| Sırası | Geçtiği Yer | Arapça | Harekesiz | Okunuşu | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|---|---|---|
| 1600 | Mü'minûn 50. Ayet (23:50:11) | وَمَع۪ينٍ۟ | ومعين | ve ma’în(in) | ve suyu bulunan | ع ي ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Meryem oğlu İsa’yı ve annesini büyük bir mucize kıldık ve her ikisini de oturmaya elverişli, akarsulu yüksek bir yere yerleştirdik. | |||||
| 1601 | Mü'minûn 52. Ayet (23:52:1) | وَاِنَّ | وان | ve inne | ve şüphesiz | إِنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Şüphesiz bu (İslâm), tek bir din olarak sizin dininizdir. Ben de Rabbinizim. Öyle ise bana karşı gelmekten sakının. | |||||
| 1602 | Mü'minûn 54. Ayet (23:54:5) | ح۪ينٍ | حين | hîn(in) | bir süreye | ح ي ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ey Muhammed! Sen onları bir zamana kadar, gaflet ve şaşkınlıklarıyla baş başa bırak! | |||||
| 1603 | Mü'minûn 56. Ayet (23:56:1) | نُسَارِعُ | نسارع | nusâri’u | koşuyoruz | س ر ع |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 55,56. Kendilerine bol bol verdiğimiz mal ve evlatla onların iyiliğine koştuğumuzu mu sanıyorlar? Hayır, onlar farkına varmıyorlar! | |||||
| 1604 | Mü'minûn 57. Ayet (23:57:1) | اِنَّ | ان | inne | şüphesiz | إِنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Rablerinin azametinden korkup titreyenler, | |||||
| 1605 | Mü'minûn 60. Ayet (23:60:7) | اَنَّهُمْ | انهم | ennehum | şüphesiz onlar | أَنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Rabblerine dönecekleri için verdiklerini kalpleri ürpererek verenler, | |||||
| 1606 | Mü'minûn 65. Ayet (23:65:4) | اِنَّكُمْ | انكم | innekum | şüphesiz size | إِنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Boşuna feryat edip durmayın bugün. Zira bizden yardım görmeyeceksiniz. | |||||
| 1607 | Mü'minûn 68. Ayet (23:68:2) | يَدَّبَّرُوا | يدبروا | yeddebberû | onlar iyice düşünmediler mi? | د ب ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlar bu sözü (Kur’an’ı) hiç düşünmediler mi? Yoksa kendilerine, önceki atalarına gelmeyen bir şey mi geldi? | |||||
| 1608 | Mü'minûn 72. Ayet (23:72:2) | تَسْـَٔلُهُمْ | تسـلهم | tes-eluhum | onlardan istiyor musun? | س أ ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ey Muhammed! Yoksa sen onlardan bir vergi mi istiyorsun (da inanmıyorlar)? Rabbinin vergisi daha hayırlıdır. O, rızık verenlerin en hayırlısıdır. | |||||
| 1609 | Mü'minûn 73. Ayet (23:73:1) | وَاِنَّكَ | وانك | ve inneke | ve şüphesiz sen | إِنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Şüphesiz sen onları doğru bir yola çağırıyorsun. | |||||
| 1610 | Mü'minûn 73. Ayet (23:73:2) | لَتَدْعُوهُمْ | لتدعوهم | le-ted’ûhum | onları çağırıyorsun | د ع و |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Şüphesiz sen onları doğru bir yola çağırıyorsun. | |||||
| 1611 | Mü'minûn 74. Ayet (23:74:1) | وَاِنَّ | وان | ve inne | ve kuşkusuz | إِنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Fakat ahirete inanmayanlar, ısrarla bu yoldan çıkmaktadırlar. | |||||
| 1612 | Mü'minûn 76. Ayet (23:76:1) | وَلَقَدْ | ولقد | ve lekad | andolsun | قَدْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Andolsun, biz onları azap ile kıskıvrak yakaladık da yine Rablerine boyun eğmediler ve O’na yalvarıp yakarmadılar. | |||||
| 1613 | Mü'minûn 77. Ayet (23:77:12) | مُبْلِسُونَ۟ | مبلسون | mublisûn(e) | şaşkın ve umutsuz kalırlar | ب ل س |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Sonunda onlara şiddetli bir azap kapısı açtığımızda bir de bakarsın onun içinde ümitsizliğe düşüvereceklerdir. | |||||
| 1614 | Mü'minûn 78. Ayet (23:78:10) | تَشْكُرُونَ | تشكرون | teşkurûn(e) | şükrediyorsunuz | ش ك ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Hâlbuki O, sizin için kulakları, gözleri ve gönülleri yaratandır. Ne kadar az şükrediyorsunuz! | |||||
