de olgunlaştığı zaman bakın. Şüphesiz bunda inanan bir topluluk için (Allah’ın varlığını gösteren) ibretler vardır. | |||||
| 564 | En'am 99. Ayet (6:99:39) | اِنَّ | ان | inne | şüphesiz | إِنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | O, gökten su indirendir. İşte biz onunla her türlü bitkiyi çıkarıp onlardan yeşillik meydana getirir ve o yeşil bitkilerden, üst üste binmiş taneler, -hurma ağacının tomurcuğunda da aşağıya sarkmış salkımlar- üzüm bahçeleri, zeytin ve nar çıkarırız: (Her biri) birbirine benzer ve (her biri) birbirinden farklı.[186] Bunların meyvesine, bir meyve verdiği zaman, bir de olgunlaştığı zaman bakın. Şüphesiz bunda inanan bir topluluk için (Allah’ın varlığını gösteren) ibretler vardır. | |||||
| 565 | En'am 104. Ayet (6:104:1) | قَدْ | قد | kad | doğrusu | قَدْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Rabbinizden size gerçekleri gösteren deliller[188] geldi. Artık kim gözünü açar hakkı idrak ederse kendi yararına, kim de (hakkın karşısında) körlük ederse kendi zararınadır. Ben başınızda bekçi değilim. | |||||
| 566 | En'am 108. Ayet (6:108:14) | زَيَّنَّا | زينا | zeyyennâ | biz süslü gösterdik | ز ي ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onların, Allah’ı bırakıp tapındıklarına sövmeyin, sonra onlar da haddi aşarak, bilgisizce Allah’a söverler. Böylece her ümmete yaptıklarını süslü gösterdik. Sonra dönüşleri ancak Rablerinedir. O, yapmakta olduklarını kendilerine bildirecektir. | |||||
| 567 | En'am 109. Ayet (6:109:16) | يُشْعِرُكُمْۙ | يشعركم | yuş’irukum | şuurunda | ش ع ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Eğer kendilerine (başka) bir mucize gelirse, mutlaka ona inanacaklarına dair en güçlü yeminleriyle Allah’a yemin ettiler. De ki: “Mucizeler ancak Allah katındadır. O mucizeler geldiği vakit de inanmayacaklarını siz ne bileceksiniz?” | |||||
| 568 | En'am 113. Ayet (6:113:12) | مُقْتَرِفُونَ | مقترفون | mukterifûn(e) | işledikleri suçları | ق ر ف |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bir de (şeytanlar), ahirete inanmayanların gönülleri bu yaldızlı sözlere meyletsin, onlardan hoşlansınlar ve işleyecekleri günahları işlesinler diye (bu fısıldamayı yaparlar). | |||||
| 569 | En'am 119. Ayet (6:119:4) | تَأْكُلُوا | تأكلوا | te/kulû | yemiyorsunuz | أ ك ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah, yemek zorunda kaldıklarınız dışında size neleri haram kıldığını tek tek açıklamışken, üzerine adının anıldığı hayvanları yememenizin sebebi nedir.[191] Gerçekten birçokları nefislerinin arzularına uyarak bilmeden (halkı) saptırıyorlar. Şüphesiz senin Rabbin, haddi aşanları çok iyi bilir. | |||||
| 570 | En'am 119. Ayet (6:119:20) | وَاِنَّ | وان | ve inne | ve doğrusu | إِنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah, yemek zorunda kaldıklarınız dışında size neleri haram kıldığını tek tek açıklamışken, üzerine adının anıldığı hayvanları yememenizin sebebi nedir.[191] Gerçekten birçokları nefislerinin arzularına uyarak bilmeden (halkı) saptırıyorlar. Şüphesiz senin Rabbin, haddi aşanları çok iyi bilir. | |||||
