| Sırası | Geçtiği Yer | Arapça | Harekesiz | Okunuşu | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|---|---|---|
| 1550 | Hacc 39. Ayet (22:39:6) | وَاِنَّ | وان | ve inne | ve şüphesiz | إِنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kendilerine savaş açılan müslümanlara, zulme uğramaları sebebiyle cihad için izin verildi. Şüphe yok ki Allah’ın onlara yardım etmeğe gücü yeter. | |||||
| 1551 | Hacc 40. Ayet (22:40:32) | اِنَّ | ان | inne | kuşkusuz | إِنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlar, haksız yere, sırf, “Rabbimiz Allah’tır” demelerinden dolayı yurtlarından çıkarılmış kimselerdir. Eğer Allah’ın, insanların bir kısmını bir kısmıyla defetmesi olmasaydı, içlerinde Allah’ın adı çok anılan manastırlar, kiliseler, havralar ve mescitler muhakkak yerle bir edilirdi. Şüphesiz ki Allah, kendi dinine yardım edene mutlaka yardım eder. Şüphesiz ki Allah, çok kuvvetlidir, mutlak güç sahibidir. | |||||
| 1552 | Hacc 44. Ayet (22:44:5) | فَاَمْلَيْتُ | فامليت | fe-emleytu | ben de bir süre vermiştim | م ل و |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 43,44. İbrahim’in kavmi ile Lût’un kavmi ve Medyen halkı da (yalanlamışlardı). Mûsâ da yalanlandı ve nihayet o inkârcılara mühlet verdim, sonra da onları yakalayıverdim. Beni inkâr etmek nasılmış, (gördüler). | |||||
| 1553 | Hacc 46. Ayet (22:46:5) | فَتَكُونَ | فتكون | fe-tekûne | olsun | ك و ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Yeryüzünde gezip dolaşmadılar mı ki, düşünecek kalpleri, işitecek kulakları olsun? (Dolaştılar, ama ibret almadılar). Çünkü gerçekte gözler değil, göğüslerdeki kalpler (kalp gözleri) kör olur. | |||||
| 1554 | Hacc 46. Ayet (22:46:8) | يَعْقِلُونَ | يعقلون | ya’kilûne | düşünecekleri | ع ق ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Yeryüzünde gezip dolaşmadılar mı ki, düşünecek kalpleri, işitecek kulakları olsun? (Dolaştılar, ama ibret almadılar). Çünkü gerçekte gözler değil, göğüslerdeki kalpler (kalp gözleri) kör olur. | |||||
| 1555 | Hacc 47. Ayet (22:47:7) | وَاِنَّ | وان | ve inne | ve şüphesiz | إِنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bir de senden acele azap istiyorlar. Hâlbuki Allah asla va’dinden caymaz. Şüphesiz Rabbinin nezdinde bir gün, sizin saydığınız bin yıl gibidir. | |||||
| 1556 | Hacc 48. Ayet (22:48:4) | اَمْلَيْتُ | امليت | emleytu | biraz süre vermişimdir | م ل و |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Zalim oldukları hâlde, mühlet verdiğim, sonra da kendilerini azabımla yakaladığım nice memleket halkları vardır. Dönüş yalnız banadır. | |||||
| 1557 | Hacc 49. Ayet (22:49:5) | اِنَّمَٓا | انما | innemâ | şüphesiz | إِنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | De ki: “Ey insanlar! Ben sizin için ancak apaçık bir uyarıcıyım.” | |||||
| 1558 | Hacc 52. Ayet (22:52:6) | رَسُولٍ | رسول | rasûlin | resul | ر س ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Senden önce hiçbir resûl ve nebî göndermedik ki, bir şey temenni ettiği zaman, şeytan onun bu temennisine dair vesvese vermiş olmasın. Ama Allah, şeytanın vesvesesini giderir. Sonra Allah, âyetlerini sağlamlaştırır. Allah, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.[377] | |||||
| 1559 | Hacc 52. Ayet (22:52:12) | اَلْقَى | القى | elkâ | (bir düşünce) atmış | ل ق ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Senden önce hiçbir resûl ve nebî göndermedik ki, bir şey temenni ettiği zaman, şeytan onun bu temennisine dair vesvese vermiş olmasın. Ama Allah, şeytanın vesvesesini giderir. Sonra Allah, âyetlerini sağlamlaştırır. Allah, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.[377] | |||||