| 1615 | Mü'minûn 80. Ayet (23:80:10) | تَعْقِلُونَ | تعقلون | ta’kilûn(e) | aklınızı kullanmıyor musunuz? | ع ق ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | O, diriltendir, öldürendir. Gece ile gündüzün birbirini takib etmesi de O’na aittir. Hâlâ aklınızı kullanmıyor musunuz? | |||||
| 1616 | Mü'minûn 83. Ayet (23:83:1) | لَقَدْ | لقد | lekad | andolsun | قَدْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Andolsun, biz de bizden önce atalarımız da bununla tehdit edildik. Bu, öncekilerin uydurduğu masallardan başka bir şey değildir. | |||||
| 1617 | Mü'minûn 85. Ayet (23:85:5) | تَذَكَّرُونَ | تذكرون | teżekkerûn(e) | düşünmüyor musunuz? | ذ ك ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Allah’ındır” diyecekler. “Öyle ise siz hiç düşünüp öğüt almaz mısınız?” de. | |||||
| 1618 | Mü'minûn 87. Ayet (23:87:5) | تَتَّقُونَ | تتقون | tettekûn(e) | korkmuyor musunuz? | و ق ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Allah’ındır” diyecekler. “Öyle ise O’na karşı gelmekten sakınmaz mısınız?” de. | |||||
| 1619 | Mü'minûn 89. Ayet (23:89:5) | تُسْحَرُونَ | تسحرون | tusharûn(e) | büyüleniyorsunuz | س ح ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Allah’ındır” diyecekler. “Öyle ise nasıl aldanıyorsunuz?” de. | |||||
| 1620 | Mü'minûn 90. Ayet (23:90:1) | بَلْ | بل | bel | doğrusu | بَلْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Hayır, biz onlara gerçeği getirdik, fakat onlar kesinlikle yalancıdırlar. | |||||
| 1621 | Mü'minûn 95. Ayet (23:95:1) | وَاِنَّا | وانا | ve innâ | şüphesiz biz | إِنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bizim onlara yönelttiğimiz tehditleri sana göstermeye elbette gücümüz yeter. | |||||
| 1622 | Mü'minûn 100. Ayet (23:100:7) | اِنَّهَا | انها | innehâ | şüphesiz bu | إِنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 99,100. Nihayet onlardan birine ölüm gelince, “Rabbim! Beni dünyaya geri gönderiniz ki, terk ettiğim dünyada salih bir amel yapayım” der. Hayır! Bu, sadece onun söylediği (boş) bir sözden ibarettir. Onların arkasında, tekrar dirilecekleri güne kadar (devam edecek, dönmelerine engel) bir perde (berzah) vardır. | |||||
| 1623 | Mü'minûn 101. Ayet (23:101:4) | الصُّورِ | الصور | -ssûri | Sur'a | ص و ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Sûr’a üfürüldüğü zaman, (işte) o gün ne aralarında soy-sop yakınlığı kalacak, ne de birbirlerini arayıp soracaklardır. | |||||
| 1624 | Mü'minûn 103. Ayet (23:103:10) | خَالِدُونَۚ | خالدون | ḣâlidûn(e) | sürekli kalanlardır | خ ل د |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kimlerin de tartıları hafif gelirse, işte onlar da kendilerini ziyana uğratanların ta kendileridir. Onlar cehennemde ebedî kalacaklardır. | |||||
| 1625 | Mü'minûn 109. Ayet (23:109:1) | اِنَّهُ | انه | innehu | gerçek şu ki | إِنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kullarımdan, “Ey Rabbimiz! Biz inandık, bizi bağışla, bize merhamet et, sen merhamet edenlerin en hayırlısısın” diyen bir grup var idi. | |||||
| 1626 | Mü'minûn 111. Ayet (23:111:1) | اِنّ۪ي | اني | innî | şüphesiz ben | إِنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Sabretmiş olmaları sebebiyle, bugün ben onları mükâfatlandırdım. Şüphesiz onlar başarıya erenlerin ta kendileridir. | |||||
| 1627 | Mü'minûn 117. Ayet (23:117:11) | فَاِنَّمَا | فانما | fe-innemâ | şüphesiz | إِنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kim, hakkında hiçbir delili olmadığı hâlde Allah ile birlikte başka bir ilâha taparsa, onun hesabı ancak Rabbi katındadır. Şüphesiz kâfirler asla kurtuluşa eremezler. | |||||
| 1628 | Nûr 1. Ayet (24:1:1) | سُورَةٌ | سورة | sûratun | bir suredir | س و ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bu, bizim indirdiğimiz ve (hükümlerini) farz kıldığımız bir sûredir. Düşünüp öğüt almanız için onda apaçık âyetler indirdik. | |||||
