| Sırası | Geçtiği Yer | Arapça | Harekesiz | Okunuşu | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|---|---|---|
| 1400 | Meryem 46. Ayet (19:46:13) | مَلِيًّا | مليا | meliyyâ(n) | uzun süre | م ل و |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Babası, “Ey İbrahim! Sen benim ilâhlarımdan yüz mü çeviriyorsun? Eğer vazgeçmezsen, mutlaka seni taşa tutarım. Uzun bir süre benden uzaklaş!” dedi. | |||||
| 1401 | Meryem 61. Ayet (19:61:8) | اِنَّهُ | انه | innehu | şüphesiz O'nun | إِنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 60,61. Ancak tövbe edip inanan ve salih amel işleyenler başka. Onlar cennete, Rahmân’ın, kullarına gıyaben vaad ettiği “Adn” cennetlerine girecekler ve hiçbir haksızlığa uğratılmayacaklardır. Şüphesiz O’nun va’di kesinlikle gerçekleşir. | |||||
| 1402 | Meryem 65. Ayet (19:65:9) | هَلْ | هل | hel | -musun? | هَلْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Allah) göklerin, yerin ve bu ikisi arasındakilerin Rabbidir. Şu hâlde, O’na ibadet et ve O’na ibadet etmede sabırlı ol. Hiç, O’nun adını taşıyan bir başkasını biliyor musun? | |||||
| 1403 | Meryem 67. Ayet (19:67:2) | يَذْكُرُ | يذكر | yeżkuru | düşünmüyor mu? | ذ ك ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İnsan, daha önce hiçbir şey değil iken kendisini yarattığımızı düşünmez mi? | |||||
| 1404 | Meryem 68. Ayet (19:68:1) | فَوَرَبِّكَ | فوربك | fe-verabbike | Rabbine andolsun ki | ر ب ب |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Rabbine andolsun, onları şeytanlarla beraber mutlaka haşredeceğiz. Sonra onları kesinlikle cehennemin çevresinde diz üstü hazır edeceğiz. | |||||
| 1405 | Meryem 75. Ayet (19:75:6) | فَلْيَمْدُدْ | فليمدد | fel-yemdud | süre versin | م د د |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Ey Muhammed!) De ki: “Kim sapıklık içinde ise Rahmân onlara, istenildiği kadar süre versin! Nihayet kendilerine vaad olunan azabı, ya da kıyameti gördüklerinde kimin yeri daha kötüymüş, kimin taraftarları daha zayıfmış bilecekler. | |||||
| 1406 | Meryem 75. Ayet (19:75:9) | مَدًّاۚ | مدا | meddâ(en) | bi süre | م د د |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Ey Muhammed!) De ki: “Kim sapıklık içinde ise Rahmân onlara, istenildiği kadar süre versin! Nihayet kendilerine vaad olunan azabı, ya da kıyameti gördüklerinde kimin yeri daha kötüymüş, kimin taraftarları daha zayıfmış bilecekler. | |||||
| 1407 | Meryem 81. Ayet (19:81:6) | لِيَكُونُوا | ليكونوا | liyekûnû | olsun diye | ك و ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlar, kendileri için kuvvet ve şeref (kaynağı) olsunlar diye, Allah’tan başka ilâhlar edindiler. | |||||
| 1408 | Meryem 86. Ayet (19:86:1) | وَنَسُوقُ | ونسوق | ve nesûku | ve süreceğiz | س و ق |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 85,86. Allah’a karşı gelmekten sakınanları Rahmân’ın huzurunda bir elçiler heyeti gibi toplayacağımız, suçluları da suya koşan susuz develer gibi cehenneme sevk edeceğimiz günü düşün! | |||||
| 1409 | Meryem 86. Ayet (19:86:2) | الْمُجْرِم۪ينَ | المجرمين | l-mucrimîne | suçluları da | ج ر م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 85,86. Allah’a karşı gelmekten sakınanları Rahmân’ın huzurunda bir elçiler heyeti gibi toplayacağımız, suçluları da suya koşan susuz develer gibi cehenneme sevk edeceğimiz günü düşün! | |||||
| 1410 | Meryem 86. Ayet (19:86:5) | وِرْدًاۢ | وردا | virdâ(n) | yaya ve susuz olarak | و ر د |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 85,86. Allah’a karşı gelmekten sakınanları Rahmân’ın huzurunda bir elçiler heyeti gibi toplayacağımız, suçluları da suya koşan susuz develer gibi cehenneme sevk edeceğimiz günü düşün! | |||||
| 1411 | Meryem 89. Ayet (19:89:1) | لَقَدْ | لقد | lekad | andolsun ki | قَدْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Andolsun, siz çok çirkin bir şey ortaya attınız. | |||||