| 571 | En'am 120. Ayet (6:120:5) | اِنَّ | ان | inne | şüphesiz | إِنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Günahın açığını da bırakın, gizlisini de. Çünkü günah kazananlar yaptıkları karşılığında cezalandırılacaklardır. | |||||
| 572 | En'am 121. Ayet (6:121:11) | وَاِنَّ | وان | ve inne | ve şüphesiz | إِنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Üzerine Allah adı anılmayan (hayvan)lardan yemeyin. Çünkü bu şekilde davranış fasıklıktır. Bir de şeytanlar kendi dostlarına sizinle mücadele etmeleri için mutlaka fısıldarlar. Onlara boyun eğerseniz şüphesiz siz de Allah’a ortak koşmuş olursunuz.[192] | |||||
| 573 | En'am 121. Ayet (6:121:19) | اِنَّكُمْ | انكم | innekum | şüphesiz siz de | إِنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Üzerine Allah adı anılmayan (hayvan)lardan yemeyin. Çünkü bu şekilde davranış fasıklıktır. Bir de şeytanlar kendi dostlarına sizinle mücadele etmeleri için mutlaka fısıldarlar. Onlara boyun eğerseniz şüphesiz siz de Allah’a ortak koşmuş olursunuz.[192] | |||||
| 574 | En'am 121. Ayet (6:121:20) | لَمُشْرِكُونَ۟ | لمشركون | le-muşrikûn(e) | müşriklerden (olursunuz) | ش ر ك |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Üzerine Allah adı anılmayan (hayvan)lardan yemeyin. Çünkü bu şekilde davranış fasıklıktır. Bir de şeytanlar kendi dostlarına sizinle mücadele etmeleri için mutlaka fısıldarlar. Onlara boyun eğerseniz şüphesiz siz de Allah’a ortak koşmuş olursunuz.[192] | |||||
| 575 | En'am 122. Ayet (6:122:20) | زُيِّنَ | زين | zuyyine | süslü gösterilmiştir | ز ي ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ölü iken dirilttiğimiz ve kendisine, insanlar arasında yürüyeceği bir nur verdiğimiz kimsenin durumu, hiç, karanlıklar içinde kalmış, bir türlü ondan çıkamamış kimsenin durumu gibi olur mu? İşte kâfirlere, işlemekte oldukları çirkinlikler böyle süslü gösterilmiştir. | |||||
| 576 | En'am 123. Ayet (6:123:7) | مُجْرِم۪يهَا | مجرميها | mucrimîhâ | (oranın) suçluları | ج ر م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İşte böyle, her memlekette günahkârları oranın ileri gelenleri kıldık ki oralarda hilekârlık etsinler. Hâlbuki onlar hilekârlığı ancak kendilerine yaparlar. Ama farkında olmuyorlar. | |||||
| 577 | En'am 123. Ayet (6:123:8) | لِيَمْكُرُوا | ليمكروا | li-yemkurû | tuzak kursunlar diye | م ك ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İşte böyle, her memlekette günahkârları oranın ileri gelenleri kıldık ki oralarda hilekârlık etsinler. Hâlbuki onlar hilekârlığı ancak kendilerine yaparlar. Ama farkında olmuyorlar. | |||||
| 578 | En'am 124. Ayet (6:124:21) | اَجْرَمُوا | اجرموا | ecramû | suç işleyen(lere) | ج ر م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlara bir âyet geldiği zaman, “Allah elçilerine verilenin bir benzeri bize de verilinceye kadar asla inanmayacağız” derler. Allah, elçilik görevini kime vereceğini çok iyi bilir. Suç işleyenlere Allah katından bir aşağılık ve yapmakta oldukları hilekârlık sebebiyle çetin bir azap erişecektir. | |||||
| 579 | En'am 125. Ayet (6:125:7) | صَدْرَهُ | صدره | sadrahu | onun göğsünü | ص د ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah, her kimi doğruya erdirmek isterse, onun göğsünü İslâm’a açar. Kimi de saptırmak isterse, onun da göğsünü göğe çıkıyormuşçasına daraltır, sıkar. Allah, inanmayanlara azap (ve sıkıntıyı) işte böyle verir. | |||||