| 1560 | Hacc 53. Ayet (22:53:12) | وَاِنَّ | وان | ve inne | ve şüphesiz | إِنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah, şeytanın verdiği bu vesveseyi, kalplerinde hastalık bulunanlar ile kalpleri katı olanlara bir imtihan vesilesi kılmak için böyle yapar. Hiç şüphesiz ki o zalimler, derin bir ayrılık içindedirler. | |||||
| 1561 | Hacc 54. Ayet (22:54:11) | فَتُخْبِتَ | فتخبت | fetuḣbite | böylece saygı duysun | خ ب ت |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bir de kendilerine ilim verilmiş olanlar onun, Rabbinden gelen hak olduğunu bilsinler, böylece ona iman etsinler ve sonuçta da kalpleri ona saygı duysun diye Allah böyle yapar. Hiç şüphe yok ki Allah, iman edenleri doğru yola iletir. | |||||
| 1562 | Hacc 54. Ayet (22:54:14) | وَاِنَّ | وان | ve inne | ve şüphesiz | إِنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bir de kendilerine ilim verilmiş olanlar onun, Rabbinden gelen hak olduğunu bilsinler, böylece ona iman etsinler ve sonuçta da kalpleri ona saygı duysun diye Allah böyle yapar. Hiç şüphe yok ki Allah, iman edenleri doğru yola iletir. | |||||
| 1563 | Hacc 58. Ayet (22:58:14) | وَاِنَّ | وان | ve inne | ve doğrusu | إِنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah yolunda hicret edip de sonra öldürülmüş veya ölmüş olanlara gelince, Allah onlara muhakkak güzel bir rızık verecektir. Şüphe yok ki Allah, rızık verenlerin en hayırlısıdır. | |||||
| 1564 | Hacc 59. Ayet (22:59:4) | وَاِنَّ | وان | ve inne | ve doğrusu | إِنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Elbette onları hoşnut olacakları bir yere sokacaktır. Şüphesiz Allah hakkıyla bilendir, halîmdir (hemen cezalandırmaz, mühlet verir). | |||||
| 1565 | Hacc 60. Ayet (22:60:13) | اِنَّ | ان | inne | şüphesiz | إِنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bu böyle. Bir de kim kendisine verilen eziyetin dengiyle karşılık verir de sonra yine kendisine zulmedilirse, elbette Allah ona yardım eder. Hiç şüphesiz ki Allah çok affedendir, çok bağışlayandır. | |||||
| 1566 | Hacc 61. Ayet (22:61:2) | بِاَنَّ | بان | bi-enne | şüphesiz | أَنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bu böyle. Çünkü Allah, geceyi gündüzün içine sokar, gündüzü de gecenin içine sokar. Şüphesiz ki Allah hakkıyla işiten, hakkıyla görendir. | |||||
| 1567 | Hacc 61. Ayet (22:61:12) | وَاَنَّ | وان | ve enne | ve doğrusu | أَنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bu böyle. Çünkü Allah, geceyi gündüzün içine sokar, gündüzü de gecenin içine sokar. Şüphesiz ki Allah hakkıyla işiten, hakkıyla görendir. | |||||
| 1568 | Hacc 62. Ayet (22:62:13) | وَاَنَّ | وان | ve enne | ve gerçek şu ki | أَنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bu böyle. Çünkü Allah, hakkın ta kendisidir. O’nu bırakıp da taptıkları ise batılın ta kendisidir. Şüphesiz ki Allah yücedir, büyüktür. | |||||
| 1569 | Hacc 63. Ayet (22:63:8) | مَٓاءًۘ | ماء | mâen | bir su | م و ه |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah’ın gökten yağmur indirdiği, böylece yeryüzünün yemyeşil olduğunu görmedin mi? Şüphesiz Allah, çok lütufkârdır, hakkıyla haberdardır. | |||||
| 1570 | Hacc 63. Ayet (22:63:12) | اِنَّ | ان | inne | doğrusu | إِنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah’ın gökten yağmur indirdiği, böylece yeryüzünün yemyeşil olduğunu görmedin mi? Şüphesiz Allah, çok lütufkârdır, hakkıyla haberdardır. | |||||
| 1571 | Hacc 67. Ayet (22:67:14) | اِنَّكَ | انك | inneke | kuşkusuz sen | إِنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Biz her ümmet için uygulayacağı bir ibadet yolu verdik. O hâlde, din işinde seninle asla çekişmesinler. Sen Rabbine davet et. Çünkü sen hiç şüphesiz hakka götüren dosdoğru bir yol üzerindesin. | |||||
| 1572 | Hacc 69. Ayet (22:69:6) | ف۪يمَا | فيما | fîmâ | hususlarda | فِي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Hakkında ayrılığa düşüp durduğunuz şeyler konusunda, kıyamet günü Allah aranızda hüküm verecektir. | |||||