| 1412 | Meryem 96. Ayet (19:96:1) | اِنَّ | ان | inne | şüphesiz | إِنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İnanıp salih ameller işleyenler için Rahmân, (gönüllere) bir sevgi koyacaktır. | |||||
| 1413 | Meryem 97. Ayet (19:97:1) | فَاِنَّمَا | فانما | fe-innemâ | şüphesiz biz | إِنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ey Muhammed! Biz, Allah’a karşı gelmekten sakınanları Kur’an ile müjdeleyesin, inat eden bir topluluğu da uyarasın diye, onu senin dilin ile (indirip) kolaylaştırdık. | |||||
| 1414 | Meryem 98. Ayet (19:98:6) | هَلْ | هل | hel | -musun? | هَلْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Biz onlardan önce nice nesilleri helâk ettik. Onlardan hiçbirini hissediyor yahut onların bir fısıltısını olsun işitiyor musun? | |||||
| 1415 | Meryem 98. Ayet (19:98:12) | تَسْمَعُ | تسمع | tesme’u | işitiyor (musun?) | س م ع |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Biz onlardan önce nice nesilleri helâk ettik. Onlardan hiçbirini hissediyor yahut onların bir fısıltısını olsun işitiyor musun? | |||||
| 1416 | Tâhâ 12. Ayet (20:12:1) | اِنّ۪ٓي | اني | innî | şüphesiz ben | إِنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Şüphe yok ki, ben senin Rabbinim. Hemen ayakkabılarını çıkar. Çünkü sen mukaddes vadi Tuvâ’dasın.” | |||||
| 1417 | Tâhâ 16. Ayet (20:16:10) | فَتَرْدٰى | فتردى | feterdâ | sonra helak olursun | ر د ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Buna inanmayan ve nefsinin arzusuna uyan kimseler, seni ondan (ona hazırlanmaktan) sakın alıkoymasın, sonra helâk olursun!” | |||||
| 1418 | Tâhâ 17. Ayet (20:17:2) | تِلْكَ | تلك | tilke | şu | ذَٰلِكَ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Şu sağ elindeki nedir ey Mûsâ?” | |||||
| 1419 | Tâhâ 25. Ayet (20:25:5) | صَدْر۪يۙ | صدري | sadrî | göğsümü | ص د ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Mûsâ, dedi ki: “Rabbim! Gönlüme ferahlık ver.” | |||||
| 1420 | Tâhâ 35. Ayet (20:35:1) | اِنَّكَ | انك | inneke | şüphesiz sen | إِنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Çünkü sen bizi hakkıyla görmektesin.” | |||||
| 1421 | Tâhâ 39. Ayet (20:39:7) | الْيَمِّ | اليم | l-yemmi | suya | ي م م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Onu (bebek Mûsâ’yı) sandığın içine koy ve denize (Nil’e) bırak ki, deniz onu kıyıya atsın da kendisini, hem bana düşman, hem de ona düşman olan birisi (Firavun) alsın. Sana da, ey Mûsâ, sevilesin ve gözetimimizde yetiştirilesin diye tarafımızdan bir sevgi bırakmıştım.” | |||||
| 1422 | Tâhâ 39. Ayet (20:39:9) | الْيَمُّ | اليم | l-yemmu | su | ي م م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Onu (bebek Mûsâ’yı) sandığın içine koy ve denize (Nil’e) bırak ki, deniz onu kıyıya atsın da kendisini, hem bana düşman, hem de ona düşman olan birisi (Firavun) alsın. Sana da, ey Mûsâ, sevilesin ve gözetimimizde yetiştirilesin diye tarafımızdan bir sevgi bırakmıştım.” | |||||
| 1423 | Tâhâ 40. Ayet (20:40:14) | تَقَرَّ | تقر | tekarra | aydın olsun | ق ر ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Hani kız kardeşin (Firavun ailesine) gidiyor ve “size onun bakımını üstlenecek kimseyi göstereyim mi?” diyordu. Derken, gözü aydın olsun, üzülmesin diye seni annene döndürdük.[357] (Sana baktı, büyüdün) ve (kazara) bir cana kıydın da biz seni kederden kurtardık, seni sıkı bir denemeden geçirdik (ve kaçıp Medyen’e gittin). Medyen halkı içinde yıllarca kaldın, sonra (peygamber olman için) takdir edilmiş bir zamanda (Tûr’a) geldin ey Mûsâ!” | |||||
| 1424 | Tâhâ 45. Ayet (20:45:3) | اِنَّنَا | اننا | innenâ | şüphesiz biz | إِنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Mûsâ ve Hârûn, şöyle dediler: “Ey Rabbimiz! Şüphesiz biz, onun bize karşı aşırı davranmasından yahut azmasından korkuyoruz.” | |||||