| 580 | En'am 125. Ayet (6:125:14) | صَدْرَهُ | صدره | sadrahu | onun göğsünü | ص د ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah, her kimi doğruya erdirmek isterse, onun göğsünü İslâm’a açar. Kimi de saptırmak isterse, onun da göğsünü göğe çıkıyormuşçasına daraltır, sıkar. Allah, inanmayanlara azap (ve sıkıntıyı) işte böyle verir. | |||||
| 581 | En'am 128. Ayet (6:128:22) | اَجَّلْتَ | اجلت | eccelte | verdiğin sürenin | أ ج ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onların hepsini bir araya toplayacağı gün şöyle diyecektir: “Ey cin topluluğu! İnsanlardan pek çoğunu saptırıp aranıza kattınız.” Onların insanlardan olan dostları, “Ey Rabbimiz! Bizler birbirimizden yararlandık ve bize belirlediğin süremizin sonuna ulaştık” diyecekler. Allah da diyecek ki: “Allah’ın diledikleri (affettikleri) hariç, içinde ebedî kalmak üzere duracağınız yer ateştir.” Ey Muhammed! Şüphesiz senin Rabbin hüküm ve hikmet sahibidir, hakkıyla bilendir. | |||||
| 582 | En'am 128. Ayet (6:128:33) | اِنَّ | ان | inne | şüphesiz | إِنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onların hepsini bir araya toplayacağı gün şöyle diyecektir: “Ey cin topluluğu! İnsanlardan pek çoğunu saptırıp aranıza kattınız.” Onların insanlardan olan dostları, “Ey Rabbimiz! Bizler birbirimizden yararlandık ve bize belirlediğin süremizin sonuna ulaştık” diyecekler. Allah da diyecek ki: “Allah’ın diledikleri (affettikleri) hariç, içinde ebedî kalmak üzere duracağınız yer ateştir.” Ey Muhammed! Şüphesiz senin Rabbin hüküm ve hikmet sahibidir, hakkıyla bilendir. | |||||
| 583 | En'am 130. Ayet (6:130:26) | اَنَّهُمْ | انهم | ennehum | şüphesiz | أَنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (O gün Allah, şöyle diyecektir:) “Ey cin ve insan topluluğu! İçinizden size âyetlerimi anlatan ve bu gününüzün gelip çatacağı hakkında sizi uyaran peygamberler gelmedi mi?” Onlar şöyle diyecekler: “Biz kendi aleyhimize şahitlik ederiz.” Dünya hayatı onları aldattı ve kâfir olduklarına dair kendi aleyhlerine şahitlik ettiler. | |||||
| 584 | En'am 135. Ayet (6:135:7) | اِنّ۪ي | اني | innî | şüphesiz ben de | إِنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | De ki: “Ey kavmim! Elinizden geleni yapın. Ben de (görevimi) yapacağım. Ama dünya yurdunun sonucunun kimin olacağını yakında öğreneceksiniz. Şüphesiz, zalimler kurtuluşa eremezler. | |||||
| 585 | En'am 135. Ayet (6:135:16) | اِنَّهُ | انه | innehu | şüphesiz | إِنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | De ki: “Ey kavmim! Elinizden geleni yapın. Ben de (görevimi) yapacağım. Ama dünya yurdunun sonucunun kimin olacağını yakında öğreneceksiniz. Şüphesiz, zalimler kurtuluşa eremezler. | |||||
| 586 | En'am 137. Ayet (6:137:2) | زَيَّنَ | زين | zeyyene | süslü gösterdiler | ز ي ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Yine bunun gibi, Allah’a ortak koşanların çoğuna, koştukları ortaklar, çocuklarını öldürmelerini güzel gösterdi ki; onları helâke sürüklesinler ve dinlerini karıştırıp onları yanıltsınlar. Eğer Rabbin dileseydi, bunu yapamazlardı. Artık sen onları uydurdukları ile baş başa bırak. | |||||