| 1573 | Hacc 69. Ayet (22:69:9) | تَخْتَلِفُونَ | تختلفون | taḣtelifûn(e) | ayrılığa düşüyor | خ ل ف |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Hakkında ayrılığa düşüp durduğunuz şeyler konusunda, kıyamet günü Allah aranızda hüküm verecektir. | |||||
| 1574 | Hacc 70. Ayet (22:70:3) | اَنَّ | ان | enne | kuşkusuz | أَنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bilmez misin ki, kuşkusuz Allah gökte ve yerde ne varsa hepsini bilir. Kuşkusuz bunların hepsi bir kitapta (Levh-i Mahfuz’da)dır. Şüphesiz bu, Allah’a göre çok kolaydır. | |||||
| 1575 | Hacc 70. Ayet (22:70:10) | اِنَّ | ان | inne | kuşkusuz | إِنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bilmez misin ki, kuşkusuz Allah gökte ve yerde ne varsa hepsini bilir. Kuşkusuz bunların hepsi bir kitapta (Levh-i Mahfuz’da)dır. Şüphesiz bu, Allah’a göre çok kolaydır. | |||||
| 1576 | Hacc 70. Ayet (22:70:14) | اِنَّ | ان | inne | şüphesiz | إِنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bilmez misin ki, kuşkusuz Allah gökte ve yerde ne varsa hepsini bilir. Kuşkusuz bunların hepsi bir kitapta (Levh-i Mahfuz’da)dır. Şüphesiz bu, Allah’a göre çok kolaydır. | |||||
| 1577 | Hacc 72. Ayet (22:72:11) | الْمُنْكَرَۜ | المنكر | l-munker(a) | hoşnutsuzluk | ن ك ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kendilerine âyetlerimiz açık açık okunduğu zaman, o kâfirlerin yüz ifadelerinden inkârlarını anlarsın. Neredeyse, kendilerine âyetlerimizi okuyanlara hışımla saldıracaklar. De ki: “Şimdi size bu durumdan[379] daha beterini haber vereyim mi: Ateş.. Allah, onu kâfirlere vaad etti. Ne kötü varış yeridir orası!” | |||||
| 1578 | Hacc 73. Ayet (22:73:8) | اِنَّ | ان | inne | şüphesiz | إِنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ey insanlar! Size bir örnek verildi. Şimdi ona iyi kulak verin. Sizin Allah’tan başka taptıklarınız bir sinek dahi yaratamazlar, hepsi bunun için toplansalar bile. Eğer sinek onlardan bir şey kapsa, bunu ondan kurtaramazlar. İsteyen de âciz, istenen de. | |||||
| 1579 | Hacc 74. Ayet (22:74:6) | اِنَّ | ان | inne | şüphesiz | إِنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah’ın kadrini gereği gibi bilemediler. Şüphesiz Allah kuvvetlidir, mutlak güç sahibidir. | |||||
| 1580 | Hacc 75. Ayet (22:75:8) | اِنَّ | ان | inne | şüphesiz | إِنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah, meleklerden de resûller seçer, insanlardan da. Şüphesiz Allah, hakkıyla işitendir, hakkıyla görendir. | |||||
| 1581 | Mü'minûn 1. Ayet (23:1:1) | قَدْ | قد | kad | andolsun | قَدْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Mü’minler, gerçekten kurtuluşa ermişlerdir. | |||||
| 1582 | Mü'minûn 12. Ayet (23:12:1) | وَلَقَدْ | ولقد | ve lekad | ve andolsun | قَدْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Andolsun, biz insanı, çamurdan (süzülmüş) bir özden yarattık. | |||||
| 1583 | Mü'minûn 12. Ayet (23:12:5) | سُلَالَةٍ | سلالة | sulâletin | süzmesi- | س ل ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Andolsun, biz insanı, çamurdan (süzülmüş) bir özden yarattık. | |||||
| 1584 | Mü'minûn 15. Ayet (23:15:2) | اِنَّكُمْ | انكم | innekum | şüphesiz siz | إِنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Sonra (ey insanlar) siz bunun ardından muhakkak öleceksiniz. | |||||
| 1585 | Mü'minûn 17. Ayet (23:17:1) | وَلَقَدْ | ولقد | ve lekad | ve andolsun | قَدْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Andolsun, biz sizin üzerinizde yedi yol yarattık.[383] Biz yarattıklarımızdan habersiz değiliz. | |||||
| 1586 | Mü'minûn 18. Ayet (23:18:4) | مَٓاءً | ماء | mâen | su | م و ه |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Biz, gökten belli bir ölçüde su indirdik de (faydalanmanız için) onu yeryüzünde tuttuk. Bizim onu tamamen gidermeye de muhakkak gücümüz yeter. | |||||