| 1425 | Tâhâ 47. Ayet (20:47:3) | اِنَّا | انا | innâ | şüphesiz biz | إِنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Ona gidin ve şöyle deyin: ‘Şüphesiz biz Rabbinin elçileriyiz. İsrailoğullarını (serbest bırak ve) bizimle gönder. Onlara işkence etme. Sana Rabbinin katından bir mucize getirdik. Selâm, doğru yola uyanlara olsun.’ ” | |||||
| 1426 | Tâhâ 47. Ayet (20:47:12) | قَدْ | قد | kad | kuşkusuz | قَدْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Ona gidin ve şöyle deyin: ‘Şüphesiz biz Rabbinin elçileriyiz. İsrailoğullarını (serbest bırak ve) bizimle gönder. Onlara işkence etme. Sana Rabbinin katından bir mucize getirdik. Selâm, doğru yola uyanlara olsun.’ ” | |||||
| 1427 | Tâhâ 48. Ayet (20:48:2) | قَدْ | قد | kad | doğrusu | قَدْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Şüphesiz bize, azabın yalanlayan ve yüz çevirenlere olacağı vahyolundu.” | |||||
| 1428 | Tâhâ 53. Ayet (20:53:13) | مَٓاءًۜ | ماء | mâen | bir su | م و ه |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Rabbim, yeryüzünü size beşik yapan, orada size yollar açan ve size gökten yağmur indirendir.” Böylece onunla sizin için yerden türlü türlü bitkileri çift çift çıkardık. | |||||
| 1429 | Tâhâ 54. Ayet (20:54:4) | اِنَّ | ان | inne | şüphesiz | إِنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Yiyin, hayvanlarınızı yayın. Şüphesiz bunda akıl sahipleri için (Allah’ın varlığını ve birliğini gösteren) deliller vardır. | |||||
| 1430 | Tâhâ 56. Ayet (20:56:1) | وَلَقَدْ | ولقد | ve lekad | ve andolsun | قَدْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Andolsun, biz ona (Firavun’a) bütün mucizelerimizi gösterdik de o bunları yalanladı ve reddetti. | |||||
| 1431 | Tâhâ 58. Ayet (20:58:13) | مَكَانًا | مكانا | mekânen | bir yer olsun | ك و ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Biz de mutlaka sana karşı onun gibi bir sihir yapacağız. Bunun için seninle bizim aramızda; uygun bir yerde, senin de, bizim de caymayacağımız bir buluşma vakti belirle.” | |||||
| 1432 | Tâhâ 59. Ayet (20:59:4) | الزّ۪ينَةِ | الزينة | -zzîneti | süs (bayram) | ز ي ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Mûsâ, “Buluşma vaktimiz, bayram günü, insanların toplandığı kuşluk vaktidir” dedi. | |||||
| 1433 | Tâhâ 61. Ayet (20:61:12) | وَقَدْ | وقد | v ekad | ve doğrusu | قَدْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Mûsâ, onlara şöyle dedi: “Yazıklar olsun size! Allah’a karşı yalan uydurmayın, yoksa sizi azap ile yok eder. Allah’a karşı yalan uyduran mutlaka hüsrana uğramıştır.” | |||||
| 1434 | Tâhâ 66. Ayet (20:66:4) | فَاِذَا | فاذا | fe-iżâ | (bir de ne görsün) | اِذَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Mûsâ: “Yok, (önce) siz atın” dedi. Bir de ne görsün, onların ipleri ve değnekleri yaptıkları sihirden dolayı kendisine hızla sürünür gibi görünüyor. | |||||
| 1435 | Tâhâ 66. Ayet (20:66:12) | تَسْعٰى | تسعى | tes’â | koşuyor | س ع ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Mûsâ: “Yok, (önce) siz atın” dedi. Bir de ne görsün, onların ipleri ve değnekleri yaptıkları sihirden dolayı kendisine hızla sürünür gibi görünüyor. | |||||
| 1436 | Tâhâ 68. Ayet (20:68:4) | اِنَّكَ | انك | inneke | şüphesiz sensin | إِنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Şöyle dedik: “Korkma (ey Mûsâ!). Çünkü, sensin en üstün olan.” | |||||
| 1437 | Tâhâ 69. Ayet (20:69:5) | تَلْقَفْ | تلقف | telkaf | yutsun | ل ق ف |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Sağ elindekini (değneğini) at ki, onların yaptıklarını yutsun. Şüphesiz yaptıkları bir sihirbaz hilesidir. Sihirbaz ise nereye varsa kurtuluşa eremez.” | |||||