| 587 | En'am 144. Ayet (6:144:35) | اِنَّ | ان | inne | şüphesiz | إِنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Yine (erkek ve dişi olarak) deveden iki, sığırdan da iki. De ki: “İki erkeği mi haram kıldı, iki dişiyi mi? Yoksa iki dişinin rahimlerinde bulunan (yavru)ları mı? Yoksa Allah size bunları haram ettiğinde, orada hazır mı idiniz!?” İnsanları bilgisizce saptırmak için Allah’a karşı yalan uyduran kimseden daha zalim kimdir? Şüphesiz Allah, zalimler topluluğunu doğru yola iletmez.[199] | |||||
| 588 | En'am 145. Ayet (6:145:22) | فَاِنَّهُ | فانه | fe-innehu | -ki şüphesiz | إِنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | De ki: “Bana vahyolunan Kur’an’da bir kimsenin yiyecekleri arasında leş, akıtılmış kan, domuz eti -ki o şüphesiz necistir- ya da Allah’tan başkası adına kesilmiş bir (murdar) hayvandan başka, haram kılınmış bir şey bulamıyorum. Fakat istismar etmeksizin ve zaruret ölçüsünü aşmaksızın kim bunlardan yeme zorunda kalırsa yiyebilir.” Şüphesiz Rabbin çok bağışlayandır, çok merhametlidir.[200] | |||||
| 589 | En'am 146. Ayet (6:146:2) | الَّذ۪ينَ | الذين | lleżîne | şunlara ki | ٱلَّذِى |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Yahudilere tırnaklı hayvanların hepsini haram kıldık. Sığır ve koyunların ise, sırtlarında veya bağırsaklarında bulunanlar, ya da kemiklerine karışanlar dışındaki içyağlarını (yine) onlara haram kıldık. İşte böyle, azgınlıkları sebebiyle onları cezalandırdık.[201] Biz elbette doğru söyleyenleriz. | |||||
| 590 | En'am 147. Ayet (6:147:13) | الْمُجْرِم۪ينَ | المجرمين | l-mucrimîn(e) | suçlu | ج ر م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Eğer seni yalanlarlarsa, de ki: “Rabbiniz geniş rahmet sahibidir. (Bununla beraber) suçlu bir toplumdan O’nun azabı geri çevrilmez.” | |||||
| 591 | En'am 148. Ayet (6:148:31) | تَتَّبِعُونَ | تتبعون | tettebi’ûne | siz uyuyorsunuz | ت ب ع |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah’a ortak koşanlar diyecekler ki: “Eğer Allah dileseydi, biz de ortak koşmazdık, babalarımız da. Hiçbir şeyi de haram kılmazdık.” Onlardan öncekiler de (peygamberlerini) böyle yalanlamışlardı da sonunda azabımızı tatmışlardı. De ki: “Sizin (iddialarınızı ispat edecek) bir bilginiz var mı ki onu bize gösteresiniz? Siz ancak kuruntuya uyuyorsunuz ve siz sadece yalan söylüyorsunuz.” | |||||
| 592 | En'am 148. Ayet (6:148:37) | تَخْرُصُونَ | تخرصون | taḣrusûn(e) | saçmalıyorsunuz | خ ر ص |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah’a ortak koşanlar diyecekler ki: “Eğer Allah dileseydi, biz de ortak koşmazdık, babalarımız da. Hiçbir şeyi de haram kılmazdık.” Onlardan öncekiler de (peygamberlerini) böyle yalanlamışlardı da sonunda azabımızı tatmışlardı. De ki: “Sizin (iddialarınızı ispat edecek) bir bilginiz var mı ki onu bize gösteresiniz? Siz ancak kuruntuya uyuyorsunuz ve siz sadece yalan söylüyorsunuz.” | |||||
| 593 | En'am 151. Ayet (6:151:18) | اِمْلَاقٍۜ | املاق | imlâk(in) | fakirlik korkusuyla | م ل ق |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Ey Muhammed!) De ki: “Gelin, Rabbinizin size haram kıldığı şeyleri okuyayım: O’na hiçbir şeyi ortak koşmayın. Anaya babaya iyi davranın. Fakirlik endişesiyle çocuklarınızı öldürmeyin. Sizi de onları da biz rızıklandırırız. (Zina ve benzeri) çirkinliklere, bunların açığına da gizlisine de yaklaşmayın.[203] Meşrû bir hak karşılığı olmadıkça, Allah’ın haram (dokunulmaz) kıldığı canı öldürmeyin.[204] İşte size Allah bunu emretti ki aklınızı kullanasınız.” | |||||