| 1629 | Nûr 1. Ayet (24:1:9) | تَذَكَّرُونَ | تذكرون | teżekkerûn(e) | düşünüp öğüt alırsınız | ذ ك ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bu, bizim indirdiğimiz ve (hükümlerini) farz kıldığımız bir sûredir. Düşünüp öğüt almanız için onda apaçık âyetler indirdik. | |||||
| 1630 | Nûr 2. Ayet (24:2:12) | رَأْفَةٌ | رأفة | ra/fetun | acıma duygusu | ر أ ف |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Zina eden kadın ve zina eden erkekten her birine yüzer değnek vurun. Allah’a ve ahiret gününe inanıyorsanız, Allah’ın dini(nin koymuş olduğu hükmü uygulama) konusunda onlara acıyacağınız tutmasın. Mü’minlerden bir topluluk da onların cezalandırılmasına şahit olsun. | |||||
| 1631 | Nûr 2. Ayet (24:2:22) | وَلْيَشْهَدْ | وليشهد | vel-yeşhed | ve şahid olsun | ش ه د |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Zina eden kadın ve zina eden erkekten her birine yüzer değnek vurun. Allah’a ve ahiret gününe inanıyorsanız, Allah’ın dini(nin koymuş olduğu hükmü uygulama) konusunda onlara acıyacağınız tutmasın. Mü’minlerden bir topluluk da onların cezalandırılmasına şahit olsun. | |||||
| 1632 | Nûr 4. Ayet (24:4:2) | يَرْمُونَ | يرمون | yermûne | zina ile suçlayan | ر م ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Namuslu kadınlara zina isnat edip sonra da dört şahit getiremeyenlere seksen değnek vurun. Artık onların şahitliğini asla kabul etmeyin. İşte bunlar fâsık kimselerdir. | |||||
| 1633 | Nûr 6. Ayet (24:6:2) | يَرْمُونَ | يرمون | yermûne | zina ile suçlayan | ر م ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 6,7. Eşlerine zina isnat edip de kendilerinden başka şahitleri olmayanlara gelince, onların her birinin şahitliği; kendisinin doğru söyleyenlerden olduğuna dair, Allah adına dört defa yemin ederek şahitlik etmesi, beşinci defada da; eğer yalancılardan ise, Allah’ın lânetinin kendi üzerine olmasını ifade etmesiyle yerine gelir. | |||||
| 1634 | Nûr 7. Ayet (24:7:2) | اَنَّ | ان | enne | kuşkusuz | أَنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 6,7. Eşlerine zina isnat edip de kendilerinden başka şahitleri olmayanlara gelince, onların her birinin şahitliği; kendisinin doğru söyleyenlerden olduğuna dair, Allah adına dört defa yemin ederek şahitlik etmesi, beşinci defada da; eğer yalancılardan ise, Allah’ın lânetinin kendi üzerine olmasını ifade etmesiyle yerine gelir. | |||||
| 1635 | Nûr 9. Ayet (24:9:2) | اَنَّ | ان | enne | kuşkusuz | أَنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 8,9. Kocasının yalancılardan olduğuna dair Allah’ı dört defa şahit getirmesi (Allah adına yemin etmesi), beşinci defada da eğer kocası doğru söyleyenlerden ise Allah’ın gazabının kendi üzerine olmasını dilemesi, kadından cezayı kaldırır. | |||||
| 1636 | Nûr 10. Ayet (24:10:6) | وَاَنَّ | وان | ve enne | ve şüphesiz | أَنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah’ın size lütfu ve merhameti olmasaydı ve Allah tövbeleri kabul eden, hüküm ve hikmet sahibi olmasaydı, hâliniz nice olurdu? | |||||
| 1637 | Nûr 11. Ayet (24:11:1) | اِنَّ | ان | inne | kuşkusuz | إِنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | O ağır iftirayı uyduranlar, sizin içinizden bir güruhtur. Bu iftirayı kendiniz için kötü bir şey sanmayın. Aksine o sizin için bir hayırdır. Onlardan her biri için, işledikleri günahın cezası vardır. İçlerinden (elebaşılık ederek) o günahın büyüğünü üstlenen için ise ağır bir azap vardır.[385] | |||||
| 1638 | Nûr 15. Ayet (24:15:2) | تَلَقَّوْنَهُ | تلقونه | telakkavnehu | siz onu alıveriyorsunuz | ل ق ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Hani o iftirayı dilden dile dolaştırıyor; hakkında hiçbir bilginiz olmayan şeyleri ağzınıza alıp söylüyor ve bunu önemsiz bir iş sanıyordunuz. Hâlbuki bu, Allah katında büyük bir günahtır. | |||||