| 1438 | Tâhâ 71. Ayet (20:71:8) | اِنَّهُ | انه | innehu | şüphesiz O | إِنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Firavun, “Demek, ben size izin vermeden önce ona (Mûsâ’ya) inandınız ha! Şüphe yok, o size sihiri öğreten büyüğünüzdür. Şimdi andolsun, sizin ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama keseceğim ve mutlaka sizi hurma dallarına asacağım. Hangimizin azabı daha şiddetli ve daha kalıcıymış, mutlaka göreceksiniz.” | |||||
| 1439 | Tâhâ 71. Ayet (20:71:26) | وَاَبْقٰى | وابقى | ve ebkâ | ve sürekli imiş | ب ق ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Firavun, “Demek, ben size izin vermeden önce ona (Mûsâ’ya) inandınız ha! Şüphe yok, o size sihiri öğreten büyüğünüzdür. Şimdi andolsun, sizin ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama keseceğim ve mutlaka sizi hurma dallarına asacağım. Hangimizin azabı daha şiddetli ve daha kalıcıymış, mutlaka göreceksiniz.” | |||||
| 1440 | Tâhâ 73. Ayet (20:73:1) | اِنَّٓا | انا | innâ | kuşkusuz biz | إِنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Şüphesiz ki biz; günahlarımızı ve bize zorla yaptırdığın sihri affetmesi için, Rabbimize inandık. Allah’ın vereceği mükâfat daha hayırlı ve daha kalıcıdır.” | |||||
| 1441 | Tâhâ 73. Ayet (20:73:14) | وَاَبْقٰى | وابقى | ve ebkâ | ve daha süreklidir | ب ق ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Şüphesiz ki biz; günahlarımızı ve bize zorla yaptırdığın sihri affetmesi için, Rabbimize inandık. Allah’ın vereceği mükâfat daha hayırlı ve daha kalıcıdır.” | |||||
| 1442 | Tâhâ 74. Ayet (20:74:1) | اِنَّهُ | انه | innehu | şüphesiz | إِنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Şüphesiz, kim Rabbine günahkâr olarak varırsa, kesinlikle ona cehennem vardır. Orada ne ölür, ne de (güzel bir hayat) yaşar. | |||||
| 1443 | Tâhâ 74. Ayet (20:74:5) | مُجْرِمًا | مجرما | mucrimen | suçlu olarak | ج ر م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Şüphesiz, kim Rabbine günahkâr olarak varırsa, kesinlikle ona cehennem vardır. Orada ne ölür, ne de (güzel bir hayat) yaşar. | |||||
| 1444 | Tâhâ 74. Ayet (20:74:6) | فَاِنَّ | فان | fe-inne | şüphesiz | إِنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Şüphesiz, kim Rabbine günahkâr olarak varırsa, kesinlikle ona cehennem vardır. Orada ne ölür, ne de (güzel bir hayat) yaşar. | |||||
| 1445 | Tâhâ 76. Ayet (20:76:7) | خَالِد۪ينَ | خالدين | ḣâlidîne | sürekli olarak kalırlar | خ ل د |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 75,76. Her kim de O’na salih ameller işlemiş bir mü’min olarak varırsa, işte onlar için en yüksek dereceler, içinden ırmaklar akan, içinde ebediyyen kalacakları Adn cennetleri vardır. İşte bu, günahlardan temizlenenlerin mükâfatıdır. | |||||
| 1446 | Tâhâ 77. Ayet (20:77:1) | وَلَقَدْ | ولقد | ve lekad | ve andolsun | قَدْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Firavun’un imana yanaşmaması üzerine) Mûsâ’ya, “Kullarımı (İsrailoğullarını) geceleyin (Mısır’dan) yürütüp çıkar. Yakalanmaktan korkmaksızın, endişe etmeksizin onlara denizde kuru bir yol aç” diye vahyettik. | |||||
| 1447 | Tâhâ 80. Ayet (20:80:4) | قَدْ | قد | kad | andolsun | قَدْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Allah, şöyle dedi:) “Ey İsrailoğulları! Sizi düşmanınızdan kurtardık, size Tûr’un sağ yanını va’dettik ve size kudret helvası ile bıldırcın indirdik.” | |||||
| 1448 | Tâhâ 81. Ayet (20:81:8) | ف۪يهِ | فيه | fîhi | bu hususta | فِي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Size rızık olarak verdiğimiz şeylerin temiz ve helâl olanlarından yiyin. Bu konuda aşırı da gitmeyin, yoksa üzerinize gazabım iner. Gazabım da kimin üzerine inerse, o muhakkak helâk olmuş demektir.” | |||||
| 1449 | Tâhâ 81. Ayet (20:81:16) | فَقَدْ | فقد | fekad | andolsun o | قَدْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Size rızık olarak verdiğimiz şeylerin temiz ve helâl olanlarından yiyin. Bu konuda aşırı da gitmeyin, yoksa üzerinize gazabım iner. Gazabım da kimin üzerine inerse, o muhakkak helâk olmuş demektir.” | |||||