| 594 | En'am 151. Ayet (6:151:42) | تَعْقِلُونَ | تعقلون | ta’kilûn(e) | düşünürsünüz | ع ق ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Ey Muhammed!) De ki: “Gelin, Rabbinizin size haram kıldığı şeyleri okuyayım: O’na hiçbir şeyi ortak koşmayın. Anaya babaya iyi davranın. Fakirlik endişesiyle çocuklarınızı öldürmeyin. Sizi de onları da biz rızıklandırırız. (Zina ve benzeri) çirkinliklere, bunların açığına da gizlisine de yaklaşmayın.[203] Meşrû bir hak karşılığı olmadıkça, Allah’ın haram (dokunulmaz) kıldığı canı öldürmeyin.[204] İşte size Allah bunu emretti ki aklınızı kullanasınız.” | |||||
| 595 | En'am 153. Ayet (6:153:17) | تَتَّقُونَ | تتقون | tettekûn(e) | korunursunuz | و ق ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İşte bu, benim dosdoğru yolum. Artık ona uyun. Başka yollara uymayın. Yoksa o yollar sizi parça parça edip O’nun yolundan ayırır. İşte size bunları Allah sakınasınız diye emretti. | |||||
| 596 | En'am 155. Ayet (6:155:8) | تُرْحَمُونَۙ | ترحمون | turhamûn(e) | merhamet olunursunuz | ر ح م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bu (Kur’an) da bizim indirdiğimiz bereket kaynağı bir kitaptır. Artık ona uyun ve Allah’a karşı gelmekten sakının ki size merhamet edilsin. | |||||
| 597 | En'am 157. Ayet (6:157:4) | اَنَّٓا | انا | ennâ | şüphesiz ki | أَنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 156,157. “Kitap, yalnız bizden önceki iki topluluğa (yahudilere ve hıristiyanlara) indirildi. Biz onların okumalarından habersiz idik” demeyesiniz, yahut, “Eğer bize kitap indirilseydi, biz onlardan daha çok doğru yolda olurduk” demeyesiniz, diye bu Kur’an’ı indirdik. İşte size Rabbinizden açıkça bir delil, bir hidayet ve bir rahmet geldi. Artık Allah’ın âyetlerini yalanlayan ve (insanları) onlardan çeviren kimseden daha zalim kimdir!? İnsanları âyetlerimizden alıkoymaya kalkışanları, yapmakta oldukları engellemeden dolayı azabın en kötüsü ile cezalandıracağız. | |||||
| 598 | En'am 157. Ayet (6:157:31) | سُٓوءَ | سوء | sû-e | en kötüsüyle | س و أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 156,157. “Kitap, yalnız bizden önceki iki topluluğa (yahudilere ve hıristiyanlara) indirildi. Biz onların okumalarından habersiz idik” demeyesiniz, yahut, “Eğer bize kitap indirilseydi, biz onlardan daha çok doğru yolda olurduk” demeyesiniz, diye bu Kur’an’ı indirdik. İşte size Rabbinizden açıkça bir delil, bir hidayet ve bir rahmet geldi. Artık Allah’ın âyetlerini yalanlayan ve (insanları) onlardan çeviren kimseden daha zalim kimdir!? İnsanları âyetlerimizden alıkoymaya kalkışanları, yapmakta oldukları engellemeden dolayı azabın en kötüsü ile cezalandıracağız. | |||||
| 599 | En'am 162. Ayet (6:162:2) | اِنَّ | ان | inne | şüphesiz | إِنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ey Muhammed! De ki: “Şüphesiz benim namazım da, diğer ibadetlerim de, yaşamam da, ölümüm de âlemlerin Rabbi Allah içindir.” | |||||