| 1639 | Nûr 15. Ayet (24:15:4) | وَتَقُولُونَ | وتقولون | ve tekûlûne | ve söylüyorsunuz | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Hani o iftirayı dilden dile dolaştırıyor; hakkında hiçbir bilginiz olmayan şeyleri ağzınıza alıp söylüyor ve bunu önemsiz bir iş sanıyordunuz. Hâlbuki bu, Allah katında büyük bir günahtır. | |||||
| 1640 | Nûr 15. Ayet (24:15:11) | وَتَحْسَبُونَهُ | وتحسبونه | ve tahsebûnehu | ve onu sanıyorsunuz | ح س ب |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Hani o iftirayı dilden dile dolaştırıyor; hakkında hiçbir bilginiz olmayan şeyleri ağzınıza alıp söylüyor ve bunu önemsiz bir iş sanıyordunuz. Hâlbuki bu, Allah katında büyük bir günahtır. | |||||
| 1641 | Nûr 19. Ayet (24:19:1) | اِنَّ | ان | inne | şüphesiz | إِنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İnananlar arasında hayâsızlığın yayılmasını arzu eden kimseler var ya; onlar için dünya ve ahirette elem dolu bir azap vardır. Allah bilir, siz bilmezsiniz. | |||||
| 1642 | Nûr 20. Ayet (24:20:6) | وَاَنَّ | وان | ve enne | ve kuşkusuz | أَنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah’ın lütfu ve rahmeti sizin üzerinize olmasaydı ve Allah çok esirgeyici ve çok merhametli olmasaydı, hâliniz nice olurdu? | |||||
| 1643 | Nûr 22. Ayet (24:22:11) | وَالْمَسَاك۪ينَ | والمساكين | vel-mesâkîne | ve yoksullara | س ك ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İçinizden varlık ve servet sahibi kimseler yakınlarına, düşkünlere ve Allah yolunda hicret edenlere (kendi mallarından bir şey) vermeyeceklerine yemin etmesinler. Onlar affetsinler, vazgeçip iyi muamelede bulunsunlar. Allah’ın sizi bağışlamasını arzu etmez misiniz? Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir. | |||||
| 1644 | Nûr 22. Ayet (24:22:17) | وَلْيَصْفَحُواۜ | وليصفحوا | vel-yasfehû | ve hoşgörsünler | ص ف ح |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İçinizden varlık ve servet sahibi kimseler yakınlarına, düşkünlere ve Allah yolunda hicret edenlere (kendi mallarından bir şey) vermeyeceklerine yemin etmesinler. Onlar affetsinler, vazgeçip iyi muamelede bulunsunlar. Allah’ın sizi bağışlamasını arzu etmez misiniz? Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir. | |||||
| 1645 | Nûr 23. Ayet (24:23:1) | اِنَّ | ان | inne | şüphesiz | إِنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 23,24. İffetli ve (haklarında uydurulan kötülüklerden) habersiz mü’min kadınlara zina isnat edenler, gerçekten dünya ve ahirette lânetlenmişlerdir. İşlemiş oldukları günahtan dolayı dillerinin, ellerinin ve ayaklarının kendi aleyhlerine şahitlik edecekleri günde onlara çok büyük bir azap vardır. | |||||
| 1646 | Nûr 25. Ayet (24:25:7) | اَنَّ | ان | enne | şüphesiz | أَنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | O gün Allah, onlara kesinleşmiş cezalarını tastamam verecek ve onlar Allah’ın apaçık bir gerçek olduğunu bileceklerdir. | |||||
| 1647 | Nûr 27. Ayet (24:27:19) | تَذَكَّرُونَ | تذكرون | teżekkerûn(e) | düşünüp anlarsınız | ذ ك ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ey iman edenler! Kendi evlerinizden başka evlere, geldiğinizi hissettirip (izin alıp) ev sahiplerine selâm vermeden girmeyin. Bu davranış sizin için daha hayırlıdır. Düşünüp anlayasınız diye size böyle öğüt veriliyor. | |||||
| 1648 | Nûr 30. Ayet (24:30:6) | وَيَحْفَظُوا | ويحفظوا | ve yahfezû | ve korusunlar | ح ف ظ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Mü’min erkeklere söyle, gözlerini haramdan sakınsınlar, ırzlarını korusunlar. Bu davranış onlar için daha nezihtir. Şüphe yok ki, Allah onların yaptıklarından hakkıyla haberdardır. | |||||
| 1649 | Nûr 30. Ayet (24:30:11) | اِنَّ | ان | inne | şüphesiz | إِنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Mü’min erkeklere söyle, gözlerini haramdan sakınsınlar, ırzlarını korusunlar. Bu davranış onlar için daha nezihtir. Şüphe yok ki, Allah onların yaptıklarından hakkıyla haberdardır. | |||||