| 1587 | Mü'minûn 19. Ayet (23:19:3) | بِه۪ | به | bihi | onunla (suyla) | بِه۪ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onunla sizin için hurma bahçeleri ve üzüm bağları meydana getirdik. Bu bağ ve bahçelerde sizin için pek çok meyveler vardır ve siz onlardan yiyorsunuz. | |||||
| 1588 | Mü'minûn 19. Ayet (23:19:13) | تَأْكُلُونَۙ | تأكلون | te/kulûn(e) | yiyorsunuz | أ ك ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onunla sizin için hurma bahçeleri ve üzüm bağları meydana getirdik. Bu bağ ve bahçelerde sizin için pek çok meyveler vardır ve siz onlardan yiyorsunuz. | |||||
| 1589 | Mü'minûn 21. Ayet (23:21:1) | وَاِنَّ | وان | ve inne | ve şüphesiz | إِنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Hayvanlarda sizin için elbette bir ibret vardır. Onların içlerindeki sütten size içiririz. Onlarda sizin için daha birçok faydalar da vardır ve onlardan yersiniz de. | |||||
| 1590 | Mü'minûn 23. Ayet (23:23:1) | وَلَقَدْ | ولقد | ve lekad | ve andolsun | قَدْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Andolsun biz, Nûh’u kendi kavmine peygamber olarak gönderdik de, “Ey kavmim! Allah’a kulluk edin. Sizin O’ndan başka hiçbir ilâhınız yoktur. Allah’a karşı gelmekten hâlâ sakınmaz mısınız?” dedi. | |||||
| 1591 | Mü'minûn 25. Ayet (23:25:10) | ح۪ينٍ | حين | hîn(in) | bir süreye | ح ي ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Bu, ancak cinnet getirmiş bir adamdır. Öyle ise bir müddet onu gözetleyiniz.” | |||||
| 1592 | Mü'minûn 28. Ayet (23:28:9) | الْحَمْدُ | الحمد | l-hamdu | hamdolsun | ح م د |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Sen ve beraberindeki kimseler, gemiye bindiğiniz zaman: “Bizi zalim kavmin elinden kurtaran Allah’a hamd olsun” de. | |||||
| 1593 | Mü'minûn 30. Ayet (23:30:1) | اِنَّ | ان | inne | şüphesiz | إِنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Şüphesiz bu olayda ibretler vardır. Biz gerçekten (kullarımızı) imtihan ederiz. | |||||
| 1594 | Mü'minûn 41. Ayet (23:41:5) | غُثَٓاءًۚ | غثاء | ġuśâ-â(en) | sel süprüntüsü haline | غ ث و |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Derken onları o korkunç ses, kaçınılmaz olarak kıskıvrak yakalayıverdi de kendilerini çör çöp yığını hâline getirdik. Zalimler topluluğu, Allah’ın rahmetinden uzak olsun! | |||||
| 1595 | Mü'minûn 41. Ayet (23:41:6) | فَبُعْدًا | فبعدا | fe-bu’den | uzak olsun | ب ع د |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Derken onları o korkunç ses, kaçınılmaz olarak kıskıvrak yakalayıverdi de kendilerini çör çöp yığını hâline getirdik. Zalimler topluluğu, Allah’ın rahmetinden uzak olsun! | |||||
| 1596 | Mü'minûn 43. Ayet (23:43:5) | اَجَلَهَا | اجلها | ecelehâ | süresinden | أ ج ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Hiçbir ümmet, kendi ecelinin önüne geçemez, onu geciktiremez de. | |||||
| 1597 | Mü'minûn 44. Ayet (23:44:15) | فَبُعْدًا | فبعدا | fe-bu’den | uzak olsun | ب ع د |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Sonra arka arkaya peygamberlerimizi gönderdik. Her ümmete kendi peygamberi geldikçe, onu yalanladılar. Biz de onları birbiri ardından helâk ettik ve onları birer ibretli hikâye yaptık. Artık inanmayan bir kavim, Allah’ın rahmetinden uzak olsun! | |||||
| 1598 | Mü'minûn 47. Ayet (23:47:3) | لِبَشَرَيْنِ | لبشرين | li-beşerayni | şu iki insana | ب ش ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bu yüzden, “Kavimleri bize kul köle iken, bizim gibi iki insana mı inanacağız” dediler. | |||||
| 1599 | Mü'minûn 49. Ayet (23:49:1) | وَلَقَدْ | ولقد | ve lekad | ve andolsun | قَدْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Andolsun, hidayete ersinler diye Mûsâ’ya Kitab’ı (Tevrat’ı) verdik. | |||||